Umûma Nâzil Olacak Belâ Hakkında Ahkâm-ı Kur’âniye
2 Temmuz 2020
Ayasofya’da İkindi
11 Temmuz 2020

MODERN MÜCTEHİD VE ŞEYH, DERVİŞ, DEMBOKRAT, CUMHURİYETÇİ, İLÂHİYATÇI, DOKTOR, PROFESÖR, HACI, PARTİCİ, FEMİNİST VE KEZÂ…

(1)

Tâhir MÂHİR

ŞEYH MÜCTEHİD’İMİZE GÖRE MÜSLÜMANIN VE GERÇEK İNKILÂBIN TA’RÎFİ:

“Dindar insan her şeyi dînine uygun olarak yapma hakkına da sâhip işin aslında.. İstediği gibi giyinir, istediği gibi örtünür, istediği gibi kazanır, yâni içkiden, afyondan, domuzdan uzak durur; istediği fikri taşır, taşıdığı fikri söyler, söylediğini yapmak için teşkilatlanır, parti kurar, çoğunluk sağlarsa hükümeti kurar, istediği kânunu çıkarır… Kimse gık diyemez. Gerçek lâiklik, gerçek demokrasi, gerçek cumhuriyet gerçek Avrupalılık, gerçek inkılap bu…” (Kadın ve Âile Haziran 1997)

*

Prefesör ve Ahırsâmân ü zemân Şeyhine göre “Müslüman istediği gibi” keyfe mâyeşâ’ yaşarmış! Cümlenin ucu öylesine açık ki, nereye çeksen oraya gidecek kadar politik ve lastikli… Şerîatla mukayyed zaman artık çok gerilerde kaldığı içün, her nâneyi zemana uygun “İstediği gibi” yiyebilirsin de desen mâni’ yok!

Daha?

O modern ve şıkıdım müslüman veya SÜSLÜMANIN, Antik Yunan Aklının ifrâzâtı olan ve Fr.–ABD ihtilâllerinin de o ifrâzâtı süzerek hap yapdığı ve “Dembokratik Kongo’ya” kadar yutdurmuş olduğu Dembokrasiye îmânı varsa, o bile bu dembokratik düzen içinde parti dahî kurarmış!

Daha?

(İmâm-ı Gazalî ile LGBT’li “vatandaşını” aynı kıymetde gören Dembokrasinin) KELLE sayısını da tutturursa, davul zurna refâkatinde sokak sokak dolaşıb, göbek ata ata HÖKÛMÂT-I Cumhûriyye’yi bile kurarmış!

 Daha?

Allâh Azze ve Celle’nin nizâmını kâfî görmiyeceğinden, öteki parti tanrıları gibi ve onlarla sidik yarışına ve lâf ishâl savaşlarına da girerek, aslanlı yolda bilmem nesinin tepesine baka baka yürür, mozolede kıyâma durur ve animist ritüellerle  ata ruhlarını çağırıb onlarla irtibâta bile geçermiş!

Daha?

Diğer parti-pırtı tanrılarıyla hırlaşıb zırlaşma ve zıdlaşmalar sonunda, ıkına ıkına “İstediği kânûn-ı ılmâniyye ve ilhâdiyyeyi” çıkarırmış!. Bundan sonra da evrâd u ezkârını hiç kaçırmaz, dersini ve mersini hiç hatırından çıkarmazmış!

 Daha?

“Kimse gık diyemezmiş?” 

Hayâl bu ya, Prefesör Ahırsâmân ü zemân Şeyhi iyi gaza gelmiş, istidrâc kabilinden bulutların üstünde başka damadların sihaları gibi uçuyor!. Leş kargaları “gak gak” demeyi bıakın, “gık gık” bile diyemezmişşş!

Daha?

En mühimi de, müslüman, “GERÇEĞİNE ÂŞIK ve TÂLİB OLARAK, LAİKLİĞİN, DEMBOKRASİNİN, CUMBOKRASİNİN, AVRUPALILIĞIN VE DEVRİMLERİN İŞTE BÖYLESİNE TUTKUNU VE MÜDÂFİİ OLURMUŞ!”

Kölesi olduğum Nakşiyye-Hâlidiyye-Zıyâiyye silsilesi, “Sohbeti, semm-i katil olan” hangi “Şeyh-i nâkısların” avucuna düşdü?..

 “Mürîd-i Mürtedd” dediği Şerbokânîler sistemle aheng kurub, nice dembokratik saltanat makamlarını kapış kapış kapatırken, Es’adîler kollarını kavuşturub onları seyrederse, bundan büyük felâket ve helâket olur mu?.

Merhûm Muhammed Zâhid Efendinin vefât senesi olan 1980’den 17 sene sonra yukarıdaki satırları yazan Modern Şeyh, Merhûm’un vefâtından 15 yıl sonra da, 1995’de, bakınız ilâhî “Müslüman” kelimesini nasıl Beşerî-Yonânî “Dembokrasinin” kucağına oturtuyor:

“Coşan, 1995’te (Yusuf Bozkurt Özal) ve (Korkut Özal’la) temasa geçerek, MÜSLÜMAN DEMOKRAT parti kurmayı düşündü, ancak bunu hayata geçiremedi.” https://www.milliyet.com.tr/gundem/naksibendi-tarikati-yasta-5291403

Modern ve Prefesör Şeyhi sâdece avâmı tatmîn eden konuşma ve kürsü vaazları ile uçuranlar, tabii onun (derin politik) ince ayar taraflarını bilmezler!. Bunlar hep, yüksek ve kaba postlardakilerin (!) mevzuu, bulunduğundan çok ötelerde, mürîdân u tirîdânın “Nazar-ı ihlâs ve keşfiyyâtından” uzakda ve böyyük esrâr içinde, â’lâ ve muallâ mesâil-i zâdegân olarak kotarması demekdir!. Mürîdân u tirîdânın, bu kabil politik, inci ve ince ayar, ahkâm-ı Sultâniyye ve makâmât-ı ulviyyeye müteallık mesâil ile meşgûliyyetleri aslâ câizâtdan olmayub, onlar emre a’mâde ve itâate müheyyâ “ver denileni vermeye” hâzır, ehl-i dîl ve gül fidanlarıdır!. Onların gözü önünde açık-saçık (politika süfliyyât veya küfriyyâtı) ile iştigâl, seyr-i sülük-ı rûhânîde kısa devreye ve sigorta atmalarına sebeb olacağından, “hafiyyen-gizli gizli-samanaltı veya samanyolu” metodoloji âdâb u esrârı ile kotarılması mendub ve müstehab mesâil-i şer’iyyeden olsa gerekdir, deyû ictihâd edilmişdir!

PARA-LAMENTO TANRILAR ve TANRIÇALAR MECLİSİNDE BİR TAHAYYÜL SAFÂSI SÜRSEK!

Prefesör ve modern Şeyh Efendi o kadar Para-lamento üzerinden “Vatan ve milleti kurtarmak” azm-i kavîsindedir ki, kızların hukukda okuyanları, PARTİ-pırtılardan “aday olmalı”dır!

Başka?

Seçim çalışmaları içün kaşerlenmiş erkek particilerin kafeslerinde bıldırcın gibi görücüye çıkarılmalı; onlara, dembokratik propagandalar, îcâbederse ev ev, kapı kapı, zili çalanlara evdekilerin sunturlu kü.ürlerini yiye yiye yaptırılmalıdır! Böylece muhtelit yaşama haramı delinmeli, (harem-selâmlık-tesettür) gibi farzlar rafa kaldırılmalı ve dembokratik ZAFERLER kazanılmalı ve o kızlar “SEÇİLMELİ…” 

Evet (seçilmeli) ve mazbatalarını ellerine ve kucaklarına alıb paralamentonun yollarına salıverilmeli imişşş!

Başka?

Sonra, o kızlarsağ ayaklarıyla ve huzur-ı kalb ile tâ yürekden bir nakşî besmelesi çekerek, sâdât-ı kirâma sür’atle râbıta eyliyerek çarşaf ve peçeleriyle dembokrasi dîninin MA’BED-İ MUHTEŞEMİ OLAN “MECLİSE GİRMELİ…” imişşşş!

Daha?

Oradaki ceylan derisi koltuklara da öyle bir oturuşla oturmalılarmış ki, “Hah şimdi biz geldik ve bütün derdlere dermân olacağız! DEVÂ Partisi Partikülleri bile bizim PARTİNİN karşısında devâ değil EZÂ gibi kalacaktır; ve bizler FEZÂ kadar geniş yüreğimizle CEFÂ çekmiş milletimizin kurtarıcıları olacağız!” demelilermiş!

Daha?

Demelilermiş ki:

 “İşkenceci Kenan Anayasası doğrultusunda (Kânunlar, hükümler, farzlar, haramlar, mubahlar va’zederek) ve “imtiyâz-ı rubûbiyyeti” omuzlarına emânet almış tanrıçalar olarak, her şeyi, her şeyine kadar şey ederek, şeye kavuşturacak ve şey oğluşey ve seyhkızışeyh olarak toprak üstündekilere örnek, toprak altındaki ev hanımı yüzmilyonlara da YÜZAKI olacağız!” demelilermişşş!

Daha?

Meclisdeki “İNSAN HAKLARI DÜŞMANLARI İLE DE MÜCÂDELE ETMELİLER!”  imiş, mişşş!.. Ashab’ın torunları, Alpaslan, Fâtih ve Yavuzların anlı ve şanlı ahfâdı olarak düşmanlarla kıyasıya bir mücâdele ki, böylesi bir tanrıçalar savletini, cihân hiç görmemiş ve duymamış ola!

Bazı yazdıklarımıza “iftirâ” diyen dünyâdan habersiz bir takım müslim ve müslimeler, acaba şu son derece modern ve dembokrat Prefesör Şeyhin vesîka çapındaki aşağıdaki satırlarına ne diyeceklerdir?

Bizi bugüne kadarki dembokratik esâret standartları zerre kadar alâkadâr etmez. Biz 4 delîl ile müctehid imamların önümüze koyduğu Şerîat-ı Garrâ-yı Ahmediyye’ye bakarız, zerre kadar başkasına değil… Biz, insana, şeyhe meyhe, muharrir bilmem kim püsküllüsüne, bilmem kim politikacısına, falan cübbeliye, filan ilhâdiyat pirefesörü veya DİB’iş sarıklısına göre İSLÂMİYET anlayış ve îmânına değil; Şerîat’ın kânunlarına göre ins ü cinne kıymet biçeriz… Yoksa, bugünki, “Diliyle müslüman, kalbiyle dembokrat” çakma ve ucûbe (Süslüman) nesiller ortalığı istilâ eder; ve bunun adı da “İSLÂMSIZLIĞIN” tâ kendisi olur!  Biz Abdülhamid Cennetmekân zamanı Müslümanlığını da biliriz; Cumhûriyet zamanı SÜSLÜMANLIĞINI yani İslâmsızlığını da…

Prefesör Şeyh, HOCASI MERHÛMUN vefâtından sonra Rahmetlinin söylediklerinin tam tersini söylerse, o zaman bunlara susub “Dilsiz ŞEYTAN olmayı” dileyen boynuna yular gibi geçirir ve güle oynıya yoluna devâm eder… Biz, boynuna yuları, yani YÂSÎN 8. âyetdeki (AĞLÂL’i) geçirerek üç-beş kademeden sonra Globalizme o yularlarla bağlananlar familyasından değiliz… Aslâ  da olamayız! Bu iş çocuk oyunu ve oyuncağı değildir! 

HAYDİ KIZLAR SEÇİM MEYDANLARINA, ORADAN DA PARALAMENTO TANRIÇALIĞINA…

Şeyh-i Prefesör, noktasına kadar aynen ve alenen ve alâmeleinnâs şöyle kitâbet eyliyor:

“Gönül isterdi ki HUKUK FAKÜLTESİ gibi meslekî bakımdan uygun bazı öğretim kurumlarında TAHSİL GÖRMEKDE OLAN MAĞDUR KIZLARIMIZDAN BİR KISMI ADAY OLSUN, SEÇİLSİN, MECLİSE GİRSİN VE ORADAKİ İNSAN HAKLARI DÜŞMANLARI İLE MÜCÂDELE ETSİN.” (Yeni Ufuklar, 1992, s. 202)

Bu satırları, Merhûm Muhammed Zâhid Efendi görseydi, acebâ Şeyho’nun hâli nicolurdu?.

Şeyhlerle müteşeyyihleri ayıramıyanlar, mürşid seçerken inada değil, hakîkatlara bakarlarsa, şeytana maskara olmakdan da kurtulurlar…

O kızlar oraya girdiler mi, erkeklere öyle bir benzer ve öyle bir dişlenib “Cinsiyet Eşitliği” madamı olurlar ki, Közlem Çengin gibi her biri 10 erkeği mendil cebinden bir taksitde çıkarıb sallar; ve masanın üzerinde de  sarızeybek gibi oynatırlar!

PARALAMENTO BİRLEŞİK OTURUMUNDA ŞEYHO SÖZ ALIR VE OTURUM OTURULMAZ OLUR!

Biz muhayyilemizi bu gariban kızlar içün değil de, Modern ve Prefesör Şeyhler içün işletsek nasıl olur? Sanki ru’yâ gibi bir şey!. Hani yakaza hâlinde de denir mi bilemem! “Bir varmış bir yokmuş” der gibi de deseniz farketmez…

Kâriîn-i Kirâm bir an tahayyül buyursun:

“Müslüman Dembokrat Parti Genel Başkanı” Prefesör Ahırsâmân ve ZEMÂN, SAYIN İstanbul (Makarr-ı HILÂFET) Milletvekili Sayın Masad BOŞAN Kürsüye da’vet edilmiş ve “Çoklu ve (.oklu) BARO” mevzuunda târîhî hıtâbesini îrâd buyurmaktadır:

“–Sayın milletvekilleri! (Yani, Allâh Azze ve Celle YERİNE VÂZI’-I HÜKÜM cumhuriyet ve dembokrasimizin dokunulmaz ve ellenmez tanrıları!)

“Hepinizi saygı, sevgi ve mahabbetle selâmlıyor, hiç sevmediğim Şerbakan Hoca gibi cümlenizi bağrıma basıyorum!

Sizler, gâzî meclisin şakıyan bülbülleri, hanım kardeşlerimiz de misk ü amber kokan güllerisiniz!”

(Bütün sıralardan “bravo molla!” sesleri…)

Şeyho devam eder:

“Sükûnetle ve kardeşçe bu Feto-Nato-Zarto ve Zırto bilhassa BARO gibi dembokratik mevzuları, el birliği ile ele alırsak, ellerimiz dert görmez, ele-dile düşmez ve çok yararlı hızmetler veririz! Elhamdülillâh hepimiz müslümanız ve demokrasiye gönülden îmân edib bağlanmışız!..”

(CHAP-HDAP ve MADAMA-P sıralarından sataşmalar… AKAP’lilerden “Yavaş ol molla desinler!” ürküntüleri…)

Bazı dokunulmaz ve ellenmez tanrılardan sataşmalar:

 “–Ne müslümanı l.n!.. Sen tekkeye git, dembokrat molla! Kendini kolla! Dembokratik Vatan Hâini! Susturun şu dembokratik şeyhi! Türkiye Şeyhler müridler, dervişler, geviş getirenler, türbeli-takkeli cübbeliler ülkesi olamaz! Artık türbe yok, dembokratik türbe yani mozole var! Feto cübbesine paydos, dembokatik Baro cübbesine evet! Dembokratik Yobaz!. Dembokratik Cumhuriyet düşmanı! Mozole’de bile dudakları kıpır kıpır zikreden Dembokratik softa! Hangi devirdeyiz u.an?.”

“–Tayyib Raiz bile “14-15 asır evvelki hükümleri kalkıb bugün uygulayamazsın, böyle şey olmaz” derken, hepimizin müslüman olduğu da nerden çıkdı? Türkiye laikdir laik kalacaaaaak! Senin burda ne işin var?.” sesleri..

( Bağırtı, çağırtı, anı.tı ve hırıltılar… Sıra kapaklarını kırarcasına vurmalar… Bazı madamlarda baygınlık hâlleri… Gözü kararan Marrâlo Madâmo altını ıslatmak üzeredir! )

Prefesör Şeyho-Moder-nato-Dembokrato ise şaşkın, ürkek, mütereddid, mütehayyir ve müzebzeb devâm eder:

“—Arkadaşlar! Biz hepimiz elhamdülillah müslümanız, Horasan erleriyiz!”

Harlı Dembokrasi Partisi illetvekîli Homoço Çocukoğlu bağırır:

“—Herif hâlâ Müslümanlık diyor yav! Müslaman değiliz u.an! Biz sapına kadar möcalanistiz!  Horasan-Hasan-Taşan-Coşan tanımayız molla! Mollalar İran’a..” bağırışma ve höykürüşleri…

Şeyho çok kibardır, ancak şaşkınlık alâmetleri de başlamamış değildir:

“—Sayın Başkanım! Bu sayın arkadaşlarımız beni konuşturmuyor, lütfen söz hakkımın kutsal ve putsal olduğunu kendilerine hatırlatır mısınız?”

Başkan:

“–Devam edin siz Şeyhim! Bugün hatlar karışık, Baro derken arkadaşların aklanı FETO geliyor! Siz devam edin lütfen! Onların hergünki hâli bu, ben alışdım, sizi de alıştırır ve kendilerine benzetirler, merak buyurmayın efendim! Devam edin Lütfen!.. Arkadaşlar! Kıymetli ve möhderem Prefesör Şeyhimizi iyi ve can kulağıyla dinliyelim. Söz kesen baş keser! Kendileri Seyyidlerdendir! Çok esrârengiz ve kıymetli komplo teorilerinden bahsedecekler lütfen!”

Şeyho:

“—Sayın tanrıdaşlarım, sevgili arkadaşlarım! Bizler burada Orgenerallikden erliğe terfi etdirdiğimiz (!) işkenceci Kenan kardeşimizin anayasasına göre kânun yapıyoruz, emirler, yasaklar, helaller, haramlar, farzlar ve neler ve neler, herşeyi kitabımız olan o anayasamıza göre ve “imtiyâz-ı RUBÛBİYYETİ” boynumuza gravato (ağlâl) gibi geçirmiş olarak ve kılı kırk yararak, el ve ayak birliği içinde ve.. ve bir ibâdet aşkı ve alperen (Yesevî ve Hacı Bektaş) vecdi ile yapıyoruz!. Çok saygıdeğer müridlerim, afv buyrun sürç-i lisân eyledikse ma’zûr görünüz, möhderem dembokrat arkadaşlarım!     Konumuz ve konumumuz Baro! Çoklu baro daha demokratik, elektronik, manyetik ve teokratik cihetlere sâhib.. Dolayısıyla dinimizce de câiz olub, insan hakları, dişi-madam hakları, tanrı-tanrıça hakları, homo-feto hakları gibi bütün haklarla da aheng içindedir, dolayısıyla avukat ve ağutat haklarına daha münâsibdir!”

Aklı Kaypak Partisi illetvekîli Madam Közlem Çengin, kart sesi ve kıpışkıpış gözleriyle öyle bir bağırtı ile ortalığa bomba gibi düşer ki, paralamento üzerinden Feto jetleri geçdi sanılır, herkesin yüreği ağzından fırlar gibi olmuşdur:

“–Sen avukat değilsin ne anlarsın bu işden arkadaşım! Git dergâhına teşbih çek! Burda fetvâ, mistik seanslar, hılâfet-rûhâniyet sökmez! İran’a git İran’a, Rûhânî-Sancânî-Gurbânî ve Hercâî hepsi orada, İran’a İran’a, hadi ordan! Sayın Başkanım! Bu arkadaş Prefesör olmuş ama amortisör olamamış! Çok sarsıntı yapıyor! Susturun bu dembokratik îmâlât hatâsını, rica ediyorum! Burası câmi kürsüsü değil, dembokrasi ma’bedi! Burayı kimse Ayasofya gibi müze ve meze yapamaz! Burada ezan sesi olmaz! Burada, KADEHÇİ madamlarla Eşcinsel Çok sayın vatandaşlarımızın hür ve “cinsiyet eşitliği” içün vuran kalb atışları duyulur! Bu Şeyho arkadaş yanlış adresde bulunuyor! Sayın Başkanım! Bunu kendisine “Anayasamızın değiştirilmesi teklif dahî edilemez” doğmaları adına anlatınız! Bu Şeyho arkadaş BARO-Feto işlerinden anlamaz! Ben avukatım, baro işi boru işi ve Şeyho işi değildir! Ben çok meşhur ağu-katanım olarak.. evet, üzerine basa basa îcâbederse ayağımın sipsivri topuğu altında eze eze söylerim ki, bunlar benim işim! Bu şeyho üstelik, feministlik ve “cinsiyet eşitliği ve eşikliği” kursundan iki saat bile süzülüb geçmemiş! Bizim dembokratik KADEH tokuşturma seanslarına gönderin bunu.. Biraz okşansın ve ehlîleştirsinler orada!”

“Şeyho:

“—Sayın ve tanrısal arkadaşlar! Lütfen dinlerseniz, çok şeyler öğreneceksiniz! Közlem Çengin Madam kardeşimin haklı olduğu yerler olabilir! Bendeniz her doğru fikirde olanın yanında, bana bir harf öğretenin köleliğinde olan bir ilim ve bilim ve milim adamıyım!

Közlem Çengin kardeşim cins-i lâtîfe hass lâtîf bir üslûbla itâle-i lisân etmeden bendenize bir adım yaklaşsaydı bendeniz ona 10 adım birden zıplardım! Bu dembokrasi ma’bedinde bizler, bir âilenin erkek ve dişileri gibi iç içe geçmiş, kardeşler ve âile ferdleri gibiyiz! Hıtâb-ı madâmiyyesi biraz sert olunca bendeniz söyliyeceklerimi karıştırır oluyorum! Cins-i Lâtîfe lâtîf gerek değil mi ammâ? Efendim?

 Onu diyordum:  Ben İran’a gitdim, gitmez olur muyum hiç? Oraya gidilmez mi?  Ben dünyâyı bilirim, karış karış her yeri gezmiş bir prefesör olarak karşınızda bütün onur ve gururumla dimdik bulunuyorum! Kâim-i Pederim ve Hocam Âhıret’e gidince, ben de İran’a gitdim! Meydanı boş buldum, fırsatdan istifâde ve Rahmetlinin vefâtından 1,5 sene sonra Şerbakan Aerodinamiği gibi Atmosferi yararak Tahran Hava Limanına Bulaçolar, Dilipokolar ve E. Özkanolar v.s. lerle çivileme iniş yapdık!. Bana “İran’a İran’a” demeniz hiç hoş değil.. Hani oraya gitmemiş olsam neyse de, ama gitdim, bunu her zaman ve mekânda isbatlamıya hazırım!”

“Sayın .illetvekilleri! Bunları biliyor muydunuz? Beni dinleyin pişman olmazsınız! İran gül diyârı, halıları ipek gibi.. Mutacılık çok bereketlenmiş.. Şerbokan’dan 20-25 yıl evvel uçdum ben İranlı müslüman kardeşlerimizin kucağına ve bucağına… Ben bu uçuşumla Târîhe bile geçen bir nakşî şeyhiyim! Tahran’da Sünnî câmisi (Yezîdî Câmisi) bile serbest olmadığından, içinde cıgara tüttürmek serbest olan Şii câmilerinde miss gibi nikotin kokularına garkolarak, o şii kardeşlerimizin saygılı Ahundları kumandasıyla el bağlayıb secdelere kapandık, öyle vecd içinde secde etdik ki, tadı hâlâ damağımda tâze bir piliç lezzeti gibi durmaktadır! İran, dualarımız berekâtı ve sâdâtın himmetleriyle 8 yıl içinde Saddam’ın canına nasıl okudu ama?…”

Genel Gurul sıralarından, kırmızı görmüş İspanyol boğaları gibi hareketlenmeler ve bağırışmalar:

“–Vaaay İran’a da gitmiş! U.an senden korkulur! Hani sen sünnî-nakşî-halidî-zıyâî idin!. Sen dembokratik şii misin yoksa oğlum? Sen nesin? Bu memleket Kamalist bir memleket, laik ve dembokratik cumhuriyet! “Homalara hakklarını ve güvencelerini vermek şart” diyen Başkanların ana ve baba yurdu! “İslam Güncellenmeli” diyen başkanların… Şeyho sen, güncellemede ancak Kâim-i pederinden sonra varlık ortaya koydun, daha evvel nerdeydin? Geç kaldın böyle olmaz, bu nasıl iş yahu? Sen İran Molla Cumhuriyeti ajanı mısın? İrana git dediysek orada kalacakdın, ne diye tekrar geri geldin? Ayıp ayıp yahu! Bu memleket biz kamalistlerin kılıç hakkıdır, sûikastlar hakkıdır, senin hakkın makkın olamaz, İran’a hadi İran’a! Git ve geri gelme…”

Şeyho’da tansiyon atlamasyonlar yaparak yükselasyona geçmeye başlamışdır:

“—Sayın tanrıdaşlarım! Hepimiz burada insanlara (rubûbiyyet) dayatan birer cumhûriyet tanrısı sayılırız, hani öyle gibiyiz… Tanrı koltuğunda oturuyoruz, yapmayın, aziz müslüman halkımıza karşı ayıp oluyor! Sâkin olun! Baro-Feto ve barometre mevzuunu sulandırmıyalım! Lütfen, ricâ ediyorum.. Baro demek BORU demek değildir!  Başbuğ paşanın borusu hiç değildir! Baro demek, avukat vatandaşlar sitesi, lobisi, lokması ve diasporası demekdir! Avukat arkadaşların da, bizler nasıl parti parti isek, onların da baro baro olmaları Şeriatımızdaki maslahat-ı mürsele delîline göre câiz ve bendenizin ictihâdına ve gücellemesine göre daha münâsibdir! Böylece…”

Muhâlefet ve artık İktidar ve bütün irili ufaklı parti-pırtılar da sabrı tüketmişdir! Cehenneme Hazırlama Partisi Kafdağı illetvekîli Heykel Heykeloğlu, kürsüye hamle yapar ve barbar bağırır:

“–Sayın başkanım! Bu adam Şeriat dedi, fetva dedi, maslahatı mürdüme eriği, neydi lan, maslahat-ı  müslime gibi şeyler dedi, kafamı çok alabora, karabora ve alabarda etdi! Bu Şeyho, Cumhuriyeti, dembokrasiyi ve laikliği, Atatürkçülüğü ve kazanımlarını ve batılılaşmayı, eşcinsel haklarını, kadın-kız, genç-ihtiyar, oğlan adam “Sosyal mesâfeli sosyal cinsiyet ve cibilliyet eşitliğini” yıkacak büyük bir tehlike ve düşman! Susturun bu cumhûriyet düşmanını, dembokratik devlet tanımazı!.”

(Prefesör Şeyh, yukarılarda geçen dembokrasi, cumhuriyet güzellemelerini mecmualarından daha birçok ilâve yazılarıyla okur ve kendisinin bunları müdafaa eden nice konuşma ve makâlelerini örnek gösterib devam eder. Fakat gürültüler daha da artmışdır…)

Paralamentoya girdiğine gireceğine bin pişman olan Şeyh-i Şehriyârî, ne dese bir türlü yaranamaz! Artık sabrının taşmasına ramak kalmışdır; buna mâni’ olamaz ve içinden besmele çekib savt-ı bülendâvâz ile gürler:

“—Susar mısınız, dinleyiniz arkadaşlar! Ben burada şey başı değilim, dünya çapında mürîdânı olan bir Prefesör Şeyhim! Böyle giderseniz tepemdeki tasın cıvataları gevşemeye başlıyabilir! Atdı atacak, az kaldı! Sen sen, bak sen! Madam Közlem! Çok kırıcı, koparıcı, ısırıcı ve pandomik virüs gibisin! Sosyolojik mesâfe, maske ve hijyeni bir tarafa fırlatır, bu fransızca, italyanca ve yunanca kelimelerin arabçasıyla sana virüsvârî hamle yapabilim! Kim, bana karşı başlarsa, başlarım ben de onun ervâh-ı gayr-i tayyibesinden! Ne yani ul.n! Ateş olsanız cürmünüz kadar yakarsınız, hadi ordan! Âile ve dergâh terbiyemi ve telbiyemi herşeyimi bir haftada bozdunuz! Közlem madam her şeyimi közleme yapıb yakdı kavurdu!

Artık canıma tak dedi, Tövbe yâhû, burası demokrasinin ma’bedi değil mi hödük?. Sizin ma’bed terbiyeniz bu mu? Gel benim dergahda seni terbiye edeyim, adamlık nasıl olurmuş göstereyim! Yazıklar olsun, çok yazık!

 Sayın başkanım! Beni konuşturmuyorlar… Ama çok sinirleniyorum yani…

Eyvaah tansiyonum mu çıkdı ne?!. Yeter be, topunuzun da seyini, şey etmek içün şeyde beklerken şeyimi de belime takıb şey olacağım!”

Başkan:

“—Tamam.. Bakın Sayın Şeyhim! Daha 5.oturumda oturağınıza oturdunuz, yani alışdınız, bize benzediniz! Buraya her gelen bize benzer! Tebrikler, intibak kabiliyetinize hayrânım! Biraz oturub istirahat buyursanız!

İdâre âmiri arkadaşlar! Şeyhimle âcilen ve merhameten meşgûl olun, tansiyonu fırlamış! Şeyhime bir bardak buz gibi soğuk su yetiştirilsin çabuk!”

Hastirat Dembokrasi Partisinden bebek kâtili ve 100 numaralı bşk. yardımcısı Dağdan Közyalayan bağırır:

“–Sayın başkanım! Bu adam Şeriat diyor, biz bunu yaşatmayız! Müsaade ederseniz, biz, sulu-dembokrasi ve  besmelesiz inf.z içün emrinizdeyiz!”

 (Kürsüye yürümeler, sıra kapaklarını yumruklamalar, kürsüye yumurta ve ayakkabı atmalar… Pervane Buldok adlı terör anası ve boynu kalın gerdâniye madamın fırlatdığı ayakkabısının sipsivri topuğu, Şeyhin gözlük camına isâbet eder ve kırar! Şeyh bayılır, gözlük camı parçası gözüne saplanmışdır.. ve şeyh derhal ambulansla hastaneye kaldırılır!)

ERTESİ GÜNÜ CUMBOKRASİ GAZETESİ ÖZEL MUHÂBİRİ TAŞKAFA KAZMAOĞLU’NUN HABERİ!

 

Ertesi günü, Cumbokrasi Gazetesinde sürmanşetden haber:

“—Prefesör Sayın Bay Prefesör Şeyho, meğer laik dembokratik cumhuriyetçi imiş, bizdenmiş! Bir ara “Müslüman Demokrat Parti=MDP” adıyla bir parti kurmak istemiş! Mecmua ve konuşmaları “Demokrasi, Cumhûriyet, layıklık, Kızlar meclise” gibi ana başlıklarla dolu imiş!”

“Başkan bunları öğrenince, hastaneden taburcu edilen Şeyh-i Cumhûriyye’ye nefes nefese yetişib kendisinden kocaman bir ÖZÜR diledi ve Sayın Şeyhosuna kırmızı karanfillerden bir demet çiçek hediye etdi! Şeyh Hazretleri de büyük bir tevâzu’ ile özürleri kabul buyurub, herkese dualarda bulundu ve bütün Dünya,  KAMER ve Mars’daki ins ü cinnî mürîdân ve tirîdânını kutsayıb putsadı… ve buketi kabûl edib “Berhudâr olasunuz! Olanlar dembokrasimizin tuzu biberidir, olacak tabii, bütün tanrısal arkadaşlarıma selâm ve rûhânî ve müstecab dualarımı gönderiyor, Şerbokan Hoca gibi bağrıma basıyorum.” dedi…

Ayrıca Yüce Şeyho: “Nice emeklerle kurulan cumhûriyet ve demokrasimizi rafa kaldırmaya kimse heveslenmesin!” diye çok derin ma’nâlar içeren veciz sözlerini burada da bir kere yürekden tekrarladıktan sonra, kendisini ziyârete gelen para-lamento hey’etini tek tek alınlarından öperek kutsayıb putsadı, onlar da el öpüb Şeyhonun müstecâb duâlarına nâil oldular!”

Cumbokrasi Gazetesinin gâib kaynaklı haberi şöyle bitiyordu:

“Şeriatçı Hılâfetçi genç bir Yobaz, Şeyho hastaneye kaldırılırken Para-lamento önünde açdığı pankartda şöyle yazıyordu:

“İslam’da avukatlık, baro-feto-zarto-zırto diye sömürücü bir sınıf olamaz! Mutlak Adâletin olduğu yerde kâdî ile maznûn arasına aracı sokmak, beşerî sistemlerin resmî yollardan garib gurebâyı soyub soğana çevirmesidir!”

Gazetenin haberi şöyle devâm ediyordu:

“Yobaz ve haylaz genç linç edilmeye çalışılırken, Şeyhin mürîdân u tirîdânı manzarayı telefonla anında şeyh-i şehriyârîye bildirdiler. Güvenilir kaynaklardan edinilen bilgiye göre Şeyh, bu gencin şiddetle ta’kîbini istemiş ve hastaneden çıkarılırken gazetecilere şunları demişdir:

“Bunlar, akıl kaçkını, asosyal, antidemokrat, antilaik, antitarik ve fanatik, hiç tâviz tanımaz, kaya parçası gibi ve oklava yutmuşcasına hiç lastikleşmeyen dimdik gençler! Bu dembokrasi devrinde hâlâ bunlar nereden çıkıyor, çok şaşırıyorum? Rabbim cümlemize hidâyetler versin, âmin ve selâmün alel mürselin ve’l-hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn, El Fâtiha!”

Cumbokrasi Gazetesinin gâib mahreçli haberinin son kısmı ise şöyle idi:

“Şeyh-i Prefesörî hayret ve teessüflerini hâzirûna lutfederken, etrâfını, bu sıkışık ânında bile irşâda azimle, ihlâsla ve canını fedâ edercesine devâm buyurması yabancı haber ajansı muhâbirlerince de çok takdirle karşılandı!.. Bizler de Cumbokrasi Gazetesi çalışanları olarak, böyle aydın, İran görmüş, dünyâyı tanımış, on parmağında on ma’rifeti olan modern ve devrimci ve nâdîde Yüce Şeyhlerimizle iftihâr ediyoruz. Buldok kadının ayakkabı topuğu darbesi içün kendilerinden içdenlikle ve yürekden herkes adına çok böyyük özürler diliyoruz… Ayrıca, zât-ı âlîlerine tanrıdan ışıklı, sağlıklı esenlikler temennî etdiğimizi de cân u gönülden bildiriyoruz…”

Cumbokrasi Gazetesinin haberi bu kadardı…

YA BİR DE KÖRPECİK HUKUKÇU KIZLAR PARALAMENTOYA GİRSELERDİ!

Görüldüğü gibi yüce himmet, rûhâniyyet ve nûrâniyyetler altında mahfûz Şeyh-i Şehriyârînin hâli bu olursa, “Hukukçu kızlarımız seçilib meclise girsin ve orada haklarını müdafaa etsinler” dediği o gencecik ve bîtecribe kızlar, acebâ o aslanlar gibi kükreyen Para-lamenterler arasında, onların pervâneleri olarak yani Dembokrasinin ma’bedi içindeki kutsal ve putsal hızmetliler olarak ne hâllere gelecekdir?..

Pre Şeyhin “Müslüman Dembokrasi Partisi” kurulsa ve  başka yerleri değil de sâdece KADIN KOLLARI da bir işlese ve tam çalışsa ve şâha kalksaydı, “Hökûmet olmak” işden bile olmazdı!  

Közlem Çengin gibi madamların “cinsiyet eşitliği” religionuna, onlar da bir güzel eklemlendi ve büklümlendi mi, seyredin bir başka kedicikler âlemini değil de, madam kaplanlar familyalarını!

Kadınsız evler, anasız çocuklar, zevcesiz kocalar, çocuksuz analar, kocasız madamlar, babasız çocuklar…

Şeyhler de câiz görüb taptâze (rafadanlık ictihadları) güncellediklerine göre, Osmanlı torunlarının dirilişi kapıda demekdir!.

Filmin hakîkîsi bu..

Diriliş Ertuğrul ne ki, o bir senaryo!

Bu berideki Böyyük Türkiye…

Bekleyin yolda, GÜMBÜÜÜR GÜMBÜÜÜR geliyor!

LGBT renkli bayrakları dalgalandırarak…

(Mâba’di var)

İlk İntişârı: 03.07.2020

 

1 Comment

  1. Davud dedi ki:

    Mîzah ile hakîkat harmanlanarak hakk’ı ortaya koyan gűzel bir makâle.
    Her nekadar mîzâhî gibi gőrűlse de, dembokrasi dininin parlemento denen tanrılar topluluğunda yapılan konuşmalar bu mâhiyette.
    Prof. Şeyh Efendi bu tanrılar topluluğna dâhil olamamış ise de dâhil omak için çırpınmış, parti kurmaya teşebbűsde bulunmuş, műrîdanına(!) şiddetle tavsiye etmiş olduğu bedâhat derecesinde bir hakîkatdır.

    Tanrılar evinde geçen konuşmalar ise, geçmişde aynen vâkî olmuştu.

    Bunlar, başta Erbakan olmak űzere Şevki Yılmaz, Hasan Mezarcı, Merve Kavakcı gibi niceleri muhalif tanrılar ve tanrıçeler tarafından műteaddid defalar şamar oğlanı haline getirilmiş, kepce-kulak edilmişdir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir