D. Mehmet Doğan: “Kâbe imamı”nın Arkasında Namaz Kılmak Caiz Mi?
20 Eylül 2017
-4- Şiî-Câferî’liğin Îmân Esasları
21 Eylül 2017

Ecevit ve Demirel, “Vahdettin!” Tartışması İle Gerçekte Halka Bir Mesaj Mı Verdiler?

 

Devlet adamları her meseleyi konuşamaz, Bu görevi onların adına aydınlar yapar. Eğer, Aydınlarınız varsa. Aydın’ı, olmayan bir ülke, meyvesiz ağaç, susuz toprak misalidir.

Aydın kimdir?

-Aydın, “Bilen değil, bildiğini yayan”;

-Aydın, “Zalim Sultan’ın önünde hak sözünü söyleyendir.”(1)

Demek ki,  Aydın,  Bilen, bilgisini yayan ve cesur olandır.

Meraklıları bilecektir, birkaç yıl evvel “Vahdettin’le ilgili Ecevit ve Demirel’in arasında bir tartışma yaşanır;

Bülent Ecevit’in; Son Osmanlı Padişahı Vahdettin için: ‘Hain değildir!’ İfadesine,

Süleyman Demirel; ‘Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir.‘ İfadesi ile karşılık verir.

Gerçeğinde bu iki deneyimli siyaset adamı, konuştuklarının nerelere uzanacağını ve neleri tetikleyeceği bilecek durumdadır. “Bu siyasetçiler, bu tartışma ile halka bir mesaj mı verdiler?” düşüncesi ile, konuyu değerlendiren değişik anlayıştaki yazarların (Milliyet’ten, Taha Akyol ve Fikret Bila; Hürriyet’ten, Ertuğrul Özkök ve Sefa Kaplan; Radikal’den, Türker Alkan; Zaman’dan, Hüseyin Gülerce  ile, www.türksolu.org’dan “01.08.2005/Sayı:87” Özgür Billur) yazılarından kısa alıntılar yaparak,  yorumu okuyanlara bırakıyoruz.

Bilgilerimizi tazelersek;

Vahdettin; 3 Temmuz 1918’de tahta çıkmış, 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılmış ve 17 Kasım 1922’de (sabık sultan olarak) sürgün edilmiştir.

-8 Ekim 1918‘de (I.Dünya) Savaşı’nın kaybedileceği anlaşılır, İttihat ve Terakki Hükümeti istifa eder. Yeni kabine, Mondros Mütarekesi’ni (gerçekte devletin teslim belgesidir.) 30 Ekim 1918′de imzalar.

Ancak; 5 Ocak 1918’de İngiltere başbakanı; 8 Ocak 1918’de, ABD Başkanı, Savaşın resmi bitiş tarihinden yaklaşık 11 ay evvel Osmanlı’nın tasfiyesi ve Yeni Devlet’in kuruluşunu çok açık olarak ifade etmişlerdir. (Wilson ilkeleri madde;12) Anlaşılması gereken, Lozan’a kadar aradan geçen beş yılda yapılanlar çevre düzenlemesidir.

Bir gerçek daha vardır;1918 Ekim’de imzalanan, “Mondros Ateşkes Anlaşması’na göre; Osmanlı ordusu terhis edilecek, orduya ait silah, cephaneler, itilaf devletleri tarafından denetim altına alınacak.”tır.

Özetlersek; İktidardaki Hükümet (İttihatçılar) Büyük bir isabetsizlik sonucu girdikleri savaşı kaybetmiş ve (liderleri) kaçmıştır. Geride, yenilmiş (dağıtılmış) bir ordu ve harabe bir ülke vardır.  Neticede, Vahdettin tahta çıkmadan 6 ay evvel herşey pişirilmiş ve bitmiştir.

Çok önemli bir de bilgi aktaralım, Mondros antlaşmasını (nerede ise tek başına)imzalayan Rauf (Orbay) Bey, Yeni Devlet’te başbakandır. (Görev süresi;12 Temmuz 1922 – 4 Ağustos 1923)

İlginç değil mi?

Ve yazarların konu ile ilgili görüşleri;

-Ertuğrul ÖZKÖK/Hürriyet/19 Temmuz 2005,

“DÜN sabah erkenden Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel aradı ve aramızda şöyle bir konuşma geçti:

‘Amacım işinize karışmak değil ama merak ediyorum. Bu Vahdettin tartışması niye açıldı?’

Kendisine şu cevabı verdim:…Bizzat kendim Sayın Ecevit’e telefon ettim. Aynı sözleri söyledi. İlginç bir konuydu.’

O şöyle devam etti: ‘İlginçlik konusunu anlıyorum. Ama acaba her ilginç konu gündeme getirilmeli mi?’

…Ama Vahdettin konusunun bu şekilde tartışmaya açılması onu belli ki çok rahatsız etmişti. Ayrıca şu sözleri yabana atılır cinsten değildi:

‘Atatürk hepimizin referansıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin referansıdır. Onun bu konuda ne dediğine bakmak lazım.’…Demirel sözlerine şöyle devam etti:

‘Atatürk hepimiz için referanstır derken çok önemli bir şeyin altını çiziyorum. Bugün Türkiye’yi birbirine bağlayan en kuvvetli referans odur. Bakın din, dil, bölge gibi konularda giderek ortak referanslar kayboluyor…” (2)

Fikret BİLA/Milliyet/21 Temmuz 2005

“..Bülent Ecevit’in, “Vahdettin hain değildi” sözleriyle başlayan tartışma sürüyor. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, “Türkiye’nin bu beyanı kaldıracak durumda olmadığını” belirterek, ‘Atatürk karşıtlarını cesaretlendirecek’ beyanı gereksiz ve zamansız bulmuştu.

Dün Demirel’le de, Ecevit’le de görüştüm… Demirel, Ecevit’i eleştirmeyi sürdürdü.

Ecevit ise amacının Atatürk’ü küçültmek veya Vahdettin’i yüceltmek olmadığını, sadece 80 küsur yıl sonra, tarihin o döneminin daha ayrıntılı incelenmesi gerektiğini, bunun Atatürk’ün büyüklüğüne gölge düşürmeyeceğini vurguladı

…Nitekim, o dönemin entrikalı, karanlık günlerinde doğruların, gerçeklerin tam yansıması da mümkün değildir.

Nitekim o döneme baktığınızda Vahdettin’le Atatürk’ün yakınlığının eskiye dayandığını da görüyorsunuz. Mustafa Kemal’in Bandırma Vapuru’yla ve resmi görevli olarak Samsun’a yola çıkmasından Padişah Vahdettin’in ve İngilizlerin haberinin olmaması mümkün değildir.”

“Vahdettin hain değildi demek ihtiyacını neden hissettiniz?” sorusuna Ecevit, şu yanıtı verdi: Ecevit, Mustafa Kemal’in Samsun’a gidişinin Vahdettin’in bilgisi dahilinde olduğuna ilişkin önemli işaretler olduğunu da şöyle belirtti:

“Bandırma Vapuru’nun Boğaziçi’nden, Saray’ın yakınlarından Mustafa Kemal ve arkadaşlarıyla hareket etmesinden ve popüler bir komutan olan Mustafa Kemal’in ordu müfettişi olarak resmen görevlendirilmiş olmasından Padişah’ın habersiz olması mümkün değil. İngilizlerin de. İngilizlerin Mustafa Kemal’i engellemeleri nasıl önlendi, bilemiyorum…” (3)

Taha Akyol/Milliyet/25 Temmuz 2005

Ecevit, Demirel, Vahdettin

VAHDETTİN tartışmaları vesilesiyle iki politikacımızın düşünce tarzı…
CNN Türk’te Fikret Bila ve Nur Batur’un sorularına Ecevit’in cevapları:
– Uzmanlar, tarihçiler ayrıntılı olarak incelesin. İncelenecek çok şey var, buna ihtiyaç olduğu da görüldü. Tartışma iyi bir şeydir…

Ama ona Atatürk ‘hain’ demiş?
– Politikada bazen böyle çok ağır sözler kullanılıyor. Benim üslubum değil, ben hayatımda kimseye hain demedim…

-Peki hain değil, aciz miydi?
– Aciz değil de dahi olsa ne yapabilirdi?  Ordu yok, politikacılar birbirine düşmüş. Belki Mustafa Kemal gibi bir dahi olsaydı… Ama o da İstanbul’da bir şey yapamayacağını gördü, Anadolu’ya geçti…

DEMİREL ise şöyle bakıyor:
“Türkiye bu tartışmayı kaldırmaz… Türkiye’ye ne faydası var? Atatürk yanlış mı söylemiş? Atatürk Vahdettin’e haksızlık mı yapmış yani? Yüz yıl daha Türkiye’nin referansı Atatürk’tür, belki yüz yılda adam oluruz…” Peki araştırma? Şu sözler de Demirel’in:

“Cumhuriyet hakkında şüpheler uyandırmayın…” Demirel tarihe ‘bugün’ün politik icapları açısından bakıyor. Böyle bakılırsa, ‘bugünün politik icapları’ değişince tarihe bakış da değişir.

Demirel’in 1980’lerde askere ve Özal’a karşı iktidar mücadelesi verirken yaptığı Nurcu Yeni Asya yayınları kitap olarak yayımladı.

O günün politik ortamında Demirel’in söylediklerinden birkaç cümle:

-“1920’lerde dinsizlik ilerlemenin şartı sayılmıştır… Neticede millet devlete küsmüştür. Çünkü 1920’ler sonrasının devleti, millet için değildir. O günlerde millet devlet içindir.” (Sf. 62)

-“Laiklik o günkü tatbikatıyla dinsizlik olarak anlaşılmıştır…” (Sf. 75)

-“Atatürk’ün kurduğu laik Cumhuriyet elden gidiyor şeklindeki beyanların tutarlığı yoktur.

-Atatürk’ün kurduğu devlet laik devlet değildir. İslam devletidir. 1924 Anayasası’nda yazar bunu..”(Sf. 85)

-“Atatürk’ün şoven milliyetçi olduğu kesin. Milliyetçiliği bir miktar şovendir. O da içinden geldiği muhitin bir gereğidir…” (Sf. 143)

…MESELE tarihe nasıl bakılacağıdır; karmaşık tarihi ‘hakikat’in nasıl araştırılacağıdır.
Politik, ideolojik, dinsel dogmalar veya ‘günün gerekleri’ açısından mı? Yoksa, her konuyu kendi şartları içinde ve ilgili bilimsel disiplinlerin metotlarıyla mı araştıracağız?” (4)

Türker Alkan/ Radikal, 22/07/2005

“Seni hain seni…

Garip bir tartışma yaşadık. Bize özgü, neden çıktığı belli olmayan, kime ne yarar sağladığı anlaşılmayan bir tartışma: ‘Son Osmanlı Padişahı Vahdettin hain midir, değil midir?’

Ecevit her zamanki gibi insanları şaşırtmaya devam etti: ‘Hain değildir!’ Pek çok kişi, ‘Atatürkçüler 80’ine basınca böyle oluyor demek ki’ dedi. Demirel 50 yıllık refleksle Ecevit’e karşı çıktı: ‘Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir.’

Gene şaşkınlık: ‘Allah Allah, Türkiye neden bu açıklamayı kaldıracak durumda olmasın ki?’ Nitekim kaldırdı da.

Vahdettin’in hainlik karşılığı padişahlık tahtında oturması yeterli değil miydi ki? İlle de arsa veya otomobil gibi bir şeyler alıp satmasına gerek yoktu bence. Mete Tunçay’ın ölçütüne göre salt ideolojik nedenlerle vatanına ihanet edenleri de ‘hain’ kategorisine koymak mümkün olmayacak demektir.

…Kurtuluş Savaşı’nın liderlerini idama mahkûm eden, çeteleri ulusal ordunun üzerine salan bir insan da pekâlâ vatanını sevdiğini söyleyebilir. Tutsak da olsa o vatanın padişahı olduğu sürece tabii…”(5)

Hüseyin Gülerce/ Zaman

Vahdettin, Ecevit ve Demirel…

Osmanlı’nın son padişahı Vahdettin’le ilgili tartışma, Ecevit-Demirel farkını bir defa daha sergilemiş oldu.

Eski Başbakan ve CHP eski Genel Başkanı Bülent Ecevit, arkadaşımız Ömer Şahin’le konuştu. Geçtiğimiz cumartesi günü gazetemizde manşetten verilen ifadeleriyle “Vahdettin hain değildir” derken, eski Başbakan ve 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel; “Ecevit’in beyanı yadırgatıcıdır, Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir..” diyor. (Hürriyet, 18 Temmuz 2005)

Halbuki “solcu” Ecevit’le, “sağcı” Demirel’in mazideki konumlarına -hatta şimdiki duruşlarına- bakarak ne beklenirdi?

Demirel, “Vahdettin hain değildi” demeli, Ecevit de CHP kurucularının resmî tarih söylemini tekrarlayarak “Vahdettin vatan hainidir” diye gürlemeliydi, değil mi? Söylenecek söz şimdi şudur: Herkes kendisine yakışanı yapar.

…Sayın Ecevit, “Vahdettin hain değildi.” derken gerekçesini söylüyor, diyor ki: “Kurtuluş Savaşı’na açıktan olmasa bile belirgin şekilde destek oldu. İstanbul’dan ayrılacağı zaman devletin elinde külliyetli altın ve para vardı. O, çok az bir miktar aldı. İstese tümünü alabilirdi. Saygıdeğer bir davranışta bulundu.”

Pekiyi Sayın Demirel bu ifadeleri “yadırgatıcı” bulurken ne söylüyor? Diyor ki: “Türkiye’de bu konuda ilk defa bilinenlere aykırı bir şey söyleniyor. Ben böyle bir beyanı muhakeme edemiyorum. Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir.” Acaba Sayın Demirel, 28 Şubat sürecinde olduğu gibi birilerine mi sesleniyor?”(6)

Özgür Billur/www.turksolu.org

Vahdettin hain değilse

Atatürk mü hain?

Bülent Ecevit’in Fethullah’ın gazetesi Zaman’da Vahdettin’in hain olmadığına dair açıklaması uzun uzun tartışıldı. Ecevit’in ortaya attığı iddia yıllarca şeriatçı kesimler tarafından dillendiriliyor, fakat ciddiye alınmıyordu.

Ecevit hayatının son yıllarında şeriatçılara ve bilumum Cumhuriyet düşmanına büyük bir iyilik yaparak Vahdettin ve resmî tarih tartışmasını gündeme taşıdı. Bu yazıda ortaya atılan iddiaya cevap vermeyeceğiz. Gereken cevaplar zaten aklı başında tarihçiler ve yazarlar tarafından verildi. Ancak bir kez daha vurgulamak gerekirse, yakın tarihimizde “hain” nitelemesine en uygun isim Vahdettin’dir. Çünkü Vahdettin;

-İngiliz mandasını istemiştir,

-Sevr antlaşmasını kabul etmiştir.

-Mustafa Kemal’in idamını onaylamıştır.

-Milli Mücadeleye ayaklanmaları kışkırtmış ve desteklemiştir.

-1922 yılında bir İngiliz gemisiyle yurttan kaçmıştır…

…Sormamak mümkün değil: Madem bize Cumhuriyet tarihi olarak anlatılanlar ve bizzat Atatürk’ün söyledikleri yalansa, yani Atatürk “kendisini Anadolu’ya memleketi kurtarmak için gönderen ve İngilizleri oyalayan bir vatansevere” hain diyorsa, yalan söylüyor ve hainlik ediyor. Öyle ya Vahdettin vatanseverse, onunla mücadele eden ve saltanatına son veren Mustafa Kemal vatan haini olmaz mı?

…Burada tartıştığımız bir siyasî zihniyettir. Bu siyasî zihniyet bugün Türkiye’de hakim. Mevcut siyasî yapının içinde, “müttefiklerimizle” yaşadığımız sorunları fazla didişmeden iyi bir denge tutturarak çözmek.

Emperyalizmle karşı karşıya gelmeyi göze alamayan ve onunla uzlaşarak ayakta kalmayı düşünen bu zihniyet Osmanlı’nın son elli yılında da hakimdi. Bu politika dünyanın gerçekleri ve kendi gücümüzün yetersizliği üzerinden geliştirilmişti. Abdülhamit bu denge politikasının temsilcisi konumundadır…”(7)

Sefa KAPLAN/Hürriyet/18 Temmuz 2005

Ecevit’i yadırgadım

Osmanlı tarihi ile ilgili bir kitap yazan eski başbakan Bülent Ecevit’in, ‘Vahdettin hain değildi’ demesi tartışma yarattı. Ecevit’in, ‘Ben Vahdettin için hiçbir zaman hain demedim. Çünkü ne kadar zor koşullar altında padişahlık yaptığını biliyorum. Ülke işgal altındaydı. Ordusu kalmamıştı. Yine de çok önemli işler yaptı’ sözlerine öncelikle, eski politik rakibi Süleyman Demirel karşı çıktı.

Demirel, ‘Türkiye’de bu konuda ilk defa bilinenlere aykırı bir şey söyleniyor. Ben böyle bir beyanı muhakeme edemiyorum. Ancak, tarihteki bazı kişiler hakkında, alışılagelmiş kanaatlerin dışındaki beyanlar yadırganır. Sayın Ecevit’in beyanı da yadırgatıcı bir beyandır. Türkiye böyle bir beyanı kaldıracak durumda değildir’ dedi. Tarihçiler ise şunları söyledi:

Hain, demek haksızlıktır

PROF. METE TUNÇAY Ben öteden beri ‘Hain padişah Vahdettin’ sözünün, o dönemin şartları içinde söylenmiş haksız bir şey olduğunu düşündüm…”

Hain siyasi bir kavram

YILMAZ ÖZTUNASultan Vahdettin’in hain olmadığını ben 40 senedir yazıyorum zaten. Kaldı ki, tarihçiler ‘hain’ kelimesini kullanmaz. Çünkü bu siyasi bir kelimedir. Kuruluş yıllarının ateşli dönemlerinde kullanılmış bir kelimedir bu ve öyle bir dönemde de mutlaka kullanılması gerekirdi. Bu Fransız İhtilali’nden sonra da böyle olmuştur, Rus Devrimi’nden sonra da böyle olmuştur…”

Ne haindi ne kahraman

PROF. M. KEMAL ÖKEVahdettin ne bazılarının iddia ettiği gibi ne hain, ne de onlara karşıt olan kesimlerin iddia ettiği gibi, Mustafa Kemal’e Anadolu’ya geçip Milli Mücadele’yi başlatması insiyatifini kullanan perde arkasındaki gizli kahramandır. Doğrudur, Vahdettin, Mustafa Kemal’i Samsun’a gönderirken, Mustafa Kemal’in ne yapacağını gayet iyi biliyordu. Ve bu projeye de sadece onay vermekle kalmadı, para da verdi…Mustafa Kemal’in idam fermanını onaylaması ise tamamen İngiliz baskısının bir sonucudur.

Sevr’deki tutumu tartışmalı

PROF. REŞAT KAYNARPadişah Vahdettin’in doğrudan doğruya memlekete zarar vermek için yaptığı bir hareket yok. Dolayısıyla, elimizde Vahdettin’in ihanetini gösterecek bir belge de yok. Ama hadiseleri Atatürk’ün Nutuk’ta anlattığı gibi gözden geçirirsek, Vahdettin’in en büyük kusurunun Sevr’in imzalanması sırasında ortaya çıktığını görürüz. Sevr, devletin ve milletin ortadan kalkması demektir. Atatürk, Sevr konusunda doğrudan Vahdettin’i suçluyor. Dolayısıyla, asıl tartışılması gereken Vahdettin’in Sevr konusunda aldığı tutum olmalıdır.

İhanetle alakası yok

MURAT BARDAKÇI …Bir hükümdarın devletine ihaneti ile sıradan bir insanın kendi evini yakması arasında hiç fark yoktur, zira hükümdarlar devletin kendilerine Allah’ın lutfu olduğuna inanırlar ve devleti mülkleri olarak görürler. Vahdettin herşeyin bittiği bir anda, 4 Temmuz 1918’de tahta geçti, üç ay sonra, 30 Ekim’de Mondros Mütarekesi’ni imzalayıp teslim olduk. Yani, dünya savaşının ve yenilginin Vahdettin ile hiçbir alákası yoktur…Tek yaptığı, ‘iki tarafı birden idare edip zaman kazanma’ çabası ve işte bu oyalama taktiği bizde ihanet olarak yorumlanıyor. Hatıralarında, ‘Facialara ve olaylara kalkan olamadım ise de, paratoner vazifesi gördüm. Musibetleri üzerime çektim, kendimi feda ederek vatanı kurtarmaya çalıştım’ diyor. “(8)

Kapatırken;

“…Demirel sözlerine şöyle devam etti: ‘Atatürk hepimiz için referanstır derken çok önemli bir şeyin altını çiziyorum. Bugün Türkiye’yi birbirine bağlayan en kuvvetli referans odur. Bakın din, dil, bölge gibi konularda giderek ortak referanslar kayboluyor…

Ve…

“Onların her şeylerini tahrip ettik, felsefeleri, dinleri mahvoldu, artık hiçbir şeye inanmıyorlar, derin bir boşluğa düştüler. Anarşi ve intihar için olgun bir hale geldiler…”(9)

“..Vatikan ve Kiliseler Birliği adına “Dinlerarası Diyalog” fikrini ortaya atan misyoner teşkilatının lideri Louis Massignon’un Misyonerler Zirvesinde yaptığı konuşma aynen şöyledir: 
“Müslümanların herşeyini tahrif ve mahvettik. Dinleri, inançları, ahlakları, dine bağlılıkları ve insani duyguları mahvoldu. Onların milli manevi değerlerini Batı medeniyeti potasında eriterek kendimize benzettik. İslamiyetten uzaklaştırdık. İslamiyeti öğrenmeyi, yaşamayı, namaz kılmayı ve Kur’an-ı kerim öğrenmeyi suç ve gericilik olarak göstermeyi başardık. Artık çoğu hiçbir şeye tam olarak inanmıyorlar..”(10)

Sizce, deneyimli siyasetçilerden Ecevit ve Demirel yaptıkları tartışma üzerinden bir mesaj mı verdiler?

Başlayacak yeni dizinin ismi;

-Yeni Devlet’i kimler ve nasıl kurdular?

“Vahdettin” tartışması esasında başlayacak olan yeni dizi ile ilgilidir. Giriştir.

Bu yazı dizisinde; Osmanlının tasfiyesi ve Yeni Devlet’in kurulması ile ilgili bizlere anlatılanların gerçeklerle bir ilgisinin bulunmadığı görülecektir.

Örneğin; Savaşı kazananlar, (İngiltere, Fransa ve İtalya)1918 Aralıkta ülkemizi işgal eder ve yaklaşık (Mayıs 1919’a kadar) 6 ay beklerler. Bu altı aylık beklemenin sonunda Yunanlılara (para-vaat karşılığında) Anadolu’yu işgal ettirirler. Gerçeğinde, Yunanlıların ne böyle bir gücü, ne imkânları, ne de Anadolu’da tek başlarına bir gün dahi kalacak askeri deneyimleri vardır. Bizler, “İstiklal Savaşı”nı kimlere karşı yapmalıydık? İşgalci İngiliz, Fransız ve İtalyanlara… Peki (İşgalcilerin verdiği silahlarla) kiminle savaştık? Yunanlılarla…

Yazılanlarda (Kurguda) bir yanlışlık var mıdır?

Resim; http://www.habername.com/haber-vahdettin-ataturk-92395.htm’den alınmıştır

(1)Ebu Davud, Tirmizi, Neseî, İbn-i Mâce, İbn-i Hanbel.

(2) Daha fazlası için bakınız;http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=335817

(3)Daha fazlası için bakınız;  http://www.milliyet.com.tr/vahdettin-duellosu/fikret-bila/siyaset/yazardetayarsiv/21.07.2005/124793/default.htm

(4)Daha fazlası için bakınız; http://www.milliyet.com.tr/2005/07/25/yazar/akyol.html

(5)Daha fazlası için bakınız; http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=159375

(6)Daha fazlası için bakınız; http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:5liz2sDPXEQJ:www.zaman.com.tr/huseyin-gulerce/vahdettin-ecevit-ve-demirel_194137.html+&cd=3&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

(7)Daha fazlası için bakınız;  http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:dzNz-EmYG2gJ:www.turksolu.org/87/billur87.htm+&cd=4&hl=tr&ct=clnk&gl=tr

(8)Daha fazlası için bakınız; http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=335585

(9)Lovis Massignon (Kaynak; “ORYANTALİZM”, Edward SAİD (www.derszamani.net) – Daha fazlası için bakınız; http://www.canmehmet.com/mustafa-kemal-pasa-ve-kuranin-turkceye-tercumesinin-perde-arkasi-2.html#sthash.hgIRBNqX.dpuf

(10) Yazının tamamı için bakınız; http://www.turkiyegazetesi.com/m-necati-ozfatura/188541.aspx

(08.01.2014)

 

Kaynak: http://www.canmehmet.com/ecevit-ve-demirel-vahdettin-tartismasi-ile-gercekte-halka-bir-mesaj-mi-verdiler.html

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir