“Kâfirler Cehennemde Ebedî Kalıcıdırlar!”
11 Ağustos 2017
Said bin Harise
15 Ağustos 2017

 

TAVİL TAYYİB PAŞA’NIN DİYÂNET-İ ILMÂNİYYE’DEN ŞEDÎD ŞEKVÂSI!

(2)

Tâhir MÂHİR

13)

54 yıl Fettoş, hıristiyan ve yahudi ruhbân ve ahbârı ile, nice yabancı devlet ajan ve siyâsîleri ile iç içe aşna fişne olurken, Allâh Azze’nin Mukaddes ve Muazzez Dînini ne hâllere sokdu; ve içine ne gâvurluklar taşıdı… DİB’den azledilen GÖRMEZ Cenâbları bunları tam da giderayak, “Diyânet Raporu” adı verilen nesne ile ancak ve belki de kerhen ağzına alabildi!.

Bu raporda dile getirilen korkunç Allâh’sızlık, ilhâd ve zındıklıklar, tabiî insanın kanını donduruyor. Bunlar, yıllarca Türkiye ehâlisine bu Fetto sapığının o iğrenç “Ajan-münkir yapısı” olarak dile ve kaleme alınarak neden apaçık anlatılmadı?. Bu global proje mahsûlü, (Bektâşî, mason, kardinal ve ibrânî kabbala sırları) çok az bir yekûn teşkîl eden nasiblilerce ne kadar bilinse de, halkın iyice anlaması biraz daha zaman alacağa benziyor!. Çünki bu ateist rejimde islâmî hassâsiyetler budanarak asgarî seviyeye indirildiğinden, halkın, sarıklı mülhidleri veya ilhâdiyatçı mel’unları lâyıkıyla teşhîsi fevkal’âde zor olmaktadır…

Netîce dönüb dolaşıb, kördüğüm olan her mes’elede olduğu gibi, rejimin ateist (Allâh’sız) oluşu noktasına gelib dayanıyor…

Mukaddes ve Muazzez Hanefî fıkhına göre değil de, 1974’de, Şerbakan’ın, Bilderberg-Kisincer müridi Ecevit’in masonik hükûmetine koltuk değnekliğinden i’tibâren, tutduğu partinin iktidârına göre “Türkiye’yi dâr-ı İslâm veya dâr-ı ikrâh” kategorilerine sokmakda mâhir, üçkâğıtçı ve parti arpalıklarına sülüklenmiş eyyamcı zibidilere bu hakîkatlar aslâ anlatılamaz…

Mülkün temeli ADÂLET olmak zorundadır; müşriğinse (adâleti) muhâldir; o hâlde bu iki asıldan çıkacak zarûrî hüküm, adâletin olmadığı yerde, MÜLKÜN TEMELİ her an ademe mahkûmdur; her türlü terör, kıtâl, fitne ve iflâs, 24 saatin her dakikasına yayılacakdır… Buna siz, Allâh Azze’ye karşı terör, ısyân, tuğyân ve harb i’lânı da deseniz, aynı şeyi söylemiş olursunuz…

Ancak şu kadarı bilinsin ki, Fetto sapığı ile yıllarca (ortaklık kuranlar), bu suç ortaklığını ele vermekde çok zorlandılar; hâlâ da daha o “anonim ortaklığın” sancı ve sıkıntısı ile kıvranıyorlar!!!… Adı geçen (Suç ortaklığını) izâle etmek, politikacı kataküllileri ile ne kadar mümkin olacaksa, o kadar olacakdır!. Ancak hakîkatde, bunun ebedî hayatda, boyunlarda asılı bir YAFTA olarak ebediyyen taşınacağından, bizim, Âhıret’e îmânımız hasebiyle zerre kadar şübhemiz yokdur. Şübhe edenlerin şübhesi de, onların tezkiye ve beraetlerine aslâ medâr olamaz…

14)

GÖRMEZ gibi nice “Prof. maskeli” adamlar, “İlim-milim adamlığı-madamlığı” havalarıyla kendilerini yıllardan beri kamufle etmesini iyi (!) becerdiler!. Politikacılar da, günlük şirret politika çukurlarına gömülüb başlarını yukarıya kaldırmakdan âciz oldukları içün, pekçok hakîkatları görüb takîb edemediler; veya etmek işlerine gelmediği içün kulakları üzerine yatmayı yeğlediler!. Tabiîdir ki, olan millet ve memlekete oldu!. Politikacıların derdi ise, ne millet ve ne de memleketdir; onların birtek tevakkuf ve temerküz etdikleri husus, binbir şeytanlıkla (oy) soygunu; ve koltuğa giden yolu, binbir katakülli ile açabilmek…

Böylelikle, Allâh’ın Mukaddes Dîni üzerinde futbol maçı yapmak, her önüne gelenin pek kolayına gitdi; ve bu mübtezelliğin önünü gene politikacılar açdı… “Sarıklı bir takım polika cambazları” ile nice ilahyapyatçı sahteler de, gerek Türkiye’deki Abant’larda ve gerekse yurt dışındaki karanlık gâvur menfezlerinde nice rezillikler sergilemekden zerre kadar hayâ ve îmân sancısı çekmediler…

15)

Biraz gerilere gidersek, 2008’ler gibi…

“Kur’ân-ı Kerîm’i” keyfî, indî, nefsî, i’tibârî, izâfî ve şeytânî emellere uydurmak ve tahrîf etmek ve bunları da “İlim-milim” ambalajlarına sararak insanlara sunmak nasıl oluyormuş, buna da bir misâl verelim istersek, aşağıda Frankfurt’la alâkalı haberi mütalâa etmek fâideli olacakdır:

“Almanya’da, Frankfurt Goethe Üniversitesi’nde, ‘İslam’ın Manevi Mirası: Günümüzde Kuran’ başlıklı bir sempozyum düzenlendi. Sempozyuma otuz ilim adamı katıldı. Çağdaş ve modernist Kur’ân okumaları değerlendirildi.”

Sempozyum dedikleri fitne çarkının evvela adı bile şirk püsküren bir meymenetsizlikde… Hâle bakın ve şuuraltına gizlice verilmek istenen (Şimdi gâvurca hevesiyle ağızlardaki subliminal) mesaja bakınız: “İslâm’ın Manevi Mîrâsı Kur’ân!”

İyi ki, Ankara’nın gözbebeği gâvurcuklar: “Arkeolojik kazılarda çıkan İslâm iskeleti Kur’ân!” dememişler!.

Bre Allâh’sızlar!

Allâh Azze ve Celle Hazretleri’nin KADÎM ve KIYÂMET’e kadar BÂKÎ Mutlak Hakîkat demek olan kitâbı, ne zamandan beri “Manevî Mîrâsdır!?”

Bunları, o gâvur mıntıka-i memnûası olan sempozyumlara giderek Haçlı bilmem nesi öpecek kadar bayağılaşan DİB’çiler kabûl etdiklerine göre, bu heriflere de biz, ne zamandan beri “Müslüman” gözü ile bakacağız!?. Tenâkuzlu îmanlarının tekfîr etdiği nice adam ve madamları, bizler nasıl “Müslüman” kabûl edecek mişiz?!. Bizim, “Tekfîri vâcib olanı tekfîr etmeyen de (Tekfir) edilir” şeklindeki akâid kâidemizi, nice “Müslüman” görünen müşrik ve mülhîd beğenmiyomuş diye, bundan vazgeçeceğimizi mi hayâl ediyorlar!?… Bize dînimizi,  artık (Müslüman geçinen müşrikler) mi öğretecekmiş!?

Kadîm Kelâm Kur’ân-ı Azîmüşşân’a “Manevî Mîrâs” demek, gâvurun işi; bunu dinlemek de DİB’çinin bilmem nesi mi olacakmış!? Artık Kur’ân-ı Azîmüşşân’a “Ma’nevî mîrâs” iftirâsı savurmak, O’nun, maddî işleyişini kabûl etmemek; tatbik kâbiliyyetinin kalmadığını, “milletleri ve hükûmetleri idâre edemez olduğunu” beyânla, artık O’nun bir işe yaramazlığını dünyâya i’lân etmekdir…

İşte, 2008’lerdeki Fettoşizmin, azgınlıkda evc-i bâlâsına çıkdığı zamanlarda, DİB’cilerle T.C.’nin iştirâk etdiği (Sempozyum) fâciası…

Mes’ûl ara ki bulasın! Bütün o zamanın idârecileri ve bürokrasisi, sütden çıkmış AK kaşık; veya AK fırka!

“İlim-milim adam ve madamları” ile DİB, nerelerde FİNKATIYORMUŞ meğer? Sandık (man..ğı) yapılan ehâli-i etrak ve ekrâdın bunlardan haberi oluyor muymuş?!

Millet her gün bir haltın peşine takılıb onlarla oyalanırken, yani gözünün önüne konulan o çöple, ORMANI  nasıl görecek?

Millet bal gibi idâre ediliyor, idâre…  Çocukluğumuzda “İdârelik” petrol lambaları vardı, helâya giderken, geceyarısı işe yararlardı!.. Onların (idâresi) cinsinden idâre!!!. Şimdi bu “İdârelik” lambalar petrolle değil, elektrik enerjisi ile işliyen AMPULLER oldu; insanlara helâların değil ama, geceyarıları 6 yıldızlı otellerin yollarını gösteriyor, oraların yollarını ışıtıyor!

“Çağ atlıyoruz, çağı yakalıyoruz, “Muâsın Medeniyetin Orasına çıkıb” kendimizi isbât edeceğiz!” ya hani…

Dangalaklar sürüsü “Kral Çıplak” diyemedikleri müddetçe, daha çoook burunlarından sürtüleceklerdir!.

16)

Haberde geçen bir cümleden şu çıkıyor:

“Kelâm-ı Kadîm hakkındaki “Değerlendirmeleri” Nasrânî ve ateist Haçlı merkez ve mihrâkları yapacakdır!”

Vah vah, Anadolu’da “Müslüman ilim-milim adam ve madamı” geçinen melâhide, kendi içlerinden bir Martin Luter bile çıkaramıyacak kadar acûzedir; ve bunu bile Haçlı mihrâkların mürebbiyeliğinde irtikâb edebilmektedir!

Minârenin tepesinden düşüş başladı mı, kuyunun dibine kadar da inilebilir diye işte buna denir!

Lâanehumullâh!

Adı “Sempozyum” ve bilmem ne olan bu ictimâ’ların hiçbirisi sûret-i kat’iyyede İslâmiyyet lehine değildir; tam tersine, global şeytanların “İlim süsü vererek” İslâmiyyet’in altını oyma hâinlik ve alçaklıklarıdır… Buralara katılan ilhâdiyatçı oryantalist çömezlerin, aşağıda görüleceği üzere hepsinin de, Haçlı Batı şebekeleri ile çok yakın uzvî bağları vardır; ve bir nevi o Avrupalı gâvurların (uş.ğı) ve (hizm.tçisi)dirler:

“Üç gün süren sempozyumu, İslam Dini Vakıf Profesörlüğü ve İslam Araştırmalarını Teşvik Topluluğu (GEFIS) düzenledi. Programın açılış oturumunda Johann Wolfgang Goethe Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Rudolf Steinberg ve Frankfurt Üniversitesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Christian Troll’in yanısıra Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Mehmet Görmez’de bir konuşma yaptı.”

Dikkat edelim ki sene 2008… GÖRMEZ adı Fettoşizmin en azgın olduğu zamanlarda, nerelerde dolaşıyor ve hangi haçlı menfezlerinde geziyor!? Yani 9 yıl evvel!.

Türkiye’deki bütün cevâmi’, mesâcid, minber ve mihrabları ve 1000 yıllık dînî mîrâsı bu GÖRMEZ’e teslîm edenler!

Nasılsınız, eyi misiniz?

Şimdi ise:

“Gençlere Diyânet, İslâmiyyet’i en güzel şekilde öğretmeliymiş!”

Çok güzel de (!) o laik cumbokrasi politikasının yani ateist felsefenin emir kulu, me’mûr ve mahkûmu bulunan o DİB denen yere, evet, onlara İSLÂMİYYET’İ KİM ÖĞRETECEK???!!!

Anayasanızla “Laiklik ilkesi doğrultusunda” yürümeye, yemeye, içmeye, oturub kalkmaya, konuşub susmaya, gezib tozmaya, modern ve uyduruk fetavâlar düzmeye me’mûr ve mahkûm DİB’inize,  “Îmân etmeyi, kelime-i tevhîd çektirmeyi ve ihtidâ etmesini” kim ta’lîm ve telkîn edecek!?

Sempozyumu “Düzenleyenlere” ve hatiblere bakılırsa; “İslâm” adının nerede ve kimler tarafından, nasıl ve ne içün, hangi istikâmetde kullanıldığına kadar düşünülecek ve dikkat edilecek olursa, bütün bunlar gösterir ki, Türkiye’deki (İlhâdiyatçı) gürûhunun sevk ve idâre merkezleri apaçık ortaya çıkar…

…………………………..

17)

Şimdi de gelelim, mes’elenin en kahreden ve içde kaynayan nice hâinleri kimlerin ta’lim ve terbiyeden geçirerek İslâmiyyet’in altını oyma projelerinin kimler tarafından kimlere nerelerde tatbik edildiği bamteli noktasına:

“Cizvit teolog Prof. Dr. Felix Körner Ankara’da yaşıyor ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde ‘Yeni Hermeneutik Kuramlar’ konusunda çalışmalar yapıyor. Kendisi aynı zamanda Ankara-Ulus’taki Katolik kilisesinin papazı ve Katolik kilisesi diyalog sorumlusu. Geçtiğimiz günlerde rahip Felix Körner’in Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hadis projesine danışmanlık yaptığı ileri sürülmüş, ayrıca Diyanet imamlarına ‘AB uyum’ dersleri/seminerleri verdiği iddia edilmişti.”

Kaynak: www.darulhikme.org.tr ve Qantara.de

(22.07.2008)

Kaynak: http://www.timeturk.com/tr/2008/07/22/cizvit-papazi-korner-den-tarihselcilere-elestiri.html#.VRH2HE05lfw

Evet, Cizvit Papazı Prof. Felix Körner ve onun “Hadis ayıklama danışmanlığı ve Diyânet imamlarına ders ve seminerler vermesi” haberleri ise, adamın kanını donduruyor…

Şu vesîkalar da isbât ediyor ki, Fettoş’un hedef ittihâz etdiği İslâmiyyet’in yehûdiyyet ve nasrâniyyet hesâbına yepyeni kalıplara dökülerek ortadan kaldırılması işi, global bir projedir; ve bunun, DİB ve ilhâdiyyât fakültelerindeki kriptoları da, Fettoşla aynı hedeflere varma prensiplerinde tam bir ayniyet içindedirler…

Fetto ile mücâdelenin sâdece adı var ama, kendisi nerededir? CB’nının, bunu gören gözleri de olmalı değil midir?.

Bugün İslâm Dîni üzerindeki, medya, internet, “Sosyal Medya”, ekran melâhidesi ve ilhâdiyatçı mülhidlerin, tahrîfât, tağyîrât ve tebdîlâtı; ve bu aziz ve mutlak Hakk Dîn’e yapılan hücûm, hakâret, saldırı, iftirâ ve karalamalar; târîhin hiçbir devrinde bu kadar aleniyyet, hayâsızlık, hâinlik, kahpelik, kalleşlik, puştluk, kâfirlik, müşriklik ve şirretlik kesbetmemişdir…

Laik, demo-cumbokrat rejim, bütün bunlara elbetde müdâhale edemez ve sâdece keyifle seyreder!. Çünki “Devletle DÎN biribirinin sâhasına girib müdâhale edemez!” diyor… Fakat tatbikatda ise, rejim dinin anasını da belleyecek şekilde ona müdâhale eder; ancak DÎN, rejimin kılına bile müdâhale edemez, terbiyeli maymun gibi onun her emrine âmâde ve muti’dir…

Bu memleketde her saat başı İslâmiyyet’in aşındırıla aşındırıla yok edildiğini kaç “Müslümanım” diyen kişi fehm ü idrâk edebilmektedir?

Haçlının vitrine koyduğu manken Fettoşa bakmakdan, kimse arka tarafdaki Haçlı-yahudi cebhesini göremiyor; ve üstelik Yahudi ve mason Fetto’nun Pensilvanya’da ABD kucağında palazlandırıldığını zannediyor!. Halbuki Fettoş cesediyle Pensilvanya’da olsa da, İslâmiyyet’in köküne kibrit suyu dökme ve tahrîf yahudileşmesiyle, nice ilhâdiyyatçının, ekran iblisinin, DİB Körmez’inin, “Kur’an yeter” deyici eşşek uzvu pisliğin, Boku-yan necâsetin, Tas-hamam kâzuratın ve benzeri İbni Sebe ve Ebû Cehil dölünün ervâh-ı habîsinde yaşatılmaktadır!

O zaman İslâmiyyet’e yapılan binbir alçaklık içindeki hakâret ve tahrifâta kim, hangi helâl süt emmiş bir menci’ (Müeyyide) tatbik edebilecekdir?

17)

İşte bugün İslâmiyyet, eli kolu bağlı, linç edilmeye müheyyâ bir noktada, çarmıha çakılmış bir vaz’iyyetde mahkûm bulunuyor!. Ancak manzaranın adı:

“Çağdaş lâyık cumbokrasidir, dîn ve vicdân hürriyetidir; iftâr sofralarında besili danaya dönme serbestîsidir; kurbanda da, hayvan boğazlama ve küp içün kıyma furyasıdır; Ramazan programı adı altında kurusıkı isrâiliyyât ve hurâfât püsküren şia ve vehhâbiyye yanaşmalığıdır; Tv kanalizasyonlarında, “Dînî sohbet” adı altında bir takım hoca kılıklı uçkuru düşük çamurların, makyaj badanasından geçmiş dekolte kancıklarla göz göze geyik mahabbetidir; v.s. !.”

94 yıllık “Lâyık cumbokrasi kazanımları” bugün bu noktalara tırmanmışdır! Hele Şerbakan’ın 1974’de imzaladığı “Vehhâbî Kültür anlaşmasından” beri, “Rejimin Katakülli Dindar (!) lığı” ise, vehhâbî-şîa-Vatikan-diyalog- telfîk ve bütün bunların hepsinin ilkâhından peydahlanan, hilkat garîbesi FETTOŞİZMA kuduruğu…

Hiç kimse, alışdığı kenef bataklığına akordu sebebiyle bu manzarayı görmek istememezlik yapamaz; manzara bu, hatta bundan da çok beterdir…

Hâl böyle olunca:

“Ben laik ve demokratım; ve cumhûriyeti ilelebed yaşatacak bir CB’yım; 4 Hakk Dîn vardır; Dîne dayalı devlet sistemine karşıyız; Sünnîlik İslâm Âlemi içün tehdiddir; Eşcinsel vatandaşlarımızın HAKKLARINI da güvence altına almak ŞARTDIR; v.s.!” diyen bir zâtdan, İslâmiyyet’in muhâmîsi ve müdâfii olmasını; yani O’nu, “Halîfe-i Müslimîn-Ülülemr-Emiru’l-Mü’minîn” tasavvur etmek, koskoca bir abes değil midir?!.

O zaman da:

“İslâm’ı, vatan evlâdı çocuklarımıza en güzel şekilde anlatmak!!!”

Kimin, hangi DİB’çinin, hangi ilhâdiyatçının, hangi adam ve madamın vazife-i asliyesi olacakdır?!

“Laikim” diyen bir rejim, neden ve hangi hakla müslümanların çocuklarına ders anlatabilecek; bunu hangi esaslara binâ ederek, vahyin bütün beşerî sistem ve rejimleri reddeden en ana ve temel “LÂ İLÂHE…” kânûnunu sulandırmadan, tahrîf ve tağyîr etmeden nasıl yürütebilecek ve becerebilecekdir!? Buna zerre kadar imkân olabilir mi? Rejim, neden gözüne İslâmiyyet’i kestirmişdir de, yehûdiyyet ve nasrâniyyete gıkını bile çıkaramamaktadır!?

Hâl böyle olunca CB’nın:

“İslâm’ı, vatan evlâdı çocuklarımıza hem de DİB ile en güzel şekilde anlatmak!!!”

Tarzındaki sözleri, ya halka elma şekeri yalatmak ve onları oyalamakdır; veya zât-ı devletlileri hayâl âleminde, hakîkatları görmeden veya göremeden konuşmakda ve güzel mi güzel, “En güzel şekilde” romantik manzaralar resmetme peşindedir…

Hangi İslâm’ı KİM, NASIL ANLATACAK?

Hakîkî manzara, fevkal’âde korkunçdur; ve tehlikeli uçurumlarıyla da insana dehşet verici keyfiyetdedir….

(Mâba’di var)

İntişârı: 12.08.2017 / 20:42:26

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir