Teşekkür Mü Teeccüm (Kızmak) Mı Borçluyuz?
8 Mart 2021
“Dünyâ Kadınlar Günü” Denen Bâtıl, Haçlı Batı İfsâdı!
8 Mart 2021

DURUN KALABALIKLAR!

(3)

Efe URAL

 

Her zaman iyiliğimizi isteyen Cenâb-ı Hak Hazretleri İmân edenlere buyuruyor ki:

‘’Ey müminler! Yehûd (Yahudi) ve Nasara’yı (Hristiyanları) dost ittihâz (kabul) etmeyin. Zira; onların bazısı bazısının dostudur. Ve eğer sizden bir kimse onları dost ittihâz ederse o kimse onların zümresinden ve Allâh’ın sevmediği kullarından olur. Zira Allâhü Teâlâ zâlim olan kavmi doğru yola îsal etmez.‘’  (Mâide Sûresi 51. Ayet Meâli) [3]

Merhûm Müfessir Konyalı Mehmed Vehbi Efendi (Rahmetullâhi aleyh) ‘’HULÂSATÜ’L-BEYÂN’’ nâm Tefsirinde şöyle buyurmaktadır:

“Hulâsa; müminlerin Yehûd ve Nasara’yı İslâm üzerine tercih eder derecede samimi dost ittihaz etmeleri câiz olmadığı ve onların bazıları bazılarının dostu olup ehl-i İslâm’a dost olmadıkları ve eğer müminlerden bir kimse onları dost ittihaz ederse zalim ve şiddetli cezaya müstehak olacağı ve Allâhü Teâlâ’nın bunları dost ittihaz eden zalimleri hidayette kılmayacağı bu âyetten müstefâd olan fevaid cümlesindendir.”

Manzaraya bakalım:

Gazeteci yazar Banu Avar, 1994’de BBC’nin Türkiye’deki temsilcisiydi. Hatırâları şöyle…
“O tarihlerde, yurt dışından Türkiye’ye gelen basın mensuplarına kılavuzluk yapıyordum. Nisan 1994’te önce BBC, daha sonra ABC ve PBS aradı. Talepleri, Refah Partisi mevzuunda bir program yapmaktı. Kendilerine Genel Başkan Necmettin Erbakan ile bir görüşme ayarlayabileceğimi söylediğimde bana:

“Hayır onu istemiyoruz. Yardımcısı Abdullah Gül ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmek istiyoruz!”

Dediler.

(Türkiye’de uygulanan senaryonun, 1994 yılında ilk işaretlerini verdiğini hatırlatan Avar, o tarihlerde Türkiye’nin ABD Büyükelçisi Morton Abramowitz’in:

 “ERBAKAN BU İŞİ BECEREMİYOR, daha kravatlı, daha şehirli görünümlü bir başkan lazım!” sözlerini hatırlatıyor.

Birebir aynı şeyleri talep ediyorlardı. Tüm konuşmalar tarafımdan kaydedildi. Geldiler ve röportajlarını yapıp gittiler. Yeni dünya düzeninde, bir takım isimlerin yönetim için hazırlandığı o zamandan belliydi. Aynı hazırlık şimdi de yapılıyor. CIA istasyon şefi Nelson Ledsky’nin: ‘TBMM’NİN HER YERİNDEYİM’ sözleri tesadüf eseri sarf edilmedi.”
Avar, ABD merkezli bu operasyonun 68 ülkede aynı anda başlatıldığını anlatıp ekliyor:

“Önce belirlenen isimler yönetime gelir. Gelir gelmez, ülkenin kaynakları özelleştirilmeye başlanır. Tüm fabrikalar kapatılır. İnsanlar, aç, işsiz kalır ve sokaklara dökülür. Evinden çıkamaz hale gelir. Daha sonra ise televizyonlar aracılığıyla zehir enjekte edilmeye başlanır.”

Son dönemde, Türk televizyonlarında yer alan yarışma ve programlarının bu amaçla yaygınlaştığını söyleyen Avar, bu programlarla toplumun mukaddes değerlerine ve nimetlerine hakaret edildiğini, kadınların aile değerlerinden uzaklaştırıldığını, eğitimli kadınların ise yalnız ve özgür kadın imajı ile değiştirildiğini belirtti.
Kültürel anlamda büyük bir düşüş yaşandığını belirten Banu Avar, bu süreçte etnik kaşıma, etnik sendikacılık operasyonlarının başladığını ve iç savaş için düğmeye basıldığını kaydetti.

RAPOR EVVELDEN YAZILMIŞ

Aslen Yahudi olan ve Siyonizm’in Türkiye ve Orta Doğu stratejisti Morton Abramowitz, ABD’nin Ankara Büyükelçisi olduğu 1990’lı yılların başında, Refah Partisi İstanbul Beyoğlu İlçe Başkanı Tayyip Erdoğan’ı tanıdı. Bu tanışmanın ardından Erdoğan önce Refah Partisi İstanbul İl Başkanı, ardından da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na seçildi. Erdoğan’ın bu hızlı yükselişinde Abramowitz’in malum medyayla olan ilişkilerinin etkili olduğu söylendi. Erdoğan’ın Abramowitz’le Kasımpaşa’daki özel bir vakıfta başlayan tanışıklıkları, belediye başkanı seçilme öncesi ve sonrası Belediyenin Florya tesislerindeki görüşmelerle devam etmiş, ardından Tayyip Erdoğan’ın Amerika ziyaretleri yoğunlaşmıştı.

CIA bağlantılı “düşünce kuruluşu” Rand Corporation bir rapor hazırlamış ve dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olan Tayyip Erdoğan’ın Başbakan, dönemin Refah Partisi Milletvekili Abdullah Gül’ün de Dışişleri Bakanı olacağını yazmıştı. Rand Corporation’ın akıl hocası da Graham Fuller’dir.

16 Şubat 1997 Döneminin Cumhuriyet Gazetesi yazarı Leyla Tavşanoğlu, Doğu Perinçek’le röportaj yapmış ve Perinçek şu ifadeyi kullanmıştı:

 ‘’ABD, Tayyip Erdoğan’ı Başbakan, Abdullah Gül’ü de Dışişleri Bakanı yapacak. CIA’nın yan kuruluşlarından Rand Corporation’ın yayın organında bu yazıldı.’’

Nitekim, benzer bir lâfı 2001’de CIA İstasyon Şefi Graham Fuller söyleyecekti:

 “Fazilet içerisinde “yenilikçi kanat İslâmi hareketin lideri olacak!”

 Demişdi.

Fethullah Gülen’in Yeşil Kart başvurusu için hazırlanan referans mektubunda, yakın dostu olan CIA şefi Graham Fuller’in ve ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Morton Abramowitz’in imzası vardır.

26 Şubat 1997’de, CFR’nin düzenlediği ‘Refah Partisi ve Türk Dış Siyaseti’ adlı toplantıya, Abdullah Gül katılmıştı. Bu toplantı sonrası Refah Partisi içinden AKP doğacaktı. Nisan 2001‘de Abdullah Gül, yine Masonik / Siyonist örgütün masasındaydı. Bu toplantıdan sonra AKP iktidara çıkacaktı. AKP sahneye çıkmadan önce yollardaki taşlar, CHP ve MHP’ye temizletilecek, bunun için özel bir vazifeli Kemal Derviş Türkiye’ye gönderilecekti. Peki bu CFR (Council on Foreign Relations) Dış İlişkiler Konseyi nedir?


CFR dünyaya yön veren gizli örgütlerin en tepelerinde yer almaktadır. Bu gizli örgüt, ilk paylaşım savaşı sonrası (1921) örgütlendi. Dev şirketlerin sahipleri ve dünyanın en büyük emperyalistleri bu çekirdek bir yapılanmada birleşti. Bu birleşmede en büyük söz sahibi başlar olarak Rothschild ve Rockefeller bulunmaktadır. Hedefleri her zaman söylediğimiz gibi dünyada ‘yeni bir düzen’ kurmak… NATO ve BM genel sekreterleri de, İMF, Dünya Bankası başkanları da, AB yönetimi de, bazı devlet ve hükümet başkanları da bu gizli örgüt tarafından “atanmaktaydı…”

 Küresel çete tüm ülkelerde, GİZLİ gündemlerini uygulamak için ÖRÜMCEK AĞLARI örgütlüyor. CFR’ye ek olarak Trilateral ve BİLDERBERG her yıl gizli toplantılarla dünyanın en güçlü kişilerini bir yerde topluyor ve herkesi etkileyecek kararlar alıyor. Türkiye’yi uzun dönem yöneten pek çok kişi Bilderberg iştirakçisidir. 1950’li yıllardan sonra pek çok iç ve dış politikayı Türkler değil, Bilderberg, CFR ve Trilateral Komisyon Üyeleri belirlemiştir.

Amerikan Dışişleri Bakanlığı’na bağlı Eğitim ve Kültürel İşler Bürosu’nun (The Bureau of Educational and Cultural Affairs) resmi sitesinde Abdullah Gül’ün adı, International Visitor Leadership Program (Uluslararası Ziyaretçi Liderlik Programı) ile “yetiştirilen” dünya liderleri arasında gösterildi.

İlgili içerik siteden kaldırılmış. Ekran görüntüsü bir araştırmacı tarafından iktibâs yapılmıştır.

Süleyman Demirel, Eski ABD Başkanı Dwight Eisenhower adına 1954’de kurulan Eisenhower Vakfı‘nın bursuyla gerekli operasyonlar geçirildikten sonra Türk siyasetinde uzun soluklu bir dönem geçirmiştir. Bülent Ecevit ve Mesut Yılmaz ise Başbakanlığa Bilderberg toplantıları sonrasında yürümüştür.

Bilderberg hulâsa olarak, gelişmemiş, gelişmekte olan ve hatta bazı gelişmiş ülkelerin bile geleceği hakkında fikir veren teşekküllerden biridir. Bunların tepedeki karar mekanizmasından biri CFR (Dış İlişkiler Konseyi)’dir. Sonrasında Trilateral Commission (Üçlü Komisyon) ve Bilderberg vardır. Yazar Erol Bilbilik’in izâhıyla: ‘Bilderberg, Amerikan elitinin ve CIA’in Avrupa ayağıdır.’’ demiştir.


ECEVİT GÜLEN’İ SAVUNDU

Mart 1998 yılında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında dönemin Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit’ten Fethullah Gülen ile ilgili gündemi sarsan bir çıkış gelmişti.

Dönemin MGK’sına sunulan rapordan ve Genelkurmay Başkanlığı tarafından hazırlanan verilerden yararlanan o dönemin komutanları, Gülen’in birçok ülkede mektebler açtığını, sermayesinin uluslararası boyuta ulaştığını, cemâate ait vakıflarda kendi görüşleri doğrultusunda talebe yetiştirdiklerini söylemişlerdir. Ayrıca, Gülen’in özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri’ne sızma teşebbüslerden duydukları kaygıları belirterek Gülen’in polis içinde büyük bir hâkimiyet kazandığını bazı verilerle ortaya koyduğunu da söylemişlerdir.

MGK’da, Gülen’in orduya sızma girişiminden ve çeşitli faaliyetlerinden rahatsızlık duyduklarını söyleyen komutanlara Başbakan Yardımcısı Ecevit karşı çıkmıştı. Ecevit, komutanların Gülen ile ilgili söylediği sözlere katılmadığını belirtmişti.

Ecevit, Gülen’le dostluğunun bulunduğunu söyleyerek, kendisini rejim için bir tehlike olarak görmediğini vurgulamış:

 ”Siz Fethullah Gülen’in geçmişinden yola çıkarak bu kanılara varıyorsunuz. İnsanlar değişip, gelişebilir.”

 Diyerek, komutanların görüşlerine karşı çıkmıştı.

Ancak komutanlar, Ecevit’in düşüncelerine destek vermeyip, Gülen’in rejim için ilerde tehlike teşkil edeceği ısrarından geri adım atmamışlardı.1998 MGK’sında Başbakan Mesut Yılmaz da Ecevit’e yakın görüşler dile getirmiş, Gülen’e dönük sert ifadelere karşı çıkıp, aynı üslupla bu görüşleri eleştirmişti.

GÜLEN: ECEVİT’E ŞEFÂATÇİ OLACAĞIM

Mart 1999 yılında Gülen’e açılan bir soruşturma sonrası Bülent Ecevit, Gülen’i aramış ve şöyle demişti:

 “Sağlığınız çok önemli… Sizinle ilgili böyle bir soruşturma olsa haberimiz olurdu… Lütfen tedavinizi aksatmayın ve Amerika’ya gidin…”

Gülen 2007 yılında Amerika’da kaldığı evdeki bir öğlen yemeğinde Bülent Ecevit hakkında ise şunları söylemişti:

 “Ecevit hayatı boyunca oruç tutmadı. Namaz kılmadı ama inancı sağlamdı. Sosyal demokrat bir zeminde doğdu ve İsmet İnönü’ye ortanın solu dedirtti. Okullara çok sahip çıktı. İşin büyüklüğünü sezmişti. Önüne bizim hakkımızda bir dosya getirildiğinde elinin tersiyle itti. Eğer ahirette Allâh bana şefâat etme imkanı verirse, bunu ilk önce Ecevit için kullanırım.

Bülent Ecevit 1957’de Rockefeller Vakfı’nın bursu ile ABD’ye gidiyor, Harvard Üniversitesi’nde Ortadoğu ile ilgili incelemeler yapıyor.  Bu sırada Ecevit’in sürekli “Hocam” diye bahsettiği Henry Kissinger Harvard Üniversitesi rektörü idi. Peki Henry Kissinger kim? “Nüfusun çoğundan kurtulmalıyız” diyen ve Nobel Barış Ödülü almış bir isim…. Bilderberg’in Türkiye sorumlusu…

Henry Kissinger’ın bir kelâmını hatırlayalım:

 “Biz Amerika olarak neden güçlüyüz, biliyor musunuz? Çünkü içimizdeki vatan hainlerini çabuk öldürürüz. Dünyanın birçok memleketinde vatan hainlerini ise kahraman yapar, ülkelerinde önemli yerlere getiririz.”

Uzun yıllar CHP’de Genel Başkanlık koltuğuna oturan ve istifâ ederken:

 ‘’ABD’den, Pensilvanya’dan aldığı üzüntü ve destek mesajlarının samimiyetine inandığını!’’

Belirten Deniz Baykal, Rockefeller Vakfı bursu ile ABD’de kalmıştı…

2002’de ‘’Erdoğan’ın yolunu açtık’’ diyen Baykal, CHP’nin başında olduğu 2002 yılında Tayyip Erdoğan’a milletvekilliği yolunu açan anayasa değişikliğine desteğiyle ilgili: “Hiç tereddüt etmeden doğru olduğu kanısındayım!” ifadesini kullanmıştı.

DSP-MHP-ANAP koalisyonu, 15 Temmuz 2002 günü MHP lideri Devlet Bahçeli tarafından erken seçim çağrısı yapılarak bozulmuştu. Ekonomik krizin gölgesinde yapılan açıklamada Bahçeli:

 “Siyasi hayatımızda çok hızlı gelişmelerin yaşandığı çalkantılı bir dönemden geçilmektedir. Türkiye artık dönüşü olmayan bir erken seçim sürecine girmiştir.”

Diyerek erken seçim için 3 Kasım 2002 tarihini işaret etmişti.

Erdoğan’ın (resmi olarak) ilk ABD gezisi 2002’deydi. O gün Erdoğan ne milletvekiliydi ne başbakan. AKP Genel Başkanı kimliğiyle ABD Başkanı Bush’la görüşmenin tek maddesi vardı: ‘’Irak’ı kuzeyden işgal etmek için Türkiye’nin bütün olanaklarını kullanmak.’’  (Irak mevzuunu, Aaron Russo, Nicholas Rockefeller sohbetinden hatırlayalım.)

Seçim sonunda AKP tek başına iktidara gelmişti. Bush yönetimi, Erdoğan’dan esaslı bir söz almak ve ona göre plan yapmak istiyordu. Erdoğan’ın, Türkiye Cumhuriyeti’ni resmi olarak temsil eden bir kimliği yoktu. Aslında Beyaz Saray’da, resmi görüşme randevusu da yoktu.

İngiltere Başbakanı Tony Blair, 2002’de, Kopenhag’da AKP lideri Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşmenin ardından medyaya konuştu:

‘’Günlük bir AB zirvesinde, büyük ölçüde doğu bloğu ülkesine AB’ye katılma daveti verilecek.’’

 Türkiye’yi Gül’ün başkanlığında Yaşar Yakış, Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, Müsteşar Yardımcısı Akın Alptuna ile AB Genel Sekreteri Volkan Vural temsil edecekti.

2003’te Erdoğan George SOROS’la görüştü. Erdoğan’ın sağında, Egemen Bağış ve Ömer Çelik yer alıyor. Küresel tefeci olarak nitelenen George Soros’un AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’la Davos’ta bir görüşme yaptığı ve kurucusu olduğu Açık Toplum Enstitüsü ile Türkiye’de SOSYAL DEĞİŞİM, EĞİTİM gibi projeleri finanse edip katılmak istediği aktarılıyor.  (Soros’un TESEV’e desteği bulunmaktadır.)

Devlet Bakanı Ali Babacan’ın 1 Mart (2003) Tezkeresinin Meclis’te görüşülmesinden birkaç gün önce AKP’nin basına kapalı toplantısında “Irak’a ilk bomba düştüğünde 8,5 milyar dolar hesaba geçecek” dediği iddia ediliyordu. Günümüzde Babacan kendisinin söylediği  söze atfen Sabah gazetesinde Okan Müderrisoğlu imzasıyla yayımlanan manşet haberini tekzip edip benim öyle bir ifadem yok” dedi.

 ‘’Peki, o zaman yalanladınız mı?’’ diye sorulduğunda:

 ‘’Benim bakanlık dönemimde tek bir tekzibim yok. Uğraşamayız ki o işlerle. Yani, bir tane haberi tekzip etsem, bugüne kadar çıkmış, hakkımda 100 bin tane haberi doğrulamış olurdum. Öyle benim bir prensip kararım var.‘’ Demişti!..

Tam bir politikacı kararı!..

 Yani Babacan hakkında çıkan haberleri okumamıza gerek yok. Hangisi doğru hangisi yanlış olduğunu bilemeyeceğiz!. Ali Babacan Bilderberg toplantılarına mütemâdi katılanlar arasındadır… Ali Babacan’ın katıldığı 2003 toplantısında Mehmet Ağar (Doğru Yol Partisi) ve Özdem Sanberk (eski TESEV Direktörü) de bulunmaktadır.

2003 yılında Abdullah Gül: ‘’ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile 2 sayfalık 9 maddelik bir plan üzerine anlaştık. Ama ben her yaptığımı kalkıp açıklayamam ki…’’ dediği gizli anlaşma (yasa dışı-hizmet sözleşmesi) maddelerini TSK yetkililerinden öğrenen Doğu Perinçek, Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ü, devletin kasasında duran gizli anlaşmayı Türk halkına ilan etmeye davet ediyor!. Anlaşmanın muhtevasını komutanlardan öğrenen, Öcalansever Perinçek’in anlattığı maddeler ise şöyle:

-Türk askeri Irak’ın kuzeyinden çekilecek.

-Sınır harekâtlarına son verilecek.

PKK’ya karşı Türkiye içinde yapılacak askerî harekâtlar öncesinde, ABD askerî makamlarına haber ve bilgi verilecek, izin alınacak. Aksi halde Türkiye’ye ambargo ve askerî yaptırım uygulanabilecek.

-ABD’nin İran ve Ortadoğu harekâtlarına aktif destek verilecek. Türk Ordusunun asker ve silah gücü indirilecek.

-Irak’ın kuzeyinde ilan edilecek olan sözde “Kürdistan” devleti, Türkiye tarafından resmen tanınacak. PKK yasallaştırılacak.

-Türkiye’de belediyelerin özerkleştirilmesinden sonra dört yıl içinde aşamalı olarak federasyona geçilecek.

-Kıbrıs’ta, Denktaş “Arafat modeli” uygulanarak, devre dışı bırakılacak ve Annan Planı küçük değişikliklerle uygulanacak.

-Ege kıta sahanlığı mevzûunda Türkiye, Yunan doktrinine daha esnek davranacak, Türk jetlerinin uçuş alanı daraltılacak.

-Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkileri iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehine düzenlemeler yapılacak.

(Türk Devleti’nin Abdullah Öcalan’ın yakın zamanda televizyon kanallarına çıkartılacağını öne süren Perinçek: “Öcalan’a ‘Silahları bırakın biz yanlış yaptık’ dedirtilecek…” göreceksiniz diye iddiada bulundu.)

Milyonlarca insanın katledildiği, tecâvüz edildiği, işkence gördüğü, büyük müctehid İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe Hazretleri’nin türbesinin de tahrip edildiği Irak’da, tarihî ve manevî mekanları havadan ve karadan ateşe tutarak büyük zarar veren ABD askerlerine Erdoğan, 2003’te The Wall Street Journal’a verdiği beyânatda şöyle demişdi:

 “We further hope and pray that the brave young men and women return home with the lowest possible casualties…’’

 Yani:

 ”Kahraman çocuklarınızın anavatana en az kayıpla dönmesini umuyor ve dua ediyoruz…”  [4]

Abdullah Gül de şöyle diyecekdi:

“Dünya barışı için, barışı korumak, barışı yapmak için, son 50 senede dünyada en çok Amerikalılar kendi çocuklarını feda etmişlerdir. İkinci ülke kim? Türkiye. Böyle köklü gelen bir şey var. İşbirliğimiz gayet sağlam. Soğuk savaş döneminde de önemliydi ama şimdi çok daha fazla önemli. İşbirliğine ihtiyacımız var. Muhakkak ki bir ailenin içinde bile farklı anlayışlar, görüşler olur. Ama önemli olan ortak hedefler ve çıkarlardır.’’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Dışişleri Bakanı Abdullah Gül Roma’da, Osmanlı donanmasına karşı savaşanlara her türlü mali desteği sağlayan Papa Onuncu İnnocent’in heykeli önünde üye olmadıkları halde sonradan ismi değişecek olan Avrupa Birliği Anayasası nihâî senedine imzâ attılar… ‘’Dindar nesil yetiştireceğiz’’ diyenler, Avrupa’nın nesli bozan taleplerini yasa halinde böylece kabul etmiş oluyorlardı…

Abdullah Gül, şunları da diyecektir:

“Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Türkiye’nin dış politika hedef ve ilkelerine uygundur. ABD ile birlikte hareket ediyoruz. Amacımız İslâm ülkelerine ÖZGÜRLÜK ve DEMOKRASİ getirmek…”  

RTE CFR’de (2007) – KÜRESEL MESAJLAR

Hatırlatalım, CFR, ABD’nin ve onun önderlik ettiği batı ülkelerinin politikalarına yön veren sözde bir “düşünce kuruluşu” özde “dünyayı yönlendiren örgüttür’’. Sermayedarların ve Siyonistlerin idâresinde bir kuruluştur.

KRALİÇEDEN ÖDÜL

İngiltere Kraliçesi Elizabeth, 37 yıl aradan sonra geldiği Ankara’da ilk işi Anıtkabir’i ziyaret etmek oldu. Anıtkabir Özel Defteri’ne el yazısıyla şunları yazdı:

Birleşik Krallığın büyük değer verdiği bir dostu ve modern tarihin en büyük şahsiyetlerinden biri olan Mustafa Kemal’e saygılarımı sunmak, benim için büyük bir onurdur.”

(Mustafa Kemal’in son nüfus cüzdanının isim hanesinde KAMÂL yazmaktadır. İngiltere kralı Edward ile yazışmaları üzerine Cumhuriyet gazetesinin 10 Eylül 1936 sayılı yazısında, “Ekselans Kamâl” diye geçmektedir ve benzeri birçok yerlerde.)

Kraliçe:

 ‘’Birleşik Krallık Türkiye’ye çok önem vermektedir. Gerek AB için, gerekse tüm dünya için son derece kritik bir zamanda Türkiye, Doğu ile Batı arasında eşsiz bir köprü haline geldi. Siz ve Erdoğan, çok önemli çalışmalar kaydettiniz.

 Dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, konuşmasını yaptıktan sonra, davetlileri Kraliçe Elizabeth ve iki ülke halkları arasındaki dostluk için kadeh kaldırmaya davet etti. Abdullah Gül, Kraliçe II. Elizabeth’in kendisine takdim ettiği, İngiltere’nin en önemli nişanlarından biri olan “Knight Grand Cross of the Order of the Bath” (GCB) nişanını ceketine taktı… Bu nişan üç kraliyet tacı ve Üzerinde güneş batmayan İmparatorluk” ifadesini hatırlatan güneş sembollerinden meydana geliyor… Kraliçe Elizabeth de elbisesine, Cumhurbaşkanı Gül’ün kendisine sunduğu devlet nişanını taktı…

1923 Lozan’ından beri gelen aslâ kopmaz dostluklar, böylece yeniden perçinlenmiş ve bütün politikaların ana temelini teşkîl etmiş oluyordu. İç tribünlere ne kadar “Osmanlı torunu olmak, Müslüman gençlik yetiştirmek, Yerli ve Millî, v.s.” oyunlar ve çalımlarla top döndürmek takdîm edilse de, bir asra yakındır temelde yatan, hep bu kabil manzara ve keyfiyetlerdir…  

Önce Kadehler Kalkar Sonra, ‘’ONE MİNUTE‘’

Şimon Peres eski İsrail Cumhurbaşkanı. Peres’in eşinin kız kardeşi yani baldızı var, Orit Gadiesh. Kendisi İsrail istihbarat biriminde çalışan, Bain & Company’nin başkanı ve ayrıca Council on Foreign Relations (CFR) üyesidir. Bain & Company de, Dünya Ekonomi Forumu’nun tüm ORGANİZASYONUNU düzenleyen stratejik ortağı. Bir de Orit Gadiesh’in eşi var, Grenville Byford… O da AKP’nin kuruluşunda, uluslararası bağlantıları kuran şahıs… Akraba irtibâtları anlaşılmıştır umarım… [5]

 

(Mâba’di var)

 

1 Comment

  1. Sinan dedi ki:

    Araştıran sorgulayan bir toplum olmalıyız emeğine sağlık

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir