Âşûrâ Gününde Oruç Tutmak
13 Ağustos 2021

ALLÂHU TEÂLÂ’DAN KORK, DİĞER KORKULARINDAN EMİN OL!

“Her kim Allâhü Teâlâ’dan korkarsa Hakk Teâlâ Hazretleri onu
her korktuğu şeyden siyânet buyurur.”

(İbnü’n-Neccâr, Câmiu’s-Sağîr)

Îzâh: Allâh korkusu, güzel bir îmândan neş’et eder. Bir kimse Allâhü Teâlâ’nın varlığını, azametini, emir ve nehyine riâyetin lüzûmunu bilirse elbette muktezâsı ile amele çalışır, bunun hilâfına hareketten sakınır, hiçbir kimseye bir fenâlıkta bulunmak istemez. Bunun mükâfâtı olarak da kendisi korktuğundan emin, umduğuna nâil olur. (Elâ inne evliyâ ellâhi lâ havfün aleyhim velâ hüm yahzenûn.) (Sûre-i Yunûs, 62) Fakat Allâh korkusundan mahrûm, ulûhiyyeti münkir olan bir şahıs ise dünyâda fırsat buldukça her türlü fenâlıklara cür’et eder. Kendisini bir ebedî felâkete ma’rûz bırakır, beşeriyet başına da bir belâ kesilmiş olur. Filhakîka havfullâhtan, fikri ulûhiyyetten mahrûmiyyetin pek mühlik netîceleri vardır.

Ulûhiyyete kâil, âhırete mu’tekid olan insanlar, kendilerini bir kısım dînî ahkâm ile mükayyet gördükleri için bir takım fenâlıklara cür’et edemezler. Meselâ: başkalarının malına, canına, nâmûsuna tecâvüzde bulunamazlar. Halbûki fikri ulûhiyyetten mahrûm olan bir nice mülhidler, mücerret kendi nefislerinin havasına tabi’ olacakları için her şeyi mübâh görürler, kendi leîmâne arzularını yerine getirmek için her türlü denâeti terviç ederler, kendileri dinden, ahlâktan mahrûm oldukları için sâir insanları da bu ni’metten mahrûm bırakmaya çalışırlar. Tâki insâniyet âleminde bir behîmiyet devresi başlasın, ne âile kaydı kalsın nede mukaddesâttan eser görülsün.

Târihî âlem gösteriyor ki, her hangi millet arasında böyle bir takım mülhitler türemiş, meydan bulmuş ise o milletin ahlâkı, ictimâiyâtı bozulmuş kuvvet ve satveti zâil olmuş, nihâyet mahvolup gitmiştir. Nitekim vaktiyle benî İsrâil’de, İrânîlerde, Yunânîlerde, Romalılarda bu ilhat ceryânı vücût bulmuş, bu milletlerin tefessühüne, mahv ü perîşân olmasına sebeb olmuşturç artık şüphe yok ki Allâh korkusundan ulûhiyyetin akîdesinden mahrûmiyet, beşeriyet için en büyük bir felâkettir, en muazzam bir musîbettir. Bu pek muzır ceryânın önü alınmadıkça beşeriyet için necât ümidi yoktur.

«Tercünnecâte velem teslük mesâlikehû,»

«İnnessefinete lâ tecri alel’yebesi»

Evet… Sen kurtulmak, necât bulmak istiyorsun, hâlbuki necât yoluna gitmiyorsun, bu olamaz. Şüphe yok ki, bir gemi kuru bir yer üzerinde yürüyemez, esbâba tevessül etmeksizin, doğru yolu takîbde bulunmaksızın selâmet sâhiline çıkmak nasıl kâbil olabilir?

Velhâsıl: İnsan güzel i’tikâda, güzel ahlâka mazhâr olmalıdır, Cenâb-ı Hakk’tan korkmalıdır ki dünyâda da âhırette de kortuğundan emîn, felâh ve necâta nâil olsun, başka türlü olamaz.

[500 HADİSİ ŞERİF, ÖMER NASÛHİ BİLMEN, 387. Hadîs-i Şerîf, Sh;312-314]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir