(3) Sünnîlik Olmadan İslâm Mı Olurmuş, Gülünç!
4 Mayıs 2016
Kandilleri De Pisleyen Sarıklı Kavuk Tavuk Gürûhu!
21 Mayıs 2016

SÜNNÎLİK OLMADAN İSLÂM MI OLURMUŞ, GÜLÜNÇ!

(4)

Ahmed SELÂMÎ

 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, (28.4.2016) Târih-i Efrencîsinde İmam Hatipliler Derneği’nce Sinan Erdem Spor Salonunda düzenlenen “Önder İmam Hatip Gençlik Buluşması”na katılarak hâzirûna karanfil dağıtmış ve konuşmasının bir yerinde çok takıntı yapdığı “Ehl-i Sünnet Müslümanlığını” gene “yok sayıcı” beyânlarda bulunmuşdur.

CHP’nin İslâmiyyet’den (şerîat’dan) korkması ve “laikliğe” tapınırcasına taraftar görünmesinin muâdili ve mümâsili bir kutba bağlılığı da RTE dile getiriyor; ve neredeyse “sünnî muârızlığını”, ötekilerin “şeriat” karşısında gösterdikleri dışlayıcılığa denk bir huşûnet-i mîzac ile sürdürüyor… Sâir bütün politikacılar da, ya bilfiil tecâvüzle veya fâiller karşısında (susarak), ikrâr sûretiyle bir yandan “sünnîliği” senelerden beri pabuç hırsızına çevirmekden zerre kadar utanmıyor; öte yandan da, “Biz, vatandaşlarımız arasında din, dil, ırk ve MEZHEB farkı gözetmeyiz” diyerek, bu iri YALANI tedâvülde gezdirerek gözboyamaktadırlar!.

İşte “laik TÜRK dembokratlarının cumbokrasi” keyfiyeti… Politikacı çenelerinde gezen “ikircikli” kurbağacası, olsa olsa bu keyfiyet olabilir!

Ve bu, Müslümanlara zerre kadar kıymet vermeyişin; ve onların bugünki zayıflıklarına bakarak “Onları istediğimiz gibi oynatır, sürü gibi güder ve oylarını da kafesde keklik görürüz” deyişin isbât tablosu…

Ve nice “müslüman=sünnî” etiketi taşıyan ve fakat hedef ve îmân salâbeti pörsümüş kof ve fos adam ve madamların da, bu kabil politikacıları mücerred “îmânî hassasiyet” sâikıyla ihtâr ve tel’îne lâyık görmeleri şart olurken, hiçbir îmân ve ahlâk çerçevesinin kabul edemiyeceği kadar çirkin bir hodgâmlıkla ve tam tersine (müslümanlara) yüklendiklerini görüyoruz; ve Kadîm Kitâb’ımızın ta’bîriyle de, bu pörsümüşlere âid keyfiyetlerin biçilmiş düzgün keresteler” gibi olduklarını anlıyoruz…

Mâzîdeki beş paralık kıymeti olmıyan dostluk veya ülfet ü ünsiyetin, “îmânî kıymetleri muhâfaza ve müdâfaa” azm-i kavîsinin önüne geçmesi, insan haysiyet ve şerefini sâdece küçültür; ve “da’vâ adamlığı” denen şeyin de, mücerred şekil ve gösterişden ibâret kaldığını bedâhaten ortaya koyar…

Ve 2 sual şudur:

 1) “Müslüman, Müslümanlığın tâ kendisi ve mutlak hattı olan SÜNNÎLİK usûl ve düsturları içün yaşamıyacaksa, ne içün yaşayacakdır?.

2) Sünnîlik usûl, üslub ve düsturları taşımıyan bir (MÜSLÜMANLIK) 15 asırdır hani nerede ve nesi ile ve ne kadar mevcuddur? Bunun zerresi içün, “işte şekli, esasları, usûl kânunları, allâmeleri, müctehidleri şunlardır; yaşanmışlık târîhi bu kadardır; mebdei şuraya dayanır; uğrunda yazılan eserler şunlardır” desinler, diyebilsinler, ve bütün bunları, nefesleri yetiyorsa isim isim ortaya koyabilsinler!”

Sünnî usûl, üslub, düstûr ve târihinin dışında “muhayyel ve kavl-i mücerredden ibâret” kat’iyyen UYDURMA bir (din tasavvurunu) “MÜSLÜMANLIK!” diye millete dayatan ve bazı müseccel dünya gâvurlarına (yaranmak) pahasına ortaya atanlar, ve binnetîce milletin rûh bütünlüğünü bölerek allak bullak edenler, bu suallerimize zerre kadar cevab verebilirlerse, ama dürüstçe, kıvırtmadan ve erkekçe, işte meydan buyursunlar!

Tepelerdeki politikacıların ve DİB başındaki “sarıklı politikacının” 15 asrı ve asr-ı seâdeti bile yok sayan beyanlarını geçen makâlemizde ibret-i âlem olsun diye neşretdik. Ayrıca, bidâyetde “selefî=mezhebsiz” iken, bilâhara hakîkatı anlıyarak “Sünnî Müslümanlığına” geçen Sâbık Diyânet Reisi Merhûm AHMED HAMDİ Efendi’nin bir tek cümlesini, gene bir evvelki makâlemizde dercetdik. Bu aynı cümleyi içinde taşıyan paragrafı da, aynı eserinin aynı sahifesinden şimdi iktibâs edelim; ve 85-95 senede, haçlıdan idhâl politika, Allâh Azze’nin Dînini nasıl belinden kırarak hangi noktalara düşürmüşdür, bin nefrin ve esefle görelim!

İşte Ahmed Hamdi Merhûm’un o paragrafı:

“EHL-İ SÜNNET” demek; Hazret-i Peygamber Aleyhi’s-salâtü V’esselâm’ın gösterdiği yoldan gidenler, O’nun sünnetine yapışanlar demekdir. “Ehl-i Bid’at” demek; Hazret-i Peygamber’in tebliğ buyurduğu ahkâmı kendi keyf ve arzularına göre değiştirenler demekdir. Bunların da bir çok şûbeleri vardır ki, onları burada saymak bahsimizin hâricindedir. BİZ ELHAMDÜLİLLÂH EHL-İ SÜNNET MEZHEBİNDENİZ.” (Ahmed Hamdi Akseki, İslâm Dîni, s.49, 1964’deki 14. Tab’ı, Güzel Sanatlar Matbaası-Ankara)

Şimdi bu satırların yanına, (17.6.2015)deki DİB Başı sarıklı politikacı GÖRMEZ adamın beyanlarını koyub nereden nereye düşülmüş, dîn telâkkîsi nasıl tabahhur edib uçmuş, üstelik, Seâdet asrı da dâhil15 asırlık nice cile ve fedâkârlıklarla bize (emânet edilmiş) İslâmiyyet, hangi dolambaçlı ve yalama ifadelerin sarmalından geçirilerek FİTNE olarak karşımıza dikilmiş, bin nefrin ve esefle mukâyese edelim:

“Kur’an’da ne sünnîlik var, ne şiilik var. Kur’an’da sâdece Müslüman olduğumuz var…. Mezhebe olan mensûbiyyetimizi, İslâm’a olan mensûbiyyetimizin önüne geçirdiğimizde, en büyük FİTNE ile karşı karşıya kalırız…” (17.6.2015) 

İşte aralarında 65 sene olan 2 Diyânet Reisi… Bu iki DİB başından hangisi:

1) Sünnîlikden ve dinden anlıyor, hangisi echel ve maksadlı? Hangisi doğru söylüyor; ve hangisi YALANCI ve tahrifçi?

2) Hangisi Kadîm Kelâm Kur’an’da sadece “Müslümanlık olduğunu (!) bilemiyecek” kadar Kitab echeli; hangisi, sünnîlik üzerinden Müslümanlığı silecek kadar Kur’an düşmanı? 15 asırdır gelen yüzbinlerce ulemâ-yı İslâmiyye de mi Kadîm kitab Kur’an’da “sünnîlik olmayıb Müslümanlık olduğunu” bilememiş de, onun içün mü “Biz elhamdülillah SÜNNÎ mezhebindeniz” demiş; ve “FİTNECİLER KERVÂNINI” yürütmüş! Bu nasıl ASL İNKÂRIDIR ki cihanda eşine aslâ rastlanılamaz!

3) Hangisi Kadîm Kur’an’da ne olduğunu biliyor; hangisi o bilineni inkâr eden bir münkir oluyor?

4) Hangisi, “mensûbiyyet” denen uydurma ve fitne tezgahlama âletinin reddedeni, hangisi mu’terifi, hangisi bu işin sahtekârı?

5) Hangisi, Mezhebi, “Hazret-i Peygamber Aleyhisselam’ın gösterdiği yoldan gitmek” olarak anlıyor; hangisi “mensubiyyetin önüne ve arkasına” neyin geçib geçmiyeceğine karar verib, bunu, ruznâmeye taşıyarak sünnî mezâhib usûl, üslûb ve düsturlarının ma’nâ ve disiplinini bozub tahrîf (projesi) tatbik ediyor?

6) Hangisi “FİTNE” çıkaran bir fitnebaz veya hâin; hangisi tevhîd içün Rasûl-i Rusül Aleyhisselam’ın yolunu keyf ve hevâsına uydurmakdan hayâ eden bir mü’min?

7) (Rasûl Usta’nın sualiyle) Bunların hangisi, hoca, hangisi loca veya baca?

8) Hangisi, şahsiyyetini muhâfaza peşinde dimdik; hangisi, “Hoşgörü-Diyalog ve Medeniyetler ittifakı, Avrupa normlarına uyarlama ve yuvarlama” gibi ne idüğü belirsiz, beynelmilel “Yeni Dünya Düzeni=Globalizma” gibi karanlık politikaların gönüllü besleme, uşak ve  hizmetkârı?

9) Hangisi Müslüman; hangisi, haçlı batı hesâbına, İslâm  Dînini sünnîlik üzerinden satışa çıkaran?

10) Hulâsa bunların hangisi müslim, hangisi gayr-i müslim?

11) Hangisi adam, hangisi madam?

12) Hangisi Bel’am, hangisi adam gibi adam?

13) Hangisi, şefokrasi ta’kîb ve cebr ü ikrâhı altında “zehirlenmeyi” veya “kalb krizi” geçirmeyi göze alacak kadar zulme direnen; hangisi süs tavuğu gibi siyâset sihirbazlarının meclislerinde arz-ı endâm ederek hava atan sarık cübbeli politika rûhânîsi?!..

14) “Mezhebe olan mensûbiyyeti, dîne olan mensûbiyyetin önüne geçirmek” nasıl olmaktadır; bu muhayyel hâinlik ve dalâlet, sünnîler tarafından hangi târihde, hangi memleketde ve nasıl irtikâb edilmişdir? Bu muhayyel rezâleti hangi muhayyel sapık başlatmışdır?

15) Tarîh boyunca veya 15 asırdır, (sünnî olarak) hangi müctehid, müceddîd, müfessir, muhaddis, mütekellim veya mutasavvif, hangi emâre, işâret, vesîka ve delil ile “mezheb ve din mensûbiyyeti” gibi 2 ayrı (muhayyel) mensûbiyyet uydurarak, o şeytânî ve mütenâkız mensûbiyetlerden mezheb mensûbiyyetini (!) öne çıkarıb dînini küçük düşürmüş, dînine ihânet etmişdir?

16) Böyle isnâd ve iftirâları kapaklayıcı muhayyel “mensûbiyyetler” uydurarak, müslümanları BÖLÜB PARÇALAMAK gibi İblis Aleyhillâ’neyi bile hayrete düşürecek derecede (muhayyel proje ve tehlikeler ihdâs etmek), hangi “müslümanlığın” îmân, ahlâk, şeref, haysiyet ve iffet bahsinde geçmektedir?

17) Uydurma mensûbiyyetlerden “Mezheb mensûbiyyetini” dinine mensûbiyyetinin önüne geçirmiş olması içün, bir insan neler yapmalı veya söylemeli veya nasıl cibilliyetsizleşmeli ve dînini satmalı ki, “bu adam, mezheb mensûbiyyetini dinine mensûbiyyetinin önüne geçiriyor!” denilebilsin?. Bunun sünnîlerde görülen teşhis alâmet-i fârikası nedir?

18) Din ve mezheb mensubiyyeti uyduranlar indinde, Dinsizlik ve mezhebsizlik mensûbiyyeti” de hiç ruznâmeye getirilmekte midir?. Bu kabil mahlûkat da, mezhebsizlik mensûbiyetlerini, dinsizlik mensûbiyetlerinin önüne mi arkasına mı, altına mı, üstüne mi, neresine yatırmaktadır?

19) Şii düşmanı ve Haçlı peydahlaması bir takım terör ve eşkıyâ grubu ne halt oldukları belli olmıyan ve sâdece şii karşısında imiş gibi görünmeleri hasebiyle, kendilerine  batılı gâvurlarca yakıştırılan otomatik “sünnî-selefi” yaftasını, bütün sünnîleri de içine alan müşterek bir suç ihdâsına çevirmek; ve bütün sünnîleri de IŞİD mümâsili terör ve boğuşma hastası ve heveslisi gibi göstermek, batılı kâfir, müşrik ve mülhidlerin ekmeğine yağ sürmek ve onları İslâm aleyhine AZDIRMAK değil midir?

20) Sünnî Müslümanları böylesine âdî ve mülevves ayak oyunları ile sindirib suçlu pisikozu içine itmek, her şeyin de içine etmek ve zulmün en şenii ve denii olmıyacak mıdır?.

21) Toprak altındaki 15 asırlık ve on milyarları bulan sünnî usulü, üslûbu ve düstûru içindeki enbiyâ, evliyâ, ulemâ, şühedâ rüesâ ve nücebânın toprak üstündekilerle berâber “âh ü enînleri veya bedduaları” kimleri âbâd veya berbâd edecekdir, bunlar mercimek kadar aklı olanlarca hiç düşünülmüş müdür?

22) Allâhsız ve İslâm’ın sinsi düşmanı olmadıkça, sünnîlere, “Sünnîliği en büyük tehlike gören” Batılı gâvurların dürtüleri ve vesveseleriyle böyle yalan ve iftirâlarla çullanmak, onları aşağılamak, onları mezhebçi kan içiciler ve “biribirlerini boğazlıyanlar” gibi dünyaya i’lân etmek, kimlerin encâmını cehennemin esfelinden başka bir şeye müncer kılacakdır?

Bütün bu sualler vuzûha kavuşturulmadan, “sünnîler de şiiler gibi mezheb mensûbiyyetini dinlerine mensûbiyyetin önüne geçiriyorlar” demek; ve bu sûretle onları yalan ve iftirâlarla baraj ateşi altına almak, muhayyel bir tehlike olarak “mezhebçi” göstermek; ve Sıfil denen adamın kalemiyle de “biribirlerini boğazlıyan” vahşîler ve FİTNECİLER olarak yaftalamak, hangi dine, hangi mezhebe, hangi insanlığa, hangi vicdâna, hangi insâfa, hangi şeref ve haysiyete sığar, buna cevab vermek, müfterîlerin eğer varsa îmân ve nâmus borcudur…

Merhûm A. Hamdi Efendi’nin, diktatörlüğün ve İslâm düşmanlığının zirve yapdığı 1930’larda ilk tab’ı yapılabilen adı geçen kitabın satırlarına bir bakınız; bir de, “İslâmcılık” adıyla “Müslümanlık” taslıyanların 8-10 seneden beri “dembokrasi, hürriyet, laiklik, başkanlık, Medeniyetler ittifâkı, Dinlerarası Diyalog, başörtüsü ıvır zıvırları, modernizma, revizyonizma, reformizma, mezheb boğuşma ve kan dökücülükleri, yol, köprü, meydan, viyadük ve düdük, v.s. ” gibi nakârâta sarılarak, Peygamber Aleyhisselam ile başlıyan SÜNNÎ USÛL VE DÜSTÛRLARINI şu mübârek topraklardan silip süpürmek istiyenlerin, korkutan ve tüyleri ürperten tecâvüz ve tasallutlarına bir bakınız!.

 Ve üstelik, Anadolu, içden ve dışdan düzinelerce gâvurla sarılıb haritadan silinmek istenen bir âfât ve beliyyeler elindeyken…

Bu çılgınlığın zülf-i yâre nasıl dokunub ğadab-ı ilâhîyi celbedeceğini düşünemiyenlerin, millet ve memleketi hangi badirelere sürükliyecekleri, en mühim ve ciddî mes’ele olsa gerekdir… Bir yandan da bazı muhâlefet eşkıyâlarının gözlerini KAN bürümüşcesine “Kan dökmeli” beyanları; ve haçlı gâvurlarına kadar bütün dünyâyı İslâmiyyet ve Anadolu aleyhinde tahrik mel’anetleri de devam ederken…

Artık “bindiği dalı kesenlerin” bu memleketi idâre ehliyet ve liyâkatlarının ne kadar olabileceği, akıl sâhibleri tarafından hesâb edilsin!

Hemen beyân edelim ki, Sünnîliği aşağılamak ve onu ademe mahkûm etme gayretleri, doğrudan doğruya Müslümanlığa yapılan aşağılama ve bunu yok saymak kabûl edilir… Bütün haçlı dünyasının 15 asırdır boğuştuğu DÎN MÜSLÜMANLIK’DIR; ve bu boğuşmada gâvur dünyasının biricik hedefi de, hiçbir “sapık bid’at mezhebi” değil, doğrudan doğruya SÜNNÎ MÜSLÜMANLIĞI olmuşdur. Bunu bile göremeden, “sünnîliği tanımıyoruz” şeklindeki bühtan ve aşağılamalar hangi tepelerden eserse essin, bunlar, bu milletin târîhinde çok acı rahneler açmış ve son derece menfî fay hatları peydahlamış olarak devam edecekdir…

(Mâba’di var)

(İlk intişârı: 14.05.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir