Betonlaşmış Kelle Partisi, “Kral Çıplak!” Diyemez…
21 Kasım 2011
Zamanın Mi’marîye Yüklediği Ma’nâ: Şam’daki Süleymaniyye Cami’i ve Külliyesi
28 Kasım 2011

KEMALİST EĞİTİMİN GETİRDİĞİ ŞİKÂK-I BAÎD

Dâvûd EMÎROĞLU

 

Birlik olmak, yekvücûd olmak, beraber olmak, müttefik olmak / bölücü olmamak, nifak çıkarmamak, hizipci olmamak v.s.

Bütün bu mefhumlar, siyasilerin, mütefekkirlerin, muharrirlerin bilim adamlarının (!) ve ulemanın müşterek talepleridir. Ancak hepsinin gösterdiği (ictima adresleri) farklıdır. Kimi dialog-hoşgörü, kimi demokrasi, kimi laiklik, kimi kamalizm, kimi faşizm ve kimi komunizm gibi birleştirici ideologileri takdim ederler. Ancak bu takdimlerinde mutlak doğru olan, mutlak hak olan şudur diye önümüze birşey koyamazlar. Az veya çok, ötekinden de karıştırıp birbirine bularlar.

Allâh’ın peygamlerlerine gelince, hepsi, “mutlak hakikat bendedir” diyerek diğer bütün ideolojilerin tamamını batıl addedip, vahiy ile gelen kitaplarını veya suhuflarını ortaya koymuşlardır. Peygamberler silsilesinin sonuncusu olan M…d aleyhisselam, vahiy yoluyla aldığı Kur’ân-ı Kerîm’i ortaya koyup bütün beşerî ideolojileri reddederek ve “mutlak hakikat benim, benim dışımda hakikat yoktur” diyen İslâmı tebliğ etmiştir. Bütün beşeriyete bu hakikati göstererek insanlık alemini birlik olmaya, tek vücud olmaya davet etmiş ve bir aksiyon peygamberi olarak da muvaffak olmuş, yaptığı inkılâbla da tevhid üzere ictima (toplama) ve tefrikadan ihtiraz ettirmiştir. (bölünmekten ve bölücülükden sakındırmıştır.)

Ey, beşeriyet! Sen neyinle birliği, bütünlüğü ve yekvücud olmayı temin edeceksin? Demokrasi desen aslı parti! Yani parçalandıkca (parti çoğaldıkca) sahih addedilen bir bütünleşme tenakuzu… Milliyetçilik desen, hangisi? Kürt, türk, arap, laz, çerkez, arnavut v.s…

Zelzele desen her zaman olan bir şey değil! Van zelzelesi sebebiyle yapılan yardımlar gösterilerek “birlik olduk” “beraber olduk” name ve yâveleriyle neredeyse hep zelzele olsa da birlik ve beraberliğimiz devam ediyor olsa diye dua edilir hale gelindi!

Senelerce “devlet-millet kaynaşması” denmekte. Bu da birliği sağlıyamadı.

Bu milletin asırlardan beri birliğini ve bütünlüğünü sağlıyan hakiki unsur “tevhid-i kulub” (kalblerin birliğidir.) 1908 meşrutiyet ihtilaliyle “İttihad ve Terakki” denen tahribat zihniyeti muktedir oldukdan sonra yıkım başlamıştır. Yıkımı kolaylaştıracak olan birinci cihân harbi vesile edilip, o harbe iştirak edilmek suretiyle neticesinde sun’î bir “istiklal harbi!” icad edildi. Böylelikle “tevhid-i kulub”a son darbeleri vuracak zemin hazırlanmıştı. 1924’den itibaren de bu zemin üzerinde öldürücü darbeler gelmeye başlamıştı. Öyle darbeler ki, milleti-devleti-kavimleri ve efkârı bir birine bağlayan, kenetleyen ve asla bölünürlük kabul etmeyen bağlar gümbür-gümbür, çatır-çatır yok edilmeye başlamıştı.

  • 23 Nisan 1920 TBMM açıldı.
  • 24 Temmuz 1923 Lozan anlaşması imzalandı.
  • 7 Ocak 1924 Tevhid-i Tedrisat kanunu çıkarıldı.
  • 3 Mart 1924 Göstermelik ve tayinli “Hilafet” kaldırıldı. Osmanlı hanedanına sürgün kararı alındı.
  • 3 Mart 1924 Şer’iyye vekaleti kaldırıldı.
  • 8 Mart 1924 Dini mahkemeler kaldırıldı.
  • 25 Kasım 1925 Şapka kanunu çıkarıldı.
  • 30 Kasım 1925 Tekke, zâviye ve türbeler kapatıldı.
  • 17 Şubat 1926 İsviçre Medeni Kanunu Türkçeye tercüme edilerek “Türk Medeni Kanunu!” olarak kabul edildi.
  • 1 Mart 1926 İtalya Ceza Kanunu türkçeye tercüme edilerek “Türk Ceza Kanunu!” olarak kabul edildi.
  • 1926 Bütün orta dereceli mekteplerden din dersleri kaldırıldı.
  • 28 Mayıs 1927 Binalar üzerindeki osmanlıca Kur’an harfleriyle yazılmış bütün tuğra ve kitâbelerin kaldırılması hakkında kanun çıkarıldı.
  • 10 Nisan 1928 Anayasadan bütün dini mefhumların (terimlerin) kaldırılması hakkında kanun çıkarıldı. “Devletin, dini din-i İslamdır” kaydı kaldırıldı. Milletvekillerinin yemin şekli değiştirildi. “Vallahi” demek yerine “Namusum üzerine” tabirinin kullanılması kabul edildi.
  • 1 Kasım 1928 Harf inkılabı yapıldı.

1930 larda başlayacak olan asıl tahribata, bu şekilde siyasi ve hukuki tedbirler alınarak zemin hazırlanmıştır. Böylece „Şefler“ ipleri ele geçirmiş ve siyasi sahada olduğu gibi kültür sahasında da kendine mani olacak kimse kalmamıştır. Bundan sonra da, kendi tasarladıkları “insan modeli”ni yetiştirmek için rahat çalışabilecekleri vasata kavuşmuşlardı.

Bundan böyle de bütün mesailer eğitime harcadı.

Asırlarca birbirine kenetlenmiş bu milletin asıl bölücüsü Kemalizm ve Kemalist Eğitim olmuştur.

Bu hususta Sayın Burhan Bozgeyik’in “Kemalist Eğitim ve Din Düşmanlığı” namındaki araştırma eseri şayan-ı dikkattir.

Adı geçen bu araştırma eserinde 1930 yıllarından itibaren İslam Dinine yapılan korkunç tahribat, o yılların ders kitablarından verilen örneklerle göz önüne seriliyor.

Mesela bir örnek: sh. 46

Saçak dergisinde bizzat Atatürk tarafından yazdırıldığı sabit olan sayfalara baktığımızda satırı satırına ders kitaplarıyla aynı olduğunu görmekteyiz. Atatürk bizzat yazdırdığı bu “İlk Vahiy” kısmında aynen şöyle diyor:

“-M.….d’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. Bunlar artık efsanelere karışmıştır. Hakikatte Peygamberin ilk söylediği Kur’an ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. Kur’an sureleri M…..d’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde birdenbire bir taraftan inmiş değillerdir. M…..d’in beyan ettiği sureler uzun bir devirde dini tefekkürlerinin mahsulü olmuştur. M…..d bu surelere birçok çalıştıktan ve tetkikler yaptıkdan sonra ebedi bir şekil vermiştir. Mamafih kendisini tahrik eden bâtınî amilin yukarıda söylediğimiz gibi tabiatın üstünde bir vücut olduğuna kani idi.“

“M…..d’i harekete geçiren bir amil samimi heyecan olmuştur. M…..d daha sonra irticalen dini hitabette bulunan bir vaiz oldu. Vaizlikten nebiliğe, nebilikten de nihayet Allâh’ın Rasulu haline geçti.“ (Saçak, Mart 1986, s.31-33)

Tefsir: Hakk Dini Kur’an Dili, cild 1, sahife 594-595’dan okuyalım:

„Bu ayet bize şunu ifham ediyor ki: Beyinlerinde ma’mulünbih ve ıhtilâf ettikleri zaman hakem ittihaz edilecek bir kitab-ı hakka iman etmemiş olanlar, niza u şikaktan kurtulamıyacakları gibi kitabları ayrı ayrı olan insanlar arasında bir camia-i vahdet bulunamıyacağından hılâf u şikakları ebedî olur. Tâbî’ göründükleri kitabın tamamına hakikaten mü’min-i sadık olmıyarak onu kendi gönüllerine, hevalarına göre anlamak isteyenler de kitablarının bir kısmına inanırsa diğer kısmına inanmaz ve bu suretle birinin inanır göründüğünü diğeri inkâr eder, bunlar da hevalarının ıhtilâfı nisbetinde ihtilâf ederler. Bunun neticesi de kitabsızlığa ve en büyük niza u cidale müeddi olur, haktan tebaüd ettirir, bu da cemiyyetleri perişan eder ve azab-ı ebediye sevkeyler.

Her ne yapılırsa yapılsın insanlar için haktan başka cihet-i vahdet ve hakka ittiba’dan başka sebeb-i saadet yoktur. Asl-ı kitabda ıhtilâf etmiyerek ve onu hevasına göre ve menâfi-i dünyeviye saikasiyle inkâr ve te’vîl u tahrîf ile ketme kalkışmıyarak hüsn-i niyyet ve kemal-i hakkaniyetle anlamağa çalıştıkları halde hasbelbeşeriye fehimleri ıhtilaf edenlerin ise, vahdet-i asliyelerine halel gelmez ve bunların ıhtilâfları şika-ı baîd olmaz.“

(İlk intişârı: 24.11.2011)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir