İslâm “Puthânesi” Olursa İslâm “Anayasası” Da Olur!
3 Aralık 2016
Ne “Kahpe Terörü”, Haçlı Seferi Bu Haçlı…Bu, Pörsüklükle De Durdurulamaz!
13 Aralık 2016

BİNALİ BEY’İN TATAR KAZAN’INDA HEYKEL ZEVKİ!.. 

Mehemmed SAFFET

Raisü’l-Vüzerâ Bin Ali Bey, Moskova’dan sonra kar kış demeden, başına geçirilen değirmen taşı kadar koskoca bir kalpakla soluğu Tataristan’ın merkezi Kazan’da aldı!.

Tatarlar Moskof federasyonu içinde bir cumbokrasi… Cumhur Başkanları olacak zât, Raisu’l-Vüzerâ Bin Ali Yıldırım Beyfendi ile berâber nutuk sıkarken (tatarca) bile konuşamayıb Moskof diliyle kelâm edecek kadar erimiş gitmişlik resmetdi; ve anladık ki, esâretleri, maskelenmiş olarak berdevâm…

AKP iktidâr-ı ılmâniyyesi, 15 Temmuz Haçlı Seferi ve FETTOŞİST cinâyetlerinden sonra can havliyle yeni müttefikler peşine öyle bir düşdü ki, 93 yıllık “Haçlı Bâtıl Batı Muâsır Edeniyyet Seviyesi ve bilmem nesi” diye (tapınmaların) bir halta yaramadığı ayne’l-yakîn görüldü; ve kıbleler, garbdan şarka tahvîl ediliverdi!.. Moskof ve Çin kuyruğuna takılmak hâ!. Adamın tüyleri diken diken oluyor… Bakalım hangi “bin nasihatdan bir musîbet” gelecek de, KIBLE cenubda aranıb ihtidâ edilecek!?. Biraz da şarkdan kazık yenmeden hizâya girilemiyeceği, ne yazık ki artık ayân-beyân görülür oldu…

Yahu gâvur her yerde ve her zaman gâvurdur; sen müslümansan müslümanla (dost) ol; ne işin var elin garblı ve şarklı gâvurlarının dizleri dibinde?. Yok eğer ille de “gâvur dostluğu” denilecekse, o zaman “Osmanlı torunluğu” masalları sıkılmamalı, neyse o olunmalı ve dürüstlüğün mertliği yaşanmalı… Ve millete de tersden nümûne-i imtisâl olunmamalı ve garîbân millet zehirlenmemeli… Cihâna da “Balık başdan kokar!” dedirtmemeli…

Biz gelelim Tataristan serüvenine…

Tataristan’da, (Prof. Sadri Maksûdî) denen o İslâmsız  ve sırılsıklam TÜRKÇÜLÜK fitnesine yakalanmış adamın HEYKELİNİ dikmek içün, kış kıyâmet, kalpak-kepenek oralarda turlamanın âlemi ne?. Hadi Tatarlarla ahbablık, hal hatır, alış veriş v.s., iyi de, Kazan’lı Tatar SADRİ’yi bu memleketde kaç kişi tanır a bey abisi… Bu Kazan’lı Tatar Sadri’nin bu memlekete bin zararı dokunmuş, fitnebaşılık yapmış içimizde arkadaşım… Yüzler Garb’dan Şark’a döndü ya; bir de Müteveffâ Türkçü TÜRKEŞ Partisiyle de cicim ayları başladı ya, gelsin “Dürriyemin güğümleri” cinsinden “Türkçülerimin 5-10 bin yıl evvelki putlu-heykelli balbal devranları, şamanistlik devirlerinden nice putlu-kutlu uydurmalar…”

Kimse inkâr etmesin, manzara ortada!. CHP, HDP’lileşirken, AKP de CHP ve MHP’lileşiyor tosunlar!. Hem de İttihadçı kuyruğu CHP tarafına doğru, o bir zamanların kafatası ırkçılığına doğru…

Merhûm Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi Hazretleri Türkleri 3 sınıfa ayırır:

1) Müslüman oluncaya kadar (PUTPEREST) Türkler;

2) Müslüman olunca (HAKPEREST) Türkler;

3) Lozan kazığından sonra İslâmiyyet’i yasak eden (ZENPEREST)  Kürkler… Bunlara (TÜRK) de denemiyeceği içün biz böyle dedik!. Nerde o Müslüman OĞUZ soyu… Asıl soykırım (tenkîl) harekâtını bu (oros..) dünyada gören kaç kişi kaldı? “Zenperest”, halk argo ve tangosunda “zampara” ta’bir edilen nesne… Ecdâd dilinde (Zenne) de (kadın) demekdir; “zenperest” ise, “kadına tapan” yani zinâkâr, uçkuru düşük, ağzı burnu bir tarafa kaymış, nefesi leş gibi  alkol kokan yamuk-yumuk herif ma’nâlarına gelir!.

İşte, ABD ve AB güdümlü 15 Temmuz tuğyân-ı Fettoşîsinden sonra AKP mazlûm-ı garîbânı (!) dedik, vech-i ma’sûmîsini can havliyle garbdan şarka ol sebeb tahtında tahvîl-i kıble eylediler!.

“Müslümanlık” diyecekken de; “Türkçülük”  tarafına tevcîh-i rota ve moda eyleyüb, soluğu Sadri Maksûdî gibi Şeyhülislam Merhûm’un “Putperest Türkler” dediği kategorinin iri sütunlarından birinin heykel-i heybânını açmaya yani  resm-i küşâdında bulunmaya karar verdiler; ve çâreyi de sanki tâaa oralarda, Kazan’larda arayacak kadar sürüklendiler…

 Eh, demek ki bu milletin çilesi daha dolmamış, garbdan şarka esip tozmak ve biraz daha poyraz altında kalıb, ufukda çatı tavan hasârı görülüyor!.. Biz, kaşığa çıkarsa, “kaderde elbetde bunlar varmış!” diyeceğiz… İçdeki cüzzamlı gâvurlar gibi:

“Türkiye’nin KADERİ bu mu olmalıydı, Kaderimizi artık ancak biz çizeceğiz, bu ne biçim KADER!” 

Demek gibi iblisce ısyân ve tuğyânla gâvur olacak hâlimiz de aslâ yokdur, olamaz…

Cennetmekân Abdülhamîd Hân Aleyhirrahmeti Ve’l-Ğufrân Hazretleri ne kadar “İslâm” demişse, ondan sonra gelenler (İT takımları=İttihad-Terakkî)ciler de, o kadar “Türkçülük” maval ve kavalları öttürerek devlet ve milletin (heykelci) kâtilleri olmuşlardı… 15 sene sonra ise 1923’de, Lozan’da bu katletme işi protokollara mı bağlandı ne olduysa oldu, bir İslamsızlaştırma ve Türkçülükleştirme (!) faaliyyeti sökün etdi!.. Allah’ın Dîni ezanlarına kadar YASAKLANDI…

İşte Raisü’l-Vüzerâ Bin Ali Yıldırım Beyfendi’nin Tataristan Kazan’ında HEYKELİNİ küşâd eylediği Sadri Maksûdî Arsal nâm kimesne böyle bir “türkçü” idi; ve Kamal Paşa’ya da yıllarca akıl hocalığı yapmış bir Kazan Tatarıydı…

Bu Kazan’da nasıl bir sır varsa, oradan hep aykırı ve haykırı sivri adam ve madamlar âlem-i şühûdda arz-ı endâm etmektedir! Meselâ KAZAN’lı Mûsâ Cârullah Bigiyef denen Allâh’ı ve Şerîat’ını beğenmez ve Kitâb’ına burun kıvıran “müceddîdîn-i kezzâbîn ve decâcile-i dâllînden” bir kimesne dahî, ol mıntıkadaki ehâli-i hâsirînden zuhûr etmişlerdir…

Kazan’lı Bigiyef, İslâmiyyet’i beğenmeyib içine ne küfr ü dalâlet ihtirâ’ eylemiş ki, bunlarla, şu Ankara sarıklı Politikacısı GÖRMEZ nâm kimesneyi dahî teshîr eyleyüb, kendisini medh ü senâ etdiren ve göklere çıkartan bir kitâb dahi karalatmışdır… Gaspıralı İsmail nâm herifden nice fitne fücûr ahzeden Kazan’lı Sadri Maksûdî ise, “İlâh-ı Etrâk” Kamal Paşa’yı da (teshîr) eylemiş; ve “laik hukûkun, Türk dil ve Tarih KURUMLARININ ve daha nice seküler müessesât-ı bîdîniyyenin temellerinin atılmasında”, O’na, müthiş akıl hocalığı ve kılavuzluk yapmışdır!. Tabii laik ateizmada (delîl olamıyacağı) içün, (tenâkuz ve iftirâk) kaçınılmazdır…

En sonunda Kazan’lı Sadri ile Selânik’li Kamal Paşa’nın arası açılır; ve KAZAN soğuğu gibi ortalık buz keser!. Paşa’nın uşağ-ı sâdığı C.Granada’nın hatıralarından hulâsa ediverelim:

Paşa’nın son senelerine doğru bir gece, Çankaya’da 7 kişi hemmeclis ve hemdem olub şerâb-ı hamr ile dahî “brakisefal kafatasları” çakır keyf eylendiği bir esnâ-yı işretde, (bir bankanın adı ne olsun) mes’elesi ortaya fırlar!. Kafatası brakisefal olsa gerek Kazan’lı Tatar Sadri, Ordinaryüs Pırasasördür ya, bundan nâşî fevkal’âde çok bilmişdir!. Bütün dünya Türklerini Türkçe etrafında birleştirme ideolojisini (!) Meşhur Türkçülerden Gaspıralı Ismayıl Agasından ta’lîm eylemişdir!. Türk Dil Kavâidine göre “Denizcilik Bankası” adı münâsibdir, “Denizbank” olamaz” diye Tatar inadıyla profesörlüğünü öttürmeye başlar!. Paşa bu, onun Tatar inadıyla halay çekdiğini görünce, o da çakır keyf kafayla ve Selânik ağzıyla sarızeybeği oynar; ve şâribü’l-leyli ve’n-nehâr cinsinin anlıyacağı dille bir-iki lâf sıkdıkdan sonra, “Siz profesör değilsiniz!” diye kükreyiverir!. Kazan Tatarı buna fenâ içerler ve dırdıra başlar, “Ben de siz kumandan değilsiniz desem ne kadar kırılırsınız. Benim Sorbon’da bile kürsüm var….” kabilinden Tatarizma horozluğunu sürdürür!. Paşa susar; ve onca idealdaşlık ve türkçüdaşlık ve şarabdaşlık veee…. ne kadar (daşlık ve insaniyetdaşlık varsa) bir anda hepsi de yakılıb kül edilir, biter; ve bir daha da görüşmezler…

Heykeldaşların bundan ibret alması gerekmiyor mu?

Türkiye’nin her km karesine 3-5 heykel düşerken, az gelmiş gibi bir de kış-kıyâmet Tataristan’da HEYKEL dikme yarışı…

15 Temmuz’da ödü ağzından fırlayacak kadar şeyi şey olanların şeyleri, bundan şey olmamalı mı?

Heykellere susamış gibi Tataristan Kazan’larına koşmak yerine, Allâh Sübhânehû ve Teâlâ Hazretlerine şöyle niyazda bulunmalı değil midir:

“Allâh’ım bizi, ABD ve AB gâvurlarından ve onların parmağında oynıyan Feto haşerât ü kâzûrâtından yalınızca SEN kurtardın; bizi “Kenûd=nankör”lerden eyleme, sana nasıl ve ne kadar şükretsek azdır; bize bunca maddî ve dünyevî saltanat ve sayısız nî’metler verdin, nasıl Kazan ve bilmem nerelerde senin dînine meydan okuyan kesânın ve benzerlerinin HEYKELLERİNİ dikib sana meydan okuruz, bizi hidâyetden ayırma!”

Böyle niyâz ve münâcaatda bulunarak, adı geçen kesânın başlarını secdeden kaldırmamaları icâbetmiyor mu?

Bunca kesân, “Şükrü edâ edilmiyen ni’meti Cenâb-ı Hakk Azze ve Celle Hazretlerinin, kendilerinin ellerinden alacağını”; ve sokak ortasında damdazlak veya don-gömlek, yarı aç yarı çıplak bırakacağını bilmiyorlar mı?. Bu kadar echeliyyet olur mu?

Değirmen taşı kadar kalpak başda, Tataristan’ın KAZAN meydanlarında kâidesi üstünde bacak bacak üstüne atmış Türkçülük kılavuzu Kazan’lı Tatar Sadri Maksûdî HEYKELİ

İstanbul belediyesinin de “katkı ve atkılarıyla…”

İstanbul Belediyesine vergi veren milyonların hangi RIZÂSIYLA Tatar Sadri’nin HEYKELİNE onların parası akıtılıyor?. Âhıret’de Topbaş Bey’e ve yukarıya doğru bütün âmirlerine Heykellerden ve bütün isrâfâtdan da  sorgu-sual, hesab ve kitab açılacak, bilmez misiniz? Hem şunu da bilin ki, Kur’an-ı Kerîm müsrifler içün “ıhvânü’ş-şeyâtîn” buyurur: ŞEYTANLARIN KARDEŞLERİ…

Hem orada, laik dembokratik politika ve onun milyarlarca isrâfı başa belâ da olacak… Puthâneler, fâizhâneler, meyhaneler, kerhâneler ve kumarhâneler… Hem bunca menhiyât ve fuhsiyât, hem yanıbaşında “müslümanım” deyişden ibâret “münâfıklık”, işte bu orada sökmez, adamın bütün boyaları ve makyajları orada dökülüverecek…

Mutfak gazından %50, kumardan %5 vergi alan, adı (adâlet) olan tüm parti-pırtı ve fırkalara kadar, cümle bölük börçük takımları,  duydunuz mu?. 

Şimdi duymazsanız, birgün gelecek orada mutlaka duyuracaklar… Damat da olsanız, kâim-i peder de… Raisü’l-Vüzerâ da olsanız, Raisü’d-devle ve’l-hükûme (!) ne olursanız olun!. Kâinâtın İmâmı bile olunsa (!) bir gün kafa kubura çakılıyor, boyalar ve makyajların tamâmı daha Ukbâ’ya varmadan pul pul dökülüyor ve altlarındaki cüzzamlı surat cascavlak ortaya çıkıveriyor! 

Türkiye’yi Heykelistan yapanlar, şimdi de bunu yurt dışına mı ihrâc etmek istiyor acebâ?. “Mısır ve Tunus gibi yerlere (laiklik) ihrâc etmek istiyenler, şimdi de 15 Temmuz’dan sonra şimal memleketlerine heykel ihrâcındalar” mı demeliyiz?. Fırtına geçdi öyle mi?. Artık gemi sallanmıyor, rahatladınız öyle mi?. Mevlâ’nın Kitâb’ını okumaz ve îmân edib amel de etmezseniz, encâmınızdan korkulur!. Kurunun yanında yaş (millet) de yanar, anladınız? 

Biz, ma’rûfu emr, münkerden nehy etmekle; susarak dilsiz şeytan olmamakla mükellefiz, heykelperestler istemeseler de…

Ne diyelim, Allâh Azze, cümlemize (akıl-fikir ve îmân) nasib buyura; ve Anadolumuz’u, heykelistlerin heykel peşinde koşarken gâvurların yeni “HAÇLI seferine” çarpılmakdan; ve fettoşistvârî iç gâvur ihânetlerinden muhâfaza buyursun… Âmîn ve Selâmün Ale’l-Mürselîn Ve’l-Hamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn…

(İlk intişâr târihi: 07.12.2016)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir