Ta’rîfi Yapılmayan Laiklik, Osmanlı’dan Sonra, Müslümân Soykırımına (İtlâfa) Doğru Yürütülmüşdür…
9 Şubat 2010
Ahmed Altan “Dinsizim!” Diyor, Olabilir, Ama Kendi Dînini Neden Dîn Saymıyor?..
21 Şubat 2010

Cumhurlob müctehidlerinden (!) Haltettin Karamânî’nin şirden ictihadları ise, daha ziyâde fer’î mes’elelere taallûk ediyor… Bunlar, çırağı Kaşar-Şaşar

MÜTEVEFFÂ BAY BAYAR: “LOZAN’DA VERDİĞİMİZ SÖZ GEREĞİ TÜRKİYE’DEN MÜSLÜMANLIĞI TAMÂMEN KALDIRACAĞIZ!” 

(2)

Ahmed SEYYİDOĞLU

HALTETTİN’İN  İŞKEMBEDEN FETVÂSINA (!) GÖRE KADIN ELİNİ ELLEMEK VE SIKMAK İCÂBEDİNCE, O ELİ (BEZ) KABÛL ETMELİYMİŞ!

Cumhurlob müctehidlerinden (!) Haltettin Karamânî’nin şirden ictihadları ise, daha ziyâde fer’î mes’elelere taallûk ediyor… Bunlar, çırağı Kaşar-Şaşar Bey’in iğrenç teşehhîleri yanında hafif bile kalmaya başladı denilebilir!. Haltettin’in “abdestde çoraba meshetmek câizdir!” yollu hezeyânından da geçen nüshamızda bahsetmişdik…

Fakat O, ne hikmetse, “bu kadar ileri fırlayıb, fırlama olma!” diyerek, çırağı Kaşar-Şaşar’ın kulağını bükmeye hiç yanaşmıyor veya yanaşamıyor!. Çünki yetiştirdiği (şirden şirretliği şirretlerinin) üzerine:

“-Ulan bizim kuyruklar! Biraz samanaltından Samanyolu bulup gidin!”

Yollu giderse, artık iyice raydan çıkan ve devrilmesine de çok az kalan o (Kaşar Şirdenî) denen öz mürîdi, kendisini bile işkembe hamûlesi içinde boğabilir!. Sonra,  Haltettin Molla’ya âid ictihadların, “emevî Müslümanlığının!” bir başka versiyonu olduğunu, bağıra-çağıra, olmazsa küfnâmeler düzerek zorla bile olsa ustasına yedirebilir!…

Hulâsa (boynuz ve boynuzlular), kulak-malak mahlûkları birkaç arşın geçmiş bulunuyor!. Haltettin Molla çok hesâbîdir ve her (telfikçi-mezhebsiz-Efgânî) çizgisindeki selefî gibi sağ gösterib sol vurmayı çok iyi becerir!. Şimdi “kadın eli ellenir ve sıkılır!” yollu fetvâsını (!) da, yeniden ruznâmesine almış; ve (9.10.2009) târihinde, hezeyânnâmesini şöyle bitirmişdir:

“-Bayanlarla el sıkışma meselesine gelince, günümüzde özellikle şehirlerde ve özel durumlarda kadınlarla erkekler de el sıkışıyorlar, bu âdet haline gelmiş durumda, Müslüman bir erkek henüz kendini anlatamadığı bir ortamda elini geri çekerse bundan -İslâm’ın da istemediği- bir dizi problem çıkabiliyor. Bir Müslüman erkek, yukarıdaki şekilde gerekli hâle gelmedikçe -müslüman olsun, gayr-i müslim olsun- bayanlarla el sıkışmaz. Ama bayanın elini sıkmadığında daha önemli bir zarar sözkonusu olduğunda, beze dokunuyormuş gibi -böyle bir duygu içinde- kadının elini sıkabilir.”

Gördünüz ve beğendiniz mi, cumhurlop müctehidinin(!) işkembe hamûlesi fetvâsını!?.

Kadın eli ellemek ve sıkmak Haltettine göre “âdet hâline gelmiş!..”

Ne ki “âdet hâline gelmişdir”, cumhurlop müctehidimize göre o artık haram olmakdan çıkar, mubah olur!. Haltettin’in kadîm bir fetvâsına göre nasıl erkeklerin altın yüzük kullanması da “âdet olarak” ve “belvâ-yı âmm” hâline gelerek haram olmakdan çıkmışsa, kadın eli “ellemek ve sıkmak” gibi “âdet olan” herşey de, bu çürük ve alkolik düzen akıl ve mantığıyla öylece meşru’ olup çıkmışdır vesselâm!!!

 Meselâ çırağı Kaşar-Şaşar Bey’in donu ve şortu, onu takiben mayosu ve onu da ta’kîben donsuzluğu da “âdet hâline” geldi mi, mes’ele bitmiş, bunların cümlesi de câiz oluverecekdir!. Demek ki bir bakıma adamlar büyük bir iştiyâk ve hasretle, böyle birçok haramların  “âdet hâline” gelip mubâh olmasını bekliyorlar!. O zaman gelince de, Müslümanlık’la Nasrânîlik ve diğer dinler arasında bâriz farklar kalmaz, bir mütecânisiyyet ortaya çıkar, dinler arası konsensus sağlanır ve (takrîb-i edyân) te’mîn edilerek bir tek dinde ittifâk edilivermiş olur… Bundan sonrası ise, yurtda sulh dünyâda sulh içre, harbsiz darbsız, güllük ve gülistanlık mis gibi bir dünyâ!

Böylesine çürük ve kokmuş, gaseyân edib  duran, (alkolik düzen) akıl ve mantığıyla yapılan bir (kıyâsa), yine bu (alkolik düzen) korumasında olduğu içün, kimsenin bir şey deme hakkı ve müdâhalesi de olamaz!. Çünki(alkolik düzen) alabildiğine böyle “teşehhîlerin” sonuna kadar arkasında ve teşvikçisi… Aksi halde “Müslümanlığı Anadolu’dan nasıl kaldırıb atacaklar; ve Bayar’ın söz verdik dediği hedeflere nasıl vâsıl olacaklar?!”

“Âdet hâline” gelmiş ne kadar kefere, fecere, müşrik ve münâfık tarz ve hareketleri varsa; ve bunlar da, “âdet” olmuş diyerek “câizdir!” yaftası yerse, işte bunların her biri yaşatılmış ve zıtları da ortadan kaldırılmış olacakdır… O zıtlar ise, edille-i erbaa ile önümüzde duran ahkâm-ı şer’iyyenin bütün kânun ve kâideleridir… (Alkolik düzenin) beslemesi olmuş bir akıl ve mantığın yapacağı ictihad denilen nesneler, fıkhî ıstılâhıyla aslında birer “teşehhîdir”; ve maksat da, bunların dînen câiz oldukları havasını meydana getirerek, onları, cemiyete birer kanser hücreleri olarak aşılamak ve yerleştirmek… (Alkolik düzen) akıl ve mantığının, o “âdet!” dediği küfür ve haram bid’atlar, isterse müşrik ve putperestlere, münâfık ve homongoloslara âid bulunsun!.. İsterse Kitâb, Sünnet ve İcmâ’ ile ortada duran bir nassa ters olsun, değişen bir şey yokdur!. “Alkolik düzenin” akıl ve mantığı, cerbezelerle, zırva bile olsa te’villerle, şarlatanlık ve hokkabazlıklarla gözboyayacak ve böylece “teşehhîlerini=hevâ, heves ve şehvetlerine göre ictihadlarını” da, “sahîh ictihad” diye elâleme yutduracaklardır… Üstelik millet de, şer’î ilimler noktasında nasıl olsa câhil değil de, alabildiğine ECHEL derekede bırakılmış olduğundan, bu sahtekârlıkları reddedecek zerre kadar îmân, ilim kuvvet ve kudretine de mâlik değildir… Aksi hâlde, gök kubbenin bu iblislerin tepesine yıkılması i’câbederdi…

Şer’î akıl ve mantığın yapacağı kıyâsın şartları da, artık bu devirde mer’iyyetde kalamaz!. (Alkolik düzen) akıl ve mantığıyla yapılacak bir kıyâs içün, bunun Kitâb, Sünnet ve İcmâ’da  “mekîsünaleyhi var mı yok mu” gibilerde bir taharrî ile uğraşmak da, bu global ve hoşgörü-diyalog dünyâsında artık fazla lüksdür; ve hatta “dînin rûhuna” ve “kolaylaştırın!” emr ü fermânına da ters kaçar!!!

Ve üstelik en mühimi de:

“-Bana bak, sarık cübbe altındaki müdâhin münâfık, hoca kılıklı şeytan!”

Diye gürleyerek, bu gürûh-ı lâyüflihûnun önüne çıkıb onların lânetli  yollarını kesecek Büyük Şeyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri Efendi ve İskilipli Büyük Şehid Merhûm Muhammed Âtıf, Müfessir Muhammed Hamdi Efendi merhûm gibi allâmeler de cihanda kalmadığına göre…

Veya Üstâd-ı Muazzez Merhûm Necib Fâzıl Bey gibi:

“-Allâh’ın Dînini bu kadar yaz-boz tahtasına çevirib lâ’netli yehûd gibi tahrîf ve tağyîr eden bu kubur fârelerine daha fazla tehammül edilemez!”

Diyerek, herifleri maşa ile enselerinden bir bir kavrayıp suda boğacak Büyük Doğu kumandanı da, Rahmet-i Rahmân’a kavuştuğuna göre…

Haltettin gibi sürülerin haltetmeleri içün, bütün vasat son derece mümbit bir arâzi… Ek, ne ekersen ek, (ebû cehil karpuzundan köstebek otuna) kadar ne aklına gelirse…

Dîni kolaylaştırmak da lâzım ya hani!.. “Mevrîd-i nassda ictihâda mesağ yokdur!” gibi kâideler de, artık bugün geçmez!. Çünki o kâideleri (usûl-i fıkıh kânunlarını), bu cumhurlop bel’amları keşfetmediler ki!. Gelenekçi eskiler, daha daha eskiler ve İmâm-ı A’zam, İmâm-ı Şâfi gibi müctehidler ortaya atdılar! Bu cumhurlop münâfıklarına ne o gelenekçi çizgiden!?. O kânûn ve kâidelere göre bugün yaşayacak ve amel edecek olursak, beşerî sistemlere hiç yer vermemek icâbeder, bu ise (lâiklik) ve (sekülaritenin), globalleşme  ve  ılımlılaştırmanın,  hoşgörü  ve diyalogçuluğun  ve  kolaylaştırıb buharlaştırmanın anasını beller; ve onların “ilke ve kazanımlarını!” da ortadan kaldırıp duman eder!. O zaman da “Andaç Lozan!” aşkına verilen sözler tutulamamış ve kabuklu haçlı keferelerinin gözünden düşülüvermiş olur!

 Allâh’ın kânunları külliyyen tatbik edilirse, kefere-fecere ve müşrik kânûnlarına hiç hava alacak kadar bile bir yer bırakılmamış olur!. Hem, DİB’lığı denen Umum Müdürlüğün 633 sayılı kânununa göre cumhurlop vâiz ve müftüleri(!) İslâmiyyet’in îmân, ibâdet ve ahlâk bahislerinden başka diğer kısımlarından bahsedemezler… Bu koskoca bir yasakdır. Ya’ni muâmelât, ukûbât, münâkehât, bey’ ve şirâ’, verâset, velâyet, adâlet, emânet, ülülemr, bey’at, cemaat, beytülmâl, devlet, hükûmet.. siyâsî, iktisâdî, ictimâî ve hukûkî hiçbir nesne kürsülerde ve minberlerde anlatılamaz…Anlatılırsa, bütün düzenlemeler, düzenlerin elinde, düzülenlerin de dizinde ve gırtlağında kalır!.

Ayrıca 15 yaşından küçüklere aslâ Müslümanlık öğretilemez, öğretilmesi yasakdır… Başını örten hanımlar hastahânelere varıncaya kadar, nice mekânlara sokulmaz, itilip kakılırlar… İslâm yazısıyla kitab-mecmua basılamaz bu da yasakdır… Tekke ve dergâhlarda zikir ve fikir yapılamaz, bu dahî memnu’dur… Ve daha yüzlercesi…

Böyle olunca da, orada müslümanların DÎNİ yasaklanmışdır… Dolayısıyla müslümanların “hürriyeti yokdur olamaz!” Hürriyetin olmadığı dâr da, dârü’l-İslâm olamaz, işgâlde demekdir… Şimdilik kısaca arzedelim ki, Elmalılı Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri o muhalled Tefsîrinde buyururlar ki:

“-Lisân-ı İslâm’da HÜRRİYET, hukûkuna mâlikiyyet diye ta’rîf olunur!”

Biz de diyoruz ki, Müslümanlığın mücerred ilk ve baş emri olan “LÂ İLÂHE!” demek bile bu dârda hiçbir câmi, mekteb ve meydanda anlatılamaz… Hiçbir vâiz, müftü ve imam, bunu kürsü ve mimberde anlatamaz… Bu i’tibarladır ki, Müslümanlık yasak, müslümanlar da“hukuklarına aslâ mâlik” değillerdir… Merhûm Mustafa Sabri Efendi Hazretlerinin ta’biriyle bazı “sarık cübbe altındaki hoca kılıklı şeytanların!” bunun aksini söylemeleri, onların “müdâhin münâfıklar olmasındandır!”

Ve daha sayılamıyacak kadar yasakların fokurdadığı bir ülkede, şöyle gözboyamalar ve sahtekârlıklar ise, arşa çıkacak kadar âvâzeler ve dembokratik ve Çoban Sülüvârî  nakarât ile beyinlere çivilenircesine ve tam 101 seneden beri tamâmen serbestdir:

“-Vatandaşın dîn ve vicdan hürriyeti anayasa teminâtı altındadır! Câmiler ardına kadar açık, oruç tutmak serbest, umre turizmi de öyle! Kimin ibâdetine mâni’ olunuyor ki?!”

Evet öyledir, aklı, başında olub da başka bir yerinde olmayan bir tek mahlûk, bu sunturlu Selânik dönme gâvurluğunu yerse!

Sadede şürû’ etdikde… Nâmahrem kadın elini “elleme ve sıkma”diyorduk…

Tabîb-i Hâzık-ı Müslim-i Âdil ve İlm-i Tabâbet-i Rûh Mütehassısı Muhammed Reşad Malâtî Bey’in bu babda hem de Haltettine hıtâben reddiye makâmında mühim bir makâlesi de vardır ki, el sıkmanın nâmahremler arasındaki icrâsı orada “ellemek ve sıkmak” olarak ifâde edilir!. Biz dahî o makâledeki keşfin, hakîkati tam ifâde etmesi hasebiyle, bu babda “ellemek ve sıkmak” ta’bîrini adı geçen makâleden iktibâsen kitâbeti muvâfık buluruz…

Haltettin’in ictihadları da, bu babda şehirliye köylüye göre, “özel durumlu” ve umûmî vaz’iyyetliye göre bile fark atıyor!. Müslüman bir erkek “kendini anlatamadığı bir ortamda kalmışsa” ve “elini de geri çekerse!” yandı gülüm keten helva!.

Evvelâ: Bir müslüman erkek, “kendini anlatamadığı yerde” acaba ne arar, daha doğrusu ne HALTEDER?.. Sâniyen: Onun kendini“anlatamadığı” yer, acaba hangi modernist, ateist, feminist ve cumhûrî dişi kısrakların kendisini “anlatdığı” yerdir?!.

Haltettin Mollamızın demek kendini “anlatamadığı” mekânlar da vardır; ve o, oralarda bu tip ictihadlarıyla(!) o tip avratlara eğilip ittibâ’ ve inkiyâd ederek; ve “elleyib-sıkarak” amel etmektedir!.

İnanırız, nabza göre şerbet devri çook gerilerde kaldı! İmdi nabza göre ısmarlama ictihadlar devridir!

Onlara göre ictihad, (aslındaysa teşehhî), işkembe-i kübrânın şirdeninden şirretçe püskürtülen devr-i dilârâ-yı cümhûrlob hamûlesi!.

Herifin ictihadlarıyla(!) amel eden mürîdân-ı tirîdân demek ki, “Elimi elleyip sıkmadın!” diye kaynana zırıltısı kesilen ve “problem” fırlatan dişi kısraklar önünde teslim bayrağı çekecek!.

Fakat bu bayrak yarışı nerede biter, onu da hesablamak gerek!. Mes’ele-i ictihâdiyye, tarafeynin “elleme ve sıkması!” noktasından da mütâlaa edilince, yeni bir nokta dahî teferrû’ eylemiş olacakdır!… Bervechi âtî arzedelim:

İŞ ELLEMEK VE SIKMAKLA KALMIYOR, KARAMANLİS GİBİLERE ELİNİ VEREN BUSETDİRMEYİ DE GÖZE ALABİLMELİ!

Mürîdân-ı tirîdândan reis-i hükûmet Bey’in zevce-i muhteremesi hanım, hökûmet-i yônâniyye reisi kefere-i fecereye elceğizini uzatmışdı da, kolunu hatta diğer bilcümle a’zâ-yı cevârihini dahî kurtaramamak tehlüke-i azîmi ile karşı karşıya kalıvermişdi!. Hâtun kişi elini uzatdıkdan sonra, herif-i nâşerîfin bununla dahî iktifâ eylemeyüb, ol hâtun kimesneyi bûseylemek üzre savlet etdiği dahî, kuyûdât-ı târih-i cümhûriyye arasında şerefli yerini bihakkın ihrâz eylemişdir!..

Haltettin mollamıza göre, modernite, hümanite ve feminite azmanı o dişi kaşerlenmişlerin ağzını tutmak içün, ol “müsülman, erkek ise”, derhal o avradın “elini elleyip sıkmalı”; ve çıkacak “bir dizi problemi” de, daha doğmadan böylece düşük yaptırarak helâ çukuruna atmalıdır.

Üstelik çıkacak bu “bir dizi problem” de, Haltettin Bey’e göre “İslâm’ın istemediği!” problemlerdir!

Öyle ya, İslâm neyi ister neyi istemez, bunu koskoca cumhurlop müctehid-i haltettıniyyesinden başkası mı bilecekdir!?. Kitâb, Sünnet, icmâ’ ve nice müctehid-i mutlak bilse ne yazar!?. Herif onları beğenseydi, zâten bu haltları yer miydi?.Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendi Merhûmun buyurduğu gibi:

“-Adamlar dinlerini beğenmiyorlar, onun içün beğenecekleri bir dînin icadı içün bu teşehhîlerin peşindeler!”

“Telfîk-i Mezâhib” müellifi ve mason Abduh’un tilmizi Reşid Rızâ’nın Türkiye acentası Haltettin Bey’in buraya kadarki satırlarından, (avrat eli elleyip sıkmanın şart) olduğunu anlıyoruz…Elleyib sıkmadın mı, kızılca kıyâmet kopacakdır, öyle ise elle ve sık ki kurtulasın! Hatta elleyib sıkmadın mı, ortalığı “İslâm’ın istemediği problemler!” bile ansızın basabilir, hatta darbe bile yapabilirler!. Hulâsa Haltettin Bey Prasasörümüze göre mes’ele öyle basit bir (elleme ve sıkma) işinden ibâret de değil, dîne taallûku i’tibâriyle lâzımü’l-ittibâ’ ehem bir mes’eledir!.

Amma ve lâkin müteâkib cümleden de, böyle “problemler çıkarmayacak” modernite, reformite ve feminite kartaloz dişi kısrakların kişnemediği mekânlarda, avrat eli ellemek ve sıkmak “gerekli hâle gelmemişdir!..” Evet, aynen böyle: “Gerekli hâle gelmemişdir!”

Ve binâenaleyh Haltettin Efendiye göre, böyle şâha kalkılmayan, kişnemelerin olmadığı kısraksız yumuşak arâzilerdeki fetvâ da, o arâzînin topoğrafisine göre; veya içilecek şerbetler, oranın nabzına göre olmalıdır! Yani böyle mekânlarda dişilerin elleri ellenmemeli ve sıkılıpmıkılmamalıdır… Bu da cumhurlop müctehidinin, tabii gübreli mümbit ve bâkir tarlalar içün ektiği tohum!. Bir evvelkisi ise, su koyveren, sulak ve rutubetli, kaygan-milli, (millî kamu arâzîleri) içün idi!.

Son cümleye gelinirse, müctehid-i mutlak Haltettin Mollanın ictihâdı(!) bir başka derinlik ve son derece spesifik ve hayâlmatik bir incelik arzediyor!

Bu ise, hümanite, modernite ve feminite kısraklar cenâhını kırmızı görmüş İspanyol öküzüne çevirebilecekdir! Aynı zamanda bu, Haltettinin tam haltetmesinin dehhâmeleşmiş bir posteri olarak, o dişiler tarafından Taksim Meydân-ı Meşhûresine asılıp, üzerine de bevledecekleri cinsden olabilir!.. Eğer o “müslüman erkek” veya gölgesinden “ürkek-erkek”mahlûk, “büyük bir zarar” bahis mevzuu ise, o zaman, o feminite, hümanite ve modernite mü’minesini aslâ kırıp dökmemek adına müthiş bir cis-trans hâline gelmelidir!

Bunun içün de, o ürkek-kelek, “duygularını” öyle bir ta’dîl edecek ve bıçak gibi kesip “gariboğlan testeresi” gibi de boynundan koparacak ki, “eli ellenecek ve sıkılacak” bayâniyyemiz, dişiliğinden bir anda istifa idüb karşı tarafa hiçbir şey sezdirmeyecek ve farketdirmiyecek ve kendisi dahî hiçbir elektrik-i cinsiyyeye sâhib olamıyacakdır!.. Çünki 15 asırdır hiçbir müctehidin keşfedemediği bir cinsî şerâreyi der’akab durdurma kerâmetine, bizim Haltettin molla  “ictihâd-ı cinsiyye” sâhibi bir recül-i kerâmetmeâb Hazıritleri olarak vazîfedâr ve mühürdâr  kılınmışdır!.

HALTETTİN BEY’İN DUYGULARI BEZLEŞTİRMESİ; VE ELLETTİRİB SIKTIRMA HASTASI DİŞİ BOYÂNİYYELERİN KIYÂMI!

 Ol “müslüman erkek” veya Selânik yürek ürkek nesne, “duygularını”,evet yanlış okumadınız “duygularını” bir anda sıfırlayarak yepyeni bir frekansa bağlanacak ve içinden ve hafiyyen, Haltettiniyye ictihâdât-ı cümhurlobiyyesi mu’cebince cihâna şöyle nidâ edecekdir:

“-Ey ins ü cin! Ben şu anda, cumhurlop müctehidlerinden Haltettin Mollanın ictihâd-ı cinsiyyesi ve şerâre-i elektirîkiyyenin sigortalarını atdırma tekniğiyle amel etmek üzereyim! Şu karşımda duran modernite, hümanite ve feminite mü’minesi dişinin elini ellemeye ve sıkmaya hâzır ve nâzır vaz’iyyetdeyim! Ve fakat rızâ-yı Bârî Teâlâ çün niyet etdim ki, bu dişinin elini (ellemiş ve sıkmış) olduğum halde, Haltettin Hazıritlerinin fetvâsı mu’cebince (ellememiş ve sıkmamış) olacağım!!!. Ve dahî niyet-i hâlisânem odur ki, bu insan dişisinin ellenmek ve sıkılmak üzere bana uzatdığı elini, kuvve-i hayâliyyemle bir “BEZ” parçası olarak aldım ve kabûl etdim!. Ve dahî o köstebek tırnaklı, erotik parfümlü ve şebek mıntıka-yı memnûası manikürlü ve bilmem neli eli, bir “bez” parçası olduğuna (niyet ederek) elledim ve sıkdım… Böylece de Haltettiniyye-i Kübrâ ictihâd-ı bezzâziyyesine göre, haramdan kurtulmuş ve Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücûd Hazretlerinin rızâsına muvâfık müthiş derecede bir amel-i sâlih işleyerek defter-i a’mâlimi tutan kirâmen kâtibîne dahî nâkıs puan yazdırmamış oldum!. Haltettin Hazıritlerinin, gelenekselci dünyâsına ve bezzâzistân (bedesten) ehâlisinin (BEZ) ve (ÇAPUT) ticâretine kıç atdıran şu hârika ictihâd-ı şirdenîsi olmasaydı, harama dalıb yan yatdı çamura batdı olarak cehennemi boylayacakdım!. Şu gelenekçi ulemâ bizi meğer 15 asırdır ne kadar cehennemlik etmiş!. Haltettin Hazıritlerinin sa’yesinde artık bütün dünyâ cennetlikdir ve O’nun cumhurlobik ve  alkolik düzen akıl ve mantığıyla yapacağı bilumum kıyaslarıyla, ellemekle sıkmak da dâhil herşeyin önünde hiçbir baraj, bend, sedd ve mânia kalmamışdır! Yaşasın hoşgörü ve diyalog, yaşasın fettokülli dünyâsının bıçkın hoşfendileri ve yiğit müctehidleri… ”

Nasıl beğendiniz mi, cumhurlop müctehidi Haltettin mollanın ictihâdını?

Şimdi de bilcümle cumhurlop feminitesinin dişileri yollara dökülür ve “cumhuriyet mitinglerinde” olduğu gibi höykürmelere başlar da, Mollanın şu lâflarla cümle ervâh-ı tayyibe ve gayr-i tayyibelerini tashîh ü tasrîhe kıyâm ederlerse, Haltettin acaba hangi Bizans dehlizlerine saklanacak ve hangi Belgrat ormanlarında tüneyecekdir:

“-Ey, Türk kadınlığı! Birinci vazifen, nice paralar pullar ve saatler harcayarak manikür ve pedikürlerle şehveti tahrik içün gece gündüz çalışıb çabalayarak sivriltib durduğumuz o abdest ve gusül değmez elimize ayağımıza BEZ duygularıyla muhâtab olunmasına fetvâ veren Haltettin denen herifi şiddet ve nefretle (tel’în etmekdir) kınamakdır… BEZ ve ÇAPUT olarak herhangi bir mıntıkamızın hayâl edilmesini bizim hazmetmemiz zinhar mümkin olamaz, bu bizim içün OSMANLILARA tatbik etdiğimiz soykırımından bin beter bir soykırımdır, tehkîl hareketidir… Karşı cinsdeki ve karşıt fikir ve îmânda olduğumuz mürteci’ ve vatanımızdaki mülteci aygırlarımıza böyle BEZLİ ÇAPUTLU hayâller ve şehvet öldüren hurâfeler öğütleyen bu cumhurlop artığı nankör mollanın, derhal cennet vatanımızdan sürülmesi; ve cumhuriyet kadınlarını dişilik ve cinsîlikden ıskât ederek bizlere bu tür hakâret etmesinin aslâ cezâsız kalmaması, (Türkan Soy-lan) ve (Çağdaş yaş-amı Yestehleme) nesli olarak en büyük uğraşımız ve kurtuluş savaşımız olacakdır… Ayrıca Dünyânın gözbebeği Prof. Dr. Kaşar-Şaşar hocamızın bu HURÂFELER üzerine şiddetle ve şehvetle savlet etmesi en âcil arzumuzdur!. KAŞAR Hocamızın fetvâsına göre bu uğurda ölenlerimiz (elleme şehidi), kalanlarımız (sıkma gâzîsi) olarak Türk Kadınlar târihine altın sarısı Lâtin  (millî) harflerimizle geçecekdir!. Muhtac olduğumuz kudret, damarlarımızın içinde cevelân eden ve ellenep sıkılmış yaş-amsal asîl kanımızda mevcuddur!”

Haltettin Bey’in cumhurlop ictihâdına göre bilumum “dişilerin eline” elleme ve sıkma ameliyesi icrâ edeceğin zaman, onu bebek altına bağlanan “bez” veya “Üryan Baba Meşatlığında” pek bol tüketilib bağlanan “çaput” farzedeceksin; ve o da, anında “bez veya çaput!” oluverecekdir!.. Buna şimdiki sokak, hâşâ “mu’cize” mi der başka bir şey mi bilemeyiz… Ancak Haltettin Efendi Hazıritlerinin (istidrac ve ihâneti) olması kuvvetle muhtemeldir!

Sevsinler bu (alkolik düzen)in cumhurlop aklı ve mantığı ile yapılan ictihadları!. Veya tükürsünler böyle akl ü fikrin alnının tam ortasına!

Ne kâbul edersen o… Bu akıl, mantık ve ruh marazının psikiyatride de mutlaka bir adı olmalıdır!

“-Neyi ne kabûl edersen o olur!!!”

Diyenlerin; ve bir de bu illet ile ma’lül olanların kendi teşehhîlerini ictihad kabul etmeleri hâlinde, onların, hakîkaten ictihad oluverdiğine inanmaları hâli…

Ortada, âcilen el atılması i’câbeden ve (hâşâ min huzûr), “d…z gribinden” bin beter geberten d…zluk bir vak’a var!

Akıl ve ruh tabâbeti ile iştigâl eden ihvân-i müslimîn dahî, bu işe âcilen el atmazlarsa, iki cihanda da mes’ul olacakları izahdan varestedir… Zira bu kabil “bez, çaput, don, şort, mayo ve bilmem ne!” gibi (hâşâ min huzûr) uçkura taallûku olan cumhurlop literatürü, İslâm kaçkını heriflerin meclislerinde ziyâde ele, dile ve ağıza alınır ve dünyâya sallandırılır olmuşdur. Pislâmoğlu gibi müsecceller bin kere (hâşâ min huzur), “Efgânî masonunun tahâret bezini!” ağzına alalı beri, Haltettin Molla dahî “bez!”terminolojisi üzerinden ictihadlarını yürütür olmuşdur! Çırağı Kaşar-Şaşar Molla ile Yardakçı’nın TV ekranlarında bir başka “şortlu mayolu ve donlu bezlerle” belden aşağılara alâka duyarak kayıkçı kavgalarıyla rant devşirdikleri de, cümle âlemin ma’lûmu bulunmaktadır…

Hulâsa cumhurlop müctehidi Haltettin mollanın bir ictihadı(!) öyle vecihler ve incelikler taşımalıdır ki, bu, başda Allâh’ın Dîni olmak üzere şeş cihetden de merdûd ve bâtıl ve müfsid olmalı ve Şeytan aleyhilla’neyi de keyfinden donuna etdirmelidir…

İşte “Asım’ın Nesli” ve işte mostralık cumhurlop müctehidleri!

İslâm Târihinde teşehhiyâtını millete “ictihâd ve fetvâ” diye tutturan soytarılara aslâ bu kadar rastlanmadığı gibi; Allâh Azze ve Celle’nin Dînini bu kadar yaz-boz tahtasına çeviren mübtezeller de aslâ görülmemiş; ve ilmi bu derece ayağa ve sokağa düşüren hayâsız hazeleye de mevki veren bir devr-i dilârâ-yı şeyâtîne bu derece ve kat’iyyen müsâdif olunmamışdır…

Birileri istedikleri kadar ve istedikleri yerlerine ve istedikleri zaman ve mekânlarında, ipek saç ve sakalları da dâhil, bol bol kına yakabilirler… Başda:

“-Bu işi mihrabdan halledeceğiz!”

Diyen Bay Mayar ve O’nun zihniyetindeki loca baykuşları…

Enstitülerinden mezun oldukları zaman (altın saatler hediye) ederek mükâfatlandırdıkları hâinler, bugün epey “mihrabdan hâlletmenin” mütehassısları olarak gözlerine girmenin yolunu tutmuş görünüyorlar!

 

(Mâba’di var)

(İntişârı: 15.02.2010)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir