Başlarken…
29 Ağustos 2011
“Bize, Müslüman İsmi Taşıyan Değil, Müslümanlıkdan Anlayan Lâzım!”
6 Eylül 2011

RasulUllahın –hāşā- Yanlış Günde Oruç Tutması Haqqında

Dr. Malatyalı Muhammed REŞÂD

 

‘Acebā kaç kişi bir mes’elede, “Haqq bu tarafdadır.” derse, haqq o tarafda olur? Meselā “Ramezān ayı şu güne qadardır ve o günden sonra bayramdır.” diyen qafa ‘adedi, ekseriyyeti bulduğu zemān, ramezān öylemi ta’yīn edilmiş olur? Ya re’y sāhibinin parası çoksa? Ya ona re’y veren milyonlarca adam varsa? Ya re’y sāhibi zāt veyā zevātın istiqāmetlerine şahādet etdiği söylenilen türlü keşfiyyāt, ilhāmāt, martavalāt sāhiblerinin ‘adedi, gökteki leş kargalarının ‘adedinden fazla ise? Ya re’y sāhibinin arqasında devlet varsa? Ya o zātın fikrini destekleyen papaz okulları, ilāhiyyāt, imām-xattāb oqullları varsa? Bunca milyon adamın hatā etmesi mümkīnmi? “Müslimānların hattā ibrāhimī dīnlere bir şekilde mensūb olanların hoş gördüklerini tanrı da hoş görür, öyle ise yetmiş milyon qafa bir şekilde hareket etdiği şekli tanrı da hoş görür! O, hoş-görülü tanrı daha doğrusu “hoş-görü tanrısı”dır” Hoş-görmese inanmayacaqları tanrılarının adına latuzza emsāli hoş-görü tanrısı demişsek bunu da oylayın bakın ne çıkacak? Mevzu’ sıfat-ı ilāhīde isābet ve hatā değilmi? Demokrat tanrı, lāik tanrı, diyānet tanrısı, türkiyelilerin tanrısı… Halkımız; tek devlet, tek millet, tek takvim, tek bayram, tek diyānet, tek dalālet düstūru ile yaşayan bir ğarīb halkdır. Bunların başına mustafa qamal gelir, -giderken ağlarlar-; bunların % 90 ı “12 eylül anayası”na qabul re’yi verir, -gülerler-; bunların %52 si AKP ye, geriye qalanlarının neredeyse temāmı ondan bed-terine re’y verir, -şimdi güler o gün gelince ağlarlar- ve lākin bu halqın -istatistiklere göre- %80 i oruç da tutar. Bu halqın hatā etmesi mümkīnmidir?

Her sene ru’yet-i hilāl içün boş tepelere, yüksek binālara çıqdığım zemānlar zihnim, ‘arz etdiğim suāllerle meşğūl oluyor. “Necāset yeyin ey halqım! Milyonlarca sinek hatā ediyor olamaz.” kelām-ı kibārı zihnimde uçuşuyor. Belki de 80 milyon adam veyā sinek bir prensip veyā prensipler etrāfında ittifāq ederek halt ediyor, dalālete düşüyor, günāh-ı kebāirden olan cürmi işliyorlar. Bunların oruc tutduğu veyā bayram etdiği gün RasūlUllahın şeriātinde bayram veyā ramezān değilse? Bu insānlar, topluca oruç yedi ve oruc tutmaq haram olan günde oruc tutdu iseler, başlarındaki salāhiyyetsiz adamları göstererek ve onların muqallidi olmalarını behāne ederek ma’zūr olabilirlermi?

Her türlü fıqh, hadīs, tefsīr ma’lūmātı, eslāfın yazdıkları, modernist mezhebsizlerin yazdıkları bir tarafda dursun: Şāyet bu diyānet ve benzerlerinin i’lān etdiği, polinezya ve şilinin cenūbunda vuquu mümkīn ru’yet esāsında oruç tutub bayram etmek dīn idiyse, polinezya ru’yetinden dāimā bir veyā iki gün sonra arabistānda ru’yet eden RasūlUllah sallallahu ‘aleyhi ve sellem, -hāşā- hatā etmişdi. Çünki onun gününde de bugünki şeklde polinezyada hilāl göründüğü hālde o zāt-ı şerīf kendi ‘arzında göründüğü zemān oruc tutmuş ve bayram etmiş idi. Ya o zāt hatā etdi ya bunlar, ya’ni diyānet ve ona tābi’ olanlar…  [bk. www.moonsighting.com/1432shw.html]

Etrāfdaki qalabalığın ‘ameli farqlı olunca ğayrı-ihtiyārī bir tereddüd hāsıl oluyor. Bu qadar insan hatā üzere olabilirmi? Saqın kendi rūhī marazlarımla ‘alāqadār olaraq ‘aqsine hareket ediyor olmayayım? Bir ‘amelin ‘aqsini veyā düzünü ne ta’yīn ediyor ‘acebā? Meselā sürümüze ittibāen bir şekl üzere ‘amel etsem, bu “düz”mü olacaqdı? ‘Aqlım az evvel sorduğum suāli sormayacaqmıydı? Mes’ele, ma’lūmāt noqsanlığı, muhākeme zaafı, rūhī zaaf olabilirmi? Bütün bir qalabalığın ‘aqsi istiqāmetde hareket etmek hazz veriyor olabilirmi? Saqın; “rūhī marazımmı var? muhākememde zaafmı var? ma’lūmātımmı noqsan?” suāllerini soruyor olmamın kendisi, bir ‘ārızadan, beni sürüye rağmen doğru hareketi işlemekden alıkoyan şeytānīlikden neş’et ediyor olmasın? Sürüye ittibāen hatā üzere olmanın şeytānī huzūrumu, sürünün ‘aqsine faqat isābetle hareket etmenin huzūrsuzluğumu? Bir kelli felli baş bulsam da ona boynumu versem. Beni güdse, “oruç böyle tutulur, ru’yete lüzūm yok, bana uy, cennete gireceksin, Peygamber bugün yaşıyor olsa benim gibi nāmussuz heriflere uyardı dese. Ben de inansam. Ulu şeyhim, hocam, komutanım, emīrim sana uydum, huzūr buldum. Artık oruç yesem de cennetlik olacağım. Gördüm ki senin gibi nāmussuz, sayısız adam var.” desem nasıl olurdu?

Bu mes’elede istiqāmet üzere olmaq, başqa mes’elelerde istiqāmet üzere olmaq demek değil faqat şāyet Müslimānlıq iddiā eden bir kimse bu mes’eledeki tavrını īzāh edemiyorsa, alın o herifi oturduğu postdan aşağı. ‘Oruc ahkāmından ilm-i hāl seviyyesinde haberdār olmayan adamdan ‘ālim, şeyh, emīru’l-mü’minīn olmaz amma ilāhiyyātcı, müteşeyyix, parti reīsi, baş-nāzır, baş-papaz olur!

Ru’yet-i hilāl mes’elesi, oruc mes’elesi aslā küçük mes’ele değil. Bu mes’ele buz dağının ucunda, altda yatan derin, müdhīş marazlardan haber veren bir mes’ele. Ru’yet-i hilāl mes’elesinden girib modernizm dīnine, o bātıl dīnin islamist mezhebine ve bu mezhebin türlü meşreb ve mesleklerine intiqāl etmek mümkīn. Cenāb-ı Haqq, Müslimānlara rahmet eylesin.

Türkiyede ru’yet-i hilāl mes’elesini mevzu’ edenlerin ilklerinden biri olan Ahmed Selāmī Bey’in teşebbüsü olan bu mecmuāda yazarken ‘aqlıma, “Kaç kişi yazdıqlarımızı okur? Kaç kişi hilāli ru’yet ederek ‘amel eder?” suālleri gelmişdi.

Ve min Allahi’t-tevfiq.

(İlk intişârı: 31.08.2011)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir