-1- Noel, Yılbaşı, Silvester Ve Mîlâdî Takvim Rezâleti
24 Aralık 2017
-3- Noel, Yılbaşı, Silvester Ve Mîlâdî Takvim Rezâleti
6 Ocak 2018

NOEL, YILBAŞI, SİLVESTER VE MÎLÂDÎ TAKVİM REZÂLETİ

-2-

Ahmed ZIYÂ

 

“MYRA’LI AZİZ NİKOLAS” TÜRKİYA’NIN SOKAKLARINDA NE ARIYOR?

Bir önceki makalemizde, 25 Aralık dînî bayram gününün, aslında Roma putperestlerinin güneş tanrısının şeref günü olduğu için bayramlaştırıldığını ve bu putperest âdetinden rahatsızlık duyan Hristiyan kilise tarafından, son peygamber olduğunu kabul etdikleri “Jesus”un doğum günü yapılarak, bu dînin mensubları tarafından kabul görüp dînî bir bayram olarak tes’îd edildiğini yazdık. Her dînî bayramda olduğu gibi bunda da çeşitli âdet ve gelenekler vardır. Bunların en mühimlerinden birisi de, Türkiya’da “Noel ağacı” olarak meşhur olmuş “Hristiyan ağacıdır”. Bu ağacın süslenmesinin de altında putperestlikden kalma bir âdet olduğunu ve bu âdeti yerine getirebilmek için sadece Alman pazarında 29 milyon ağacın nasıl katledildiğini yazdık. Dünya çapında bu sayı 400 milyonu bulmaktadır. Kesilen ağaçların bir ay sonra çöpe atılmasıyla, her sene tekrar edilen bu vahşetin derecesini tahayyül etmek zor değildir…

Bu ağacın, Hristiyan “Noel” bayramında bir remz olarak kabul edilmesinde reformist papaz Martin Luther’in rolünün büyük olduğunu, aslen putperest âdeti olmasına rağmen bir reformist tarafından Hristiyanlığa sokulup, önce Almanya’da sonra bütün Hristiyan âleminde nasıl hızla yayıldığını ve maalesef “yüzde doksan dokuzunun Müslüman” olduğu söylenen Türkiya’da bile kabul gördüğünü yazdık.

Bu nasıl bir kabullenişdir ki, bir alışveriş merkezi olduğunu tahmin etdiğimiz mekânda, adı üstünde “Hristiyan ağacı”nı aklı sıra “islâmî” remzlerle süsleyeni bile gördük. Bunu yapan ve yaptıranlarda hiç akıl ve insaf kalmamış mıdır? Bu ağaç, Sevgili Peygamberimizin (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) peygamberliğini reddeden ve O’nu hâşâ ve kellâ “yalancı peygamberlikle” suçlayan bâtıl bir dînin en mühim bayramının, en yaygın remzi olmuşken, böyle bir ağaca Allâh’ın ve Habîbi’nin isimleri hiç sıkılmadan süs olarak asılabiliyor…

Bu gidişle putperestlikden alınarak Hristiyanlaştırıldığı gibi, çok yakında Türkiya’da Noel’in yaygın bir şekilde “Müslüman(!)laştırılıb” bayram edildiğini; ve ondan kısa bir süre sonra da, bütün “İslâm âleminde” tes’îd edildiğini görecek gibiyiz!. Allah muhâfaza buyursun…

Önceki yıllarda “Yeni Yıl kutlamaları” için söylenen:

“- Efendim, biz ailecek eğleniyoruz, bunda ne var? Yılbaşı bizim de yılbaşımız, ne de olsa mîlâdî senenin başlangıcıdır.”

 Diyenlere:

“- Noel değil de yılbaşı niyetiyle kutlarsan birşeycik olmaz. Haram olmaz, tabi israfa kaçmamak kaydıyla…”

Mealinde câhilce ve yuvarlak ifâdelerle fetva verenleri görürken, bu sene “noel kutlamaları” için benzer lakırdılar duyar ve okur olduk. İçimizdeki Müslüman görünen gizli ve sinsi Hristiyanlar, kendi dînî örf ve âdetlerini ve remz ve alâmetlerini yaygınlaştırarak misyonerlerin yapamadığını yapma telaşına düşdüler. Hristiyan vazifesini yapıyor, hakk kabul etdiği dînini yaymaya çalışıyor. Bizi derinden üzen ve acıtan ise “Müslümanım” diyenlerin buna tavrını açıkça ve cesurca koyamıyor olmaları…

Kızılay Genel Başkanı Kerem Kınık, 24 Aralık 2017 günü sonradan sildiği birkaç tweetinde, “Bugün Noel Arefesi” diyerek sap ile samanı daha ilk cümlesinde karıştırmışdır. “Arafe”, “araba” vezninde, hacılar “Arafat dağına” çıkdıkları için, yalnız ve yalnız Kurban bayramından bir gün öncesi için söylenir. Maalesef günümüzde “düğün arafesi, yolculuk arafesi, nişan arafesi, sünnet arafesi v.s.” gibi her şeyde kullanılır oldu. Burada “Galat-ı meşhûr lügat-ı fasîhden evlâdır” bile denemeyecek kadar fâhiş bir hatâ vardır. Yukarıda misâlini gördüğümüz üzere, islâmî remz ile süslenmiş hristiyan ağacı gibi, islâmî bir tabir olan “arafe” ile Hristiyan bayramını tes’id edeni de görmüş olduk!.

İkinci olarak, maalesef çok karıştırılan ve son derece mühim olan bir gerçek şudur ki, Hristiyanların “Jesus” diye adlandırdıkları şahsiyet ile Hazret-i Îsâ aleyhisselâm aslâ bir değildir. Hazreti-i Îsâ aleyhisselâm, biz Müslümanların ulü’l-azim peygamberlerinden biridir. Onların “Jesus”u ise tanrının oğludur ve sıfatları çok farklıdır. İki dînin mensubları aynı kişiden bahsediyormuş gibi görünse de, aslâ öyle değildir…

25 Aralık doğum gününün, sırf Roma putperestlerinin âdetleri Hristiyan ahâli nezdinde tatbik edilmesin diye papazlarca uydurulduğu ve kilise tarafından kabul görüp yaygınlaştırıldığını yukarıda yazdık. Kimisi, Hristiyan kaynaklarda “Jesus”un yaz mevsiminde; kimileri de ilk baharda doğduğunu yazar. Son baharda doğdunu iddia eden kaynakları bile vardır. Bu tarihin ihtilaflı bulunma sebebini ise, “ilk Hristiyanların “Jesus”un doğum gününe ehemmiyet vermediklerine” bağlarlar…

Burada misâlini verdiğimiz tweet gibi onlarcası internetde dolaşır oldu. Bunları yazanlar eğer Hristiyan dîni mensubları ise, kendi dinlerinin propagandasını yapıyor deriz. Fakat, Hristiyanlara şirin görünmek için, güyâ Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın mevlidini tes’îd ediyormuş gibi yaparak, Hristiyan âleminde bile ihtilâflı olan 25 Aralık “noel” gününün “Jesus”un doğum günü diye onlara ittibâ’ ederek “kutlanması” çok esef verici bir davranış olub “küfür alâmetidir”. Noel’in dînî bir bayram olduğu apaçık ortada iken, onu tes’id etmenin (kutlamanın) sadece “haram” olduğunu söylemek vahim bir yanlışdır. Bugüne kadar gelmiş geçmiş Ehl-i Sünnet ulemâsını yalanlamakdır. Zîrâ tamâmı “kâfirlerin dînî bayramlarına iştirâk etmenin küfür olduğunu, velev paskalya bayramlarında, o dînin mensubu komşuya bir yumurta hediye etmek bile olsa küfürdür” buyurmuşken…

Eğer şöyle suâl edilirse:

“- Başka bir zamanda gayr-ı müslim komşuya hediye edilen yumurta küfür olmuyor da neden meselâ paskalya bayramlarında o dînin mensubu komşuya verilen bir yumurta küfür oluyor?

Cevâbı şudur ki:

“- Yumurta, paskalya bayramının şiârıdır, remzidir. Hristiyanlar paskalya’da yumurtaları süsler ve boyar, biribirilerine o boyanmış yumurtaları hediye ederler. Bir Müslümanın o günde gayr-ı müslim komşusuna yumurta hediye etmesi, onun da o bayrama iştirâki demek olur ki bu küfürdür. Bu iştirâk yalnız hediye vermekle değil, sözlü de olsa hüküm böyledir… Bu misâl bütün gayr-ı müslim bayramlarına tatbik edilmelidir. Müslümânın, milel-i sâirenin (diğer milletlerin) bayramlarına iştirâki küfür kabul edilerek yasaklanmışdır.”

Görüldüğü gibi, herşey biribirine karışmış ve “Yahudi saçına” dönmüş vazıyettedir. Hristiyanlığı putperest âdetlerinden korumaya çalışan kilisenin çabaları, bugün “Müslümanım” diyenler elinde ne hallere gelmiş ve nasıl tes’id edilir olmuş… Ayıklamaya kalkdıkça daha beter karışıyor. Yarın gelecek nesiller Hakk ile bâtılı birbirinden nasıl ayıracak?

Biz tekrar mevzumuza dönecek olursak, “Noel” âdetlerinin en yaygınlarından olan şu “Noel Baba”yı ele alalım…

Kalın kırmızı kıyafeti, uzun beyaz pamuk sakalı, soğukdan kızarmış yanakları ve bir çuval dolusu hediyesiyle, bilhassa çocuklara şirin görünmeye çalışan bu adam kimdir? Türkiya’da pek meşhur olmamış kızılcık sopasını neden yanında taşır? Coca Cola şirketinin bu maskot-maskara ile ne alakası vardır?

Maatteessüf tarifini yapdığımız bu şahsiyeti de Türkiya sokaklarında dolaşırken veya vitrinlerde boy gösterirken görmeniz mümkündür. Hatta, yılbaşı gecelerinin eğlencelerinde giydirilmek üzere imal edilmiş “noel baba” şapkasını başına geçirenleri görebilirsiniz.

Peki kimdir bu “Noel Baba”?

Veya şöyle soralım:

“Noel Baba” diye tanınmış şahsiyet Türkiya sokaklarında “Myra’lı Aziz Nikolas” diye dolaşsa acaba ne olurdu?

Gelin bu suallerin cevablarını yine Hristiyanların kendi kaynaklarından okuyalım:

 “270-286’da Türkiye’de doğduğuna inanılan bu adam, katolik azizlerinin en meşhurlarından birisidir. Öldüğü gün olan 6 Ocak târihi “Aziz Nikolas günü” olarak anma günü kabûl edildi ve birçok Hristiyan mezhebi tarafından her yıl tes’îd ediliyor.

4. Yüzyılın ilk yarısında Myra’da piskopos olarak vazifeli idi. O zamanlar orası Roma’nın bir parçası idi. Daha sonra Bizans İmparatorluğuna geçmişdir. 4. Yüzyılda Myra piskoposluk idi. İttifaklı rivâyetlere göre Nikolas 19 yaşında kendisiyle aynı ismi taşıyan amcası tarafından rütbesi yükseltilerek rahibliğe kutsanmışdır. Bundan sonra Myra’ya yakın Likya’daki (bugün Demre’de) Sion manastırının baş rahibi oldu.

Zengin ailenin oğlu olduğundan kendisine kalan miras ile fakirlere yapdığı yardımlardan dolayı efsâneleşib yüzyıllar boyunca en mühim azizlerden biri olmuşdur. Efsâneler sadece kendisinin yapdıklarından dolayı ortaya çıkmamışdır. Aynı manastırda kendisiyle aynı ismi taşıyan ve daha sonra Pinara’nın piskoposu olan bir başka başrahibin yapdıkları da kendisine mal edilmişdir.

Baş rahib Nikolas yüzyıllar boyu çocuk hayırseveri olarak perestiş edildiği için “Aziz Nikolas günü” bilhassa çocukların bayramı kabûl edilir.

Çocuklar bütün yıl uslu durdukları takdirde, bu rahibin 6 Ocak gecesi gelib kapının önüne koydukları çorabların içine kendilerine hediyeler bırakacağına inandırılır. Uslu durmayıb yaramazlık yapan çocuklar ise rahib tarafından tekdir edilecekleri ve kendilerine elindeki kızılcık sopası ile vuracağı söylenir.”[1]

Görüldüğü gibi “Myra’lı Aziz Nikolas” denilen baş râhib, kendisiyle aynı ismi taşıyan başka bir baş râhible karıştırılarak hem kendi hem adaşının bilhassa fakir ve çocuklara yapdığı “hayırseverliklerle” efsâneleşmiş ve bire bin katılarak birtakım yalanlarla çocuklar avutulur olmuş.

Bununla beraber, ba’zı Hristiyanlar sırf bu yalanlar sebebiyle çocuklarını “Noel Baba” ile büyütmez… Zîrâ yalanlarla büyüyen çocukların kandırıldıklarını öğrendiklerinde ebeveynlerine karşı duyacakları itimatsızlık hissi îzâhdan vârestedir. Bu şekilde büyütülen gençlerin birbirlerine:

“- Sen kaç yaşına kadar “Noel Baba”ya inandın?”

 Diye sorduklarını ve büyüklerin yalan söylediğini geç farketmiş olanların “saflıklarına” utandıklarını gördük…

Devâm edelim:

“Aziz Nikola Günü’nde “Çocuk Piskopos” olarak adlandırılan bir erkek çocuğunu, temsîli olarak, Kutsal Masumlar Günü‘ne kadar (28 Aralık’a tekâbül eder) piskopos atamak, tüm Avrupa’da yaygın bir gelenekti.[2]

Bu gelenek bize, Cumhûriyyetçilerin “23 Nisan Çocuk ve Egemenlik Bayramı”nda çocukların meclise sokulup temsîli olarak cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve çeşitli bakanlıklara “atanmasını” hatırlatdı…

Ne müthiş bir tevâfukdur ki Elmalılı Merhûm Müfessir Muhammed Hamdi Efendi Hazretlerinin, Hristiyanlıkdaki “ruhban” sınıfının tanrılaştırılmasındaki kutsiyetin “parlömanlara” geçdiğini söylerken gösterdiği kerâmeti zikretmeden edemiyoruz… Koca Müfessir nasıl buyurmuşdu, hatırlamakda faide var:

“-  İmtiyâz-ı rubûbiyyet sınıf-ı ruhbândan parlömanlara geçmişdir…”[3]

Peki bugünki “Noel Baba” tasvîri nereden çıkdı, onu böyle bir maskot-maskara haline kim getirdi? Okumaya devam edelim:

“Popüler Noel Baba imajı, çizer Haddon Sundblum‘un, 1931 yılından itibaren Coca-Cola şirketi için hazırladığı çizimlerle son halini almıştır. Sundblum’un Noel Baba’sı, şişman, beyaz sakallı, uçları beyaz kürklü kırmızı bir kıyafet giyen, siyah kemerli, siyah çizmeli, yumuşak kırmızı şapkalıydı.”[4]

“Baş râhib Myra’lı Aziz Nikolas’ın bu şekilde ticârileştirilmesi bilhassa klise temsilcileri tarafından teessüfle karşılanıyor.”[5]

Evet her fırsatı aslâ kaçırmayan kapitalizm, burada da kendini göstermiş ve bir baş râhibi kirli emellerine âlet etmişdir. Kapitalizmin kucağına düşen elbetde sadece baş râhib Nikolas değildir, bayramlaştırılan bütün meşhûr “günler” ve onlara has ritüeller, şiarlar ve remzlerin pazarı, kapitalizme hizmet edegelmektedir.

Allâh cümlesine bulaşmakdan bizleri ve nesillerimizi muhâfaza buyursun…

Almanya’da noel günlerinde, ana okullarından başlayarak, çocuklara “Aziz Nikolas”, “Nikolaus” adı ile anlatılır ve çeşitli el işi boyama, figür ve süslemelerle meşgul edilir. Maalesef yavrularını oralara gönderen Müslümanların tertemiz çocukları daha 3-4 yaşından başlayarak putperest ve Hristiyan âdetleriyle zehirlenir ve henüz Müslümanlık esaslarıyla tanışamadan hakk ile bâtılın telbîsi başlar…

Dikkatinizi çekerim, bu çocuklar değil mükellef, mümeyyiz yaşına (iyiyi kötüden ayırma yaşı olarak kabul edilen 7 yaşdır) bile varmamışken îmânları iğdiş ediliyor…

Şimdi bu kâfir âdetlerinin maatteessüf Türkiya’da da bazı ana mekteb ve hatta ilk mekteblerde tatbîk edildiğini duyuyoruz. Acaba kâfir âdetlerine gösterilen hassâsiyet kadar bizim mübarek gün ve gecelerimize gösteriliyor mu? “Okul öncesi eğitim paketleri” denilen ve ana mekteblerinde çocuklara öğretilmesi için hazırlanan senelik paketlerin içinde hicrî takvimimiz ve onda bulunan mübarek gün ve geceler işleniyor mu? Çocuklarımıza tanıtılıyor mu? Yoksa bunun için başında “islâmî” kelimesinin de geçdiği ek bir paket mi alınması gerekiyor? Nüfûsunun “yüzde doksandokuzunun Müslüman” kabul edildiği bir ülkede, ana kuzusu sayılabilecek çocuklara neden putperest ve hrıstiyân âdetleri çok rahat bir şekilde öğretilirken kendi dînlerinin âdetleri öğretilemiyor?

Kim kime mahalle baskısı yapıyor? Kim “azınlık”? Kimin “hayat tarzı” sansürleniyor?

Eğer istikbâlin ebeveyni olacak yavrularımızı İSLÂMÎ terbiye ile yetiştiremezsek ileride torunlarımızın Müslüman kalmaları muhâl olur.

Bu hususda Sevgili Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerinin şu çok kıymetli Hadîs-i Şerîf’i bizlere yine ölçü veriyor:

“Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hristiyan, Yahudi veya Mecûsî yapar.” 

(Buhârî, Cenâiz 92; Ebû Dâvut, Sünne 17; Tirmizî, Kader 5)

Geçen sene bir alman haber kanalında “Aziz Nikolas’ın” bir mülteci kampına girdiğinin haberi vardı. Oradaki Müslüman çocukların körpecik zihinlerini Hristiyan âdetleriyle kirletiyor ve bundan da zevk alıyorlardı.

“Aziz Nikolas’ın” kılığında mülteci kampından çıkan adama muhâbir soruyor:

“-Kendinizi nasıl hissetdiniz?”

Cevabı ibretlik:

“- Kampa girmeden evvel biraz endişelerim vardı fakat çocuklar benden korkmadı, tam tersine hoşlarına gitdi. Onlara hediyeler dağıtdım. Sevindiler. Hatta bazısı bir taneden fazlasını yüklendi. Zavallı çocukların savaş travmasını atlatmaları lazım. Bu yüzden onların yanına giderken korkmasınlar diye kızılcık sopamı yanımda götürmedim.”

Ah Suriye’liler ah! “Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak” buna denir. Çocuklarının ve kendilerinin hayatlarını kurtarmış olabilirler, acabâ îmânlarını kurtarabilecekler mi?

Allah izin verirse bir sonraki makâlemizde mîlâdî yılbaşının iç yüzünün, gösterildiği kadar mâsum olmadığını ve mîlâdî takvimin, Türkiya’da kabulünün açdığı felâketleri kaleme alma niyetindeyiz.

(Mâba’di var)

 

İntişârı: 27.12.2017 / 21:43

 


 

[1] https://www.helles-koepfchen.de/artikel/3346.html

[2] https://www.helles-koepfchen.de/artikel/3346.html

[3] Hakk Dîni Kur’ân Dili, Tab’ı: 1982 cild: 4 sahîfe: 2515

[4] https://tr.wikipedia.org/wiki/Noel_Baba

[5] https://mbt-neu.saar-new-media.com/index.php/1181-nikolaustag–was-feiern-wir-eigentlich-am-6-dezember

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir