Karaman’a Göre “Evet” Demek (Farz)mış!
14 Nisan 2017
Cb Dilinde Komünist Nâzım’ın Şiiri…
22 Nisan 2017

HALK OYU BU “REFERANDUM”, DÎN (millet) İLE ALÂKASI MUHÂL!

Ahmed SELÂMÎ

Dünyâ’daki rejim (düzen, hükûmet usûlleri):

  1. a) İslâmî;
  2. b) Gayr-i islâmî olarak ikiye ayrılırlar.

İslâmî nizamdaki hükûmet şekli, Kitab, Sünnet, İcmâ’ ve Müctehid İmamların ictihadları üzerinden, yani ilâhî bir menşe’den süzülerek varlık ortaya koyar… Buradaki kânunların temelinde indîlik, izâfîlik, beşerî şeytanlık bahis mevzuu edilemez…

Gayr-i islâmî hükûmet şekillerinin menşeini ise, nefs ü hevâya tâbi’ ve devamlı enfüsîlik, evhâm ve vesveselere ma’rûz izâfî insan aklı teşkîl eder!. Hele Haçlı Avrupa’dan 2-3 asırdır idhâl edilen ve İslâm Coğrafyasına sokulan devlet ve hükûmet “Düzen, rejim ve bütün idârî teşkîlât teknikleri” tamâmen bu coğrafyanın i’tilâsını değil, tam tersine insanların felâketini netîce verici bir keyfiyeti hâizdir; ve bilhassa da buna dikkat edilerek, bu coğrafyanın düşmanı Haçlı Garb Âlemi tarafından bu mıntakalara bubi tuzakları hâlinde serpiştirilmişlerdir…

Bunun içündür ki, bugünün İslâm coğrafyası, 2-3 asırdır felâketlerden felâketlere dûçâr edilmekde; ve bu mıntıkanın insanları, dünyânın en kanlı terör, darbe ve (haçlı seferleri) ellerinde tezgâhlanan cinâyet ve tenkîl hareketleri ile inim inim inletilmektedir.

15 asırdır, karşısına en büyük dış tehdîd olarak İslâmiyyeti alan Haçlı Batı ve Yahudi Siyonizması, düşmanı ile mücâdelede iki ana hedefe vurmaktadır:

1) Müslümanları, islâmî esaslar üzerinden varlık ortaya koyan devlet ve hükûmetlerini, (husûsan Hılâfeti) ortadan kaldırmak…

Tanzîmât’dan hele 1908 ihtilâlinden sonra, Devlete, islâmî hüviyet ve keyfiyeti bıraktırılmış, avrupâî devlet ve hükûmet standartlarına göre ve tamâmen haçlı-yahudi güdümünde bir proje dayatılmışdır. Dolayısıyla da artık hükûmet, İslâmiyyet’in zırhı ve muhâfızı bir keyfiyetde olmak yerine; yahudi-haçlı hayat tarzı ve inanç easlarının fedâîsi hâline getirilmişdir…

O günden günümüze kadar da, devlet ve hükûmetler, bu yahudi-haçlı standartları üzerinde yürümeyi, kendisine ilk ve en baş “ilke, ülkü ve değiştirilmesi teklif dahî edilemiyecek dogmalar, hatta ilelebed yaşatılması şart”  temel yasalar hâlinde “anayasalarına” geçirmişlerdir.

Son “referandum” denen projenin de, Haçlı Avrupa standartlarına göre bir devlet ve hükûmet modelini, yeni bir “sistem” olarak halka (tasdîk) etdirmekden başka bir ma’nâ ve delâleti olamaz…

Bu noktadan bakınca, potitikacıların “Vesâyet sistemini kaldırdık” demeleri son derece abes bir iddiadır. İçdeki bir takım devlet organlarının, devlet ve hükûmetler üzerinde zorba mevkii ihrâz etmeleri, daha o devlet veya hükûmetlerin, bunları bile olamadıklarının tezâhürüdür… 1908’den i’tibâren “İngiliz güdümündeki  devlet partileriyle” adı geçen haçlı projeleri, asıp kesmelere kadar varan vahşet ve gaddarlıklarla ve içdeki işbirlikçilerle milletimizi yok etme faaliyetleri yürütmüşlerder…   Devlet ve hükûmet standartları bakımından HAÇLI AVRUPA NORMLARINA “TAPARCASINA” BAĞLILIĞIN İFÂDE ETDİĞİ MA’NÂ, “HAÇLI PROJESİNİN KAT’İYYEN DEĞİŞTİRİLEMEZ BİR VESÂYET ŞEKLİNDE BU MİLLETİN TEPESİNDE 2 ASIRDIR MÜTEVÂLİYEN SALLANDIRILMASIDIR.”

Tekrarında fâide muhakkakdır ki, içdeki bir takım hükûmet organlarının zâhirde (vesâyetleri) kaldırılmış gibi gösterilse de, 2-3 asırlık Haçlı Avrupa standartlarının VESÂYETİ, kıl kadar bile yerinden kıpırdatılamamışdır…

Bu vesâyetdir ki, İslâm Coğrafyasında aslâ mütecânis MİLLET değil;  kozmopolit bir HALK istemektedir…

Bu i’tibarladır ki, “Haçlı Avrupa Standartları” ile yürütülen rejim ve sistemler, tatbikatda olduğu müddetçe, asıl ana vesâyetin aslâ ve kat’â kalkmış olamıyacağı, bu halkdan dâimâ saklanmış ve saklanmaktadır… Şu son referandum komedisi bile, bu saklayışı, en baş ve büyük karakter olarak taşımış; ve bu noktaya, günümüzdeki “İslâm münevveri” de parmak basabilmekden âciz bulunmuşlardır… Böylelikle de Halk, yevmî, sığ, sokak kavgaları çapında yürütülen ve kayıkçı kavgası çapında süflî gürültü-patırtı arasında ve Müslüman Osmanlı’nın “idâre-i avâm” dediği “ayakların baş” oluşundan ibâret tepişmelerin ÇUKURUNDA; ve ömrünü binlerce abesler içinde tüketib çürütmeye sürüklenmektedir…

İşte, Haçlı Avrupa Standartları VESÂYETİ altındaki 2-3 asırlık manzara…

Dolayısıyla halk, Müslüman Osmanlı ve daha uzak devirlerdeki “millet yapısının”  pek çok dışına taşınmış olduğu hâlde, “ALLÂH’ın Kelime-i Tevhîd’inde Birlik Olma” yerine; Haçlıların mecbûr etdiği bir takım siyâsî, hukûkî, ictimâî, iktisâdî ve idârî tam şeytânî standartlara “Taparcasına” bağlanarak, “Parti-Pırtı, Şia-Şia, Bölük-Börçük Olmalara” zorlanmaktadır. Cumhuriyet, demokrasi ve laiklik gibi nice haçlı projelerinin, politikacılar tarafından durub dinlenmeden zikredilerek reklâm edilmelerinin; ve halkın, bu ve bunlar gibi sayısız Haçlı Hayat Tarzlarını aşılayan ta’birlerle narkozlanmalarının sebebi de budur…

Haçlı Avrupa Standartları ve Hayat Tarzının VESÂYETİ

2) Müslümanların elindeki dîni, İslâmiyyet’in dışına çekerek, onun yerine tahrîf, tağyîr ve tebdîl ile ortaya çıkmış sun’î, insan irâde ve vesveseleriyle uydurulmuş, İslâmiyyet’i de ortadan kaldıracak bir dîni, gene “İslâmiyyet” adı ile onun yerine oturtmak… Bu uydurma dîne biz “Kula Tapış Dîni” diyoruz…

Bu ikinci hedef de, İslâmiyet’in, müslümanlara mutlak sûretde “imanla muvazzaf kıldığı hükûmet ve idâre şeklinin”, onların zihin ve ruhlarından tamâmen uzaklaştırılması gâyesini istihdâf etmektedir. Dolayısıyla öyle bir İslâm telâkkîsi peydahlansın istenmektedir ki, bu telâkkî içinde “islâmî hükûmet ve idâre” şekline aslâ yer olmasın; Batılı ve Haçlı “Hayat Tarzı” tamâmen Anadolu başda olarak bütün İslâm Coğrafyasına hâkim olsun; ve fakat, o dîn telâkkîsi, Haçlı Avrupa Standartlarına göre bir hükûmet ve idâreye sâhib olmayı, dînî bir mecbûriyyet derecesinde de (lâzım hatta vâcib) görür olsun!

İşte 2-3 asırdır müslüman dünyâsı, bu iki ana felâketle karşı karşıyadır; ve bu iki kıskacın arasında ifnâ edilmiye çalışılmaktadır…

Dünyâyı bu temel (îmânî) esaslar çerçevesinde okuyamıyan zavallılar, hangi klişe lâf kalabalıkları ve (eritilmişlikleri) ile karşımıza çıkarlarsa çıksınlar, aslâ muhâtab bile alınmaya değer tarafları olamaz…

(İlk intişârı: 18.04.2017)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir