Ne Darbesi Ulan, Haçlı Seferi!
Ne Darbesi Ulan, Haçlı Seferi!
14 Temmuz 2018
“1 Muharrem Yılbaşı” Ne Demek?
10 Eylül 2018

Bu makâlenin ilk intişârının 13.10.2013 tarihinde olduğunu, kâriîn-i kirâmımızın dikkatlerinden kaçmamasını niyâz ederiz…

 

BAYRAM

Zıyâiyye BEKÇİSİ

 

Bayram, buna yüzü olanların, onu bir lütuf ve mükâfât olarak ele alması gereken mefhûm…

Bugünki hâliyle ise, hamd ve şükre vesîle olan değil, fısk u fücûra vesile kılınan; ve ma’nâ ve ehemmiyeti saptırılarak, bir takım ucûbe ideoloji ve devlet felsefelerinin, kendi rengini vurduğu; “şenlikle (!) esenlik” arası ve gâvur diliyle ifâde etmek icâbederse, sâdece, aslından çıkarılarak tevhidin değil, ŞİRKİN bir lâzımesi hâline boyun eğdirilmiş  bir “ritüel…”

Kurban Bayramı da, Ramazan Bayramı gibi mücerred Allâh ve Rasûlü Aleyhisselam’ın Dîn ve Şerîatına âid sâdece iki bayramdır. Müslüman içün, Kitâb ve Sünnet’den kaynaklanmıyan bayram, hangi milletden ve hangi kavimden gelirse gelsin, o, rahmânî ve rabbânî değildir ve müslüman nazarında hiçbir ma’nâ da ifâde edemez…

Fakat tersliğe ve soytarılığa bakın ki, hem müslüman olmayıb, binbir türlü ideoloji, doktrin, sistem ve felsefeye nisbet iddiası taşıyan; hem de, sevmediği ve nice esaslarını beğenmediği Mutlak Hakîkât İslâmiyyet’e âid bayramlarda, yollara dökülen; kan ve ter içindeki milyonlarca kuru ve yaş, dehhâmeleşmiş  kalabalıklar… Topunun da ortak paydası, hepsinin kendi bünyesi içinde, kendi inançlarına göre eğlenmesi; kendini uyuşturması, kendini, kendi hevâ ve hevesinin kucağına atarak, Şerîat’ın bayramını, bütün bunlara çılgınca vesîle kılma fırsatçılığı… Kendi kafatasları içindeki şeytanlıkları, (bayram) fırsatı içinde hayata geçirme şehveti!..

Dâr-ı harbe, “Dâr-ı harbden bin beter dâr-ı ridde/dâr-ı azab!” dedirten; hakîkatın, pazarlıksız mü’minde tecellî eden ıstırab noktası ve onu beşeriyetden ayıran en fârık ana şahsiyet mihrâkı… Beşerî bütün tasnifleri (şirk) sayıcı bir îmân cevherinin, rahmânî sistemin en küçük cüz’ünü bile fedâ etdirmeyici “Mu’cibe-i külliye” temeline sürükleyen, mecbûri ve yegâne hareket istikâmeti…

Şerîat’ın bayramı, hudud, husûsiyyet ve şartlarını, gene Şerîat’ın ta’yîn etdiği bayramdır; ve bu, doğrudan doğruya, cihâd, tesettür, teaddüd ve bunlar gibi onbinlercesinin vahye âidiyyetine eş bir keyfiyetle, mücerred, Mukaddes ve Muazzez Şerîat’ımıza âidiyyet belirtir…

Yevmîliği noktasından alâkaya değer olarak, içinde bulunduğumuz Kurban Bayramını ele alırsak, bu, yüzde yüz mahiyyet ve ma’nâsıyla ve topyekûn varlık şartlarıyla islâmîdir. Zamanla mukayyed şartları i’tibâriyle de, (Zilhiccenin 10. Gününe)  kenetlenmiş…

HÜKÛMETİ olmayan bugünün İslâm’ında, bu şartlar dahî, diğer din esaslarının şartları gibi güme gitmiş; ve bir hercümerc içinde kalan “müslüman” yaftalı ve şaşkınlık âbidesi insan, bulanık suda balık avlamak istiyen politikacı dünyâsının kullandığı, irâde yoksulu bir dolgu maddesi hâline getirilmişdir…

60 memleketin 52’si, Saudi kuyruğunda bayramın (!) zamanına âdeten ve insiyakî olarak bağlanmış olacak! Çünki, “hilâlin rü’yeti” farzı içün, kellelerini gökyüzüne kaldıramıyacak kadar meflûc ve pörsütülmüşlerdir! 13 memleket ise, Saudi Vehhâbîsinin aksine, (Çarşamba) günü bayram yapacak!. Bunlar da, gûyâ (hilâli göremeyib), Zilka’deyi 30’a tamamlama peşindeki bakar kör;  ve yılın her ayını, “benim takvimim” diyebileceği bir disiplinin içine çakmakdan alabildiğine  uzak, (dâr-ı İslâm) hududları dışına fırlamış mıntıkalar!

Biz de (Hilâlimizi) göremedik!

Bir kere ABD takvimi ve onun kuyruğundaki Saudiler, bizim içün, T.C. DİB’inin de ilânları gibi, nezdimizde keenlemyekündür… Çarşamba günü, kan akıtıb bayram namazı kılmak, ihtiyâta ihtiyât, akıl ve îmâna en muvâfık olan… Millet-i Beyzâ (!) küfür, şirk ve nifâkın kuyruğuna takılmadan yaşamaya; ve hatta, onlara muhâlefetin, varlığa açılan fazîletini de, âcilen bellemek ve tatbik etmek mevkiine mahkûm bilinmeli…

Salı günü, bayram (10 Zilhicce) değilse, kesilen hayvanlar kurban değil; Tabib-i Hâzik-i Müslim-i Âdil Muhammed Reşâd  Malâtî Beyin ifâdesiyle enfes ve çok tâze, bayrâmiyelik bir “kebab!”

DİB Başı Görmez Bey’in, “Hilâl’i görmek içün Güney Afrika’nın Capetown şehrine adam ve madam göndermek gibi plânı” ise,  akıl taşıyanların zorlanacağı bir noktadır; ve aklı zora koşmanın bu derecelere varması, AKP iktidârının, dünyânın hangi adam ve madamlarının elinde olduğunu göstermesi bakımından, cidden câlib-i dikkat bir nokta olsa gerekdir!

Bayramın, sâdece, kurbanı, namazı ve teşrik tekbirleri bizi alâkadâr ediyor; neş’elendirme, sevindirme, kaynaştırma ve rahatlatma tarafı, bize o kadar uzak ki…

Esâret altında ve mürtedler yumruğu içinde bir Müslüman Coğrafyası…

23 vakit teşrik tekbirlerinin, kurban kesme (vâcibinden) daha kuvvetli bir vâcib oluşu da nazara alınmalı; ve bayramın sâdece Hakk’ın rızâsına mutâbık (tâğûtların şeytanlıklarına zıd) tarafına, ne kadarsa o kadarla dikkat edilmelidir… Bugün elimizde kalan, sâdece bu!

Kurbanı, sâhibi kesmeli… Ni’met-i İslâm sâhibi Büyük Fakîh Merhûm Muhammed Zihni Efendi Hazretleri, “kendi kurbanını kesemiyen müslüman mı olur!” diyerek, hepimizin kulağını çekiyor ki, buna (kulak) tıkamak da olamaz!. Kelime-i Tevhîdi, kalbiyle, nefy, isbât ve teslîm; ve topyekûn muhtevâsıyla tasdîk ve tahsîn etmiyen adam ve madamlara da kurban kestirilemez… Hele, dembokrasi, şefokrasi, DİBOKRASİ, diyalograsi ve bilmem ne şirkine kapılmış, Son Peygamber Aleyhisselâm Efendimiz Hazretlerine îmânı hafife alıb küffâr eteği öpen hâinlere, asla bıçak verilemez!. Kurbanı “Bismillâhi Allâhu Ekber!” demeden kesmeyi meşrû’ sayan echel veya zındık kesicilere, kurbanın gâitası bile çok görülmelidir!

İhtiyâten, tekbirlere pazartesi sabah namazını müteâkıb başlanılmalı, cumartesiye kadar (ikindi dâhil) devam edilmelidir deriz…

Bayram namazını ilk gün kılmak şart değildir; ve bunu, Kelime-i Tevhîdi, nefy, isbât ve teslîm; ve topyekûn muhtevâsıyla tasdîk ve tahsîn edib söylemiyen; ve Şeriat’a herhangi beşerî bir felsefeyi ortak koşan imam kılıklı herifler de  kim olursa olsun, onların arkasında kılmak da aslâ câiz olamaz…

Şerîat’ın emretdiği ve muhtevâsına gâvur parmağı bulaşmamış nice bayramlara…

(İntişârı: 13.10.2013)tt.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir