Namazda Ve Namaz Dışında Tesettür
10 Aralık 2014
AKP, Ehl-i Sünnet’i Ortadan Kaldırmak İstiyor
2 Şubat 2015

OSMANLICA, SELÎMİYE’NİN, DİLE AKSEDEN MUHTEŞEM OSMANLI DİLİDİR! 

Ahmed SELÂMÎ

 

Osmanlıca, ana temelleri Türkçe; terkîb ve kelime zenginliği ile ruh ve mücerredler âlemi Arabça, sonra da Farsça olan, Osmanlı’nın 6 asırda kuyumcu gibi işlediği muazzam bir dünya lisânıdır!

Bardakçı denen adamın bir tv kanalında hapır pupur, lapur lupur telaffuzla:

“Dünya üzerinde kendi anadiline başka bir isim vermiş, bizden başka bu tuhaflığı yapmış bizden başka bir millet yoktur. Sadece bunu biz yaptık, Türkçeye Osmanlıca dedik. Osmanlıca dediğin Türkçedir. Ve biz bu dile siyasi sebeplerle hanedanın ismini verdik. Eski devlette iktidarda olan hanedanın ismini verdik.”

Deyişi, sakat ve hılâf-ı hakîkât bir saptırmadır!

Bu adamlara göre 6 asır İslâmiyyet’in bayraktarlığını yapan bir hânedânın ismini, O’nun inşâ’ etdiği ve bir kuyumcu gibi işlediği lisâna vermek, “dünyâda başka hiçbir milletin yapmış olamıyacağı kadar TUHAF (gülünç, ecâib, münâsebetsiz) bir iş!”

Târihi, ateist kafalara uygun olarak çok yerde saptırıb yamultan bu adamlara göre, “Osmanlıca” deyiş de, “siyâsî sebeblerle” uydurulmuş bir keyfiyet!

Merhûm Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi Hazretleri’nin tasnîfi ile Türkler üç devre geçirmişlerdir:

  1. Putperest Türkler (İslâm’dan evvel),
  2. Hakperest Türkler (İslâmiyyet içinde oldukları devir),
  3. Zenperest (zanpara) Türkler: (Uçkurcu, zinâya düşkün, laiklik diyerek İslâmiyyet’den çıkdıkları devir…

1)  İslâmiyyet’den evvelki Şamanist (putperest) Türklerin dili de, içinde yaşadıkları, dînî, îmânî, amelî, ahlâkî, siyâsi, iktisâdî, ictimâî, hukûkî, askerî, tıbbî (hayat tarzlarına) göre bir dildir! Bu dil, basit, işlenmemiş, ham, ruh dünyası Şamanistliğe göre, mücerredler âlemi yok denecek kadar kısır bir dildir! “Vur, kır, al ver, yak yık, otur kalk” cinsinden; “Allah, Peygamber, Kitab, melek, hakk, hukuk, mizan, cennet, cehennem, âhıret, aşk, meşk, rahmet, merhamet” gibi onbinlerce mücerred mefhûmları olmıyan iptidâî bir kabile dili… Putperest Türkler, putperest olmalarına rağmen, zenperest Türkler gibi başkalarına özenti içine yuvarlanmadılar; onlar kadar aşşağılık ve pespâye olmadılar. Zenperestler, dinlerini, babalarını ve dedelerini inkâr edecek kadar (köksüz), nankör, piç bir sürüdür! Putperestler, böylesine piç bir inkârın içine de girmediler!

2)  Osmanlıca ise, Mutlak Hakîkat demek olan İslâmiyyet’in, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’nin (hayât tarzını) yani îmânî, ibâdî, ameli, ahlâkî, hukûkî, ictimâî, iktisâdî, siyâsî, askerî, tıbbi ve harsî bütün Dünyâ ve Ukbâ nizam ve hakîkatlarını istikâmetlendiren yegâne ana âmil olmuş; ve bu nizam ve sistemin îfâsini ortaya koyan lisan da, “Lisân-ı Osmânî” olarak kendisini göstermişdir… Adı geçen cumhuriyet tahrifçi ve târihçisi adamın iddia etdiği gibi Osmanlıca’yı basite ve alelâdeliğe mahkûm edici bir el çabukluğu ile: “Osmanlıca dediğin Türkçedir. Ve biz bu dile siyasi sebeplerle hanedanın ismini verdik. Eski devlette iktidarda olan hanedanın ismini verdik.” Deyib, işi, hakîkatından kaydırarak “Osmanlıca demeyi tuhaflık” olarak görmesi, düpedüz laik kafa ifrâzâtından başka bir şey olamaz!

3)  “Zenperest Türkler” devri denilen 3. Devredeki Lisan ise, putperest Türkler zamanındaki dilden de çok “tuhaf”, edeb, ismet, iffet, keyfiyet taşımıyan, putperestliğe de munzam, bir “Zanpara= Zenperest” imâlâtıdır!.

  1. Bu dil,  “yaşam, amaç, hayat kadını, kız arkadaş, erkek arkadaş” gibi yüzlerce hayâ ve iffetdışı uydurma kelime, tabir ve terkibleri ile, iğrendirici tarafı da olan bir nesne hâline getirilmişdir.
  2. Okul (Fransızca ecole’den bozma), genel (Fransızca general’den er ve a atılarak peydahlama), onur (bu da öyle), olasılık, önem, konu, özel, öğretmen, yönetmen, belletmen, kişilik,  olanak, eylem, evren, enlem, boylam, anlam, soyut, çalıştay, yargıtay, sayıştay, şarıltay, anıt, somut, konut, (sel) ekli kurbağacaların tamamı, katkı, atkı, ya da” gibi binleri bulan uydurukça, Merhûm Üstâd Necib Fazıl Bey’in ta’bîriyle “kurbağaca” ıvır zıvırlarla, ecdadla=kökle, dolayısıyla esasda (İslâmiyyet’le) alâkayı kesen, bir piç dili hâline getirilmişdir!

3) Dîn = İslâm düşmanlığı ve haçlı Avrupa’ya özenme ve (benzeme) ruh illeti sebebiyle de gâvur ağzı, bu cumhuriyet diliyle halt edilib sıvaştırılıb bulaştırılmış, asliyet ve şahsiyeti sıfırlanmış, kökünden kesilib ayrılmış, tamâmen ucûbe bir ULUS (İbrânice ulus, sürü demekdir) peydahlama hedefi istihdâf edilmişdir! Meselâ, “sinema, tiyatro, artist, terör, fundamantalist, fanatik, randevü, salon, antre, piyango, noel, nobel, enfarmasyon, onore, gazete, direktör, market, paket,pranga, potansiyel,palavra, panik, pano, palyaço, panel, panayır, parametre, parazit, peksimet, paydos, pijama, editör, motive, modaratör, doktor, bar, pavyon, sex,  doktora, seminer, gereral, Üniversite, lise, rektör, dekan, asistan, bay bay, entellektüel, eleman, parlöman, parlamento, demokrasi, parti, kongre, market, kuaför, mersi, rekor, tıbdaki binlercesi, prospektüs!” (Bu ta’rifnâmeleri sanki sıradan hastalar değil de, tıb pırasasörleri okuyacakmış gibi anlaşılmaması içün yarıdan çoğu lâtince olarak husûsi bir hınzırlıkla mı yazarlar acebâ?!) ve binlercesi…

Artık şunu istidlâl ederek apaçık ortaya koyabiliriz ki, tarihi de pek çok noktada yamultan ve Cübbeli bir takım şarlatanlar karşısında (echel-i DÎN) olduğunu nice programlarda ortaya koyan YARDAKÇI veznindeki adamların, bazı “İslamcı” bilinen echeller tarafından eteklenmesine rağmen, Osmanlıca hakkındaki sözlerinin de i’rabda yeri olamaz. Bunlar, Osmanlıcayı da, Osmanlının Dîni gibi hafife alan, basit bir lisanmış gibi gösteren, ayarsız ve ölçüsüz mahrûkatdır!

Putperest, Hakperest ve Zenperest TÜRKLERİN dilini, bu üç cins TÜRKDEN hiçbiri, kendi dışındaki olarak anlıyamaz!. Böyle üç ayrı milletin, biribirini anlamadığı 3 dilin üçüne de (Türkçe) demek, akıl kârı olamaz!. Hayat tarzları yüzde yüz biribirinden farklı 3 ayrı kavmin, üçü de “Türk” bilinse, bunların aynı millet olduğu ve dillerinin de Türkçe olduğu söylenilemez… Bugün Osmanlı’ya son derece mahabbeti olan bir Türkün, kendisini Osmanlı görmesi de mümkindir. Bu Türk, ecdâdının lisanını hiç bilmiyor, anlamıyor ve Zenperest Türklerin lisanı ile de konuşuyor olabilir!. Bunlara “Osmanlıca bilmiyen Osmanlılar” da denilebilir!. Meselâ  Almanya’da doğub büyüyen ve bugünün “kamalistcesini” bile bilmiyen nice TÜRK bulunduğu bir vâkıadır! Dünyada, İbranice bilmiyen nice yahudinin de bulunduğunu biliyoruz! KÜRT ve ARAB olduğu halde çok iyi Osmanlıca bilen zevât-ı Kirâma da rastlamışızdır!. 11.12.2014 akşamı, Gülenist Bugün tv’ye çıkarılarak kullanılan ve Abdülhamîd Cennetmekân Hazretlerinin torunu olduğundan dem vuran Âdile Nâmi Osmanoğlu namındaki madamın da, nasıl ve hangi Freng aksanı ile ve ıkınarak konuştuğu, bırakın Osmanlıca olmayı, Türkçe bile değil, Kamalistce ve Frenkce çorbasıydı!

Bunlar, tamâmen ayrı bir keyfiyet!

Lisân-ı Osmânî, Türkçe, Arabça ve Farsça kelime ve terkiblerin inşâ etdiği, gerek putperest ve gerek zenperest Türklerin anlamadığı, hatta ikincilerin nefret ve kin yüklü olduğu; ve bunun içün de bazı tv kanalizasyonlarındaki piçleşmiş soytarıların (alay ve küçümseme) ile yaklaşdığı ve anlaşılamadığını ortaya koymak üzre de, diline doladığı soyu ve aslı belli müslümanların dilidir… Yardakçı veznindeki adamların “Osmanlıca dediğin Türkçedir” gibi tepeden bakıcı ve yamuk ifâdelere sararak fırlatdığı sözler salakçadır! “Biz” diyerek, kim ve hangi nesebe bağlı oldukları mechul bu mahrûkâtın, “biz bu dile siyâsî sebeblerle hânedânın ismini verdik” gibi tâmâmen uydurma vâkıalara tutunması da, sâdece gülünçdür! Böyle siyâsî sebebler varsa, bunlar, kimin, hangi locanın, hangi hâinlerin siyâsetidir?. Osmanlıyı, yalınız kitablardan değil, vatanlarından bile süren herifler, yunan ve nice avrupa gavurlarından bile çok ilerde en büyük düşmanları olan Osmanlıyı, Türkçe değil de, Osmanlıca konuşan ecnebî bir milletmiş gibi göstermek istemelerinden mi, bu Osmanlıca mefhûmu uydurulmuşdur? Tarihçi gaçinen bu (talihsiz ve tahrifçi tarihçi) müsveddeleri, Abdülhamid Cennetmekan Hazretleri iktidârındaki Maarif Nezâretinin nice “Lisân-ı Osmânî” nâmında sarf ve nahiv kitabları neşretdiğini de bilemiyorlarsa, bu da, onların tarihçiliklerindeki kepâzelik olsa gerekdir!

Adam, “Osmanlıcanın siyasi sebeblerle hânedânın ismi olarak ortaya çıkdığını” söylemiye, en azından utanır ve hatta bundan ar ve hayâ duyar!. Müslüman milletlerin son ve müşterek islâmî devleti olan “MAKÂM-I MUALLÂ-YI HILÂFÊT, Devlet-i Aliyye-i OSMÂNİYYE” olarak kendisini kabul etdirmiş; ve lisân-ı resmîsi de (OSMANLICA) olarak o milletlerce telâkkî edilmişdir. Bu vâkıayı, sanki dışarıdan üç-beş zibidi, siyâsî mülâhazalar ve kataküllileri iktizâsı tesbit etmiş gibi göstermek, olsa olsa bir tarihçi müsveddesinin fırıldağı olabilir! 622 senelik bir devletin ismi “Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye” ve lisânı da “LİSÂN-I OSMÂNΔdir; ve bu devlet, dışardan sun’î zorlamalar ile değil, kendi tabii seyri içinde ve hakkıyla bunları kazanmış ve ciddiyetle ve liyâkatla da yaşatmışdır!

Dışdan kumandalı ve hele İngiliz projesi olarak ortaya çıkan sun’î devleler ve onların (uydurukça veya kurbağacadan ibaret) lisanları ile, Osmanlı ve Osmanlıca karıştırılmamalı, nesebi belli olanlar ile gayr-i sahihler muvâzene ve mukâyese de edilmemelidir…

 

İlk intişârı: 16.12.2014 /  22:26

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir