“Allâh Azze İle Muârazanın” Da Adı: Bayram!
6 Kasım 2011
Betonlaşmış Kelle Partisi, “Kral Çıplak!” Diyemez…
21 Kasım 2011

B.

LÂTĪFE, RIZĀ NŪR’UN YAZDIKLARINDAN HABERSİZ MİYDİ?

Yûsuf HANÎF

 

Ahmed Fāruq el-Qarsī beyin 1428’de (2007), Yeni Furkanmecmū‘asının 11. ‘adedinde neşredilen “T.C. Çarşaf’a Medyun-i Şükrandır!” serlevhālı maqālesinde, Lâtīfe ile Kamal’ın boşanmalarına dāir cālib-i dikkat bir istitrād vardı. Orada dile getirilen iddiâya, Lâtīfe’nin bacısı Vecīhe İlmen’nin torunu Mehmed Sādık Öke tarafından hiç de iknâ edici olmayan bir açıklama getirildi. Mehmed beyin açıklamasını müzâkere etmeden evvel Ahmed Fāruq beyin mezkūr istitrâdını hatırlatmak istiyorum:

“Boşanma sebebiyle ilgili mühim bir istitrâd

“Lâtîfe’yle M.Kamal boşanma sebebiyle ilgili kimseye bir şey anlatmayacaklarına dâir birbirlerine söz vermişlermiş.1 Dolayısıyla resmî hikâyelerde boşanma sebebi olarak zikredilen “hırçın, geçimsiz, kıskanç… Lâtîfe”nin aslı olmadığı anlaşılıyor.2 Demek ki ortada Lâtîfe’yi sürekli izlemeyi gerektiren,3 yurt dışına ancak başka adlarla ve sıkı sıkı tembihleyerek gönderilmesini “îcâb” etdiren4 çok daha mühim ve mahrem bir sebeb var!

“Benim bildiğim bundan bahseden tek kişi Rızâ Nûr’dur! İpek Çalışlar mezkûr eserinde [Latife Hanım nâm eseri kastediliyor, y.h.] Rızâ Nûr’un hâtıratını kullanmış olmasına rağmen ma’lûm sebeblerden dolayı bu hâdiseyi oradan nakletmeyi uygun görmemiş olmalı!5 Rızâ Nûr’un Lâtîfe’den nakletdiğine göre o gece, Lâtîfe’nin amca çocuğu Vedad (Hâlid Ziyâ Uşaklıgil’in oğlu), (…) ile pek uygunsuz bir vaziyetde yakalanmış!6 İpek Çalışlar’ın kitabındaki önceleri bana garib ve lüzumsuz gibi gelen Vedad’la ilgili tafsîlâta, açıkcası Rızâ Nûr’u okudukdan sonra bir ma’nâ verebildim: M.Kamal’ın Vedad’ı tanıyınca Çankaya’ya çağrılmasını istemesi ve Lâtîfe’nin “O içerken böyle birden aklına gelen düşünceleri olur” diyerek buna mâni olması7; Lâtîfe’nin o meş‘ûm hâdiseden sonra Vedad’dan köşkü terketmesini istemesi8; M.Kamal’ın yine o hâdiseden sonra nerede görse Vedad’ın babası Hâlid Ziyâ’ya iltifât edib Vedad’la ilgili cömert korumacılığını izhâr etmesi ve onu Londra sefirliğine tâyin etmesi9; Lâtîfe’nin boşandıkdan sonra Vedad ve amcası Hâlid Ziyâ’yla yıllarca küs kalıb onlara öfkelenmesi10; fakat daha sonra amcasının “kesinlikle aramızda açıklama istemek, açıklama yapmak çeşidinden tek bir söz edilmemek” şartıyla görüşmeyi kabul edib “söyleşme konusunu[n] şu, bu ve tamamiyle Vedad” olması11; Londra sefîriyken Hâriciye Nezâreti’nin Vedad’a sürekli kötü davranması ve “beklemediği anlarda merkeze çağ[ırması]”12; sonunda Vedad’ın Sefâret’deki bir bayram töreni sırasında sebebsiz yere “bakanlık emrine alındığını bildiren [bir] şifre” alması ve bunun üzerine intihâr etmesi13, bence Rızâ Nûr okunmadan anlaşılacak şeyler değil!

“Kanaâtimce Lâtîfe’nin Rızâ Nûr’u tekzib veyâ tenkîd etmemiş olması, onun nakletdiklerinin sıhhatine ciddî bir karînedir. Bilindiği gibi Lâtife 2 Receb-i Şerîf 1395’de (12.07.1975) öldü. Rızâ Nûr’un hâtırâtı ise ilk kez 1387’de (1967) neşredildi. Kendisi ve M.Kamal hakkında yazılanları yakînen ta’kîb eden, gerektiğinde tekzîbler, reddiyeler gönderen Lâtîfe’nin14 bu eserden ve orada bizzat kendisi kaynak gösterilerek anlatılan mevzû-i bahs hâdiseden habersiz olması düşünülemez. O zaman niçin sükût etdi acaba? Sükût ikrârdan değil miydi? Anlaşılan Lâtîfe, M.Kamal hakkında bazı şeylerin bilinmesini istiyor ve buna göz yumuyordu. Hatta bırakın sâdece göz yummayı, Rızâ Nûr’un hâtırâtındakilere benzer iddiâlarla dolu H. C. Armstrong’un meşhûr Gray Wolf’u 1351’de (1932) neşredildiğinde bunu bizzat terceme edib müşterek bir dostları vâsıtasıyla M.Kamal’a gönderen Latîfe’dir!15 Hâsılı demek isteriz ki Rızâ Nûr’un anlatdıklarının öyle yabana atılır şeyler olmadığı, Lâtîfe’nin bu husûsdaki mânidâr sükûtu ile sâbit olmuşdur.”16

Mehmed Sādık beyin bu iddiâyla ilgili açıklaması şu şekilde:

Bazı yazar ve araştırmacılar Latife teyzemin bu kitapta[Rızā Nūr’un hātırātı kastediliyor, y.h.] yayınlanan, Paşa hakkındaki olumsuz iddiaları tekzip etmemesini zım[n]en kabul etmesi olarak algıladılar. Çünkü kendisiyle ilgili her konuda çıkan yanlış şeyleri tekzip etmişti. Oysa İsviçre’deki tedaviden sonra hep canıyla uğraştığını biliyoruz, muhtemelen böyle bir kitaptan haberi bile olmadı.17

Mehmed beyin açıklaması, diğer pek çok mes’elede olduğu gibi bu mes’elede de hiç inandırıcı değil! Sebebine gelince:

Bir kere Türkiye matbū‘ātında Rızā Nur’un hātırātından ilk def‘a bahs olunması 1383 (1963) senesine müsādifdir. Hātırātı British Museum’da keşfeden Cāvit Orhan Tütengil’dir ve bununla ilgili üç ayrı yazısı vardır. İlki 13 C.evvel 1383’de (1 Ekim 1963) Belleten’de, diğer ikisiyse 24 Şevval (9 Mart) ve 2 R.-sânî (10 Ağustos) 1384’de (1964)Cumhuriyet’de neşredildi. Cāvit bey bu yazıları derleyib Dr. Rıza Nur Üzerine Üç yazı: Yankılar, Belgeler adıyla 1385’de (1965) müstakil bir kitab olarak da neşretdi.18

Mehmed beyin bahsetdiği Lâtīfe’nin tedāvi amaçlı İsviçre seyahātleri 1385-87 (1965-67) arasında gerçekleşmiş.19 Ya’ni bu demek oluyor ki hātırātın varlığı ve kısmen de muhtevāsı Lâtīfe’nin bu seyahātlerinden evvel mevzū-i bahs edilmiş.20 Bināen‘aleyh, zamānındaki bütün gazetelere abone olan Lâtīfe’nin21 bu neşriyātdan haberdār olmadığına, olmamış olabileceğine ihtimāl vermek mümkin değildir! Hātırātın kitab olarak ilk kez neşrediliği 1387 (1967) senesinden Lâtīfe’nin öldüğü 1395 (1975) senesine qadar tam sekiz sene geçiyor. Bu arada, hātırātın neşrinden altı sene sonra, 1393 (1973) yazında, Hürriyet gazetesinde kendisi ile ilgili başlayan bir yazı dizisine māni’ olmak isteyib bunun için mahkemeye bile gitmesi22, Lâtīfe’nin bu sekiz sene boyunca dünyaya kapanacak qadar kötürüm bir vaz’iyyetde olmadığını, kendisi ve Kamal haqqındaki neşriyātı hālā dikkatle ta’kīb etdiğini, kısacası Mehmed beyin iddiâ etdiği gibi İsviçre dönüşü hep canıyla uğraşmadığını açıkça gösteriyor.

 Mehmed bey ve āile efrādının içinde bulundukları vaz’iyyetin nezâketini takdīr etmiyor değilim. Bunun tedirginliğiyle olsa gerek, en son neşredilen Teyzem Latife kitabında mutenākız sözler sarf edilmiş. Bunları ve diğer birtakım mes’eleleri ileriki bir zamanda inşāAllah tafsilātlı olaraq yazacağım. Şimdilik şu qadarını söylemekle iktifā edeyim: Bu mızrak bu çuvala sığmıyor! Kendilerinin de ifâde etdikleri gibi, hakīkatin er veyā geç ortaya çıkmak gibi kötü(!) bir husūsiyyeti var.23 Ve tārihin hayırla yād edeceği kişiler hakīkatin ketmine değil, tezāhürüne yardım edenler olacakdır.

Hāşiyeler:

  1. İpek Çalışlar, Latife Hanım [8. tab’, Doğan Kitap nşr., İstanbul, 1427 (2006)], 332-333, 454, 456.s..
  2. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 328-331, 460.s..
  3. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 454.s..
  4. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 370-371, 380.s..
  5. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 332.s..
  6. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım, 4.c., nşr. Heidi Schmit, İstanbul, 1387 (1967), 1316-1317.s..
  7. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 215.s..
  8. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 334-335.s..
  9. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 388-389.s..
  10. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 389.s..
  11. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 409.s..
  12. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 424.s..
  13. A.y..
  14. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 458-459.s..
  15. İpek Çalışlar, Latife Hanım, 404.s..
  16. Ahmed Faruq el-Karsi, “T.C. Çarşaf’a Medyûn-i Şükrândır!”, Yeni Furkan: Aylık İlmi, İçtimai ve Tasavvufi Dergi, 1. sene, 11. ‘aded, 1428 (Şubat 2007), 21-22.s., kezâ şurada: http://furkandergisi.blogcu.com/t-c-carsaf-a-medy-n-i-sukrandir/2739561
  17. Fatih Bayhan ve Mehmet Sadık Öke, Teyzem Latife: Atatürk’le Geçen Bir Ömrün Saklı Kalmış Hikâyesi, 2. tab’, İstanbul, Pegasus nşr., 1432 (2011), 415.s..
  18. Ankara, Üçler nşr..
  19. Fatih Bayhan ve Mehmet Sadık Öke, a.g.e., 414.s..
  20. ‘Abdu’r-Rahmān Dilipak’ın neşre hazırladığı hātırātın ilk cildinde bu münākaşalara kısmen yer verilmiş, bkz. Dr. Rıza Nur, Hayat ve Hatıratım I: Rıza Nur Kendini Anlatıyor, nşr. Abdurrahman Dilipak, İstanbul, İşaret nşr., 1412 (1992),  27-68.s..
  21. Fatih Bayhan ve Mehmet Sadık Öke, a.g.e., 449.s..
  22. İpek Çalışlar, a.g.e., 458-59.s.; Fatih Bayhan ve Mehmet Sadık Öke,a.g.e., 458.s..
  23. Fatih Bayhan ve Mehmet Sadık Öke, a.g.e., 376.s..

(ilk intişâr târihi: 10.11.2011)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir