(6) Ateist Rejimde Emekli Vâiz…
24 Temmuz 2017
Dünyanın En Pahalı 10 Sıvısı
25 Temmuz 2017

Rene Guenon – Modern Dünyanın Bunalımı (La Crise du Monde Moderne)

 

Rönesans’la birlikte ün kazanan ve modern uygarlığın tüm programını önceden özetleyebilen bir kelime vardır: “Hümanizm”. Gerçekten de her şeyi insancıl boyutlara indirgemek, üst düzeydeki ilkeleri hesaba katmamak, simgesel olarak ifade edilirse, yeryüzünü fethetmek bahanesiyle gökyüzünden yüz çevirmek söz konusuydu. Yolunu izlediklerini iddia ettikleri Yunanlılar bu anlamda en büyük entelektüel çöküş zamanlarında bile bu kadar ileri gitmemişlerdi. En azından çıkarcı kaygıları, modernlerde kısa zamanda görüldüğü gibi ilk plana geçmemişti hiçbir zaman. “Hümanizm” çağdaş “laisizm”in ilk şekliydi. Ayrıca her şeyi doğrudan doğruya, kendisi amaç kabul edilen insanın ölçülerine indirgemek istendiğinden, sonunda insanda bulunabilecek en düşük seviyeye kadar aşama aşama inildi ve sadece insan tabiatının maddi yanına ait ihtiyaçların tatmin edilmesine çalışıldı. Boşuna bir çalışma! Çünkü insan tabiatı daima tatmin olabileceğinden daha fazla suni ihtiyaçlar yaratır.
 
Felsefe kendini aşan şeyi inkar etmese bile, tamamen akli düzen içinde kalır. Ayrıca, insanlar tarafından ortaya konulan ve hiçbir vahye ya da ilhama dayanmayan bir yapıdadır. Zaten felsefe, bazılarının zevk aldığı tüm düşlere rağmen, bir ırkın ve bir çağın zihniyetini düzeltmeye yetebilecek “kitabi” bir bilim değildir şüphesiz.
 
Bilimin ulaştığı kısmi ve eksik sonuçlar için araştırma yapmaktan daha çok salt araştırma yapmak için araştırma yapılıyor. Bu alanda gittikçe artan temelsiz kuramlar ve varsayımlar art arda gelmektediri Daha kurulur kurulmaz bu kuramların yerlerini kendileri kadar kısa ömürlü olan başka kuramlarca doldurulmaktadır. Böylece içinde kesinlikle elde edilmiş birtakım öğeleri bulmanın olanaksız olduğu tam bir kaos oluşuyor, çünkü bunlar hiçbir şey ifade etmeyen korkunç bir olaylar ve ayrıntılar yığınından öteye geçmiyor.
 
Modern insan kendisini hakikat seviyesine yükseltmeye çalışacağı yerde, hakikati kendi seviyesine indirmek istemektedir.
 
“Din dışı” çevreler rahat rahat, kutsal şeyleri tartışmakta, onların niteliğine hatta varoluşuna bile itiraz etmektedir. Bu, astın üstü yargılaması, bilgisizliğin bilgelik önüne engeller koyması, yanlışın hakikate üstün gelmesi, beşeri olanın ilahi olanın yerini alması, yerin göğü yenmesi, bireyin kendisini her şeyin ölçüsü yapması ve tamamen kendi nispi ve yanılabilir aklından çıkardığı yasaları evrene zorla benimsetmeye kalkışmasıdır. “Vay halinize sizin, kör kılavuzlar!” denmekte İncil’de; bugün gerçekten her yerde, sadece başka körleri yöneten ve eğer zamanında durdurulmazlarsa kaçınılmaz olarak onları da kendileriyle birlikte helak olacakları duruma doğru götüren körleri görmekteyiz!
 
Yöneticiler yoksa yönetilenler de yoktur. Modern dünyada yöneticilerin büyük ustalığı, halkın kendi kendini yönettiğine halkı inandırmalarıdır. Halk da buna memnuniyetle inanır, çünkü bununla pohpohlanmaktadır ve zaten bunun imkansız bir şey olduğunu göremeyecek kadar düşünceden yoksundur halk. İşte bu yanılsamayı yaratmak için “kamuya oy hakkı” denen şey icat edilmiştir. Yasayı koyanın, çoğunluğun kanaati olduğu farz ediliyor; ama burada farkına varılamayan husus, halkın kanaatinin çok kolayca yönlendirilebileceği ve değiştirilebileceği hususudur. Uygun telkinler yardımıyla kamuoyunda her zaman şu veya bu, belli bir yönde giden akımlar meydana getirilebilir. “Kamuoyu yaratmak” deyiminden ilk kez kimin söz ettiğini pek bilmiyoruz ama, bu deyim tamamen doğrudur; gerçi sonucu elde etmek için gerekli araçlara gerçekten sahip olanların, her zaman görünürdeki yöneticiler olmadığını da söylemek gerekir. Bu son açıklama, en “önde gözüken” politikacıların yetersizliğinin, niçin çok nispi bir önem taşıyor gibi göründüğünü kuşkusuz ortaya koymaktadır. Ama burada “idari mekanizma” denilen mekanizmanın çarklarını parçalara ayırıp göstermek söz konusu olmadığından, az önce sözünü ettiğimiz yanılsamayı sürdürmek için bu yetersizliğin imkan sağladığını belirtmekle yetineceğiz.: Gerçekten ancak bu koşullarda, söz konusu politikacılar, bu görünümü vererek çoğunluktan çıkıyor gibi gözükebilir; çünkü hangi konuda görüşünü açıklamaya çağrılırsa çağrılsın, çoğunluk her zaman bilgisiz insanlardan oluşur ve çoğunluğun sayısı kararını, bilinçlice ve işin iç yüzünü bilerek verebilen insanlardan kıyaslanamayacak kadar büyüktür.
 
Pratik amaçların gerçekleştirilebilmesine yardımcı olmanın ve sadece insan tekinin en bayağı ve bedensel yanının isteklerine boyun eğmiş bir alet ya da Bergson’un ilginç ifadesiyle “aletler yapan alet” olmanın dışında, zekaya hiçbir yer kalmıyor; dolayısıyla bütün biçimleriyle “pragmatizm” demek, hakikat konusunda tam bir bilgisizlik demektir.
 
Bir an için, tüm ideallerini maddi “huzur”a bağlayan ve bu nedenle modern “ilerleme”nin hayatlarına getirdiği bütün düzenlemelere çok sevinen insanların görüş açısına koyalım kendimizi: Aldatılmadıklarından emin olabilirler mi? Çok hızlı haberleşme araçlarına ya da bu türden daha başka şeylere sahip oldukları için ve hareketli ve daha karmaşık bir hayatları olduğu için, insanların bugün eskisinden daha mutlu olduğu doğru mudur? Bize öyle geliyor ki durum bunun tamamen tersidir: Dengesizlik gerçek bir mutluluğun koşulu olamaz; nitekim insanın ihtiyaçları ne kadar çok olursa bazı şeylerden o kadar mahrum olacaktır. Modern uygarlık suni ihtiyaçların çoğaltılmasını amaçlar.
 
“Vincit omnia Veritas” (Hak her şeye galiptir)
(04.01.2016)
Kaynak: http://entelektuelparadigma.blogspot.com.tr/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir