(2) Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri Kuddise Sirruh
12 Şubat 2012
(2) Bataklıkda Gül Veya Gülistanda Zakkum, Yahut Da, Dinsiz Rejimde “Dindâr Gençlik!” Yetiştirmek…
19 Şubat 2012

“İSLÂM KADINLARININ HÜRRİYETİ ERKEKLERDEN DAHA ZİYADEDİR!

 

Ey o Peygamber! Zevcelerine ve kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına hep söyle: cilbâblarından üzerlerini sıkı örtsünler, bu onların tanınmalarına, tanınıp da eza edilmemelerine en elverişli olandır, bununla beraber Allah bir gafûr rahîm bulunuyor. (Ahzâb/59)

[ Elmalılı Muhammed Hamdi Efendi ]

 

Ey Peygamber! Zevcelerine ve kızlarına ve mü’minlerin kadınlarına de ki, üzerlerine feracelerini sıkı örtsünler. Bu, onların tanınmalarına ve eza edilmemelerine en yakın (en muvafık) bir sebebdir. Ve Allah en çok mağfiret edendir, çok merhametli olandır. (Ahzâb/59)

[ Ömer Nasûhi Efendi ]

 

Elmalılı Muhammed Hamdi Efendi

HAK DÎNİ KUR’ÂN DİLİ: 

(cild:  sahife: 3928-3929)

 

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ

Ey o Peygamber! zevcelerine de, kızlarına da, bütün mü’minlerin kadınlarına da söyle  

görülüyor ki burada yalnız Peygamberin zevcelerine ve kızlarına değil, sûre-i Nûr’daki

 وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلٰى جُيُوبِهِنَّ وَلَا يُبْدِينَ زِينَتَهُنَّ  (Nur 31)

âyeti gibi

nisa-i mü’minîne dahi te’mil edilmiştir. Bununla beraber nisa-i mü’minînde asıl hurriyyet olduğu için bundan murad hurr kadınlar olduğu beyan edilmiştir. Arabda tesettür âdet değil idi. Cahiliyyede kadına hurmet yoktu, eski cahiliyye kadınlarında erkeklerin nazarı dikkatlerini celb edecek vechile göz belerderek açık saçık çıkan, teberrüc eden, mübtezel olanlar bulunurdu, bundan dolayı kız evlâdlarını diri diri gömenler olmuştu. İslâm ise kadının şanını ıffet ve ısmetle, vakar ve haysiyyetle yükseltiyordu.

Sûrei «Nûr» âyetleri

قُلْ لِلْمُؤْمِنِينَ يَغُضُّوا مِنْ اَبْصَارِهِمْ   (Nur 30)

ve

وَقُلْ لِلْمُؤْمِنَاتِ يَغْضُضْنَ مِنْ اَبْصَارِهِنَّ  (Nur 31)

mü’minîn ve mü’minatın yekdiğerine göz belertmeyip nazarlarını kısarak edeb ü ıffetlerini muhafaza etmeği öğreterek terbiyelerini yükseltmiş olduğu gibi burada da iymanlı hurr kadınların hiç bir vechile ezaya maruz kalmamalarını te’yiyd için buyuruluyor ki:

يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ

cilbablarından üzerlerini sıkı örtsünler

CİLBAB, baştan ayağı örten çarşaf, ferace, car gibi dış kisvesinin adıdır

اَلَّذِی یَسْتُرُ مِنْ فَوْقٍ اِلَی اَسْفَلَ ، كُلُّ ثَوْبٍ تَلْبَسُهُ الْمَرْأَةُ فَوْقَ ثِیاَبِهاَ ، كُلُّ ماَ تَسَتَّرَ بِهِ  مِنْ كِسَاءٍ اَوْ غَیْرِهِ اَلْمِلْحَفَتٌ وَالْمِقْنَعَةُ

çarşaf ve peçe.

İD’NA, yaklaştırmak demek ise de علی ile sılalanması tazmin suretiyle sarkıtmak ma’nâsını da ifade ettiğinden üzerinden sıkı örtmek demek olur, cilbabdan örtmek ta’birinde de iki vecih vardır:

birisi cilbablarından birisiyle bütün bedenini sıkıca örtmek, birisi de bir cilbabın bir tarafiyle başından yüzünü örtmek demek olur. Bu beyanda da iki suret vardır.

Birisi kaşlarına kadar başını örttükten sonra büküp yüzünü de örtmek ve yalnız tek bir gözünü açık bırakmak

ikincisi de alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp gözlerinin ikisi de açık kalsa bile yüzün kısmı a’zamını ve göğsü temamen örtmüş bulunmaktır. Rivayet olunduğu üzere Ümm-i Seleme radıyallahü anha demiştir ki:

“- يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ

nâzil olduğu vakıt Ensar kadınları üzerlerine siyah kisâler giyerek öyle bir sekînet ile çıkmışlardı ki başları üzerinde kuşlar varmış gibi.”

Hazreti Aişe radıyallahü anhadan da merviydir, demiştir ki:

“-Ensar kadınlarına Allah rahmet etsin. İşbu

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ

âyeti nâzil olduğu zaman mırtlarını yardılar, onunla başlarını sardılar da Resulullahın arkasında öyle namaz kıldılar ki sanki başlarında kargalar varmış gibi.”

ذٰلِكَ

bu

tesettür

اَدْنٰى اَنْ يُعْرَفْنَ

onların tanınmalarına

mebzul cariyelerden âdi kadınlardan vakar ve heybetle seçilerek hurmet edilmelerine

فَلَا يُؤْذَيْنَ

ve binaenaleyh incidilmemelerine elverişli olan surettir.

Gerçi ezayı kendilerine da’vet edecek olan içi bozukları örtü zabtediverecek değildir. Lâkin iymanlı temiz kadınların kirli nazarlardan sadeflerinde meknun inciler gibi mahfuz kalmalarına en lâyık olan suret de budur. Asıl o vakıttır ki onlara eza edecek olanların açık bir vebal ve bühtan yüklenmiş oldukları tebeyyün eder. Ve binaenaleyh bundan evvelki ve sonraki âyetlerin hukümlerine dâhil olacakları anlaşılır.

وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا

bununla beraber Allah gafur rahîm bulunuyor

burada bu tezyil çok ma’nâlıdır. Bu bize şu ma’nâları ilham eder:

– 1) Allahın mağrifeti çoktur, bu güne kadar geçmiş olan açıklıklara mağrifet buyurur o kusurları örter, rahmeti de çoktur, bundan böyle emrini tutanları

rahmetiyle çok bekâm eder.

– 2) Allah gafur rahîm olduğu içindir ki kadınlara eza edilmesine razı olmaz ve onun için örtülmelerini emreder.

– 3) tesettür emrolunduğundan dolayı da kadınlar bir tazyıka ma’ruz bırakılmasın, ifrata gidilmesin, çünkü Allah gafur rahîmdir. Bu emri onların aleyhine değil, lehine olarak vermiştir demek de olabilir.

 

Muhammed Vehbi Efendi

HULÂSATU’L-BEYÂN FÎ TEFSÎRU’L-KUR’AN: 

(cild: 11 sahife: 4466-4470)

 

Vâcip Tealâ bigayrıhakkın insanlara ifk ü iftira ve sair hususatla eza eden sefihleri menettikten sonra bilumûm hatunlara lâyık olan kıyafetlerini takınmalarını tavsiye etmek üzere:

يَا اَيُّهَا النَّبِىُّ قُلْ لِاَزْوَاجِكَ وَبَنَاتِكَ وَنِسَاءِ الْمُؤْمِنِينَ يُدْنِينَ عَلَيْهِنَّ مِنْ جَلَابِيبِهِنَّ

buyuruyor.

[Ey Nebiyy-i Zişan! Sen zevcelerine, kerimelerine ve sair müminlerin zevcelerine de ki onlar bürgülerini üzerlerine bürüsünler.] 

ذٰلِكَ اَدْنٰى اَنْ يُعْرَفْنَ فَلَا يُؤْذَيْنَ

[Zira; onların bürgülerini üzerlerine bürünmeleri onların bilinip de eza olunmamalarına ziyade yakındır.]

وَكَانَ اللّٰهُ غَفُورًا رَحِيمًا

[Halbuki Allahü Tealâ onlardan evvelce vâki olan kusurlarını affedici ve hallerine münasip mesalihi temşiyetle merhamet buyurucudur.]

Yani; ey kullarımızı irşad için meb’ûs ve müeyyed min indillâh olan Nebiyy-i Zişan! Evvelâ kendi ezvac-ı mutahheratına, kerimelerine ve saniyen sair müminlerin haremlerine nasihat tarikıyla de ki onlar bürgülerini üzerlerine bürünsünler. Zira; şu bürgülerini bürünmeleri onların bilinmekle süfehanın taarruzundan kurtulup îzâ olunmamalarına en yakın bir meslektir. Halbuki Allahü Tealâ bu âyetin nüzûlünden evvel bürgüsüz gezmelerinden dolayı vâki olan kusurlarını setreder ve hallerine münasip ahkâmı inzalle merhamet buyurur. Çünkü; hasbelicab taşra çıkan kadında çarşaf olmayınca süfeha güruhu onları açık görüp tamaa düştükleri gibi şüpheli ve iffetini ihlâl eden kadınlardan zannıyla arkalarına düşerek rahatsız edeceklerine binaen Cenab-ı Hak kadınların çarşaf bürünüp mesture olmalarını emretmiş ve hikmeti de bürgülü olan kadının kim olduğu bilinmemekle suizandan ve süfehanın takibinden kurtulmaları olduğunu beyan etmiştir. Şu halde tesettürün meşruiyetindeki hikmet; fitne kapısını kapamak, nesebi ziya’dan muhafaza etmek, zevceyi zevce rabıtla başkasının taarruzundan kurtarmak, aile teşkilâtına intizam vermek, evlâdın terbiyesine ve dünyanın imarına erkek dışarıdan, kadın içeriden çalışmaktır.

İşte bu âyet-i celileyle Cenab-ı Hak afife olan kadınları setir sebebiyle süfehanın su-i zannından ve taarruzlarından mahfuz kılmakla kalplerinin rahat olacağını beyan etmiştir. Çünkü; bürgüsüz gezen hatunun şekli ve kıyafeti görüldüğü cihetle kalbinde fesat olan kimselerin tamamını celbedip o vesileyle takibederek âkıbet fitneye bâdî veyahut halk arasında güft ü gûyu mucip olarak birtakım rahatsızlığı mucip olacağı ve bu rahatsızlık zevçle zevce arasında imtizaçsızlığa müncer olup bilâhare tefrikayı dahi intaç ettiği çok defa görülmektedir. Şu halde setirle emir; bütün insanların kalplerinin rahatını ve aile arasında imtizacın esasını ve biçare çocukların terbiyesini te’min etmekle ve insanların yekdiğerine husumetten âzâde olmakla âlemin intizam üzere cereyanına büyük bir hadim ve kanun-ı daimdir. Zira; kadının örtülü bulunup ecaniple ihtilâttan memnu’ olması zevcin emniyetini ve kalbin şüpheden vareste olmasını mucip olduğundan zevcle zevce beyninde muhabbetin devamına ve nesebin su-i zandan beri olmasına ve aile hayatının rahatla geçmesine sebeptir.

İşte nisvanın tesettürü hakkında insanların her cihetle fevaidini mucip ve insaniyete büyük bir hizmet ve bilhassa kadınlar hakkında bir lûtuf olduğunu idrakten âciz, heva ve hevesine tâbi ve kuvve-i behimiyesi kuvve-i insaniye ve müdrikesine galip olan kimseler Avrupa’nın yaramaz ve hayvan meşrepli ve gayret-i insaniyesini zayi etmiş birtakım insanların âdât-ı kerihelerini talisinle tesettür-i nisvana itiraz ederek tesettür-i nisvan; hürriyet-i nisvanı selp, müddet-i hayatında hapis, faydasız tazyik ve onları mertebe-i insaniyeden iskat etmek ve hukuk-ı medeniyeden çıkarmak gibi birtakım vesvese-i şeytaniye dermeyan ederler. Halbuki tesettür; kadınların hürriyetlerini muhafazaya yegâne hadimdir. Çünkü; hatunlar çocuk getirmekle ve hamil meşakkatlarıyla meşgul olduğu cihetle emr-i maişetini lâvıkıyla te’min edemediğinden behemehal maişet hususunda bir erkeğin himayesinde bulunması zaruridir ve onun maişetini tedarike zevci borçludur. Halbuki şimdi kadın hak sahibi, erkek borçludur. Bunun hürriyet hangisindedir? İzdivaç meselesinde zevcin zevceyi veyahut zevcenin zevci himayesi, birinin âmir, öbürünün me’mur olması âhengi intizamın yoluyla cereyan etmesinde emr-i lâzım ve zaruridir. Şu halde hangisi âmir ve hangisi me’mur olacak? Eğer kadın âmir olsun denecekse, fıtrattaki noksana ne denilecek? Eğer fıtratı tebdil mümkünse bu iddia doğru olabilir. Meselâ çocuk doğurmayı erkekler alıp onlarda olan kuvvet, kudret, şecaat, celâdet, dirayet ve zekâyı kadınlara vermek mümkünse bunun çaresini düşünmeli ve bir vakit için erkekliği kadınlara vermeli kadınlığı da erkekler almalıdır. Kadınları erkekler kadar veyahut daha ziyade yükseltmeye çalışanlar evvelâ fıtratı tebdile çalışmalıdırlar, yoksa fıtrat değişmedikçe herkesin meziyeti kendindedir. Bu evhamla yaşayanların kendilerindeki meziyeti ariyet suretiyle başkalarına verip onlarda olan fıtrattaki noksanı kendim alacağım diye kadınları merasimde takdim etmek, arabada sağ tarafa bindirmekle Allah’ın verdiği ulviyeti süfliyete tenzil eylemek hamakattan başka birşey değildir. Çünkü; fıtratta rical hakimdir ve nisvanın pek çok hususatta ricale ihtiyacı aşikârdır. Bu kadar bedahete karşı “Ben bunun aksini yürüteceğim” diye uğraşmak hamakat ve safdil kadınları aldatmaktan başka ne olur?

Şu halde fıtraten hatun erkeğe muhtaç olup zevc hatunun muhafazasına me’mur olunca bütün meû’net ve meşakkati üzerine aldığı hatundan zevcin de bir isteyeceği vardır. O da, iffet, taharet ve töhmetten beraettir. İffeti muhafazada bile kadın yine zevcinin himayesine muhtaçtır. Çünkü; kadın ecanibin taarruzuna müdafadan âciz kaldığı gibi meşakkate ve uzak mahalle misaferete tahammülü olamaz ve tahammülü farz olunsa tahammüle mani birçok halleri vardır. O halleri değiştirmek mümkün müdür? Şu halde behemehal idame-i hayatı bir recüle muhtaç olunca o recülün muhabbetini celbetmesi ve onun hüsn-i zannı altında yaşaması zaruri değil midir? O kadının refah ü saadetle vakit geçirmesi zevcinin muhabbetinin devamına iffetinin şüpheden halî olmasına bağlı değil midir? Şimdi o hatun açık olarak istediği yerde gezer ve istediği kimselerle görüşürse zevcin hüsn-i zannını idame edebilir mi ve şüpheden kurtulur mu? Halbuki onun rahatı, refah ve saadeti zevcin hüsn-i zannına bağlı değil mi? Eğer istediği yerde gezer, herkesle görüşür de zevcine şüphe gelir, kalbi rahatsız olursa bu şüpheyi izale ve kalbinin rahat olması setirden başka neyle olabilir? Eğer şüphe gelmezse çölde gezen behâimle onun ne farkı vardır? Serbest gezmesiyle hasıl olan töhmet zevcle zevce arasındaki muhabbetin nefrete tebeddülüne ve nefret de akıbet firkata sebep olursa bundan en çok zarar görecek kadın değil midir? Çünkü; firkat vuku bulunca kadının himayesine iltica edecek velisi ya bulunur ya bulunmaz. Eğer bulunursa velisinin himayesi altında me’yusane vakit geçirmesi ve aile teşkilâtından mahrum olması mı hürriyettir; yoksa zevcinin muhabbetinin idamesiyle evlâd u ahfat yetiştirmek ve onların muradını görmek ve bir aile reisi olarak yaşamak mı hürriyettir? Eğer himaye edecek velisi yoksa sokakta kalacak ve binnetice şunun bunun hizmetçiliğine arz-ı ihtiyaç edecek veyahut süfehanın taarruzuna uğrayacak, sefalete düşecek. Bu levha-i sefalet mi hürriyettir? Evet! Mesture olanlarda dahî bazı iffetini ihlâl edenler bulunabilir, fakat serbestiye nispetle nadir olduğu gibi bizim için vazife, setir hususunda Allah’ın emrini yerine getirmektir. Allah’ın emrini yerine getirdikten sonra vâki olan şeyden mes’ûl olunmayacağı malûmdur.

Şu tafsilâta nazaran İslâm kadınlarının hürriyeti erkeklerden daha ziyadedir. Çünkü; yalnız mesture bulunup dahil-i beytte aile teşkilâtıyla meşgul olmasına mukabil zevc nafakasını, kisvesini ve süknasını te’min etmekle mükellef olduğu gibi ikisinden hasıl olan çocukların nafakalarını tedarik ve her cümlesinin refah ü saaâdetlerini te’min etmekle dahi mükelleftir. Bu uğurda esbab-ı maişet yüzünden her türlü mezahime göğüs germek gece, gündüz onların rahatını düşünmek ve onların muhafaza ve himayelerini der’uhte etmek gibi sayılmaz ve tükenmez meşakkat ve düşüncelere karşı İslâmiyette kadının mükellef olduğu şey yalnız zevcinin muhabbetini ihlâl etmemekle kalbini tatmin etmektir. Şimdi erbab-ı insaf düşünsün! Hürriyet kimdedir? Kadın zevcine mi, yoksa zevc kadına mı hizmet ediyor?

Hulâsa; hatunların bürgü bürünmeleri vâcip olduğu ve bürgülü olunca ecanibin o kadının kim olduğunu bilemediklerinden dolayı taarruzdan vareste olup ezadan kurtuldukları ve hatunların mesture olmalarıyla fitne kapılarının kapanacağı bu âyetten müstefad olan fevaid cümlesindendir.

 

(İntişârı: 14.02.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir