(2) Sünnîlik Olmadan İslâm Mı Olurmuş, Gülünç!
21 Nisan 2016
“İnançlara Eşit Mesâfede Olmak” Gözboyaması!
1 Mayıs 2016

PARLAMENTO BAŞI VE CUMHURBAŞKANI VEKÎLİ KAHRAMAN’IN LAİKSİZLİĞİ! 

Ahmed SELÂMÎ

 


 T.C. Parlamento Reisi İsmâil Kahraman, RTE “Medeniyetler İttifakı Konferansı” denen “örtülü ve bektâşi sırrı cinsinden diyaloglaşma” içün Bakü’ye gidince, Beştepe Saray-ı Hümâyûnunda Devlet Reisi (!) oldu; ve “Yeni anayasada Laiklik olmamalı” gibi şeyler söyleyince de, CHP ve sair sol ve paralel şebekeler (ku.uruş) derecesinde ayağa kalkdı!

Yakında yollara meydanlara, Tv’lere, Gezi Parkı gibi yerlere, salonlara, inlere, izbelere ve türlü mekânlara dolarak “Cumbokrasi Mitinglerinde” olduğu gibi ortalığı velvele, gulgule, harhara, tantana ve farfaraya vereceklerinde zerre kadar şübhe edilemez!

Çünki bu binbir başlı (ej.erhanın) tek düşmanı İslâmiyyet’dir!

Bunun bin türlü isbâtı vardır da, bir tanesini beyan edelim: Ankara İlâhiyât Fakültesi’nin laik (ateist) Prof’larından ve gene (laikler tarafından) bubi tuzağı ile evinin kapısında (cehenn..in) esfelini boylıyan ve katli müslümanlar üzerine yıkılmak istenen ve en nihâyet yıkılamıyan Bahriye Üçok, münkir gazetelerin manşetlerine kadar çıkan şu 5 KELİMELİK MÜTHİŞ sözü söylemişdi:

“DÎNE UYDUĞUN ZAMAN, LAİKLİKDEN ÇIKARSIN!”

Yani (laiklik) denen Allah’sızlığın bütün ve biricik şartı, (ANTİ-İSLÂM) olmak… Bu kadar açık laiklik ta’rîfini bu ilâhiyât Prof’u kadar net ortaya koyan T.C.’de bir tek münkir, put veya heykel gösterilemez!Bahriye’nin söylediği sözün mefhûm-ı muhâlifi de şu oluyor:

“LÂİKLİĞE UYDUĞUN ZAMAN DİNDEN ÇIKARSIN!” 

İŞTE AĞZINA LAİKLİĞİ KİM ALACAKSA, EVVELÂ BU HAKÎKAT NOKTASINDAN HAREKET ETMEK ZORUNDADIR…

 T.C.’DEKİ bin türlü laiklik kıvırtma ve dansözlüklerinin bugün en kalabalık tarafındakiler şu gözbağcılığı öne çıkarıyor:

“Laiklik dinsizlik değildir, bütün dinlerin güvencesi, gülencesidir; laiklik olmazsa devlete bir dinin hüküm ve ritüelleri dolar; Bay Sezeryan’ın uydurduğu “kamusal alanlar” o dinin te’sirinde kalır; bu da diğer dinlere müdahale demekdir!. Şerîat gelirse hepimizin yaşama hakkı sona erer, yok bilmem neler ve neler olur!”

Bahriye gibi (merd münkire) olamıyan ödleklerin cıyak vıyak kudurmalarını; ve onların, mücerred “İslâm Düşmanlığını=Allâhsızlıklarını!” bu gözle bakarak kıymet hükmüne bağlamak şartdır… Bunların tamâmı da bu kabil hezeyanlardır!

T.C., anayasa denen kânûnundan, “Devletin Dîni, Dîn-i İslâm’dır” ibâresini 1928’de kaldırdı; ve 1937’de de o ana kânûna “Devlet Laikdir” lâfı veya kazığı çakıldı!. Devletin ana prensibleri, Kamal Paşanın nutkunda da pek açıkça geçdiği gibi, “Cumhuriyet Halk Partisinin 6 umdesidir!”

Parti avcunda, partiye esir “devlet şekli!” Buyrun, “Laik cumhûriyet!.” Bunu, bu millete dünyanın gözü önünde ve 93 senedir zorla, asarak keserek, sürerek, kurşun sıkarak, infazlarla içirib yediriyorlar!

Bu, 1920-24 anayasalarında yazmasa da, (laiklik), 1923’deki İngiliz’in Lozan andlaşması ile tahtında müstetir olarak kurulacak devletin en ana prensibi kabûl etdirilmişdir!. Tatbikat da, tamâmen ve yüzdeyüz, “anti-İslâm” denilebilecek ihtilâl, darbe, tenkîl ve dinsizlik tezâhürleri ile yürütülmüşdür. Bugünün CHP’si, MHP’si v.s partileri ile sol bazı fraksiyonlar, mâzîlerindeki (laiklik=dinsizlik) hakikatının kendilerine (oy) getirmiyeceğini bir asır sonra anlayınca, “Laiklik dinsizlik değil; tam tersine her dinin güvencesidir” gibi bir enâyi narkozlama ve uyutma periyoduna girdiler!.

 Bazı “dindar, mücâhid, hacı, ehl-i (!) tarîk” geçinen, bu işin tüccarlığı peşindeki ödlek ve menfaatperest politika lider ve eşkıyâları da, aşağı yukarı zikri geçen narkozlamayı üç aşağı beş yukarı papağan gibi ağızlarına alıb hezeyanlar gaseyân edib durdular! Milleti aldatıb, laikliğin hakîkatını milletden gizlediler…

 Hatta AKP kadroları bu işi geçmişdeki Özal-Erbakan çizgisinden daha da ileri götürerek, Memedali Şahin’in ağzıyla “Mukaddesatçıları biz laikleştirdik” diyerek çok daha çirkin laflar gevelediler. Aynı parti-pırtıdan Ömer Çelik “Laiklik Türkiye’nin Nükleer gücüdür” diyecek kadar dağıtdı ve savurub savruldu; CHP’yi bile solda sıfır bırakıcı hızıyla başı döndü!. RTE gibi en ağır topları da, Şimâl-i Afrika memleketlerini “Laik anayasa yapıb laik devlet kurmaları” içün turladı; ve BOP eşbaşkanları ve AB irileri ve dirileri nezdinde çok yüksek puanlar, âferinler, takdirler topladı ve sırtı sıvazlandı!.

İsmail Kahraman’ın beyânından sonra (Bahriye Laikliği içindeki taşlaşmış CHP) ateizması (kuduruşa) geçerken; AKP ikiyüzlüleri de İsmail Bey’i yapayalınız ortada bırakarak “Laiklikden asla dönemeyiz, Meclis Baştanrısı İsmail Arkadaşımız indi ve şahsî düşüncesini sıkmışdır” demeye getirerek, laiklik îmânı tazelediler!. Ömer Öztop, Ömer Çelik v.s. gibiler ve RTE riyâsetpenâhîleri… Laikliğin Türkiye’de ne olduğunu bir insanın anlaması içün en umûmî ve herkesce anlaşılır ta’rîfi, Bahriye’nin 5 kelimelik cümlesinden ibâretdir. Tabii Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri’nin şu ibâresi, sâdece laikliği değil, bütün beşerî sistemlerin nasıl anlaşılması icâbetdiğini içinde toplıyan muhteşem FORMÜLDÜR:

“İMTİYÂZ-I RUBÛBİYYET, SINIF-I RUHBANDAN PARLEMANLARA GEÇMİŞDİR!” 

Artık çok rahat, dünyadaki bütün parlemanların, o devletler içindeki (tanrılar) olduğunu söyleyebiliriz!

Laiklik denen (Bahriye izahlı formül) yani laiklik denen illet, (belâ), bu milleti millet olmakdan çıkarmak üzere DİNİNDEN tamâmen koparmış ve sekülerleştirmişdir. Böylece de Osmanlı zamanındaki millet-i İslâmiyye, İngiliz projeleriyle “SOYKIRIMA” uğratılarak yok edilmiş, yeryüzü haritasından silinmişdir!

Ateizma (Allahsızlık), dünyanın hiçbir yerinde görülmedik şiddet ve zulümlerini, “laiklik” diyerek Türkiye’de irtikâb etmişdir… İslâm, 1908’den beri, hele 1923’den i’tibâren, kanser mihrâkı belletilmiş; Müslümanlar da cüzzamlı gösterilmek içün tam 106 senedir müşriklerin bombardımanı altına alınmışdır…

Şimdi bugün, “laikliği yüzde yüz İslâm’ı ve Müslümanları ortadan kaldırmak” içün kullanan Allahsızlar, rota değiştirerek zerre kadar da utanmadan, “Laiklik dinsizlik değil, bütün inançların güvencesidir, o giderse hiç kimsenin güvencesi kalmaz!” yollu sahtekârlık, gözboyama ve hezeyânlara sarılarak kuduz köpek gibi ortalarda dolaşmak istiyorlar!

Bunlara, bu zerre kadar şeref ve haysiyeti olmıyan Allahsızlara sâdece şu denir:

“Ulan yalan, fitne, dinsizlik, hayâsızlık, ihânet, bu millete Fransız ve iftirâ mihrâkları!

Dünyâdaki 200 civarındaki devletin içinde ancak 3 tane “BEN LAİK DEVLETİM” diyen merkez var. Geriye kalanlar laik olmadıkları içün oralarda “hiçbir inancın ve dinin güvencesi yok” mu?. Bre Allâhsızlar! Oralardaki heriflerin hiçbiri böyle bir “teminat=güvence” peşinde değilken, siz, nerenizden yumurtluyorsanız, bu güvencenin peşindesiniz öyle mi?. Sizi gidi gözbağcı Allahsızlar sizi!. Ateizmanızı bu milletin tepesinden geçiremediğiniz içün yani laikliği bu ehâliye iyice sıvayıb onları da kendinize benzetemediğiniz içün, elinizde de “laiklik kenefinden” başka hiçbir nesne kalmadığından, “bu kenef elimizden kaçarsa işimiz bitikdir” diyorsunuz; ve Allahsızlığınızı, hergün milletin dînine-îmânına, anasına ecdadına küfrederek meydanlara dikemiyeceğiniz içün de, kâreler bağlıyor ve kuduruyorsunuz!”

Burada mevcûd iktidâr ve partisi denen yerlerin güdücülerine de şunu diyelim ki, hem “İslâm ordusu, İslâm İşbirliği” gibi laflar edecek, hem de “Laikiz, her dine eşit mesâfedeyiz” diyerek (muhâl) üzerine şahsiyet oturtacak; ve 40-50 devletin gûyâ başı olmaya heveslenib şamata edeceksiniz! Bu (tanâkuz-tezat) ve fırıldakları yemiş görünenler çıksa da, esasda kimse YEMEZ ve bir gün başınız mengeneye sıkıştırıldığı zaman arkanızda Âzerisinden Bahreynlisine kadar bir tek şii ve fellâhı bile bulamaz, perişan olur gidersiniz!. DÜRÜST olamadan “İslam” ağıza alınırsa, o ağızı o DÎN yakıb kül eder… Fırıldak politikalar üretib tükedecekseniz, Allâh’ın Dîni İSLÂM’ı zıkkımlarınıza meze yapmadan adam gibi yolunuz neyse orada yürüyünüz, aksi hâlde çarpılır ve bunun zerre kadar bile çâresini bulamazsınız!

Devrim ve darbeleriniz 106 senedir neye müncer oldu, sesinizi kesmezseniz, bunu da ATANIZDAN öğrenecek; ve kime nasıl küfredeceğinizi şaşıracaksınız! Alın, bin kere daha kudurmanız içün şu aşağıdaki vesîka da, gene sizin içinizden, gene sizin KÖR ve HÂİN gözlerinize sokulmak üzere, eski bir makâlemizden iktibasla şöyle:

“ABDULLAH CEVDET MASKARASININ İCTİHAD NÂM MECMUASINDAKİ BİR YAZI 1. ŞEFİ TAM TESHÎR ETMİŞ!

“Bu noktada son derece mühim bir vâkıaya da temâs etmeden geçemeyiz. Bütün bu tasfiyenin yekûn hânesini nasıl görebiliriz?.. Burada bir intâk-ı hakk ruznâmeye girecek ve Âhıret’e kalan pek büyük bir hesablaşmanın i’tirafçılığına, daha dünyâda rastlıyacağız… Bu nâmütenâhî i’tirâfın ne ifâde edip neye fâidesi olacağına ise, mücerred Allâh Azze ve Celle mutlak adâletiyle hükmedecekdir!

“İşte “Kurtarıcı ve yokdan ulus yaratdığı” kabûl edilen ve arapçadan ârî bir isme sâhib olmak üzere bir ara adını “Kamal” da yapan 1. Şef Paşa’nın, dehşet saçan inkilâbları hakkında bizzat kendi i’tirafçılığı:

-1910′larda Abdullâh Cevdet maskarasının İctihâd’ında (yani Abdullah Cevdet’in İctihad isimli mecmuası kastediliyor) bir yazı okumuşdum. Milletlerin maddî ve ma’nevî varlıklarından bahs ediyordu. Alman mütefekkiri Ludwig Büchner, ma’nevî boşlukları doldurulmamış, beslenmemiş milletlerin, hangi maddî seviyede olursa olsun, bir gün çökeceğini anlatıyor ve isbatlıyordu. “Târihten, zaferlerden, büyük adamlardan mahrum milletler, maddî imkânları geniş olsa da, ciddî bir sallantıya dayanamazlar, çöküp giderler!” diyordu… Birdenbire düşündüm, ‘LAİKİZ..’ dedik, dinle alâkamızı devlet olarak kesdik… ‘CUMHÛRİYETİZ..’ dedik, rejimimizi tehlikeye düşürmemek için SALTANAT devrini kötüledik… KAZANILMIŞ BÜYÜK ZAFERLERİ bile birkaç satırla geçiştirmeye kalkışdık… LÂTİN HARFLERİNİ aldık, yeni nesilleri binlerce yıllık TÂRİH hazînesinden mahrûm bıraktık.” (Ruşen Eşref Ünaydın anlatıyor-16 Kasım 1974 Târihli Milliyet, İsmet Bozdağ)

“İşte bir cumhûriyet i’tirafçılığı… Hem de cumhûriyetin bânîsi ve “yokdan millet yaratdığı” söylenen, kimi cumhuriyetçiye göre “Türkün peygamberi”, kimine göre “sarı saçlı mavi gözlü tanrı” Kamal Atatürk’ün i’tirafları…

“Cumhuriyet mitingleri!” ve “atam” nutukları ile 80 yıldır milletin ensesinde boza pişiren ve “Atatürkçüyüz-Kemalistiz” uydurmalarıyla bu milleti soyup soğana çeviren ve şamaroğlanı yapan Ankara hortumcuları, bu i’tirafları acaba neden dillerine bir mikroncuk kadar bile alamazlar; ve binlerce târihî hakîkatları milletden sakladıkları gibi, köşe bucak neden bunları da gizlerler; ve halkın duymasından da ödleri kopar ve şiddetle korkarlar?!…

“Kâinât târihinin en galiz kataküllileri 1908’den beri ANADOLU yaylasında oynanmaktadır. Bunlar, Selânik dönmeleri adına ve hesâbına ve Müslüman Oğuz, Arab, Kürt, v.s. kavimlerini de, gebermişçesine uyutmak üzere, daha binlerce târihî vesîka gibi gün yüzüne çıkartılmamaktadır…

“Bu uyutmanın yegâne devâm çâresi ise, işte yazımızın başından beri bahis mevzuu etdiğimiz, İslâmiyyet’in reformize, deformize ve modernize edilerek, 1. Şefin i’tirâf etdiği gibi:

“-Dinle alâkayı devlet olarak kesmek…”

Asıl Bayar’ın i’tiraf etdiği gibi de:

“-Lozan’da verdikleri söz mu’cebince Müslümanlığın ortadan kaldırılması…”

Aşağıda 5-6’sına işâret edeceğimiz bugünün yahudi-haçlı güdümlü kelleleri ve etraflarındaki binek ve i…leri, işte ne içün bu kadar hırs ve gözü dönmüşlükle ihânet planları içindedir, zerre kadar îmân ve aklı olanlar, bunları ibret, dehşet, nefret ve lâ’netle ve iğrenerek görecekdir…”

550 tanrılı parlamentonun Baştanrısı Büyük ve Heybetli Kahraman ARKADAŞ, “Laiklik” putunuza işte ilk baltayı salladı!

Ulan ne zaman Allâh’a îman edib, müslüman gibi müslüman olacaksınız?

Bin türlü belâlar gökden başınıza yağmur gibi yağarken; hâlâ mı ADAM olamıyacak, “MADAMLIĞA devam” diyeceksiniz?

Bakın, sökmüyor, tıkandınız!

Geberib cehennemi boylamadan, ayılın ve bir şehâdet getirin!

“Artık geri dönemeyiz” mi diyorsunuz? O zaman Kadîm Kitâb’ın dediğini deriz:

“MÛTÛ Bİ ĞAYZİKUM=Kininizle geberin!”

(İlk intişârı: 26.04.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir