Gerzek Medya “Canlı Silâha” Sâdece “Sûikasdçı” Demez Mi?!
20 Aralık 2016
(1) Kurtulmuş’a Göre Herkesin “Ortak Değeri” Olmak!
2 Ocak 2017

ÜSTÂD ve “ÖDÜL!” 

Ahmed SELÂMÎ

Merhûm Üstâd ve “gömül” veznindeki “ödül” denen ve “kurbağacaya” yaslanarak “mükâfât”ın on asırlık asâletine meydan okuyan bu kelime, artık “sıradanlığın ve basite ircâ’ın”  o kabak tadı veren keyfiyetinin tercümânı yapıldı… Yücelten ve yükselten bir mefhûm olma husûsiyyeti taşımıyan; ve tam tersine, sanki derece tenzîline ve şahsiyet törpülemiye âlet olmuş bir nesne…

Ve bu hâliyle de o, Merhûm Üstâd gibi bir dehâ ve ma’nâ  BÜRKÂN’ının (yanardağının), taşıyıcısı olacak öyle mi!

Güldürmeyin!

En doğrusu, oyun oynamayın; Üstâd Merhûm’u bu acıtan çocuk oyunlarına âlet edib, istismâr çukuruna düşmeyin!

Çarpılırsınız!

Merhûm Üstâdın Bürkân ateşine tırnağı bile değmemiş adam ve madamların böyle oyunları, oyun adamı olmıyan Merhûm Üstâdın berzahdaki (rûh-ı necib)lerini incitir, hatta O’nun ğadabını celbeder…

Üstâd Merhûm, kirli ve necîs politikanın hiçbir zaman ne kör eden tarafdârı oldu; ve ne de, onun şer’î îmânı tuz rûhuyla eriten çürütücü keyfiyetine kendisini kaptırdı… İki düşmanını enselerinden yakalıyarak, onları, kafalarını kırmak üzere kütür kütür tokuşturmak; ve onları, yılan gibi çöreklendikleri müslümanın öz vatanından def’etmek ana üslûb ve usûliyle, onlara o kadar yaklaşdı; ve ellerini de, şartlarcasına yıkamak üzere o pisliklere temâs etdirdi…

O’nun yapdığı bu iken, O’nu, belli bir Batı kellesi burgulanmış piyasa politikasının kartondan kaplanı hâlindeki  adam ve madamların reklâm malzemesi hâline getirmek; O’na, en büyük İngiliz hakâret taktiğidir…

“Nobel ödülü” dercesine “ödül” mefhûmunun her cinsi içün; bu mu’teber…

Hiç şübhesiz, Merhûm, “ödül” denen ve “inek, koç ve at” ma’nâsına da gelen bu suratsız kelimenin içine sokularak, sahnelerde; ve oralardaki  “N.F.K” ismiyle dehhâmeleştirilmek istenen cücelerin elinde, ancak, derece kaybına uğratılmak istenebilir!. Terâzîsi bu kaybı göstereceklere rağmen, Merhûm, çamura düşen elmas gibi asliyetinden bir şey kaybetmiş de olamaz…

Sağlığında, Üsdâd Merhûm’a kafa tutarcasına “manifesto” gibi mektublar yazarak ısyân kalkışmasının mürtekiblerine, bugün “gömül” vezninde “ödül” verme ameliyesi, hangi elden irtikâb edilirse edilsin, bir ma’nâ ve ehemmiyet ortaya koyamaz. Üstâd Merhûm’la rûh, da’vâ ve hedef yoldaşlığını değil de; nefs putuna taparak “enâniyet, ğurûr ve megalamoni” çölüne sapan; ve keçi yollarına girmekde direnen “sâkıt veledler”, bugün, ne kadar da arsız ve utanmaz, (sahne) yollarına düzülebilirlermiş!

Bunlar, Merhûmun sağlığında “dostları” olamamışlar; ve O’nun rızâsını alamamışlar ki, arkasından nasıl rızâ devşirecek ve O’nun “dostu” olduklarını da nasıl isbât edebileceklerdir!?

Helâllik alma fırsatını bile kaçırdıkdan sonra…

Soysuz ve Batı’dan aparma Politika gibi Üstad Merhûm’un “iğrendiği ve nefret etdiği” samîmiyyetsizlik anaforunun aktörleri ise şöyle diyebilir:

 “O hayatdan gitse de, biz O’nun yakasını bırakmaz; ve müdâfaasız kaldığı şu berzah devrinde, O’nu, bizi destekliyen, alkışlıyan, oylıyan, tebrikliyen ve tasdikliyen bir adam hâline getiririz!  O’na gitdiğimizi değil, O’nun bizim ayağımıza geldiği zu’munu zihinlere veririz! Bunların adına da, hiç kimsenin yadırgamıyacağı ve sokak işportasına kadar düşen şu “ödül” ismini takar; o ödülün sahte sırmalarıyla lâf u gazâf dolmalarını bilmem nesine kadar sarıb sarmalar; ve politika fıtratımızın aslâ değişmiyen adam sömürme dişleyişimizi, O’nun üzerinde bile tatbikden zerre kadar hayâ etmeyiz!”

 Üstâd Merhûm “dört inanmış adam” hasreti içine; öylesine dürüst ve samîmî adamların elleri üzerinde taşınmak iştiyâk ve arzusunu yüklemiş ve yerli yerine oturtmuşdu ki, arkasından da gerçek dost ve yârânının ne kadar ekall-i kalîl olabileceği sinyalini vermişdi… Bu sinyâl, “salon züppeliğine” yer bırakmıyacak ve onu zir ü zeber edecek kadar da bedâhet ortaya koyar!. Defter-i a’mâline bütün bunların zerre kadar hayır getirmiyecek “eblehçe gösteriler” olduğunu şu anda dilinin iktidârı olsa da gürlese… 15 asır sonraki Batı denen bataklıkdan aparma bid’at sefâhetinin nerelere kadar sıvandığı artık görülemez olmuş; en tabii müslüman yaşayışının birer parçası hâline getirilmişdir… Bir Fâtiha ve Yâsîn’in sonsuzda biri kadar (hayra) sebeb bir noktası muhâl, kerih lâklâkalar içinde boğulmak…

“Kuru kalabalıkların” ortaya koyacağı baldıran otu usâresinin değil, hâlis bal kıvamında olan dört damlalık özün peşindeki adamı, hiç kimse, “gömül” veznindeki “ödül” madrabazlıkları ile kandıramaz…

Üstâd Merhûm’un asıl dostları, ölü ağlayıcıları gibi agorayı ayağa kaldıracak cinsden sesi ve makamı yüksekler değil; “4 inanmış adam” çapındaki, sessizlikdeki heybetle ve derinden akan nehirlerin yatağında istikbâle sır taşır gibi inliyen  garîb gurebâdır; müjde de ancak onlara…

Sahnelerin kof ve kuru müşterisi olma keyfiyetini ölsek de bir ferd çapında bile yukarıya çekmemeyi ve Merhûm’un sır âlemini takdisle muhâfazayı, O’na VEFÂ; hatta “ma’nevî vücûd sebebi oluşumuzdaki hissesini” takdirle de, bunu, en lekesiz şükrân borcumuz bilmeliyiz…

Dünya lehvi ve telâ’ubunu ayak altına alamıyan ve haçlı politikalarının mukallidliğinden başka hiçbir müsbet tarafları olmıyanların  elinde, anlaşılır bir Üstâd bulmak muhâldir! Üstâd’ı Üstâd yapan sırrı hâlâ keşfedemiş adam ve madamlara “ödül” peşinde dolaşmak, sâdece abes bile olamaz…

Onun bunun “hatırı” değil; Rahmetli Üstâdım’ın “HATIRI” incitilmemeli…

Çünki O, cücelerin omzunda taşıyabilecekleri hafiflikden münezzeh, bir bürkan (yanardağ)dı…

(İlk intişârı: 25.12.2015)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir