Ayasofya, Doğrudan Atatürk’ün Emri İle Müzeye Çevrildi
16 Ekim 2017
Mehmet Görmez’in Başında Bulunduğu Hadis Ayıklama Toplantısı
16 Ekim 2017

TARİHTEN KESİTLER

BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ -3

 

Tito’ dan Müthiş İtiraflar

Ömrünün elli yılını komünist ideoloji yolunda harcayarak bu davasında şöhreti yurt dışına taşmış bir insan olan Salih Gökkaya’nın, daha sonra İslam’la müşerref olarak Hakk’a rücü ettiğini.

Komünizm fırtınalarının bütün dünyayı kasıp kavurduğu bu günlerin birinde Salih Gökkaya’nın “Türkiye Komünist Talebe Teşkilatı Başkanı” sıfatıyla Yugoslavya Devlet Başkanı Mareşal Tito’nun şeref misafiri olarak Belgrad’a gittiğini… Ömrünün son günlerini geçirmekte olan Tito’yu ziyaret ettiklerinde , hayatını komünizme adayan bu ihtiyar liderin büyük bir pişmanlık içinde: “Yoldaş, ben ölüyorum artık… Ölümün ne derece korkunç birşey olduğunu size anlatamam. Anlatsam bile sıhatli ve genç olan sizler, bu yaşta bunu anlayamazsınız. Düşünün ölmek, yok olmak… Toprağa karışmak ve dönmemek üzere gidiş… İşte bu çıldırtıyor beni… Dostlarımızda sevdiklerimizden, ünvan ve makamlardan ayrılmak… Dünyanın güzelliklerini bir daha görememek.. Ne korkunç birşey anlamıyor musunuz? Yoldaşlarım, sizlere açık bir kalple itirafta bulunmak istiyorum: Ben öldükten sonra, toprak olacaksam, diriliş, ceza veya mükafat yoksa, benim yaptığım mücadelenin değeri nedir? Söyleyin bana? Ha yoldaşlarımın kalbine gömülecekmişim veya unutulmayacakmışım veya alkışlanacakmışım neye yarar? Ben mahvolduktan sonra, beni alkışlayanların takdir sesleri, kabirde vücudumu parçalayan yılan ve çıyanları insafa getirir mi? Söyleyin bu gidiş nereye? Bunun izahını Marks, Engels, Lenin yapamıyor.

İtiraf etmek zorundayım

Ben Allah’a, peygambere ve ahirete inanıyorum artık. Dinsizlik bir çare değil. Düşünün, şu kainatın bir Yaratıcısı şu muhteşem sistemin bir kanun koyucusu olmalıdır… Bence ölüm de son olmamalıdır,mazlumca gidenlerle, zalimce ölenlerin bir hesaplaşma yeri olmalıdır. Hakkını almadan, cezasını görmeden gidiyorlar. Böyle keşmekeş olamaz Ben bunu vicdanen hissediyorum Öyle ki, milyonlarca suçsuz insanlara yaptığımız eza ve zulümler, şu anda boğazıma düğümlenmiş bir vaziyette Onların ahlarına kulak verecek bir merci olmalı… Yoksa insan teselliyi nereden bulacak? Bunların bir açıklaması olmalı Marks bu mevzuda halt işlemiş. Uyuşturmuş beynimizi. Nedense ölüm kapıya dayanmadan bunu idrak edemiyoruz Belki de göz kamaştırıcı makamlar buna engel oluyor. Ben bu inançtayım yoldaşlarım, sizler de ne derseniz deyin!” diyerek müthiş bir itirafta bulunduğunu…(220)

Çatırtı

Fransa İmparatoru III. Napolyon’un, o sırada Paris’te Osmanlı Büyükelçisi olarak bulunan Ahmet Vefik Paşa’ya:”Paşa, işitiyorum, Osmanlı Devleti çatırdıyor” demesi üzerine, Vefik Paşa’nın gayet vakur bir şekilde:

“İstanbul buraya uzaktır , ses duyulmaz… O duyduğunuz sizin imparatorluğunuzun çatırtısıdır” cevabını verdiğini . . . (222)

Şarap İmalatçısı Elçilerimiz
Eski Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden Vural Arıkanın Tahran Büyükelçiliği’nde diplomatlık yaparken, memleketimizin dış politikası ile alakalı meseleleri üzerinde oldukça faydalı (!) faaliyetlerde bulunduğunu , Bu faydalı(!) faaliyetler arasında, içkinin yasak olduğu İran’da, dışarıdan iki kamyon üzüm getirterek büyükelçiliğin mahzeninde bizzat üzümlerin üzerinde tepinerek şarap imal etmenin de bulunduğunu… (223)
 

İzmir’de Vahşet

15 Mayıs 1919 tarihinde, İngilizlerin kışkırtmalarıyla Ege bölgemizin incisi İzmir’i işgal eden Yunan askerlerinin Kordon boyu’nda genç-ihtiyar, çoluk-çocuk demeden yüzlerce insan vahşice katlettiklerini… Sahil kıyısındaki askeri gemilerde beklerken, olanları gören ve Türk düşmanlığı ile şartlandırılmış İngiliz askerlerinin dahi yapılan insanlık dışı vahşete tahammül edemeyerek gemide isyan alametleri göstermeleri üzerine, gemilerin denize açılmak mecburiyetinde kaldığını (224)

Abdest Suyu

Otuzikinci şehit Osmanlı Padişahı Abdülaziz Han’ın çok dindar bir padişah olduğunu ve ömrü boyunca hiç namazını hiç terketmediğini… Fransa Kralı ve İngiltere Kraliçesi’nin daveti üzerine çıktığı Avrupa seyahatinda -Frenklere itimat etmeyerek abdest suyunu dahi beraberinde götürdüğünü. . (225/a)
Daha sonraları bazı menfaati zedelenenlerce, cinayet şebekesi kurdurularak hunharca öldürülüp hadiseye intihar süsü verildiğini… . Abdülaziz’in vefatını öğrenen İstanbul halkının çok sevdikleri padişahları için “Babamız öldü!”çığlıklarıyla sokaklara döküldüklerini… (225/b)

İnönü ve Karabekir

Başvekil İsmet İnönü’nün, eski silah arkadaşlarından Kazım Karabekir Paşa’nın Erenköy’deki evini polis kuvveti ile bastırıp, Paşa’nın “İstikIal Harbinin Esasları” isimli hatıralarını gasbettiğini , . . Bu hadise üzerine Cafer Tayyar Paşa ile dertleşen Kazım Karabekir’in teesürünü ifade ederek: “Ah İsmet!.. Her türlü insanlık hissinden sıyrılacak kadar haris olacağına, biraz ileriyi görmek hassasına sahip olsaydın, ne olurdu?” dediğini…(226)
 

Şapkanın Serencamı

Falih Rıfkı Atay’ın ifadeleri içinde: “Müslümanlar, Hristiyanların iyisine ‘makul kefere’, kötüsüne ‘gavur’, beterine şapkalı gavur’ “denildiği bir dönemde, 25 Kasım 1925 tarihinde şapka inkilabının yapıldığını ve bu inkılaba karşı geldikleri için 57 kişinin idam edildiğini,.. (227 /a)
İngiliz araştırmacı yazar Paneth’in, “Turkey at the Gross roads “ın (Türkiye Yol Ayrımında) isimli kitabında o günler ile alakalı olarak: “Avrupa şapka imalatçıları altın günler yaşadılar. Gemiler dolusu fötr panama, kasket,ne varsa İstanbul’a gönderildi. İtalyan Borsalino kardeşlerin şapka yüklü gemisi İstanbul limanında idi zaten. Şapkanın gündeme gelmesi ile birlikte, geminin yükü alelacele gümrükten geçirildi. Borsalino kardeşler bu işten büyük kar elde ettiler… İstanbul’da erkeklerin kafalarında kağıt şapkalar hatta kadın .. şapkaları bile vardı,.,” diye yazdığını… Şapka almakta zorluk çeken memurlara hükümetin taksitle borç para verdiğini ve bu ilk devrim hareketini, yine devrimlerin savunucularından biri olan Halide Edip Adıvar’ın: “Şapka kanunu, devrimlerin en beyhude ve en saçmadır, Bu kanuna sokaktaki adamın karşı çıkması, onu yapanlardan daha batılı bir davranıştır” diye tepki gösterdiğini, , ,(227/b)
 

Ciğercilik Mesleği

Ecdadımızda “ciğercilik ” diye bir mesleğinin bulunup. bu meslek erbabının, uzun bir sırığın ucuna taktıkları ciğerleri mahalle ve çarşılarda dolaştırdıklarını.,. Yolda bu ciğerciye rastlayan hayırsever insanların ciğerleri satın alarak etraftaki aç kedi ve köpeklere dağıtıp sevap kazanmayı gaye edindiklerini,,…(229)
HaIkın Hizmetinde Olan Devlet
Devletin, o ülke vatandaşının hizmetinde bir müessese olarak çalıştığı İngiltere’de en üst seviyedeki bir kamu görevlisinin dahi, en sade vatandaşa yazdığı bir yazıda. veya dilekçesine verdiği cevapta: “Sadık Hizmetkarınız-your obedient servant diye imza attığını . . . (232)
Amerikan Mandası
İsmet İnönü’nün, memleketimizin dört bir yandan düşman tarafından işgal edildiği günlerde kendisinin de Milli Mücadeleci olduğunu ilan etmesine karşılık gerçekte ise Milli Mücacdele’ye inanmayıp mandacılık taraftarı olduğunu…
27 Ağustos l9l9’da Kazım Karabekir Paşa’ya yazdığı mektupta : “Bütün memleketi parçalanmadan ancak bir Amerikan mandasına tevdi etmek yaşayabilmek için yegane ehven çare gibidir” diye yazdığını…(233)
 

Şark ve Garpta Temizlik Kültürü

Orta Çağ Fransa’sında saray ve tiyatrolarda bile umumi helaların bulunmadığı bir zamanda, su medeniyetinin başşehri İstanbul’da 1400’ün üzerinde umumi hela bulunduğunu . . . Yine aynı dönem Avrupa’sında akan su ile temizlenmenin bilinmeyip bir kaba doldurulan su ile tekrar tekrar el yüz yıkandığını… Buna karşıIık Osmanlı şehirlerinin, herbiri bir sanat şaheseri olan çeşmelerle donatılmış olduğunu…(234)

Haysiyetli Bir Haykırış

İzmir Valisi İzzet Bey’in, Yunanlıların İzmir’i işgal etmesi ne karşı çıkılmamasını söylemesi üzerine il müftüsü Rahmetullah Efendi’nin: ”Vali Bey!.. Bu sakalım kanımla kızarabilir ama, bu alına, Yunan alçağını sükunet ve tevekkülle selamlamış olmanın karasını sürerek huzur-u İlahiye çıkamam!” diyerek haysiyetli bir çıkış yaptığını… (235)

Selahaddin Eyyübinin Serveti

Hayatı İla-yı kelimetullah adına hep at sırtında geçmiş Kudüsün Haçlıların elinde olmasından dolayı gülmeyi kendisine haram kılmış olan büyük İslam mücahidi Selahaddin Eyyübi’nin, vefat ettiği zaman yanında bulunan komutanlarda Mahmut Han’ın elinde tuttuğu kılıcı havaya kaldırıp “Ey Cemaat-i Müslimin! İşte hükümdarınızın bütün serveti bu kılıçtan ibarettir” diye haykırdığını…(236)

Adüvvullah Cevdet

Dr. Abdullah Cevdet’in(1869/l932) (Adüvvullah Cevdet) çıkarmış olduğu dergilerindeki yazılarıyla hayatı boyunca İslami değerlere hücum ettiğini… En büyük hedefinin, “halk arasında dinin nüfuzunu kırmak olduğunu söyleyen bu ateist adamın ölüp de” cenazesinin Ayasofya Camisi’ne getirildiğinde cemaatin cenaze namazın kılmadığını ve bunun üzerine cenazesinin götürülmek istendiğini… Cenaze arabası bulunmaması üzerine Fener Rum Patrik hanesi’nden bir cenaze arabası istenip haç işaretli bu cenaze arabasına konularak götürüldüğünü… (237)

“Öl de Köye Dönme”

l. Cihan Harbi’nin bütün cephelerde devam ettiği, vatanı her tarafından barut ve kan kokusunun yayıldığı 1915 senesi sonbaharının serin ve yağışlı günlerinin birinde, ak saçlı beli bükülmüş, soluk benizli ihtiyar bir ananın Bilecik İstasyonundan “Söğüt’ün Akgünlü Köyünden Mehmed oğlu Hüseyin namlı tazecik oğlunu cepheye uğurladığını…
Uğurlarken de: “Hüseyinim yiğit oğlum benim!.,Dayın Şıpka’da, baban Dömeke’de, ağabeylerin Çanakkale’de şehit düştüler, Bak, son yongam sensin. Eğer minarede ezan sesi kesilecekse camilerin kandilleri sönecekse sütüm sana haram olsun. Öl de köye dönme! Yolun Şıpka’ya uğrarsa dayının ruhuna bir fatiha okumayı unutma, Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin ” diyerek bağrına basıp uğurladığını (239)
 

”Çok Şükür Sol Kolum Yerinde Duruyor”

Fransız ordusunun meşhur kumandanlarından General Guro’nun Çanakkale Savaşı’ ndan sonra İstanbula gelip , karşılaştığı ilk Türk kumandanına, Çanakkale’de Türklerin gösterdiği destansı mücadelenin tesirinin bir ifadesi olarak:
“Sağ kolumu Çanakkale’de verdim ama bir Türk generalini selamlayabilmek için çok şükür sol kolum yerinde duruyor” diyerek hayranlığını ifade ettiğini. .(240)
 

İhtisab Ağası

Bugünkü belediye başkanı karşılığı olarak, Osmanlı Devleti’nde de “İhtisab Ağası”nın bulunduğunu ve bu zatın bizzat çarşıları teftişe çıkıp en ufak bir uygunsuzluğa göz açtırmadığını.. Osmanlı’nın son dönem ihtisab ağalarından biri olan Hüseyin Bey’in, Edirnekapı civarında çıktığı teftişlerden birinde üzeri ağır yüklü vaziyette, bağlanmış bir merkebi görmesi üzerine, sahibini arattırıp onu bir kahvehanede kahve içerken bulduğunu ve hayvanı yüklü olarak bırakıp eziyet verdiğinden dolayı, çuvalları hayvandan indirtip adamın sırtına yükleterek bir müddet beklettiğini . . . (243)
 

Geçmiş Zaman Olur ki

Eski Osmanlı kültüründe bir incelik örneği olarak, çarşıya inerken veya eve dönerken, büyüklere hürmet sadedinde bir yaşlı zatın yanından geçip gidilemediğini, ancak onun:”Geç oğlum ben yavaş yürüyorum …” deyip müsaade etmesinde sonra önünde geçilip gidilebildiğini. . .(244)
 

Necip Fazıl ve Adnan Menderes

Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek’in mecmua çıkarmak gayesi ile Ankara’da Adnan Menderes ile görüşmek istediğini ve uzun bürokratik engelleri aştıktan sonra sabaha karşı Başvekil Adnan Menderes ile görüştüğünde ona: “Sizin başvekil olduğunuz bir ülkede, ben şu kadar eserin sahibi olarak, omuzuma bir boyacı sandığı atarak Eminönü meydanında karnımı doyurmak için boyacılık yapsam bu sizin için bir şeref midir?! ” diye oldukça sitemli konuşması üzerine, merhum Menderes’in büyük bir inkisar içinde: “Necip Fazıl Bey, ben herşeyi biliyorum….Fakat bilsen ne haldeyim Üstümde Celal Bayar altımda Medeni Berk:iki mason arasında, iki değirmentaşı arasındaki tane gibiyim Al şu parayı da git mecmuanı çıkart! Arada bir de bana çat ki onu Menderes besliyor demesinler! ” dediğini (245)
 

Şefkatin Böylesi

18 yüzyılda Osmanlı ülkesine gelen Pere Jehammot isimli bir rahibin yazmış olduğu seyahatnamesi hayvan hakları ile alakalı olarak: “Türkler, murdar saydıkları için hiçbir zaman evlerine sokmadıkları sokak köpeklerinin açlıktan sıkıntı çekmelerine yahut telef olmalarına meydan vermemek üzere hergün bu hayvanlara bir miktar et dağıtılması için vasiyetnamelerinde kasaplara bir miktar para tahsis ederler” diye yazdığını…(246)

“Sen Çağımızın Peygamberisin(!)”

30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesi ile Anadolu’nun parçalanmasının söz konusu olduğu günlerde Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’un: ”Türkler haritadan silinmelidir!” hezayanını savunduğunu . . . Wilson böyle söylerken gazeteci Yunus Nadi’nin bu adama gönderdiği mektupta ”Siz çağımızın peygamberisiniz” diyebildiğini (247)

Lenin ve Emanete Hıyanet

Milli Mücadele yıllarında Buhara Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Başbakanı Feyzullah Hoca’nın gayretleriyle halktan Türkiye’ye gönderilmek üzere 100milyon altın ruble toplandığını. . . Bu paranın Türkiye’ye ulaştırılmak üzere Lenin’e teslim edildiğini, fakat Lenin’in bu paranın sadece 11 milyon altın rublelik bir kısmını Anadolu’ya gönderip kalanını gasbettiğini . . (2448)

Havlayanlar ve Kuyruk Sallayanlar

Meşhur İrlandalı yazar Bernard Shaw’ın, devrinin bütün mevcut siyasi partililere kızıp onlar hakkında oldukça ağır bir şekilde :
“Bunlar arasında hiçbir fark yoktur, hepsi köpektir Yalnız şu var ki, muhalif olanlar havlar, muvafık olanlar da kuyruk sallar!” diye hakaret ettiğini…(249)

Binlerce Aleme Açılan Kapılar

Muhtelif konularda 16 kitap yazmış bulunan bir İtalyan yazar tarihçi ve sosyoloğunun, önceleri Osmanlı aleyhinde birçok şeyler yazmasına karşılık, l983 yılında bir sempozyum vesilesi ile İstanbul’a geldiğinde, gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp:”İstanbul’un sadece Eyüp semtinde bir çıkmaz sokağı ve Eyüp Camii’ni gezdim. Ne yazık ki bütün seyahatimi yarım saate sığdırmak mecburiyetindeyim. Ama Osmanlı’nın o çıkmaz sokağından belki binlerce aleme çıkan kapılar gördüm. Şu anda muhayyilem allak bullak. Keşke İstanbul’un tamamını gezebilsem…” diye yazdığını… (250) Biliyor muydunuz?

Uyumayan Konsüller

Roma İmparatorluğu’nda konsüllük makamına sabahleyin seçilip, akşamki toplantıda azledilmiş olan Kreante için meşhur hatip Çiçeron’un : “Roma’da öyle gayretli devlet adamlarımız vardır ki konsüllüğü zamanında asla gözlerini kapayıp uyumadı” diyerek sistemi istihza ederek eleştirdiğini…(251)
 

Asalet Tesbiti

Fransa Kralı XIV. Lui’nin bir bilim adamını memuriyete tayin etmeye karar vermesi üzerine önce onun asaletini öğrenmek isteyip soyunu sorduğunda, bilim adamının gayet veciz bir şekilde: “Efendimiz.! Kitap okuyup ilim öğrenmekten aile şeceremin adlarına hafızamda yer ayıramadım. Fakat muhakkak ki Nuh’u n Oğlundan birisinin torunuyum!” cevabını verdiğini…(252)

Şehit Oldu İki Gazi

Hasırcızade Mehmet Ağa ismindeki Antepli bir şairin beldesinde Müslümanlığı yeni kabul eden fakir bir Hristiyan için iane (yardım) topladığını ve kendisinin de bu fakir Hristiyana o devirde “Gazi” adı verilen altınlardan iki tane verip ardından da:
“MüsIüman oldu bir kafir, şehit oldu iki gazi… “mısrasını söyleyerek oldukça hoş bir latife yaptığını… (253)
 

Vatan İçin Öldürmek

İron Mike, yani “Demir Mayk” olarak bilinen dört yıldızlı general J . H . Michaels’. ın, Kore Savaşı sırasında emrine verilen 27. piyade tümenini cepheye sürerken: “Arkadaşlar, siz buraya vatanınız için ölmeye gelmediniz. Siz burada karşı taraftakilerin vatanları için ölmelerini sağlamak üzere bulunuyorsunuz…” diye haykırarak askerleri moralize ettiğini . . . (254)
 

Mevlana ve Atom

Büyük İslam mütefekkiri Mevlana Hazretleri’nin, kendisi fizikle hiç iştigal etmemesine rağmen, kalp gözü ile alemi seyreden bir mutavassıf olarak, yıllar önce bize atom parçacıklarının varlığını ve atomun parçalanabileceğini: “Bir zerreyi kesersen, içinde bir güneş Ve güneş etrafında dönen gezegenler bulursun” şeklinde sembolik ifadelerle haber verdiğini . . . (255)
 

Elmadağı Suyu

Mevlana’ nın Mesnevi’sinin şarihi Ankara Valisi Abidin Paşa’nın, Ankara yakınlarındaki Elmadağının şifalı ve leziz suyunu şehre getirmek için teşebbüse geçerek projesini yaptırıp parasını da hayırsever vatandaşlardan topladıktan sonra Sultan ll.Abdülhamid’den mektupla iradei şahane (müsaade) istediğini
Sultan Abdülhamid Han’ın ise Abidin Paşa’ya verdiği cevapta: “Çok hayırlı bir işe teşebbüs etmişsiniz, tebrik ederim.
Dinimizde bir canlıya, bir insana,hele bir Müslümana su vermek çok sevaptır. Fakat!…Bunun sevabını ben almak isterim. Paraları sahibine iade edin ve hemen işe başlayın. Masraflarını ben kendi özel mülkümden karşılayacağım’, diye yazdığını . . . (256)
 

Abdüihamid Han ‘ın Kültür Hizmetleri

Ulu Hakan Abdülhamid Han’ın Cennetmekan Fatih Sultan Mehmed’den sonra eğitim ve kültüre en fazla ehemmiyet veren padişah olduğunu… Varlığından yeni haberdar olan Yıldız Sarayı Kütüphanesi’ndeki bir albümden öğrenebildiğimize göre, Abdülhamid Han’ın İstanbul’da büyük bir kültür projesi gerçekleştirmek istediğini … Bu projeye göre Abdülhamid Han, Sultanahmet meydanına muhteşem bir kültür sitesi kurmayı düşünüp, bunun mimari projesini hazırlatmak üzere Fransa’dan şehircilik mütahassıslar getirttiğini Albümde sayfa sayfa resimleri görülen bu projeye göre Sultanahmet Camii’nin karşısına Osmanlı Ulum Akademisi Sol tarafa Milli Kütüphane ve Ayasofya’ya yakın noktaya da yepyeni bir Darülfünun binası düşünüldüğünü… (258)
 

Kitaplardan Baraj

Büyük İslam seyyahı İbn-i Batuta’nın yazdığına göre 1258’de Moğolların Bağdat’da 24.000 ilim adamını öldürdüğünü .
Şehirdeki kütüphanelerdeki yüzbinlerce kitabı çıkartıp Dicle nehrine attığını ve bunların çokluğundan dolayı adeta nehrin önünde bir baraj oluştuğunu… Bunun üzerine Moğolların, ırmağın taşmasından korkup geri kalan kitapları cayır cayır yaktıklarını… (259)

Tarihteki Korkunç Sahtekarlık

Tarihteki en büyük bilim skandallarından birisinin de Piltdown adamı olduğunu…
1908 de çıkartılan, maymun ve insan arasındaki zinciri tamamlayan halka olduğu iddia edilen kafatasının sahte olduğunu
Maymun çenesine kafatasının eklenip, kemiklerin kimyevi yollarla eskitilerek yapılan bu sahtekarlığın ancak 1950 yılında ortaya çıkartılabildiğini …(260)
 

Hayalperest Emeller

Sultan Abdülhamid Hanı iktidardan uzaklaştırdıktan sonra başa geçen İttihatçıların, hayalperest emellerle Osmanlı ordusunu cephelerde kırdırıp tükettiğini… Pervadi’de bulunan ordumuza Başkumandanlıktan gelen bir şifrede:
Türk ordusu Kafkasyaya girdiği zaman 300 bin silahı Türkle ordumuza katılacağını bize söylemiş olan Batumlu Aslan Beyi bulunuz ve behemahal Kafkasyaya girmeyi sağlayınız. “diye yazdığını… Ordunun başında bulunan Halil Bey’in de Başkumandanlığa gönderdiği cevabi şifrede: ”Batumlu Aslan Bey karargahımızda misafirdir. Ancak on adamı vardır ve canını kurtarmak için bize sığınmıştır” diye cevap verdiğini…(261)

Huzur Beldesi

1835 yılına kadar dünyanın en büyük şehri kabul edile Osmanlı Devleti’n payitaht merkezi İstanbul’da Kanuni Sultan Süleyman’ın hükümdarlık yaptığı 46 yıl boyunca (1520 1566)yılda ortalama sadece 1 (bir) cinayet vakasının kaydedildiğini…! (262)
 

Bir Dahinin Endişeleri

l908’de ilan edilen İkinci Meşrutiyet’ten sonra açılan Meclis-i Mebusan da 127 Türk milletvekilinin bulunmasına karşılık 139 diğer etnik gruplardan(Rum, Ermeni, Yahudi, Arap, Arnavut vs.) milletvekili bulunduğunu… O zamanın anayasasına göre Padişah’ın ancak sadrazamı (Başbakan) ve şeyhülislamı tayin etme yetkisinin bulunduğunu. . . Otuzüç yıl devleti dahice idare eden ve Meşrutiyet”in ilan edilmesiyle birlikte yetkileri elinden alınan Sultan Abdülhamid Han’ın, Meclis-i Mebusan’ın bu tehlikeli durumunu görüp devletin sürüklendiği uçurumu farkederek henüz daha sadrazam olmayan Talat Paşa’yı çağırıp, büyük bir teessürle: ”Görüyorsunuz mecliste Türk mebuslarının sayısı, meclisin yarısı kadar bile değildir. Bu Türk mebusları arasında da elbette muhalifler bulunacaktır. Türk olmayanlar, sayılarını artırmak için ellerinden geleni yapacaklardır, Böylelikle ekseriyet onların eline geçince, Harbiye Nazırı Artin, Bahriye Nazırı Dimitri… olabilir. Ermeni bir başkumandan ile Rum bir amiralle bu devleti nasıl idare edebilirsiniz? Hiç olmazsa, bu iki hayati makamı, devletimizin mahvolmasını isteyen bu insanlara, benim emrim olarak bırakmayınız…” diyerek yapılan çok önemli bir yanlışı düzeltmeye çalıştığını… (263)
 

Gaspedilen Gemilerimiz

Osmanlı Devleti’nin 1913 yılında İngiltere’ye parasını peşin olarak yatırarak iki adet büyük zırhlı ısmarladığını…
Sultan Osman” ve “Reşadiye” ismi verilen bu zırhlılar için büyük bir kısmı halktan toplanarak yaklaşık 6.775.000 altın lira ödendiğini… Fakat l. Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte İngilizlerin bize bu zırhlıları teslim etmeyip paramızı da geri vermediğini… Bugün zırhlıların karşılığı olarak İngiltere’den alacağımız olan bu paranın, tazminatıyla birlikte yaklaşık 32 trilyon lirayı bulduğunu yani 1992 yılı bütçe açığımıza tekabül ettiğini . . . (264)

Padişah Bazusu

Orta Çağ savaş silahlarından küre biçimindeki ağır vurucu silahlara ‘topuz” dendiğini ve bunun da özelliklerine göre Bozdoğan’, Sepşer ve Salık” diye üç kısma ayrıldığını…Topkapı Sarayı’nda sergilenen ve bugünün insanının havada sallaması oldukça zor olan Sultan III. Mehmed’e ait olan bir salığı, Sultan Mehmed’in bir defada tam 300 kere salladığını. . .(265)
 

Haçlı Katliamı

İnsanlık tarihinin en kara lekelerinden biri olan I. Haçlı Seferi (1099) sırasında Frank lider Raymondıun, Maaratün Numan şehrini işgal ederek 100 binden fazla Müslümanı kılıçtan geçirdiğini ve ardından şehri yıktığını…
Aynı ordunun kısa bir müddet sonra bir salgın ve açlık illetine tutulduklarını ve o günleri yaşayan bir şahidin yapılanların korkunçluğunu : ”Öylesine kıtlık vardı ki, adamlarımız bir süre önce öldürdükleri kimselerin butlarından parçalar kopartıp; ateşte kızartıyor ve daha tam pişmeden vahşi ağızlarıyla eti silip süpürüyorlardı” diye yazdığını…(267)
 

Köpekler İçin Vakıflar

İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte Croce’nin, doğuyu Hristiyanlaştırmak gayesi ile 13. yüzyılın ikinci yarısında çıktığı seferde İslam alemini dolaştığını ve Türk topraklarında gördükleri karşısında hayretler içinde kalıp: “Müslümanlar vakıf kurmada çok cömerttirler. Hatta hayır işlemek için Hristiyan esirlerin de özgürlüklerini satın alırlar. Ve sevaplarını ölmüş ana ve babalarının ruhlarına bağışlarlar . Müslümanlar, köpeklerin doyurulması için bile mal varlıklarından pay ayırırlar. Türkiye’nin ve İran’ın birçok kentinde köpeklerin doyurulmasını vasiyet etmiş olanların, vasiyetlerinde köpeklere ayırdıkları payın gayesine uygun kullanılmasını sağlayan köpek bakıcıları vardır” diye yazdığını. . .(268)

Batının Bilim Hileleri

Batının birçok şeyde öncü olduğu gibi bilime hile karıştırmakta da öncü olduğunu…
Modern astronominin babası olduğu iddia edilen Kepler’in(l571-1630), gezegenlerin dairesel değil eliptik yörüngelerde dolaştığı tezini desteklemek için hesaplarında tahrifat yaptığını. . . Newton’un(1642-1727) kendi evrensel çekim teorisini desteklemek için ses hızında değişiklik yaptığını… 19. yüzyılın büyük kimyageri John , Dalton un( 1 804- 1805) yaptığı deney sonuçlarında hile yaptığını… Aynı zamanda bir papaz olan modern genetiğin kurucusu Gregor Mendel’in de deney sonuçlarında değişiklik yapıp hile karıştırdığını. . .(270)

Haya Abidesi

21 Eylül 1520 cuma akşamı Hakk’ın rahmetine kavuşan Yavuz Sultan Selim Han’ın naşının yıkanması hadisesini, Reisü’l Küttab Hüseyin Bedayiul-Vakayi ” adlı eserinde: “Naşı yıkarken sağ eli ile iki kere setr-i avret ettiğini müşahede ederek her biri hayret edip tekbir ve salavat getirdiler.” diye yazdığını…(271)
 

SuItan Ahmet Resim Galerisi ( ! )

Ressam İbrahim Çallı’nın(1882- 1 960) , 1926 yılında devrin Maarif Vekili Mustafa Necati’ye müracaat edip, İstanbul’da ressamların resimlerini sergileyebilecekleri büyük bir yerlerinin olmadığını söyleyerek ondan, ecdadın muhteşem eseri Sultanahmet Camii’ni resim galerisi olarak kendilerine tahsis etmesini istediğini… Ayrıca caminin içinin loş olup resimleri iyi göstermeyeceği düşünülerek kubbelerinde delikler açılmasını teklif ettiğini… Maarif Vekili’ nin bu teklifi kabul ettiğini fakat gelen tepkilerden dolayı bu akıllara durgunluk veren tasarıdan vazgeçildiğini. . .(272)
 

İnönü ve Masonluk

Daha önce kapatılan mason derneklerinin, İsmet İnönü’nün cumhurbaşkanı olduğu dönemde serbest bırakılıp yeniden teşkilatlanmasına izin verildiğini ve hatta eski mallarının iade edildiğini fakat aynı muamelenin Türk Ocağına yapılmadığını… Alınan izinle masonların l948’de Tepebaşı’ndaki binasın da ”Türk Mason Derneği” adıyla yeniden faaliyete başladığını…(273)
 

Marks ve Türkler

Komünizmin fikir babası Karl Marks’ın 16 Eylül 1853 de arkadaşı Engels e yazdığı mektupta ”Türkiyede toplum yapısını değiştirmek için halkın şurunda devlet’ diye şekillenmiş o sosyal hayat inancı ve kısaca manevi değer olarak ne varsa öncelikle silmek şarttır” diye yazdığını…(274)
 

Çin İşkencesi

Çin idaresinde bulunan Doğu Türkistan’da Müslümanlara istediği gibi evlat edinme hakkının verilmediğini…
Kırk haneli bir köy halkını, bir yıl içinde sadece üç çocuk doğurma izninin verilip bunların da kimler olacağının daha önceden isim alınarak tesbit edildiğini… Bunlar haricinde birinin hamile kalması halinde zorla kürtaj yaptırıldığını veya bir insanın dört yıllık kazancına tekabül eden altından kalkılamaz bir cezaya razı olmak zorunda kalındığını. . .(275)
 

Batıda Kelp Kültürünün Hükümranlığı

Sadakat, vefa ve sevgi hissinin yok denecek kadar azaldığı batıda yapılan bir araştırmaya göre, ortalama . yüz aileden altmışının , beslediği hayvanını karısından veya kocasından daha çok sevdiğini ortaya koyduğunu… Bugün batıda, köpekler için özel mezarlıkların, özel şampuan ve kremlerin, özel sağlık sigortalarının ve üye kartlı öze kulüplerin bulunduğunu. . .(276)
 

“Anneni Çöpe Attık”

Şimdilerde milletvekilliği yapmakta olan Mümtaz Soysal’ ın karısı vefat ettiğinde, çocuğunun: Babacığım. anneme ne oldu, ona ne yaptılar?” diye sorması üzerine, Soysal’ın: ‘Yavrum’ annen bir çorap gibi eskidi ve onu çöpe attık…” diyerek o şefkate muhtaç çocuğunun kalbinde derin yaralar açtığını. . .(278)
 

Sebil Gibi Türk Kanı

5 Mayıs l9l9’da İzmir’i işgal etmek için çıkartma yapan Yunan askerlerini karşılayan metropolit(papaz) Chysosto mos’un askerlere hitaben: ”Asker evlatlarım, Elen çocukları! Bugün ecdad topraklarının yeniden fethetmekle İsa’nın en büyük mucizesini göstermiş oluyorsunuz. Bu uğurda ne kadar Türk kanı döküp içseniz, o kadar sevaba girmiş olacaksınız. Ben de bir bardak Türk kanı içmekle onlara karşı olan kin ve nefretimi teskin etmiş olacağım” diye tam bir barbara yaraşır şekilde konuşarak binlerce masumun kanının dökülmesine öncülük ettiğini. . .(279)

 

Felç

Yirmiyedinci Osmanlı Padişahı I. Abdülhamid(17 25 17 89) döneminde Tuna boylarında Osmanlı-Rus Savaşı devam ederken, savaşın komutanı Koca Yusuf Paşadan padişaha bir mektup gelip, mektupta ”Özi kalesinin düşmanın eline geçtiği ve 25 bin masumun Ruslar tarafından vahşice katledildiği” haber verildiğini… Günlerdir, vatanından koparılan topraklardan dolayı içi kan ağlayan müşfik padişahın bu haber üzerine Ah, mel’unlar!” diye bağırarak aniden tahtından yere yıkıldığını ve üzüntüsünden felç gelip Hakk’ın rahmetine kavuştuğunu. . .(281)

Enteresan Belgeler

1938 yılında Ankara’da İngiltere büyükelçisi olarak vazife yapan Percy Lorainenin İngiliz Dışişleri’ne yolladığı Notes on Lea Turkish personalities”. (Önde Gelen Türk Şahsiyetiyle ilgili Notlar) ismini taşıyan ve üzerine “Gizli , kaydı düşürülmüş raporunda dönemin Türk büyükleri için:
İsmet İnönü: Kendini Gazinin altında görüyor ve herkesi asmak istiyordu…”
Celal Bayar: şimdiye kadarki karakteri lider olma özelliği göstermiyor ama Sadık bir ikinci kişilik olma özelliği var. ” Abdülhalik Renda: Kabinenin Ramazan ayında oruç tutan tek üyesi. Anlaşma peşinde koşan yabancı firma temsilcileri tarafından çok sevilir…”
Ahmet Ağaoğlu: Kafkas kökenli bir Yahudi’nin oğludur. Rus gizli servisinde çalıştı. 1914’de Ruslar adına Bakü ‘de Ermeni katliamını organize etti… “
Ali Fuat Paşa: Berlin kongresinde Türk delegeliği yapmış. Alman bir dönmenin torunu… ”
Edip Tör: Gümüşhane milletvekili, Ankara’daki masonların lideri, Açıkgöz ve sivri biri. 1926’da Mekke’deki İslam kongresinde Türkiye’yi başına şapka takarak temsil etti .
Celal Nuri: Kemalist bir yayın organı olan İleri’ gazetesinin sahibi. Saman altından su yürüten biri. Kominist eğilimli olduğu düşünülüyor.”
Fatih Rıfkı Atay: Atatürk’ün gözde yazarlarından ateşli bir batı taraftarı. Çok içki içer, iyi briç oynar.”
Hasan Saka: 1921 1922 arasında Maliye Bakanlığı görevini yürüttü. O zamanlar bolşevik sempatizanıydı. Büyük konuşan bir külhanbeyi gibiydi. ”
Kazım Özalp: General, 1922’de Savunma Bakanı poker hastası. . . “
Saffet Arıkan: İnönü ve Bayar hükümetinde eğitim bakanı. Büyük ihtimalle Yahudi kökenli.”
Reşit Saffet: Lozan görüşmelerine katılan Türk barış delegasyonunun genel sekreterliğini yaptı. Panislamlıktan panturancılığa döndü. Karaktersiz bir adam olarak tarif edilebilir. İçtiğinde seçkin bayanlara sarkıntılık eder… ” vs.

diye yazdığını. . .(283)

Osmanlı Hukuku

Mohaç Savaşı’nda Türklere esir düşen ve daha sonra Osmanlı ülkesinde gördüklerini Türklerin Gelenek ve Görenekleri” isimli kitapta toplayan Macar asıllı Bartholomaus Georgi- evic’ in, Osmanlı adalet anlayışı ile alakalı olarak:Türkler ve Hristiyanların hakimleri aynıdır. Müslümanlar arasından seçilen hakimler ayrım gözetmezler, herkese aynı adaleti uygularlar.

Öldüren öldürülür. hırsızlık yapan, veya zorla birşey alan asılır. Pazarda sütünü satan bir kadının sütünü içen ve parasını ödemeyen bir “lenitzeren”(yeniçeriye) de aynı kaide uygulandı. Ben buna Şam’da şahit oldum” diye yazdığını. . .(285)

 

İnsanlara Takılan At Koşumları

İtalyan kökenli Dominik papazı Ricoldo de Monte Cro ce’ nin doğuyu Hrıstiyanlaştırmak için 13. yüzyılın ikinci yarısında çıktığı seferde, rastladığı Türkler ve Yunanlılar hakkında bilgi verirken :

Güvenilir kaynaklardan öğrendiğimize göre, Yunanlılar Türklerden öyle çekinirlermiş ki, tohum ekmeye, ormanda çalışmaya veya bir başka iş yapmaya giderken birbirlerini bağlayabilecekleri at koşumları olmaksızın kentlerinden ve surlardan dışarı adım atmazlarmış…” diye yazdığını. . .(287)

 

Vatan Aşkı

Amerikalıların Japonya üzerine iki atom bombası atıp Japonları mağlubiyete uğratması üzerine, Japon halkının kitleler halinde imparatorları Hirohito’nun sarayının önüne gelerek harakiri (intihar çeşidi) yapıp meydanı kan gölüne döndürdüklerini…

Amerikalı general Mc Arthur’ un Hirohito’ nun sarayına koşup ”Bu saçmalığı durdurun!” demesi üzerine, Hirohito’ nun balkondan halka seslenip: ”Ey Japon milleti! Gerçekten yenildik. Bugün önümüzde iki yol var. Birincisi harakiri. Ben de size katılacağım. Ama ikinci bir yol daha var ki, o da şu: Amerikalılarla mücadelemize devam edelim. Askeri cenahta yenildik. Onlara ekonomik bir savaş açalım. ülke ekonomisini canlandırıp doların sırtını yere vuralım. Tercih sizin!” dediğini ve Japonların ikinci yolu tercih edip, bugün birçok alanda Amerikalıların sırtını yere getirdiklerini. . .(288)

 

20. Yüzyıl Japon Amerikan Savaşları

Pearl Harbour baskınından yarım yüzyıl sonra Amerika Birleşik Devletleri ile Japonya arasındaki savaşın bir başka sahada devam ettiğini . . . Psikoloji profesörü olan ünlü Japon yazarı Shyu Kishida’ya göre Amerikan şirketi battığında, Japonların bir Amerikan uçak gemisi batırmış gibi sevindiklerini… Amerikan General Motor şirketinin 70 bin işçiyi işten çıkaracağının haberi Tokyo borsasının ekranına yansıdığında genç Japon brokerlerin(simsar) zafer işareti yaptıklarını… (289)
 

İsim Kültürü

Toplumumuza yerleşmiş isim kültürünün bir parçası olarak göbek adı koymak” diye bir geleneğimizin olduğunu…
Yeni doğan bir bebeğin, eğer yaşamazsa onun kavmiyetin i” belirlemek yani Müslüman olarak ölmesi için kulağına Ezan-ı Muhammedi” okunup esas ismi verilinceye kadar geçerli olmak üzere göbeği kesilirken hemen bir isim konduğunu. . Bu göbek adının genellikle erkek olursa Mehmed , veya Ali”; kız olursa da Fatma veya Ayşe” konulduğunu.. (290)
Alparslan’ ın Göz Yaşları
Malazgirt zaferi ile Anadolu kapılarını Türklere açan Büyük Kumandan Alparslan’ ın saray mutfağında hergün elli koyun veya keçi kesilerek fakirlere dağıtıldığını.
Sultan’ın divanında sayılamayacak kadar çok fakir kimselerin isimlerinin kayıtlı olup bunlara muntazaman maaşlarının verildiğini…
O Koca Sultan’ın bazen tevafuk eseri hasta ve fakir bir kimseyi gördüğü zaman son derece hassasiyete kapılarak teessüründen ağlayıp derhal yardımına koştuğunu… (292)

Milli Kanunlarımız

17 şubat l926’da İsviçre Medeni Kanunu,nun Türkçeye tercüme edilerek Türk Medeni Kanunu” olarak kabul edildiğini…1 Mart 1926’da da, İtalya Ceza Kanunu’ nun Türkçeye tercüme edilerek Türk Ceza kanunu olarak kabul edildiğini … (293)
 

İstanbul’a Verilen Değer

Çağ açıp çağ kapayan büyük dahi Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’ u fetheder etmez hemen imar faaliyetlerine giriştiğini… İstanbul’un en güzel yerlerinden biri olan Haliç’in dolmaması için her iki yakada
da tırnaklı hayvanların otlatılmasını menettiğini… Toprağın yağmurlarla akıp giderek Haliç’i doldurmaması için de Haliç’in kenarlarına(sırtlarına) ağaç ve ayrık kökleri diktirdiğini…(296)
 

Sanata Ve Sanatkara Verilen Değer

Osmanlı padişahlarının ilim ve sanata büyük kıymet vererek bu uğurda gayret gösterenleri maddi manevi desteklediklerini . . .
Veli” lakaplı Sultan II. Bayezid’in, büyük hat sanatkarı Şeyh Hamdullah’ın sanatına olan hürmetinden ve sevgisinden dolayı, hat üstadının yazı meşkederken hokkasını tutup, rahat etsin diye sırtını yastıkla beslediğini…(299)
 

Zulüm Zulüm Üstüne

İstiklal Mahkemesi’nin salkım salkım astığı insanlarla ilgili davaları yakından takip eden bir gazetecinin, başına giymiş olduğu şapkasından dolayı, mahkeme reisi Kel Ali (Ali Çetinkaya) tarafından: Anandan şapkalı mı doğdun?Gavur musun be herif!” denilerek tekme tokat merdivenlerden yuvarlandığını…
Aynı şahsın Atatürk’ün ilk defa Kastamonu’da şapkayı giymesi üzerine hemen bir şapka bularak protokoldaki yerini aldığını.(301/a)
Yine aynı şahsın, İskilipli Atıf Hoca’yı, hükümetten izin alarak yazmış olduğu Frenk Mukallitliği kitabından dolayı,savcının üç sene ceza istemiş olmasına rağmen idama mahkum ettiğini ve asılırken de Sehpanın yanına gelip mazlum Hoca’nın kafasına şapkayı geçirerek Giy domuz!” diye insanlık dışı muamelede bulunduğunu. .. (301/b)

Hilal, Lale ve Allah

Lale, hilal ve Allah(cc) lafızlarının ebced değerinin aynı olduğunu ve bundan dolayı kültürümüzde laleye apayrı bir değer verilip sevgi beslenildiğini… (302/a)
Özellikle Osmanlı kültüründe, lalenin oldukça yoğun bir alaka görüp bir lale soğanının bin altına kadar müşteri bulabildiğini ve zamanın padişahı III. Ahmed’in bir ferman yayınlayarak bu fiyatlara bir sınırlama getirmek zorunda kaldığını. . . Bir devre adını veren bu tefekkür simgesi çiçeğin o dönemde 1108 çeşit renkte üretildiğini…(302/b)
 

Bir Yabancının Hac Düşünceleri

18. yüzyılda Osmanlı ülkesine gelerek intibalarını yazan Hristiyan tarihçi M. A Ubucini’nin Müslümanların Hac ibadetini araştırdıktan sonra kendi dini ile kıyaslayarak: “Hac aslında sadece büyük Müslüman ailesinin dağınık fertlerini birbirine bağlamak hedefini gütmüyordu; Hac bilhassa, bu ibadeti yapmakta olan Müslümanlara, aynı imanı taşıyan kimseler arasında hüküm sürmesi gereken eşitlik kavramını hatırlatmak için tesis edilmişti. Biz Hristiyanlar böyle bir eşitlik örneğini, bu yüce ahlaki eşitliği gösterebiliyor muyuz? Değil kilisenin içinde, mezarlarımızda bile bu ulu eşitlik kavramından tek eser yok. Buyurun bir camiye girelim .. Orada Allah’ın şanına yakışmayan, lüzumsuz ve boş süslemeler,resimler,heykeller yok yalnızca şunlar var.
Duvarların üzerine işlenmiş bazı Kur’an ayetleri,bir mihrap,bir kürsü ve müminler için tertemiz sergiler. Hiçbir şeref kürsüsü hiçbir özel yer ve hiçbir derece farkı göremezsiniz. Müslüman mabetlerinde .. Sadece ibadet eden insanlar vardır ve ibadetten alıkoyacak veya ibadet edenleri rahatsız edecek hiçbirşeye rastlayamazsınız” diye yazıp İslam’ın eşitlik anlayışına olan hayranlığını ifade ettiğini.(3O4)

Namusum Üzerine

10 Nisan l928’de İsmet İnönü ve 120 arkadaşının teklifi üzerine Anayasa’dan bütün dini terimlerin kaldırılması hakkında bir kanun çıkarıldığını… ” Buna göre: Devleti dini ,dini İslamdır kaydı kaldırıldığını ve milletvekillerinin yemin şeklinin değiştirilerek ”vallahi” demek yerine ”namusum üzerine” tabirinin kullanılmasının kabul edildiğini…(305)4

İlme Hürmetin Böylesi

Fatih Sultan Mehmed Han döneminde ilme ve alime muazzam bir kıymet verildiğini… Fatih’in hocalarından Molla Hüsrev’in Ayasofya’da derse başlamadan önce talebeleri tarafından Hoca’ nın evine gidilip atına bindirilerek, arkasında da talebelerinin eşliğinde camiye getirildiğini. . . Zamanın Ebu Hanife’si addolunan Molla Hüsrev, camiye girdiğinde, hürmet ifadesi olarak takrimen ayağa kalkıldığını ve hoca dersini bitirdiğinde talebeleri tekrar onu atına bindirerek evine kadar bıraktıklarını… (309)

Hasaneyn’in Ruhu İçin

Gençliğinde güçlü ve kuvvetli iken, savaş meydanlarında düşmana karşı kılıç sallayarak hizmet eden yeniçerilerin , artık sakalına ak düşüp de kılıç sallayacak dermanı kalmadığı zaman da, sırtlarına meşin bir su kırbası geçirip elde bir kalaylı tas alarak sokak sokak gezinip Kerbela’da bir yudum suya hasret giden “Hasaneyn’in(Hz. Hasan ve Hüseyin) ruhu için” su dağıtıp sevap kazanmaya çalıştıklarını. .. (31O)
 

İlk Boğaz Köprüsü Projesi

Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlama düşüncesinin ilk olarak bundan yaklaşık bir asır önce (1900), dahi padişah II. Abdülhamid tarafından ortaya atılıp projelendirildiğini . . . Avrupa’nın güney, güneybatı ve merkezindeki demiryollarını bu Boğaz Köprüsü ile Bağdat demiryoluna bağlamayı düşünen cennetmekan Abdülhamid Han’ın F. Arnodin isimli bir Fransız’a hazırlattığı bu dev köprüye ait projede, minareler, kubbeler kuleler ve askeri , savunmayı temin edecek topların yer aldığını… Yine Abdülhamid Han’ın, bu köprüyle bağlantılı olarak oldukça ileri görüşlü bir bakış açısıyla çevre yolları projesi çizdirdiğini . . . (3 14)
 

Fasulya Aşı Yemeye Razı Olmak

Vatan şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un hayatında hiç boyun eğmeyip, kimseye eyvallah etmediğini…
Umumi seferberlik zamanında (1914) bir arkadaşı ile oturup fasulya aşı yerken nezaret erkanından birinin çıkagelip ona, yazılarında fazla ileri gitmemesini nazikçe söylemesi üzerine Akif’in pürhiddet yerinden fırlayıp:
Nazırına söyle, kendilerini düzeltsinler. Bu gidiş devam ettikçe bizi susturamazlar. Ben fasulya aşı yemeğe razı olduktan sonra kimseden korkmam!” diyerek pervasızca cevap verdiğini. . .(315)
 

Tasavvufta Şeriata Bağlılık

 

Said Harraz Hazretleri’nin: Zahiri hükümlere aykırı düşen her batın batıldır”diye vecizeleştirdiği tasavvufta Allahın emir ve yasaklarına uymanın gerekliliğini, yine bir başka sufi olan Bayezid-i Bistami Hazretleri ‘nin de:
”Havada uçan insanlara mı hayret ediyorsunuz? Leş yiyen kargalar da havada uçmakta. Su üzerinde yürüyen insanlara mı şaşırıyorsunuz?Balıklar da suda yüzmekte. Önemli olan Allah’ın emirlerine uymak kaçınmaktır” sözleriyle vurguladığını…(316)
 

Amerikan Hayat Felsefesinin Özeti

Meşhur Amerikalı yazar Mark Twain’e: “İnsan hayatının gayesi nedir? . Nasıl zengin olabiliriz?” diye sormaları üzerine onun .
“Eğer becerebilirsek şerefsizce, mecbur olursak namuslu yoldan. Tek ve gerçek tanrı kimdir? Tanrı paradır. Altın, dolar ve hisse senedi, Baba, oğul ve ruhları” cevabını vererek Amerikan hayat felsefesini formüle ettiğini…(317)
 

Nasreddin Hoca’ nın Merkebine Ters Binmesinin Hikmeti

Türk halkının nüktedan hazır cevap ve zeki bir fıkra kahramanı olarak tanıdığı Nasreddin Hoca’nın(1208-1284 ), aslında medresede ders veren büyük bir müderris ve ayrıcada kadı olduğunu. . . Talebeleri arasında oldukça sevilen Nasreddin Hocanın, ders verdiği medreseden merkebine binip evine giderken dahi talebeleri tarafından yalnız bırakılmayıp yolda kendisine sualler sorulduğu,.. Hem yol alıp hem de talebelerin sorularına cevap veren Nasreddin Hoca’nın, sual soran talebelerine arkası dönük olarak cevap vermenin İslami edebe aykırı olacağından dolayı merkebine ters binip, talebeleri ile yüz yüze gelerek ders verdiğini. . .(318) –
 

Moskova Önlerinde Fetih Tuğları

Rusya’nın başkenti Moskovanın yaklaşık 150 yıl Türk hakimiyetinde kaldığı… Moskova’nın merkezindeki altın kubbeli kilisenin Türk hakimiyetinden kurtuluşun şerefine inşa edildiğini… (319)

 

Ecdadın Ticaret Ahlakı

Yabancı bir kumaş tacirinin Osmanlı ülkesine gelerek bir kumaş imalathanesinin mallarını beğenip hepsini almak istedikten sonra, mal sahibinin kumaş toplarını denklerken bir top kumaşı ayırdığını görüp bu hareketinin sebebini sorması üzerine, Osmanlı esnafının “Onu sana veremem, kusurludur” cevabını verdiğini… Yabancı tacirin “Ziyanı yok, önemli değil” demesine rağmen Osmanlı esnafının o kumaş topunu vermemekte direterek: Benim malımın kusurlu olduğunu söyledim biliyorsunuz. Fakat Siz onu kendi memleketinizde satarken, alıcılarınız orada benim bunları bize söylemiş olduğumu bilmeyeceklerdir. Böylece de müşterilerinize kusurlu mal satmış olacağım Neticede Osmanlı’nın gururu şeref ve haysiyeti rencide olacak, bizi de hilekar sanacaklardır. Onun için bu sakat topu asla size veremem… diyerek kumaşı vermeyişinin sebebini izah ettiğini… (320)

 

Okumanın Dayanılmaz Cazibesi

 

Bir ülkenin kültürel yönden kalkınmışlığının, o ülkede bir yılda fert başına tüketilen kağıt miktarı ile ölçüldüğünü…

ABD’de kişi başına bir yılda tüketilen kağıt miktarının 391 kilo olmasına karşılık, aynı rakamın Avrupa ülkelerinde ortalama 90 kilo olduğunu ve ülkemizde ise bu rakamın sadece ve sadece 18 kilo olduğunu… (322)

 

İslam’ın Boğazına Geçirilmeye Çalışılan İp

İlk olarak Avrupa’yı ümit Burnu üzerinden doğuya bağla yan deniz yolunu keşfetmesiyle dünya sömürgecilik tarihinde yeni bir dönem açan “İsa tarikatı şövaIyesi” Portekizli denizci Vasco da Gama(1460-1524)’nın Güney Hind adalarına ulaştığında : “İşte şimdi İslam’ın boğazına ipi geçirdik. Bu ip çekilmeye devam edecek, neticede boğaz sıkılacak ve Müslümanlık ölecektir. “ dediğini . . . (325)
 

Eski Bir Hamam Kitabesi

Eski İstanbul’ un hamam kitabelerinden birinde karakter temizliğinin ehemmiyetini vurgulamak için:
“Tıynetin na pak ise, Hayr umma sen germabeden Önce tathir-i kalb et, sonra tathir-i beden.”Yani (Kötü huylu, kirli karakterli bir kimse isen, hamamdan bir şey bekleme. Temizlik istiyorsan evvela kalbini temizle, sonra da bedenini..) diye yazdığını…(326)
 

Çile İle Kemale Eren Büyük Ruhlar

Milletlerin önüne düşüp onları aydınlığa çıkaran nice büyük şahsiyetlerin ömürlerinin bir bölümünün hapishanelerde çile ve işkence içinde geçtiğini ve böylece onların olgunlaşan ve aydınlanan gönülleriyle milletlerin diriliş yolunda birer ışık kaynağı haline geldiğini… Büyük İmam Ebu Hanife Hazretleri’ nin zindanlara atılarak saygısızca hırpalanıp inim inim bir hayat yaşadığını…
Ahmet Bin Hanbel Hazretleri’ nin adi bir insan gibi tartaklanıp bayağı bir işkencelere maruz bırakıldığını… Serahsinin El-Mebsut isimli koca kamusunu hapsedeldiği kuyu dibinde telif edip meydana getirdiğini . . . Bediüzzaman Hazretleri’nin bir cani gibi muamele görerek memleket memleket sürgüne gönderildiğini…1328)

Yavuz’un Tevazuu

Büyük Cihangir Yavuz Sultan Selim’in günde üç saat uyku uyuyup tahta kaşıkla tek çeşit yemek yediğini… Herhangi bir saray halkından ayırt edilemeyecek kadar sade giyindiğini ve bunun sebebini soranlara: “Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına saygıdan ileri gelir. Biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki? Bizim Padişahımız (Allah) vücudun dışına değil, içindeki cevhere(imana) bakar” diye veciz bir cevap verdiğini. . .(33ı)

 

“Çocuğunuza Kur’an Telkin Ettiniz mi?”

İşadamı Sakıp Sabancı’ nın, kızını batı standartlarında tahsil yapması için İngiltere’deki Harward kolejine kaydettirdiğini. . .

Okul idaresinin, kolejin çeşitli bölümlerini Sabancı’ya gezdirdikten sonra kiliseyi göstererek: ”Burası da dini ibadet yeri ” deyip “Senin kızın Müslüman olduğu için dini ibadet günlerinde Kur’anı Kerim getirsin, istediği günlerde okusun. Siz Kur’an okumasını kızınıza telkin ettinizmi?” diye sorduklarını . . . Sakıp Sahancı’ nın daha sonra bu hadisenin değerlendirmesini yaparken : “Allah var, doğrusu ben kızımla beraber Kur’an-ı Kerim getirmemiştim. Kızıma da telkinde bulunmamıştım çok utandım. Sırtım terledi. O ‘gavur’ dediğimiz bana verdiği dersten çok mahçup oldum. Adeta yüzüme bir şamar patlamıştı. Ve Türkiye’ye geldiğimde kızıma hemen bir açıklamalı Kur’an-ı Kerim gönderdim.” diyerek kızına dini bilgiler öğretmediğinden dolayı mahcubiyetini itiraf ettiğini. (332)

 

Kur’an’a Aşk Derecesinde Hayranlık

Fransa nın en tesirli gazetelerinden Figaro’nun Prof. And ile yaptığı bir röportajında ona:
“Kur’an’a karşı duyduğunuz aşk derecesindeki hayranlığın sebebini açıklayabilir misiniz?” diye sorması üzerine, Andre Miquel , in: “Montpellier’de bir kitapçı dükkanında, en eskilerden olan Savary’nin bir Kur’an tercümesini gördüm. O sıralar 17 yaşındaydım.

Metindeki mesajda Allah’ın birliğinin açıkça ve kıskançca savunulması ve Allah’ın tarifi üzerine İslam’ın yüksek düşüncesi beni bir başka dünyaya götürdü. Tercümeye bile yansıyan metindeki müstesna edebi değerler beni tarifi . imkansız bir hayranlığa boğdu. Bu heyecanı hiçbir zaman kaybetmedim” diye cevap verdiğini…(333)

 

Rus Çarı’na Tokat Gibi Cevap

İmkansızlıklar içinde Kafkasya dağlarında yıllarca sürdürdüğü özgürlük mücadelesinden sonra Ruslara esir düşen Kafkas kartalı Şeyh Şamil’in büyük bir törenle Petersburg’a getirilip, şerefine büyük balo düzenlendiğini ve Çar ll. Aleksandr’ın.Şamil’ e bu baloyu nasıl bulduğunu sorması üzerine Büyük İmam’ın: “Çar hazretlerine meçhul değildir ki Cenab-ı Hak dünyayı Hristiyanlara ve ahireti Müslümanlara vaad buyurmuşlar. O İlahi ‘Cennet’e gidemeyeceğinize göre, dünyayı Cennet’e çevirmekte çok isabet buyurmuşsunuz” diye müthiş bir cevap verdiğini . . . (334)
 

Çağın Doruğuna UIaşmış Müslüman Mühendis”

Batılı kaynakların “Çağın doruğuna ulaşmış Müslüman mühendis diye tarif ettikleri Ebul İz el- Cezeri’nin(l 136/1206), kendisinden tam 800 yıl sonra ortaya çıkacak olan sibernetik bilimini ve otomasyon teknolojisini bularak böylesine sistemler kurulabileceğini tesbit edip, inşa ettiği makinelerle de bunu ispatlamış bir İslam alimi olduğunu… (335)

 

Dualarla Arşa Uzanan Ordu

Alim, adil ve dindar bir şahsiyet olmasının yanı sıra cesaret ve isabetli kararlarıyla sultanların başarılarında büyük hisse sahibi olan Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün, otorite ve dirayetle yirmisekiz yıl boyunca taçlandırdığı vezirlik makamını ve hayatını bir Batıni fedaisi tarafından hançerlenerek kaybettiğini… Büyük nüfuzu sebebiyle muhalifleri tarafından sık sık sultana şikayet edilen Nizamülmülk için bir defasında: “Nizamülmülk her yıl fakirlere, sufilere 300 bin dinar veriyor. Eğer bu para orduya tahsis edilse, İstanbul’u bile fethetmek mümkün olur” diye Sultan’ın kulağına fısıldanınca, Melikşah’ın durumu Nizamülmülk’e sorduğunu ve bu büyük vezirden: “Ey alemin sultanı ! . Allah sana ve bana, kullarından hiç kimseye nasib olmayan lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Buna karşılık sen, Allah’ın dinini yükseltmeye çalışan, O’nun Aziz Kitabı’nı hamil bulunan kimselere yılda 300 bin dinar sarfetsen çok mudur? Sen askere her yıl bunun iki katını harcıyorsun. Halbuki onların en kuvvetli ve en iyi nişancısının oku bir milden ileri gidemez. Ben ise sarfettiğim bu para ile öyle bir ordu techiz ediyorum ki, onların orduları ta arşa kadar gider ve Allaha vasıl olmalarına hiçbir engel yoktur” cevabını aldığını…(336)

 

İslam’ ı Parçalama Planları

Napolyon Bonapart’ın sömürmek gayesi ile gittiği Mısır’ı işgali sırasında beraberinde getirdiği “Yakın Doğu Toplumu ve Kültürü ” kitabının yazarı bir Fransız araştırmacısının: “Biz her İslam ülkesinde İslam öncesi kültürleri ortaya çıkarmak için toprağı kazdık. Tabiatıyla, İslam öncesi inançları Müslümanlara giydirmek mümkün değildir. Fakat çocuklarını, İslamiyetle o eski medeniyetler arasında mütereddit kılmak bize yetiyordu” diyerek sinsi düşüncelerini ortaya koyduğunu . . . (338)
 

Kafirlerden ayrı ola..!

Osmanlıda esnaf ve sanatkarlar hakkındaki tüzüklerden “hamamcılar” ile ilgili kısmında: … Kafir başını ve uyuş başını tıraş ettiği ustura ile Müslümanların başını tıraş etmeyeler, onun gibilerin usturaları ayrı ola. Ve natır (hizmetli), futayı (peştemal) pak ve temiz tuta ve adamına göre futa vere. Delikli ve kısa futa olmaya ve kafire ayrı futa vereler.Verdikleri futanın ayrı işareti ola. Ve kafir yüzünü sildiği rida ile Müslüman yüzünü silmeye. Velhasıl Müslümanların her nesnesi ayrı ola. Eğer inad ederlerse muhkem ta’zir edip haklarından geline ” diye yazdığını…(339)
 

Tokat

Bursa’yı Yunanlılar işgal ettiğinde Pir Emir türbesine bakan türbedarın, mezarı bastonla dürtüp: “Ya pir Bursa’yı Yunanlılar işgal etti, kalk kurtar dediğin”i ve türbedarın gece rüyasında Pir Emir Hazretlerini görüp, Emir in kendisine : “Behey ahmak, vatanı düşmandan kurtarmak ölülerin değil dirilerin hakkıdır!” diyerek hışımla bir tokat aşkettiğini ve türbedarın korku içinde uyandığında çenesinin yamulmuş olduğunu gördüğünü ölünceye kadar çenesinin düzelmediğini. . .(342)

 

Büyük İbret

1971 öğrenci hadiseleri başladığında, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde namaz kılan öğrencileri mescidde döven militanların daha sonra Nurhak dağlarında, hem de dövdüğü Müslüman öğrencinin babasının tarlasında askeri kuvvetler tarafından öldürüldüğünü . . . (343) .

 

Çocuğunu Satılığa Çıkaran Kadın

Çok zor şartlar altında devleti 33 yıl dahice idare eden Abdulhamid Hanın Osmanlı tahtından indirilmesinden sonra Osmanlı Devleti’nin başına Balkan gailesi açılıp, Sırp Yunan, Bulgar ve Karadağlı çapulcuların İstanbul önlerine kadar gelmeleri üzerine, binlerce kilometre ötedeki Müslüman Hintli kardeşlerimizin , İslam’ın son hür kalesi olan Hilafet merkezi Osmanlı’ya yardım elini uzatmak için çırpındıklarını… Genç kızların çeyizlerini, ihtiyarların cenaze masrafları için bir köşeye ayırdıkları paralara kadar neleri varsa ortaya dökdüklerini, , , Bu yardım toplama kampanyası sırasında Peşaver’de çok fakir bir kadının, verecek birşeyi olmaması üzerine kucağındaki mini mini yavrusunu halka gösterip onu satılığa çıkartıp, karşılığında alacağı parayı Osmanlı’ya yardım için vereceğini ilan ettiğini . . . (344)

 

Kur’an’ın Tazeliği

 

Bir batılı düşünür olan Bernard Shaw’a “Sizce yeryüzünde en ilgi çekici hadise nedir?” diye bir sual sorulduğunda, Shaw’ın :

“Yeryüzünde bunca kavga ve düşünce karmaşasına rağmen Kur’an’ın tazeliğini korumasıdır” diye cevap verdiğini,.. (345)

 

Cemiyetin Ahlaki Yapısının Çimentosu

Dini inanç ve manevi değerlerin gençleri sapmalardan ve aşırılıklardan koruyarak cemiyetin ahlaki yapısının çimentosunu oluşturduğunu . . . Ruhi tatminsizliğin sapık cereyanlara dönüşerek akıl almaz derecede suç nisbetini artırdığı ABD’de, eski başkanlardan Ronald Regan’ın:”Sınıflarda dua etmek için verilen önergeyi destekleyeceğini ve okullarda, Allah’a imana ve disipline başvurularak anarşi ve uyuşturucu madde alışkanlığının sokağa atılacağını ” ifade ettiğini… Yine Regan’ın, “Kutsal kitabın on emrine uygun olarak yaşamak için daha çok gayret sarfedersek “alkolizimle ve bulaşıcı hastalıklarla mücadelede hükümetlerin harcadığı milyonları tasarruf edeceğiz” dediğini… (346)

 

İlk Dışkı Yedirme Hadisesi

İnsanlara dışkı yedirme hadisesine ilk defa CHP iktidarı döneminde rastlanıldığını
1947 yılında Demokratik Parti’li bir kooperatif başkanının hükümet tarafından vazifeden alınmasına karşı çıkan İsparta’nın Senirkent bucağı halkıyla, Jandarma kuvvetleri arasında çıkan çatışmalarda jandarmaların köylüleri dayaktan geçirerek, dışkı yedirme idrar yaptırdıkları şapkayı başına geçirme ve yere yatırıp üstüne binerek dolaşma gibi işkenceler uyguladıklarını . . . (347)

Ulu Çınarın Serencamı

Şanlı Osmanlı Devleti’nin 1299 yılında kurulup 1922 yılında tarihe intikal ederek benzersiz bir şekilde 623 yıl gibi uzun bir süre varlığını sürdürdüğünü… Bu Kerim Devlet’in, kuruluşundan 230 yıl sonra Viyana kapılarına dayanarak, bir mille ve devletin; başka ırk, başka dil, başka din ve başka kültür dünyasına, bu kadar kısa zaman içinde böylesine hakim olup tesir edişine tarihte başka hiç rastlanılmadığını . . . Fakat aynı tarihin, bu bu koca Osmanlı Devleti’nin 46 yıl gibi çok kısa bir süre içinde mahvoluşundaki süratine de şahit olmadığını…(348)

 

27 Mayıs Darbesinde Amerikan Parmağı

27 Mayıs hareketinin gerçekleştirilerek Adnan Menderes ve Fatin Rüşdü Zorlu’nun işbaşından uzaklaştırılmasını herkesten fazla Amerikalıların istediklerini… NATO’ya girerek Türkiye’de Amerika Birleşik Devletlerine üs açan Menderes hükümetinin, bunun karşılığı olarak Amerika’nın teknik imkanlarından faydalanarak ülkemizi kalkındırmayı düşündüklerini, fakat Amerikalıların mükellefiyetlerini yerine getirmeyip savsaklayarak Türkiye’den azla idare etmesini istediklerini . . .

Bunun ilk örneği olarak, Türkiye için zirai alanda büyük bir atılıma sebep olacak olan traktör alımı meselesini Amerikanın kabul ettiğini, fakat bunları verirken, yapılan anlaşmada, bu traktörlerin pamuk ekimine tahsis edilen tarlalarda kullanılamayacağı yolunda bir hüküm koymak istediğini… Oysa, o yıllarda Türkiye’nin ihracatında en büyük iki kaleminden birini pamuğun teşkil ettiğini… Dünya pamuk piyasasının bir numaralı üreticisi olan ABD’nin, pazardaki payının yüzde 1-2 nisbetinde bile düşmesine tahammül edemediğini Menderes ve Zorlu’nun, ABD’nin bu sinsi politikasının farkına vararak ilişkilerde daha dikkatli bir tavır aldıklarını ve dolayısı ile menfaati zedelenen Amerikalıların DP iktidarını gözden çıkardıklarını . . . (349)
 

Müslümanlar ve Kağıtçılık

Müslüman Arapların İ’la-yı Kelimetullah adına çıktıkları Orta Asya seferleri sırasında, 134/751 yılında Semerkand yakınlarında meydana gelen bir savaşta çok sayıda Çinli’yi esir aldıklarını ve daha sonra bunlardan kağıtçılık sanatını öğrendiklerini . . . .
Böylece Müslümanların 178/794 yılında Bağdat şehrinde dünyanın ikinci büyük kağıt imalathanesini kurduklarını ve daha sonra da kağıt imalatının 900 senesinde Kahire’ye, 1100’de Merakeş’e ve 1144te de Endülüs’e ulaştığını…

Buradan da Avrupa Hristiyan alemine geçerek ilk olarak 1268 yılında İtalya’da kağıt imalathanelerin kurulup üretime geçtiğini. . .(351)

 

Evren Paşa ve Osmanlıca

12 Eylül ihtilalinin baş mimarı ve 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in, bir mevzu münasebetiyle Osmanlıca’nın mükemmelliğinden:“Ben Osmanlıca yazıyı rahat okurum ve bütün notlarımı eski yazıyla tutarım. Bunun Atatürkçülüğe aykırı bir tarafı yok. Bir kere ortalıkta kaldığı zaman herkes okuyamıyor. İkincisi bir çeşit steno olmuş oluyor. diye bahsettiğini…(352)

 

Fatih İle Napolyon Arasındaki Fark

Adı dünya tarihindeki büyük kumandanlar arasında anılan Napolyon Bonapart’a, Saint Helena adasında hapis bulunduğu sırada “Kimler büyük adamdır?” diye sormaları üzerine Bonapart’ın Fatih Sultan Mehmed’den bahsederek: “Büyüklükte ben onun çırağı bile olamam. ‘Niçin?’ derseniz, bana pek acı gelen bir gerçeği açıklamam icap eder ki o da şudur.. Ben kılıçla fethettiğim yerleri, hayatta iken geri vermiş bir bedbahtım. O ise, fethettiği yerleri nesilden nesile intikal ettirmenin sırrına ermiş bir bahtiyardır” diyerek bir hakikati ortaya koyduğunu…(353) Biliyor muydunuz?

 

Uluğ Bey ve Rasathanesi

Büyük İslam astronomu ve devlet adamı Uluğ Bey’ in 11394/1449), Semerkant’da kurmuş olduğu rasathanesinde,yeryüzünün güneş etrafındaki tam devrini yani bir yılı, 365 yeryüzünün güneş gün 6 saat, 9 dakika, 6 saniye olarak hesapladığını…

Aradan asırlar geçip 20. yüzyılın en modern cihazları ile yapılan hesaplarla, Uluğ Bey’in hesapları arasında sadece 58 saniye farkın bulunduğunu… (354)

 

Vah Türkistan

Rusların Türkistan’ı işgal etmesinden önce, ülkede korkunç bir cehalet ve bağnazlığın hüküm sürdüğünü… Rus saldırganlara karşı ülkesini savunmak için silahlarına sarılanlara karşı : “Elinizdeki silahlar domuzyağı ile yağlanmıştır. İsam’da domuza da domuz yağına da dokunmak haramdır” diye, milletin silahlarını ellerinden atmalarına sebep olacak akıl almaz fetvalar yayınlandığını…(355)

 

İslamiyeti Islah Projesi !

1928 da İstanbul İlahiyat Fakültesi’ne mensup bir heyet tarafından ‘İslamiyeti İslah” adı altında bir proje hazırlandığını. . . Bu projenin bazı maddeleri arasında: “İbadetin lisan Türkçe olmalı mabetlerde sıralar elbiselikler tesis edilmeli ve temiz ayakkabı ile girilmeli. Mabedlere musiki aletleri konulmalı. . .” vs. gibi hezeyanlar bulunduğunu.. Heyette oldukları halde bu hıyanet projesine Babanzade Ahmet Naim ile Ferit Kam’ın imza koymadığını . (358)


Abdülhamid Han’da Yerli Sanayi Düşüncesi

Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid Han’ın sade olmakla birlikte giyiminin kendine has bir zarafeti olduğunu, hatta yeni elbise giyenlere karşı: “Benimki sizinki kadar şık değil ama, halis Türk malı Hereke kumaşıdır. ” diye övündüğünü…

Kendisine bir yabancı firma tarafından yeni çıkartılan otomobillerden biri hediye edileceği zaman, “Ben bozulduğu zaman yedek parçası memleketimize imal edilmeyen makinayı kullanmak istemem.” diyerek almayı reddettiğini ve böylece sanayi politikası bakımından hala bugün bile geçerli olabilecek bir görüşü dile getirdiğini… Fakat hadiselere atgözlüğü ile bakan bazı tarihçilerin Abdülhamid Han’ın bu korumacı metodunu hiç hesaba katmadan , onun vehimlendiği için arabayı kabul etmediği safsatasını yaydıklarını. . .(360)

 

Padişahlı Masal Yasağı

Yeni Cumhuriyet düzeniyle birlikte, eskiye ait değer hükümlerinin ve bunları temsil eden şahısların hafızalardan silinmesi için olağanüstü gayretler sarfedildiğini… Prof. Pertev Naili Boratav ın o dönemin panoramasını çizerken konu ile alakalı olarak:

“Bir Maarif şurası’nda, hatırlarım, çocuk kitapları meselesi üzerinde tartışılırken, ‘Masallarda padişahtan söz edilmesi, çocukların cumhuriyet düzenine olan bağlarını gevşetebilir. padişahsız, şehzadesiz masallar yazılmalı çocuklar için biçiminde düşünceler ortaya atılmıştı.” diyerek binlerce yıllık ananevi halk kültürünün ürünleri olan anonim masallarımızın ortadan kaldırılmak istenildiğini… (361)

 

Osmanlı ‘ya Karşı Batının Çirkin Yüzü ve Pis Oyunları

 

Batılıların emperyalist gayeli entrikalarına karşı 33 yıl fasılasız mücadele veren büyük siyaset dahisi Abdülhamid Han’a, gayelerine vasıl olamayan bu batılılar tarafından akla hayale gelmedik iftiralar atıldığını…
Albert Vandal’ın “Le Sultan Rouğe” (Kızıl Sultan) sloganının, maşası haline gelen Jöntürkler tarafından benimsendiğini… Yine Osmanlı düşmanı İngiliz Başbakanı Glodstone’ un Sultan Abdülhamid için uydurduğu “The Great Crimminal” (Büyük Cani) yakıştırmasının Jöntürkler tarafından pek beğenilerek devrim tarihçiliği terminolojisine kazandırıldığını…

Beş parasız yurt dışına kaçan bu Jöntürkler’in Sultan Abdülhamid ‘e karşı Avrupa’nın (hatta ABD’nin) toplam 29 büyük kentinde 160 gazete yayınladıklarını…Aynı zaman zarfında bütün Osmanlı Devleti sınırları içinde 125 gazete çıkarıldığı hesaba katılırsa batılı emperyalist güçlerin Osmanlı’yı parçalamak için böylesine büyük maddi finansman ortaya döktüklerini… (363)

İstiklal Marşımıza Hücumlar

“Dindar bir adam yazmıştır” diye değiştirilmeye ve hor görülmeye başlanan “İstiklal Marşı”mıza karşı ilk hücumların İsmet İnönu hükümeti zamanında ve Cumhuriyet Halk Partisı nin yayın organı gazeteler tarafından organize edildiğini . İlahi takdire bakın ki, bu milli marşımızın kırkiki yıl da yirmibir defa değiştirilmek istenilmesine rağmen o günden bu güne hiç bir faninin ve eli dilinin bunu başaramadığını. . .(365)
 

Cumhuriyet Aydınının İnanç Tablosu

Zekeriya Sertel’in l927’de çıkardıgı Resimli Ay mecmuasının düzenlediği “inanç” konulu ankete cevap veren yazar Reşat Nuri Güntekin’in:”Dünyaya gözlerimizi kapar kapamaz başka bir dünyaya doğacağımızı, bütün düşündüğümüz, istediğimiz, sevdiğimiz şeyleri orada bulacağımızı ümit etmek çok güzel şey fakat ben bu saadeti çoktan kaybettim.” diye ümitsiz bir cevap verdiğini . . . Selim Sırrı Tarcan’ın, “Mahşer’e, Cennet ve Cehennem’e inanacak kadar safdil olmadığını” söylediğini…
Abdullah Cevdet’in ahiret inancını tamamen reddederek bu inancın “ecdaddan intikal etmiş hasletler” olduğunu beyan ettiğini . .
Ve ilahiyat pröfesörü ve müstakbel CHP başkanlarından Şemseddin Günaltay’ın ise “İnanç” ile alakalı olarak “dünya, yalnız dünya” felsefesiyle görüyorsunuz, hep dünya işleriyle meşgulüm” cevabını verdiğini…(366)
 

Osmanlı’nın Dayısı

Osmanlı Devleti’nin Cezayir Beylerbeyi Dayı Hasan Paşa ile ABD Cumhurbaşkanı George Washington arasında 1795’te yapılan bir anlaşmaya göre, Dayı Hasan Paşa’nın Amerikan gemilerini vergiye, daha doğrusu haraca bağladığını… ABD’nin yabancı dille (Türkçe) yapmış olduğu bu ilk ve tek anlaşmaya göre Amerikalıların 12 bin Cezayir sikkesi veya 642 bin ABD altını vergi(haraç) vermeyi kabul etmek zorunda kaldıklarını. . .(368)

 

Fatih’in Topları

Büyük dahi Sultan Mehmed’in, İstanbul’un fethi için balistik hesaplarını bizzat kendisinin yaptığı, yaklaşık 17 ton bakır kullanılarak dökülen ve 1,5 ton ağırlığındaki mermileri 1000 metre uzağa atabilen “şahi” adını verdiği muazzam toplar döktürdüğünü… 50 çift manda ve 700 askerle iki ayda Edirne’den İstanbul yakınlarına getirilebilen bu, o zamana kadar misli görülmemiş topların ilk deneme atışları yapılmadan önce yakında bulunan kimselerin dillerini yutmamaları ve gebe kadınların çocuklarını düşürmemeleri için şehrin her tarafına münadiler salınarak topların atılacağı zamanın ilan ettirildiğini… (369)

 

Osmanlı Düşmanlığının Böylesi

Cumhuriyet’in ilanından sonra 3 Mart 1924 tarihinde 431 sayılı kanun ile Hilafet’in kaldırılıp Osmanlı hanedanına mensup kimselerin yurt dışına sürgüne gönderilmesine karar verildiğini. . . Bu konunun mecliste görüşülmesi sırasında bazılarının hiç olmazsa kadınların memleketten çıkartılmamasına dair bir teklif ileri sürmesi üzerine, mecliste bulunan bazı meb’usların masaların üzerine çıkıp tepinerek “Olamaz!” diye haykırdıklarını… Topçu İhsan namındaki ecdad düşmanı bir kendini bilmez birinin de :

“Osmanlı hanedanının hepsi sürülmelidir. Ne erkeği kalsın ne kadını… Hatta ölülerinin kemiklerini bile mezarlarından çıkarıp atmak lazım gelir.” deme utanmazlığını göstererek, Horasan’dan kopup gelerek Söğüt’e yerleşip oradan da koca bir cihan devleti çıkaran Osmanı Hanedanı için böylesine haysiyet kırıcı teklifler ortaya atabildiklerini…(370)

 

Avrupa ve Biz

Cumhuriyet’in 10. yılı münasebeti ile düzenlenen bir mitingde konuşan hatibin bir ara coşarak: “On yılda Avrupa’yı on asır geride bıraktık!. .” diye haykırması üzerine, şair Yahya Kemal Beyatlı’nın esefle dizine vurarak: “Yahu, şu Avrupa ile bir türlü beraber olamadık. Ya geriye kalıyoruz, ya geçiyoruz…” dediğini…(372)

 

Kıyamete Kadar Çan Sesi Dinlemek

Ahmet Vefik Paşa’ nın, Rumelihisarı’ nın üst tarafında kurulan “Robert Kolej” adlı misyoner yuvasının arsasını Amerikalı protestan misyonerlere sattığını… Bu zatın, öldüğünde vasiyet ettiği gibi Eyyüb Sultan ‘a gömülmek istediğini, fakat zamanın padişahı Abdülhamid Han’ın buna kat’iyen müsaade etmeyerek: “Protestanlara arsa satan adam, kıyamete dek onların çan sesini dinlesin” diyerek Eyyüb Sultan’a değil, sattığı arsanın hemen önündeki Rumeli mezarlığına gömülmesini emrettiğini. . .(373)

 

CHP’nin Seçim Zorbalıkları

 

1946’daki çok partili seçimlerde iktidarı bırakmak istemeyen C.H.P’nin seçimlere müdahale ettiğini…

Demokrat Parti’nin, seçimi kazanıp 23 milletvekili çıkardığı tam olarak besbelli olduğu halde, İstanbul’un neticesinin derhal ilan edilmediğini… Vali Lütfi Kırdar’ın dönemin meşhur bir gazetecisini makamına çağırıp : “Size güvenim olduğu için memlekete ait bir davayı danışmak istiyorum. Evet, İstanbul’da DP seçimi kesin bir şekilde kazandı. Fakat buradan Kazım Karabekir , Hamdullah Suphi Tanrıöver, Cemil Cahit Toydemir, Refet Bele ve Hüseyin Cahit Yalçın’ın çıkarılması ve DP’ye ancak 18 kişilik bir yer bırakılması hakkında sıkı bir emir aldım. Dürüst bir memur ve memleketçi sıfatıyla nasıl hareket edeyim? Bu emri yerine getirmezsem İstanbul seçimlerini kökünden bozmak için bahane aranması ve yeni partinin bu 18 kişilik mühim kuvveti elinden kaçırması ihtimali vardır. Bana ne tavsiye edersiniz?” diye sorduğunu… Ve hakikaten de 24 Temmuz’da İstanbul DP’den seçimi kazananlar listesinin 18 kişi olarak ilan edildiğini…. (374)

 

Orta Çağ Avrupasında Kitap

 

Orta Çağ’da İslam dünyasında 10 milyon mevcutlu dev kütüphaneler bulunduğunu . İslam dünyasının 10. yüzyılda, hem derlemelerin zenginliği, hem de kütüphanecilik yöntemleri bakımından Avrupa kütüphaneciliğinden 200-300 yıl ileride olduğunu…

Aynı Orta Çağ Avrupası kütüphanelerinde kitapların raflara zincirlerle bağlandığını ve okuyucu kitap okumak istediği zaman bu kitabın rahleye zincirlerle bağlanarak verildiğini… Daha da ileri gidilerek kitapların demir parmaklıklar arasından okutulduğunu . . . (375)

Manidar Bir İtiraf

Sultan Abdülhamidin II. Meşrutiyet’in ilanından onbeş gün sonra Meclisi Mebusan azalarına bir ziyafet verdiğini…

Bu mühim hadiseyi, o akşamki ziyafette bulunmuş olan İttihatçıların meşhur kalemşörü ,Abdülhamid düşmanı Hüseyin Cahit(Yalçın)’ın “Meşrutiyet Hatıraları”nda: “Abdülhamid ile görüşen Avrupalılar onun pek çekici ve bağlayıcı bir nezaketi ve şahsiyeti olduğunu öteden beri yazarlardı. Bunu dalkavukluğa ve menfaatperestliğe hamlederek inanmazdık. Fakat bu gece Abdülhamid’deki büyük cazibeyi ben de yakından gördüm. Ziyafet sonunda hemen bütün mebusların kalbini kazanmıştı” diye itiraf ettiğini.. .(376)

 

CHP’ nin İhtilal Metotları

27 Mayıs 1960 darbesinden önceki dönemde CHP ve iktidardaki DP arasında “ilan edilmemiş bir savaş”ın olduğunu ve DP yönetimine karşı muhalefetini sertleştiren İnönü’ nün iktidara darbe tehditlerinde bulunduğunu…
İsmet İnönü’nün o zamanki demeçleri arasında: ”Seçim güvenliği üzerinde ısrar edeceğiz. Vermezsen gideceksin hem de çok fena gideceksin. (17 Ekim 1958),
“Biz ihtilal ve inkılap rejiminden geldik.” (18 Ekim 1958),
“Sabık Başbakan olmaktan korkan zatın korktuğu en kısa zamanda başına gelecektir. ” (17 Ocak 1960)gibi yakışıksız ifadelerin bulunduğunu . . .
Mayıs 1960’a yaklaştıkça demeçlerin daha da sertleşerek:
“Biz ihtilal metodlarını izleriz.”,
“Biz ihtilalden yetişmiş insanlarız.”, “Eğer insan hakları yürütülmez, vatandaş hakları zorlanırsa, baskı rejimi kurulursa, ihtilal mutlaka olur”-“şartlar tamam olduğu zaman, milletler için ihtilal meşru haktır. “,

Eğer ihtilal ,Vatandaş için başka çıkar yol yoktur’ kanaati zihinlere yerleşirse, meşru bir hak olarak kullanılacaktır. Bundan kaçınmak mümkün değildir.” şekline dönüştüğünü… 27 Mayıs darbesinin liderlerinden Orhan Erkanlı’nın da, yıllar sonra hatıralarında bu sözlerin kendilerini nasıl etkilediğini: ‘İsmet Paşa’nın Meclis’te ‘Şartlar tamam olduğu zaman ihtilal meşru olur’ dediği günün gecesi, İstanbul’da bulunan arkadaşlarla toplanarak bu sözün manasını değerlendirdiğimizi hatırlarım. Bizim için en önemli problemlerden biri, İsmet Paşa faktörü idi. O gece anlaşıldı ki, paşa bizimle olmasa dahi, ihtilalin karşısında vaziyet almayacaktır. Bu sonuç bize güç ve hız verdi. Paşanın bizim örgütümüzle direkt bir irtibatı hiçbir zaman olmamıştır. Eminim ki haberi olsaydı bizi resmi makamlara bildirirdi. Fakat bizim için bu sözler birer yeşil ışıktı. Paşanın da durumu bizim gibi görmesi, maneviyatımızı yükseltiyordu” diyerek itiraf ettiğini… (377)

 

Rumeli Hisarının Planı

 

Planları başta Fatih Sultan Mehmed olmak üzere Mimar Muslihiddin tarafından çizilen ve inşaatında Koca Sultan ın , bile taştaşıdığı Rumeli Hisarı’nın, altı bin işçinin geceli gündüzlü vecd ve iman havasının lezzeti ve heyecanı içinde çalışması sayesinde yüzotuziki gün gibi akıl almaz bir zamanda bitirildiğini… Hisarın planına kuş bakışı nazar edildiği zaman, Arapça ‘Muhammed” yazısı okunacak şekilde olduğunu. . .

Bu muazzam abidenin “Mim” harflerinin olduğu yerde kulelerin , “Ha ” ve “Dal” harflerinin olduğu yerde ise istihkamların yer aldığını… (378)

 

Hassa Tacirleri

Zaman şeridini biraz geriye çevirip baktığımızda , İstanbul sokaklarında başı bereli, ince tel gözlüklü Yahudilerin “eskiciii ” diye bağırarak para kazanmaya çalıştıklarını ve Karaköy’de çöp bidonuna atılmış balık kafalarını toplayıp, eve götürerek karınlarını doyurduklarını İnşaat işlerini Ermeni kalfaciyanların, tuğlacıyanların yapıp , demircilerin ve kömürcülerin Rumlardan olduğunu…

Aynı dönemde Osmanlı tüccarlarının Hassa Tacirleri” ünvanıyla Çin , Yemen , Moskova, Avusturya arasında padişah fermanının gölgesinde gümrüksüz ve ülkesine girdiği devletin koruması altında ticaret yaptıklarını… Milletlerarası ticaret yapıp “Hassa Taciri” ünvanını almanın ancak ehl-i namus, dürüst Müslümanlara has olduğunu… Bunların, yurt içinde derbentler tarafından güvenlikleri sağlanıp, Yurt dışında da padişah fermanıyla emniyet içinde dolaştıklarını ve mallarına zarar geldiğinde devlet tarafından tazmin edildiğini. . .(379)

İnönü Ansiklopedisi ve Bir İtiraf

 

İsmet İnönü’nün Milli Şef ve Değişmez Genel Başkan” ünvanıyla anıldığı dönemde, Milli Eğitim Bakanlığı’nca 1943 yılının Cumhuriyet Bayramı’ndan itibaren “lnönü Ansiklopedisi ” adıyla neşrine başlanıp, daha sonra “Türk Ansiklopedis i” adını alan bu eserin ancak kırk yılda tamamlanabildiğini… Bu ansiklopedideki ‘Sultan Vahdeddin” maddesinde:

”Zeki ve bütün tarihi belgelerden anlaşılacağı üzere son derece namuslu” diye yazılarak, resmi görüşün rağmına hakikatin ifade edilebildiğini… Ancak bu gerçeğin, bir devlet ansiklopedisinde bu şekilde itiraf edilmesinin bazı kimseleri oldukça tedirgin ettiğini… CHP Kocaeli milletvekili İsmail Arar’ın TBMM başkanlığına bir takrir (önerge) vererek ansiklopedideki bu maddenin kim tarafından yazıldığını Milli Eğitim Bakanlığı’ndan açıklamasını istediğini . . . (380)

 

Hüsnü Hatta Verilen Değer

Osmanlılarda ilim ve sanat erbabına verilen ehemmiyetin bir göstergesi olarak hüsn-ü hat (güzel yazı) erbabına pek ziyade hürmet edildiğini… Çoğu Osmanlı kibarlarının, konaklarına her gün bir hattatı davet ederek Kur’an-ı Kerim, Buhari veya şifa-i şerif gibi kitaplardan hiç olmazsa bir-iki satır olsun mutlaka yazdırarak teberrük edildiğini (mübarek sayıldığını)… Ve birçok Osmanlı zengininin, hüsn-ü hatla kazanılan parayı, asıl helal para gözüyle bakarak hiç ihtiyaçları olmadığı halde kitap yazıp para kazandıklarını ve vefat ettiklerinde techiz ve tekfin masraflarının bu paradan karşılanmasını vasiyet etiklerini. . .(381)

 

Çarşafa ve Peçeye Dair

Cumhuriyet devrinin meşhur edebiyatçılarından Yakup Kadri Karaosmaoğlunun, 1913 yılında yazıp, on yıl sonra neşretiği Kadınlık ve Kadınlarımız” adlı eserine de aldığı “Çarşafa ve Peçeye Dair” isimli yazısında bunlar hakkındaki fikirlerini :

“Bu çirkin asrın ve bu çirkin muhitin yegane süsü, yegane güzelliği sizin çarşafınız, sizin peçenizdir.  Niçin ondan müşteki (şikayetçi) gibisiniz? O mazrufa bu zarftan daha muvafık ne olabilir? Sizi böyle gördükçe bir kadının nasıl böyle giyinebileceğini düşünüyorum ve çarşafsız, peçesiz bir kadın tahayyül edemiyorum . .. ” diye başlayan çok güzel bir yazı ile ifade ettiğini… Yine Yakup Kadri’nin bu yazıyı neşrinden bir müddet sonra “Hakimiyet-i Milliye” gazetesine başyazar olduğunu.. Daha sonra “Ulus” adını alarak Halk Partisi’nin yayın organı haline gelen bu gazetede yazılarına devam eden Yakup Kadri’nin, ‘Kıyafet Devrimi” yapıldıktan sonra yüzseksen derece çark ederek ülkesi ve ülkesinin değerleri ile göbek bağını koparıp ”çarşaf ve peçenin Türk cemiyeti üzerinde bir kara leke olduğuna dair” yazılar yazabildiğini…(382)

 

Hürmetin Böylesi

“Muhammed” isminde çok sevdiği bir hizmetçisi bulunan ‘Putkıran” lakaplı Hindistan fatihi Gazneli Mahmud ‘un, bu hizmetçisini devamlı ismiyle hitap ederek çağırdığını. . . Gazneli Mahmud’un, bu hizmetçisini günün birinde kendi ismiyle değil de, babasının ismiyle çağırması üzerine kalbi kırılan hizmetçisinin böyle davranmasının sebebini sorması üzerine Peygamberimiz’in delicesine aşığı olan Gazneli Mahmud’un: .
“Evladım, hergün sana ‘Muhammed’ isminle hitap ediyordum. Zira abdestli bulunuyordum. Şu anda ise abdestim yok, ‘Muhammed’ ismini abdestsiz söylemekten haya ediyorum. Onun için seni babanın ismiyle çağırdım. ” diye cevap verdiğini… (384) BİLİYOR MUYDUNUZ?
 
KAYNAKLAR
1-Kafkas, Mehmed; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay., İzmir/l993, s.231
2-Apuhan, Recep Şükrü; Ruhumda Darp İzi Var,Timaş, İst/1990
3-Apuhan, Recep Şükrü;Batı’nın Darağacında İsyan, Timaş, İst/1989 s.50
4-Apuhan, Recep Şükrü; Ruhumda Darp İzi Var, Timaş İst?1990, s. 41
5-Yakın Tarihimiz, 6 Eylül 1962, cilt 3, sayı: 28 s. 42. Vatan Gazetecilik A.Ş İst/1962
6-Refik, ibrahim; ‘Akıncı Millet” Sızıntı, sayı: 143, Aralık/1991 s. 479
7-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Ötüken Yay. İst / 1990, 260
8-Gerger,Mehmet Emin; Tanzimat’tan AET . ‘ye Türkiye, İnkılab Yay. İst / 1989, s 42
9-Gürkan, Ahmet;İsmet Paşa’nın Beytülmali,Ayyıldız mat.A.Ş. Ankara/ 1970, 5. 22
10-Altınoluk Dergisi, Şubat/1994, sayı: 96, s. 7
11-Bursalı, Mustafa Necati; “Hilye-i Saadet”,Köprü dergisi Temmuz/l990 sayı:40,s 6
s 136
12-Kısakürek, N. Fazıl; Cinnet Mustatili, Büyük Doğu Yay., İst?1983, s.281
13-Apuhan,Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş, İst?1989, s.100
14-Niyazi, Mehmed;Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşriyat, İst/91, s. 51
15-Baykara, Prof. Dr.Tuncer;Osmanlılarda Medeniyet Kavramı Akademi Kitab evi,İzmir/1992,s 71 16-Kabacalı, Alpay; Arap Çöllerinde Türkler, Cem Yay., İst/1990 s. 42
17-Altan, Mehmed; Süperler ve Türkiye, İst?1986,sh. 87
18/a-Göze, Ergun; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay., İst/l987
18/b-Öztuna,Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay, İst?1988, s 47
19-Harrıson, Paul; üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması, Pınar Yay., İstanbul/ 1990, s 167
20-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar, Töv Yay.,İzmir/1992, s.49
21-Gerger, Mehmet Emin; Tanzimattan A.E. T . ‘ye Türkiye, İnkılap Yay İst/1989, s 94
22-Badıllı, Abdülkadir; Beaiüzzaman Saiadi Nursi, cilt 1, Timaş Yay., İst /1990. s 519
23- Devenpord, John; Kuran ve Mesajı, Kültür-Basın Yay. Birliği, İst?88 s. 77
24- Özel,Mustafa; ‘Laay Montagunun Hatıralarında Osmanlı Toplumunda Ticaret ve Azınlıklar”,
Zaman Gazetesi, 31 Temmuz 1989
25-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar T.Ö . V. Yay., İzmir/1992 s.51
26-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı.Kutsan Yay İst / 1978 s. 150
27-Banarlı, Nihat Sami; Devlet ve Devlet Terbiyesi, Kubbealtı Ne~riyat İst/ 1985, sh 71
28-Mısıroğlu, Kadir’ Geçmiş Günü Anarken, cilt l .Sebil Yay. İst?93 sh. 132
29-Sur Dergisi, Aralık/1992, sayı:201, s.37
30-Danişmend, İ Hakkı; Eski Türk Seciye ve Ahlakı, İstanbul Kitabevi, İst? 1983, s 127
31-Kotan, Necati; Tarih Fıkraları, M E.B Yay, İst/1988, s. 80
32-Niyazi, Mehmed;”Tarihe Saygı”, Zaman gazetesi, 14 Temmuz 1992
33-Özfatura, Necati; “Osmanlı”, Yeşilay dergisi, Ekim/1992, s.21
34-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst/1993, sh 322
35-Düzdağ, Ertuğrul; M Akif Ersoy Hakkınaa Araştırmalar, M.A.M Yay. İstanbul/1987 , s 326
36-Masor, Dr İlhami; Bir Ömür Boyunca, Boğaziçi Yay., İst?1974, s 14
37-Ünver, Dr. A. Süheyl; Kırkambar, Türk Ev Kadınları Kültür Derneği Yay. Ankara/1973, s 46
38-Bayat,Prof Dr Ali Haydar Keçecizade Mehmet Fuat Paşa,Türk Dünyası Arş.Vakfı Yay.,İst,s.60 39-Aralov, S. İ; Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Anıları, Birey-ToplumYay.İst/1985, s 233
40-Ayaşlı,Münevver.İşittiklerim,Gördüklerim,Bildiklerim,Boğaziçi Yay.,İst?1990,s 13
41-Akbulut, Dr.İlhan; “Mehterhane ve Musikisi’, İlgi dergisi,sayı: 65 İst?1991, s 23
42-Avcı, Nabi; Enformatik Cehalet, Rehber Yay, İst/1990, s. 141
43-Yayın Dünyasına Anahtar dergisi, İst/1990, s 11
44-İnsan ve Kainat dergisi, Kasım/1993, sayı; 99, s 63
45-Kabacalı, Alpay; Arap Çöllerinde Türkler,Cem Yay., İst?1990, s 58
46-Ayverdi, Samiha; Küplüce’deki Köºk, Hülbe Yay., Ankara/1989,s.28
47-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-ekonomik Yapı.KutsanYay., ist?1978, s 164
48-Öztuna, Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay, İst/1988, s. 350
49-Ayverdi, Samiha; Ne idik Ne Olduk, Hülbe Yay., İst?1985, s. 118
50-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay.,İst/1990, s.31
51-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö V. Yay, İzmir/1992, s. 36
52-Bakiler,Yavuz Bülent; üsküp’ten Kosovaya, Polat Ofset matbaası, Ankara/ 1991, s.44
53-Ünüvar,Safiye; Saray Hatıralarım, Cağaloğlu Yay, İst/1964, 521
54-Sur Dergisi, Nisan/1991, sayı: 181,s. 9
55-İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum, cilt 2, Timaş, İst/1988, s 269
56-Bahadıroğlu,Yavuz; Yavuz Sultan Selim, Yeni Asya Yay, İst/1989, s. 65
57-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş, İst/1989, s. 135
58-Göze, Ergun; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırma Vakfı Yay. İst/1987, s. 231
59-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yay. ist?1990, s. 109
60-Bardakçı, İlhan;Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983 s 284
61-Mısıroğlu, Kadir Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yay., İst?1990 s. 80
62-Kabaklı, Ahmet; Temellerin Duruşması, Türk Edebiyatı Vakfı Yay. ist? 1993 sh 135-136
63-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 138
65-Refik, ibrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V. Yay., izmir/1992, s. 10
66-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay, ist?1987 s. 43
67-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyet Üzerine Düşünceler, Ötüken Yay. İst? 1990, s 261
68-Rokach, Livia; İsrail’in Kutsal Terörü, Belge Yay., İst/1984 s.100-101
69-Refik,İbrahim; Efsane Soluklar, T Ö V Yay, İzmir/1992 s 57
70-Kısakürek, N. Fazıl; Ulu Hakan, Büyük Doğu Yay., İst?1988 s 244
71-Senih, Safvet; Hadisler Işığında Hadiseler, Feza Yay., İst?1988 s. 63
72-Grenard, Fernand; Asya’nın Yükselişi ve Düşüşü, Milli Eğitim Bakanlığı Yay, İst/1970, s.33
73-Bakiler Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan. Türk Edebiyatı Vakfı Yay İst / 1986, s.274
74-Devenport, John; Kuran ve Mesajı, Kültür Basın Birliği, İst?1988, s. 99
75-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş, İst?1989 s. 53
76-Apuhan, Recep Şükrü; Batının Darağacında İsyan, Timaş, İst?1989 s. 133
77-Ayverdi, Samiha; Ne İdik Ne Olduk, Hülbe Yay., İst?1985, s. 44
78-Harnson, Paul; Üçüncü Dünyanın Batılılaştırılması, Pınar Yay. İstanbul/ 1990, s 23
79 Öztuna, Yılmaz; Tarih Sohbetleri, Ötüken Yay., İst?1988, s. 147
80-Şahin, Ahmed; İslam’ı Böyle Yaşadılar, Cihan Yay, İst/1991, s 11
81-Sumnu, İbrahim Erdinç; Sömürgecilik, Zafer Yay., İst/1991, s 36
82-Bakiler, Y. Bülent; Türkistan Türkistan, Türk Edebiyatı Vakfı Yay.,İst?88
83-Bardakçı, İlhan, Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983, s. 73
84-Banarlı Nihat Sami; Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, Kubealtı Neşriyat. İst / 1984, s. 159
85 Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 2, Ağaç Yay., İst?1993, s.124
86-Bardakçı, İhlan; Tarihten Bugüne, Hülbe Yay., İst?1983, s. 40
87-Yakın Tarihimiz, 13 Eylül 1962, s. 91, cilt 3, sayı: 29, Vatan Gazetecilik A.Ş?İst.
88-Canan, Prof. Dr. İ.; İslam’da Zaman Tanzimi, Cihan Yay., ist?1988, s. 74
89/a-Göze, Ergün; Soruşturma, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yay. ist? 1987.s. 197
89/b-Lale dergisi, Aralık/1988, sayı: 6, s.13
90-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay. İst?1968
91-Apuhan, R. Şükrü: Batı’nın Darağacında İsyan, Timaş, İst?1 989, s. 44
92-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay., İst?1987, s. 210
93-Vakkasoğlu, Vehbi; Devrimlerin Deviremediği, Yeni Asya Yay., İstanbul/ 1993, s.96
94-İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum, cilt 2, Timaş, İst?1988, s. 16
95-Tevfikoğlu, Dr. Muhtar. Ali Emiri Efendi, Kültür Bakanlığı Yay. Ankara/ 1989, s. 51 ,
96-Berk, Bekir; Doğu Olayları; Yeni Asya Yay., İst?1991, s.137
97-Düzdağ, Ertuğrul; M. Akif Hakkında Araştırmalar M. Ü. İlahiyat Fak. Yay., İst?1987, s. 228,
230 ve Nalbantoğlu, Muhiddin; İstiklal Marşımızın Tarihi, Cem Yay.,İst/1964, s. 58-140
98-Murat, İlhan; “Tarihten Bugüne”, 14 Ekim 1990, Zaman gazetesi
99-Ayverdi, Samiha; Bağ Bozumu, Hülbe Yay., İst?1987, s. 71
100-Mazaheri, Ali; Orta Çağ’da Müslümanların yaşayışları, Varlık Yay., İstanbul/1972,
101-Köseoğlu, Nevzat; Türk Medeniyeti Üzerine Düşünceler, Ötüken Yay., Ist?l99O , s. 265
lO2-Işık, İhsan; Bediüzzaman ve Nurculuk, Ünlem Yay., İst?199O, s. 15O
103-Mısıroğlu, Kadir. Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yay., İst/1990, s.105
104-Mısıroğlu, Kadir’. Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yay, İst?1990, s. 106
105-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst/1985, s. 57
106-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst/1985, s. 182
107-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst/1985, s. 572
108-Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay., İzmir/1993, sh. 81
109-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yay., İst/1990, s. 97
110-Refik,İbrahim; “Osmanlı’nın yetimleri”, Sızıntı dergisi, Ekim/1993, Sayı:177,s. 401
111-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Son Halife Abdülmecid, Burak Yay., İst?1992, s. 137-145
112-Ayverdi, Samiha; Hatıralarla Başbaşa, Kubbealtı Neşriyat, İst?1977, s.64
113-lşık, İhsan;Bediüzzaman ve Nurculuk, Ünlem Yay., İst?1990, s. 63
114-Rokach, Livia; İsrail’in Kutsal Terörü, Belge Yay., İst?1984, s.61
115-Özfatura, Necati; “Osmanlı”, Yeşilay dergisi, Ekim/1992,s.21
116-Uğur, Prof. Dr. Ahmet; İbn-i Kemal, Kültür Bak. Yay. İzmir/1987, s. 14
117/a-Niyazi, Mehmed; Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?91, s. 51
117 /b-Doğan,Cemal;”Batının İslam’la Kavgasında Önemli Tesbitler Sızıntı dergisi,sayı:153,s418 118-Niyazi, Mehmed; Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?1991, s. 58
119-Niyazi, Mehmed; Medeniyet Ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?1991, s. 60
120-Niyazi, Mehmed; Medeniyet ülkesini Arıyor, Tuğra Neşr., İst?91, s. 147
121 Tarih Hazinesi, Sayı:l, Kasım/1950, s. 21
122-Moralı, Nail; Mütarekede İzmir, Tekin Yay., İst?1976, s. 112
123 İlgi dergisi. sayı:24.Eylül/1976
124-Okyar, Fethi; Üç Devirde Bir Adam, Tercüman Yay.. İst /1980, s103
125-Sur dergisi, Kasım/92, sayı:200, s. 47
126- Sur dergisi, Kasım/92, Sayı:200, s. 53
127-Ceyhun,Demirtaş;Ah şu Biz Kara Bıyıklı Türkler,E Yay.,İst?1992 ve Meydan Gazetesi,8
Temmuz 1992
128-Durant, Will; Medeniyetin Temelleri, Boğaziçi Yay.. İst?1978, s. 42
129-Sur dergisi, Aralık/92,Sayı:201, s. 36
130-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan Yay . Ankara/1993, s. 86
131-Sur dergisi, Kasım/92, s. 56
132-Sur dergisi, Kasım/92, s. 56
133-Sur dergisi, Kasım/92, s. 53
134-Şahiner, Necmeddin; Son şahitler, cilt 2, Yeni Asya Yay.,İstanbul/1980 .s, 113
135-Ünver, Prof. Dr Süheyl;”Türkiyede Cüzam ve Cüzamlılar”, Tarih Hazinesi
Dergisi,Aralık/1950, s.147
136-Aşiroğlu Orhan Gazi; Son Halife Abdülmecid Han. Burak Yay., İst / 1992,s,9
137-Fergan, Eşref Edip; Mehmet Akif, Hayatı,Eserleri ve 70 Muharririn Yazıları, cilt 2,
Burhaneddin Matbaası, İst?1939, s. 216
138-Zaman gazetesi, 11 Nisan 1989
139-Bardakcı,İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst?1985, s. 344
140-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . .T Ö V. Yay., İzmir/1992, s. 39
141-Banarlı, Nihat Sami; Tarih ve Tasavvuf Sohbetleri, Kubbealtı Neşriyat ,İst?1984,s. 148
142-Banarlı,Nihat Sami;şiir ve Edebiyat Sohbetleri,cilt 1, Kubbealtı Neşriyat İst?1982, s. 219 .
143-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay.,İzmir/1992, s. 3
144-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V.Yay.İzmir/1992,s.3
145-Refik,İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay., İzmir/1992, s. 126
146-Yıllarboyu Tarih Dergisi, Kasım/1981, s. 36
147-Refik, İbrahim;Efsane Soluklar, . T.Ö V. Yay., İzmir/1992, s. 2
148-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V.Yay., İzmir/1992, s.133
149-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay. İzmir/1992, s.82
150-Apuhan, Recep Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986
151-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, .T Ö.V. Yay., İzmir/1992, s.50
152-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay., İzmir/1992,s.159
153-Apuhan, Recep Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986
154-Apuhan, Recep,Şükrü; İhanetin Türküsü, Timaş, İst?1986
155-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?93, s. 138
156-Banarlı, Nihat Sami; şiir ve Edebiyat Sohbetleri, cilt 2, Kubbealtı Neşriyat İst?1982, s. 149
157-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay., İst?1968
158-Kısakürek, Necip Fazıl;1001 Çerçeve, Toker Yay., İst?1968
159-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay.,İst?1968
160-Kısakürek, Necip Fazıl; 1001 Çerçeve, Toker Yay., İst?1968
161-Canan, Prof. Dr.İbrahim; İslam’da Zaman Tanzimi, Cihan Yay., İst?1988, s. 163
162-J.J. Servan-Schreiber; Dünya Meydan Okuyor, Yılmaz Yay.,İst,/1991, s. 183
163-Danişmend, İ. Hami; İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.l, Türkiye Yay., İst?1971, s. 369
164-Bardakcı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,İst?1985, s.89
165-Bardakcı, İlhan;İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay.,İst?1985, s.70
166-Sur Dergisi, Haziran/1986, s.10
167-Refik,İbrahim; “Zaman şuuru”, Sızıntı Dergisi, Mayıs/1990, s. 153
168-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay., İst?Tarihsiz, s. 228
169-Yılanlıoğlu, İsmail Hakkı; Manevi Değerlerimiz ve yapılan Tahribat, Adak Yay., İst?1977, s. 41 170-Baydar, Mustafa; Hamdullah Suphi ve Anıları,İst?1968, s. 174
171-Refik, İbrahim;”Zaman Şuuru”, Sızıntı, Mayıs/1990, s. 153 ve Şamil İslam Ansiklopedisi,
İst/1991 cilt:3, s. 64
172-Vakkasoğlu, Vehbi; Öğretmenin Not Defteri, cilt 5, Cihan Yay., İstanbul/ 1992, s. 106
173-Abdülhak, Şinasi Hisar. Geçmiş Zaman Fıkraları, Ötüken Yay.,İstanbul/ 1979, s. 180
174-Mevlana Güldestesi, Konya Belediyesi Yay., Konya/1993. s. 147
175-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzaman Said-i Nursi, cild 1, İstanbul/1993, Timaş Yay, s. 163
176-Mevlana Güldestesi, Konya Belediye5i Vay., Konya/1993, 5. 146
177 Refik, İbrahim; “Zaman şuuru”, Sızıntı, Mayıs/1990, s. 153
178-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V. Yay,,İzmir/1992, s. 45
179-Zaman, 19 Eylül 1992, s. 8
180-Bakiler, Yavuz Bülent; Üsküp’ten Kosova’ya, Polat Ofset matbaası, Ankara/ 1991, s. 38
181-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay., İst?Tarihsiz, s. 224
182-Türk Kültür ve Medeniyeti,C. 1, Atatürk Ünv. Türk Kültür Arş. Ens. Yay., Ankara/1956, s. 202 183-İsmail, Hekimoğlu; Derdimi Seviyorum,cilt 4, Timaş,İst?1993, s. 256
184-Nezir, M; Çağdaş Müslüman Önderler, Seçkin Yay., İst?Tarihsiz, s.49
185-Mevlana Güldestesi, Konya Belediyesi Yay., Konya/1993, s. 145
186-Refik, İbrahim; “Zaman şuuru”, Sızıntı Dergisi, Mayıs/1990, s. 153
187-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Basına Baskın, Burak Yay., İst?1990, s. 128
188-Seydi Bey, Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser,Tarihsiz s 21 0
189-Seydi Bey Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser. Tarihsiz, s. 188
190-Seydi Bey, Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser. Tarihsiz, s. 138
191-Badıllı, Abdülkadır; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 2, Timaş Yay. İstanbul/ 1990,s. 689
192-Seydi Bey, Ali;, Teşrifat ve Teşkilatımız, Tercüman 1001 Temel Eser. Tarihsiz, s. 74
193-Seydi Bey,Ali; Teşrifat ve Teşkilatımız. Tercüman 1001 Temel Eser. Tarihsiz, s. 58
194-Türk Kültür ve Medeniyeti, cilt 1,Atatürk Ünv. Türk Kültür Arº. Ens.yay., Ankara/1956, s. 286
195-Kuntay, Mithat Cemal; Mehmet Akif, İst?1939, s. 295
196-Akgündüz, Doç. Dr. Ahmet; “450 yıllık Çevre Nizamnamesi”, Sızıntı. Şubat/90, s. 39
197-Şahin,Ahmet; Meğer Biz Ne İmişiz? Cihan Yay., İst?1993, sh. 36
198-Örik, N. Sırrı; Abdülhamid’in Haremi, Arba Yay., İst?1989, sh. 34
199-Karakalem dergisi, Haz-Tem/1992, sh. 4
200-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst?1985. s. 135
201-Zafer dergisi,Nisan/1993, s. 12
202-Güngör, Necati; Bir Taşralının İstanbul Nostaljisi, Yılmaz Yay., İstanbul/1992, s. 9
203-Zafer dergisi, Mart/1993, s. 5
204-M. A. Ubucini, Türkiye 1850, cilt 2, Tercüman 1001 Temel Eser,İst/ Tarihsiz, s. 468
205-Gerard de Nerval; Muhteşem istanbul, Boğaziçi Yay., İst?1974, s. 82
206-Badıllı, Abdülkadir;Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 1,Timaş Yay., İst?1990, s. 133
207-Bilgisever, Evrim; Savaş ve Hile, lşık Yay., Tarihsiz, s. 38
208-R. Garaudy,Feyz dergisi, Mart/1993, s. 6
209-R. Garaudy; Feyz dergisi, Mart/1993, s. 7
210-Taneri, Aydın;Türkiye Selçukluları Kültür Hayatı, Bilge Yay., Konya/ 1977,s.50
211-Erdem, Rahmi; Davam,Timaş, İst?1993, s. 193
212-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 316
213-Danişmend, İ.Hamdi; Kronolojik Osmanlı Tarihi, cilt 4, fiye Yay., İst/ 1971 s. 79
214-Erdem, Rahmi; Davam,Timaş, İst?93, s. 316
215-Köprü, Nisan/85, s. 9
216-M. A. Ubucini; Türkiye 1980, C.2,Tercüman 1001 Eser, Tarihsiz, s. 779
217-Hiçyılmaz, Ergün; Star, 11 Nisan 93, sayı 78, s. 4
218-Hicri 15. Asırda islam, “Oryantalizmin Temelleri” Türkiye Yazarlar Biıliği yay. , Ankara
219-Kutlu, Şemseddin; “Haluk’un Defterinden, Mr Haluk’a”, Yıllarboyu Tarih, Ağustos/1978,
sayı: 5 ve Banarlı, Nihat Sami; Kültür Köprüsü, Kubbealtı Neşriyat, İst?1985, s. 208
220-Ertuğrul, Halit; Kendini Arayan Adam, Yeni Asya Yay., İst?1991, s. 105
221-Erdem, Rahmi;Davam, Timaş, İst?1993, s. 146
222-Sızıntı dergisi, Ocak/1987, sayı: 96, s. 481
223-Hürriyet,14.8. 1993
224-Tansel, Dr Selahaddin; Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, cilt 4, İstanbul/ 1973, s.1950
225/a-Mısıroğlu, Kadir; Osmanoğulları’nın Dramı, Sebil Yay., İst/1990, s. 60
225/b-Bahadıroğlu,Yavuz;Osmanlı Padişahları Ansiklopedisi,cilt 3,Yeni Asya Yay.,İst/1986, s.678
226-Kandemir, Feridun; İkinci Adam, Yakın Tarihimiz Yay., İst?1968, s. 4
227/a- Atay, Falih Rıfkı; Çankaya, İst?1980, s.430
227/b- Güneº gazetesi pazar eki, 2 Eylül 1990
228-Erdem,Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 186
229-M. A. Ubucini; Türkiye 1850, cild 2,Tercüman 1001 Temel Eser, Tarihsiz, s. 455,
230-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst?1993, s. 355
331 Yalçın, Mehmet; “CHP’nin Günah Defteri” , Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 91, sayı 5, s. 25
232-Çekmegil, Said; Tilki Tuzağı, Timaş, İst?91, s. 12
233-Kandemir, Feridun; İkinci Adam Masalı, Yakın Tarihimiz Yay., İstanbul/ 1968, s. 7
234-Sevinç, Necdet; Osmanlılarda Sosyo-Ekonomik Yapı, Kutsan Yay., İst?1978,s. 115
235-Vakkasoğlu, Vehbi; İz Bırakanlar, Cihan Yay., İstanbul/1987, s. 11
236-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst?1993, s. 205
237-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst?1993, s. 310
238-Erdem, Rahmi; Davam, Timaş, İst?1993, s. 40
239-Mısıroğlu, Aynur; Kuvay-ı Milliyenin Kadın Kahramanları, Sebil Yay.. İst? Tarihsiz, s.44
240-Yakın Tarihimiz; 5 Nisan 1962, cilt 1, sayı: 6, Vatan Gazetecilik A. Ş. İstanbul, s. 194
241-Bozdağ, İsmet; Basın İstibdadı, Emre Yay., İst?1992, s. 139
242-Erdem,Rahmi; Davam, Timaş, İst?93, sh. 185
243-A. Rıza Bey; Bir Zamanlar İstanbul, Tercüman 1001Temel Eser, s. 51
244-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.ö.v. Yay., İzmir/1992, s. 65
244-Mısıroğlu, Kadir’. Geçmiş Günü Anarken, cilt 1, Sebil Yay, İst/1993, s. 26
245-Mısıroğlu, Kadir.Geçmiş Günü Anarken, cilt 1, Sebil Yay; İstanbul/1993, s. 133
246-Danişmend, İsmail Hami;Eski Türk Seciye ve Ahlakı, İstanbul Kitabevi, İst?1982, s. 182
247-Kafkas, Mehmet; Milli Mücadele’de Öncüler, cilt 1. Nil Yay., İzmir/1991, s.8
248-Kafkas, Mehmet; Milli Mücadele’de Öncüler, cilt 1, Nil Yay., İzmir/1991.s.206
249-Sur dergisi, Temmuz /1993, s. 19
250-Sur dergisi, Temmuz /1993, s. 54
251-Sur dergisi, Temmuz/1993, s. 17
252- Sur dergisi, Temmuz/1993, s. 17
253- Sur dergisi,Temmuz/1993, s. 5
254- Hiçyılmaz, Ergün; Başverenler, Başkaldıranlar, Altın Kitaplar Yay., İstanbul/1993, s. 198
255-Sızıntı dergisi, Eylül/1992, sayı: 164, s. 349
256-Türkiye Takvimi, 29 Aralık 1986
257-Bozgeyik, Burhan; İslam Birliği Üzerine Oynanan Oyunlar. Timaş, İst / 1993, s.19
258-Il. Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri), Seha Neşriyat, İst / 1992, s. 81
259-Mazaheri, Ali; Ortaçağda Müslümanlar, Varlık Yay., İst?1977, s. 185
260-Sızıntı dergisi,Ekim/1992, sayı: 165, s. 412 .
261-Selçuk, İlhan; yüzbaşı Selahaddin’in romanı, İst?1975, s. 159
262-Türkiye gazetesi takvimi, 24 Temmuz 1993; (Y. Öztuna’dan)
263-Türkiye gazetesi takvimi,23 Temmuz 1993
264-Tempo dergisi, 9 Aralık 1992, Sayı: 49
265-Hayat Tarih mecmuası, sayı 10, Kasım 1965
266-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 1, Timaş, İstanbul/ 1990, s. 59
267-Sızıntı dergisi, Mart/1993, sayı 170, s. 69
268-Kula, Onur Bilge; Alman KültüründeTürk İmgesi, Gündoğan Yay., Ankara/1993, s. 51
269-Sızıntı dergisi, Mayıs/1992, sayı 160
270-Sızıntı dergisi, Ekim/1992, sayı 165, s. 412
272-Tuğlacı, Pars; Çağdaş Türkiye, İst?1989, cilt 2,s. 1103
273-Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay., İzmir/1993, s. 85
274-Bardakçı, İlhan; Tarihten Bugüne, İst?1983, s. 208
275-Zaman gazetesi, 25 Nisan 1992
276-Zaman gazetesi, 20 Ekim 1989
277- Kafkas, Mehmet; Geçmişi Bilmek, cilt 1, Nil Yay., İzmir/1993, s. 234
278-Sur dergisi, Haziran/1986, s. 12
279-Vakkasoğlu, Vehbi; Mukaddes Kurşunlar, Cihan Yay., İst?1984, s. 57
280-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . T.Ö V. Yay., İzmir/1992, s. 63
281 Sungur, Çetin; “Özi Katliamı”, Sızıntı dergisi, Ekim/1988, sayı 116, s 331
282-Yücebaş, Hilmi; Bilinmeyen yönleriyle Yahya Kemal, İst?1979, s. 121
283-Aktüel dergisi, Eylül/1992, sayı 64
284-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk imgesi, Gündoğan Yay., Ankara/1993
285-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk imgesi, Gündoğan Yay., Anka ra/1993, s. 165
286-Şen, Faruk; “Avrupa Türkleri”, Sky Life dergisi, Ağustos/l993, s.22
287-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan Yay., Ankara/1993, s. 46
288-Öke, Prof. Dr. Mim Kemal; Türkiye gazetesi, 25 Ekim 1989
289-Bülten, Araştırma ve Kültür Vakfı, Ocak/Şubat 1992 ve Hürriyet gazetesi, 13 Ocak 1992
290-Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993, s. 131
291-Doğan,Mehmed;Kur’an ve Tarih Önünde Türk’ün Muhasebesi,Ocak Yay.,Ankara/1992, s.276 292-El Mevdudi, Ebu’l Ala; Selçuklular Tarihi, s. 257
293-Bozgeyik, Burhan; Kemalist Eğitim ve Din Düşmanlığı, İttihat Yay., İst? 1993, s. 13
294-Hayat Tarih mecmuası, Ocak/1969, sayı: 12
295-Nokta dergisi, Kasım/1989
296-Ünver, Prof. Dr Süheyl, Fatih Devri Hamlelerine Umumi Nazar, İstanbul Fetih Cemiyeti
Neşriyatı, İst?1953, s. 17
297-Ayverdi, Samiha; Hey Gidi Günler Hey, Hülbe Yay., İst?1988, s.164
298-Kula, Onur Bilge; Alman Kültüründe Türk İmgesi, Gündoğan Yay., Ankara/1993, s. 164
299-Sızıntı dergisi, Eylül/1993, sayı 176, s. 347
300-Demirel, Hüseyin; Deccaliyet ve Kemalizm,İttihat Yay., İst?1993, s. 187
301/a-Demirel, Hüseyin; Deccaliyet ve Kemalizm, İttihat Yay.,İst/1993, s. 186
301/b-Kaplan, Mustafa; Kemalizm ve İslamiyet, İttihat Yay., İst?1993, s.135
302/a-Osmanlı Ansiklopedisi, Cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993, s.53
302/b-Gülersoy, Çelik; Lale ve istanbul, Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu Yay. , İst?1980
303-Doğan,Mehmed;Kur’an veTarih Önünde Türk’ün Muhasebesi.Ocak.Yay.,Ankara/1992, s. 150
304-Ubucini, M. A. ; Türkiye 1850, cilt 1,Tercüman 1001, s. 82
305-Bozgeyik, Burhan; Kemalist Eğitim ve Din Düşmanlığı, İttihat Yay.,İst?1993, s. 13
306-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzaman Said-i Nursi, cild 3, İstanbul/1993, Timaş, s.1706
307-Hiçyılmaz, Ergun; “Troçki’nin Türkiye Günleri”Star Dergisi, 8 Kasım 1993, sayı: 56,s.26
308-Özcan, Mustafa;”Mihenk”, Zaman Gazetesi, 1 Temmuz 1990
309-Ünver,Prof.Dr.Süheyl,Fatih Devri Hamlelerine Umumi Nazar,İst.Fetih Cemiyeti Neşr.İst?1953,s.6
310-Osmanlı Ansiklopedisi, cilt 5, Ağaç Yay., İst?1993, s.20
311-Ayverdi, Samiha; Boğaziçi’ndeTarih, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay..İst?1968, s. 383
312-Badıllı, Abdülkadir’. Bediüzzaman Said i Nursi, Cilt: 1. Timaş Yay., İst?1990, s. 358
313-Kara, Mustafa; Tekke ve Zaviyeler, Dergah Yay. İst?1990, , s. 253
314-HayatTarih Mecmuası, sayı: 11, Aralık/1971, s. 35
315-Düzdağ, Ertuğrul; Mehmet Akif HakkındaAraştırmalar, Marmara Ünv M. Akif Araştırmaları
Merkezi Yay., İst?1987, s. 338 .
316-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay., İstanbul/1990 s. 24
317-Altınoluk,dergisi Temmuz/1992, s. 11
318-Mevlana Güldestesi (718. Yıldönümü Bildirileri); Konya Belediyesi Yay.. Konya/1993,s.1
319-Sur dergisi, Aralık/1990, sayı: 177, s. 36
320-Ayverdi, Samiha;Küplüce’deki Köşk, Hülbe Yay., İst?1989, s. 189
321-Kara, Mustafa, Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay., İst?1990, s. 15
322-Öğüt, Şubat/1991, sayı: 68, s. 26
323-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 3, Timaş, İstanbul/ 1990, s. 1712
324/a-Öztuna, Yılmaz; TürkiyeTarihi, cilt 8, ötüken Yay., İst?1983, s. 54
324/b-Ayverdi, Samiha; Boğaziçinde Tarih, İstanbul Fetih Cemiyeti Yay., İst?1968, s. 230
325-Sur Dergisi, Kasım/1990, sayı: 176, s. 18
326-Mevlana Güldestesi, (718.Yıldönümü Bildirileri) Konya Belediyesi Yay Konya/ 1993, s. 25
327-Düzdağ,M.Ertuğrul;Mehmet Akif Hakkında Araştırmalar,Marmara Ünv.M.Akif Araştırmaları
Merkezi Yay., İst?1987,s. 315
328-Şahin, M. Abdülfettah; Buhranlar Anaforunda insan, . T Ö.V. Yay., İzmir/ 1988 s. 86
329-Badıllı, Abdülkadir; Bediüzzaman Said-i Nursi, cilt 2, Timaş. İstanbul/ 1990, s. 1244
330-Sur dergisi, Ocak/1992, s. 42
331-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, T.Ö.V. Yay., İzmir/1992, s. 70
332-Vakkasoğlu, Vehbi; Öğretmenin Not Deiteri, cilt 5, Cihan Yay., İstanbul/ 1992, s. 72
333-Sur dergisi, Nisan/1991, sayı 181, s. 23
334-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . . T Ö V. Yay.,İzmir/1992, s. 102
335-Sızıntı dergisi, Eylül/1992 sayı 164, s. 350
336-Algül, Hüseyin; İslam Tarihi, Gonca Yay., İst?1988 cilt 4, s. 158
337-Gıocomo E. Carretto; Akdeniz’de Türkler, T. T.Kurumu Yay., Ankara/ 1992, s. 145
338-Sur dergisi, Kasım/1990, sayı 176, s. 19
339 Sevinç, Necdet; Osmanlı’nın yükselişi ve Çöküşü, Burak Yay., İst. s 114
340-Düzdağ, M. Ertuğrul; M. Akif Hakkında Araştırmalar, Marmara Ünv. M. Akif Araştırmaları
Merkezi Yay., İst?1987, s. 347
342-İsmail, Hekimoğlu; Bir millet Uyanıyor, Timaş Yay., İst?1989, s.10
343-Senih, Safvet; Hadislerin lşığında Hadiseler, Zaman Gazetesi Yay., İst?1988, s. 10
344-Refik, İbrahim, “Osmanlı’nın yetimleri”, Sızıntı Dergisi, Ekim/1993, sayı 177 , s.401
345-Nurbaki, Haluk; Sönmeyen Güneş, Zafer Yay., İst/1986, s.6
346-Aydın, M.;”Din ve Toplum İlişkileri” Milli Eğitim ve Kültür dergisi, sayı 29, Ankara/1984, s.
31 (Le Monde, 1. Ferier 1984’den naklen)
347-Yalçın, Mehmet; “CHP’nin Günah Dosyası”, Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s. 28
348-Bardakçı, İlhan; İmparatorluğa Veda, Hülbe Yay., İst?1985, s. 10
349-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Tarih Tüneli, Zaman Gazetesi, 26 Temmuz 1989 ve “İngiliz Gizli
Belgelerinde Menderes-Amerika Kavgası”, Milliyet, 15 Şubat 1989, s. 11.
350-Canan, Prof. Dr. İbrahim; İslam’da Zaman Tanzimi, Cihan Yay., İst? 1988, s. 163
351-Canan,Doç.Dr İbrahim;Peygamberimizin Okuma yazma Seferberliği,Cihan Yay,İst?1984,s.41
352-Oran Baskın; Kenan Evren’in yazılmamış Anıları, Bilgi Yay., Ankara/1989, s. 82
353-Yücebaş, Hilmi; Fatih Sultan Mehmed, Memleket Yay., İst?1981, s. 31
354-Bakiler, Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., İst?1986, s. 259
355-Bakiler, Yavuz Bülent; Türkistan Türkistan, Türk Edebiyatı Vakfı Yay., İst? 1986, s. 293 .
356-Aşiroğlu, Orhan Gazi; Tarih Tüneli, Zaman Gazetesi, 5 Nisan 1989
357-Kara, Mustafa; Tekkeler ve Zaviyeler, Dergah Yay., İst?1990, s. 206
358-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2 Seha Neşr., İst?1993, s. 241
359-Dikerdem, Mahmut; Orta Doğu’da Devrim yılları, Cem Yay., İstanbul/ 1990, s. 136
360-ll. Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri) Seha Neşriyat, İst?1992, s. 208
361-Yavuz, Hilmi; Okuma Notları, Simavi Yay., İst?1993, s. 138
362-Yalçın, Mehmet; “CHP’nin Günah Dosyası”, Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 1991 sayı 5, s. 26 363-ll.Abdülhamid ve Dönemi (Sempozyum Bildirileri) Seha Neşriyat, İst?1992
364-Öztuna, Yılmaz; Büyük Türkiye Tarihi, cilt 11, Ötüken Yay., İstanbul/ 1983, s. 132
365-Nalbantoğlu, Muhiddin; istiklal Marşımızın Tarihi, Cem Yay., İstanbul/ 1964, s. 56
366-Köprü dergisi, Ekim/1986, s. 103
367-Yalçın, Mehmet; “CHP’nin Günah Dosyası”. Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s.27
368- Zaman gazetesi, 9 Eylül 1993, s. 16
369-Yılmaz, Muammer; Fatih’in Şahsiyetinden Çizgiler. Kayseri/1993, şahsi basım, s. 14
370-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler cilt 2, Seha Neşriyat, İst?93. s. 234 ve Kaplan,
Mustafa;Kemalizm ve islamiyet, İttihat Yay., İst?93, s 93
371-Mısıroğlu, Aynur. Kuva-ı Milliye’nin Kadın Kahramanları, Sebil Yay., İst / tarihsiz, s. 14
372-Yücebaş, Hilmi; Bütün Cepheleriyle yahya Kemal, İst?1979, s. 141
373-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşr., İst?1993, s. 41
374-Yalçın, Mehmet; “CHP’nin Günah Dosyası”, Aktüel dergisi, 8-14 Ağustos 1991, sayı 5, s. 28 375-Yazıksız, Necip Asım; Kitap, İletişim Yay., İst?93, s. 10
376-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşriyat,İst?93, s. 55
377-Yalçın,Mehmet”CHP’nin Günah Dosyası”,Aktüel dergisi,5-14 Ağustos 1991,sayı 5,sh 29
378-Yılmaz, Muammer; Fatih’in Şahsiyetinden Çizgiler, şahsi basım, Kayseri/1993, s. 10
379-Başbakanlık Mühimme Defterleri,cilt 5,no:1315,973/15655.486-484 veGerçek dergisi, Nisan/1974,sayı 6
380-Müftüoğlu, Mustafa; Tarihi Gerçekler, cilt 2, Seha Neşr.,İst?1993, s. 255
381-Yazıksık, Necip Asım; Kitap, İletişim Yay., İst?1993, s. 56-94
382-Vakkasoğlu, Vehbi; Devrimlerin Deviremediği, Yeni Asya Yay., İstanbul/ 1993, s. 32
383-Bozgeyik, Burhan; Meşhurların Son Anları, Türdav, İst?93, s. 362
384-Refik, İbrahim; Efsane Soluklar, . T.ö V. Yay., İzmir/1992, s.16
Kaynak: http://www.ihvanlar.net/2011/05/13/tarihten-kesitler-bunlari-biliyormuydunuz-3/

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir