Mi’râc Nedir, Ne Veçhile Vâkı’dir, Ve Ne İle Sâbittir?
14 Mart 2021
Mi’râc’ın İmkân-ı Aslîsi Ve Vukû’u
15 Mart 2021

DURUN KALABALIKLAR!

(4)

Efe URAL

Rapor…

Amerikan Dış Politika Konseyine ve İsveç Güvenlik-Kalkınma Politikasına bağlı olan Silk Road Enstitüsü’nün hazırladığı bir rapor var. Raporda Türkiye’nin iç politikasına yönelik senaryolar mevcut.  Johns Hopkins Üniversitesiyle beraber 2008 yılında hazırlanan raporlarda, “Baykal istifa ettirilecek, yerine Kılıçdaroğlu gelecek. AKP’lilerin yolsuzluğunu ortaya çıkmasında katkıda bulunup, partinin politikaları değiştirilecek” yazmaktadır. Ne hikmetse iki sene sonra bu yazılanlar da vukû bulmuştur. Bu enstitü hem Avrupa hem de Amerika’da türünün ilk merkezidir ve özel olarak finanse edilen dünya çapında önde gelen araştırma ve politika odağı olarak kurulmuştur. [6]

NİŞAN’IN ÜSTÜNE CHATHAM HOUSE’DA ‘’YILIN DEVLET ADAMI ÖDÜLÜ’’

Kökleri 1900’lerin başına giden o zamanki adı “Yuvarlak Masacılar” olan Chatham House veya diğer adıyla Kraliyet Uluslararası İlişkiler Enstitüsü. Düşünce kuruluşundan çok, dünyaya yön veren masonik bir merkez. Mes’ele çıkarıp, çıkardığı mes’elelerin tartışıldığı bir yer… Resmi olarak 1920’de kurulan İngiliz derin devletinin akıl kulübü ve 2005 yılından bu yana da ödül veriyor. Chatham House, ABD’deki CFR’nin bir başka versiyonu olarak bilinir. Chatham House’dan 1 yıl sonra CFR-Dış İlişkiler Konseyi, kardeş enstitü kabilinden Amerika’da kurulmuştur.

Abdullah Gül, 2010 yılında katıldığı Dış İlişkiler Konseyi (CFR) toplantısında küresel mesajlar verdikten sonra, sıra Chatham House’a gelmişti. Ödüle layık olan Gül’ün liderliği altında sivil demokrasiyi yerleştirmiş, sonra da siyasi ve hukuk reformlarını gerçekleştirmişdir…

Irak’da arabuluculuk rolü üstlenmesi, AB’yle ilişkiler, Afganistan-Pakistan liderlerini bir araya getirmesi, Türkiye-Ortadoğu işbirliğine katkılarda bulunması, bölünmüş Kıbrıs’ın bir bütün hâline gelmesi gibi mevzûlarda attığı adımlar, Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleşmesi gibi sebeplerden dolayı ödül takdir edilmişdir.

Kuruluşun verdiği ödüller de aranan birinci öncelik, İngiliz çıkarlarına hizmet edip etmemesi…

 Chatham House’un ödül vermesine karşılık, o ödülü alana, boş senede imza atarmış gibi boş bir deftere de imzâ attırılıyor!.. İmza bir bakıma Kraliçe’ye güven ve bağlılık ifadesi anlamını taşıyor. Şu zamana kadar ödülü alanlar müthiş projelere imza atmış şahıslar. Aralarında adını şu sıralar çok duyduğumuz Bill Gates’in eşi Melinda Gates’de var.

İngiltere’de bir de Exeter Üniversitesi var. Bu Üniversitede, Kürt Araştırmaları Enstitüsü ve Arap-İslami Araştırmalar Enstitüsü bulunuyor. İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek şahısların mühim bir bölümü Exeter Üniversitesi’nde eğitim görür. Exeter Üniversitesi’nden mezun olan veya doktorasını burada yapan kişileri, daha sonra özellikle Müslümanların bulunduğu ülkelerde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların başında veya devlet görevlerinde görmek mümkündür. Abdullah Gül, Exeter Üniversitesi’nde lisansüstü çalışmalar yapmıştır. Zamanın İslâm Konferansı Örgütü Genel Sekreteri, CHP ve MHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olarak desteklediği ve en son MHP İstanbul milletvekili olan “EKMEK İÇİN Ekmeleddin İhsanoğlu,” Exeter Üniversitesi’nde doktora sonrası çalışmalar yapmıştır… Yine zamanın Maliye Bakanı ve en son Başbakan yardımcısı olan Mehmet Şimşek de, Yüksek lisansını Exeter Üniversitesi‘nde tamamlamıştır. Vâlisinden kaymakamına liste uzayıp gitmekte…

İngiltere, “Güneş batmıyan imparatorluğunu” o meşhur İngiliz siyasetiyle böyle yürütmektedir…

Ali Babacan’ın, ‘’Saygın Müessese’’ olarak tarif ettiği Dış İlişkiler Konseyi (CFR) konuklarını ağırlamaya devam ederken 2014’te Erdoğan’ın konuk olduğu CFR’deki konuşmasında: “Karşılıklı saygı ortak değer ve çıkarlar temelinde gelişen Türkiye – ABD ilişkileri bölgesel ve küresel meselelerde olumlu sonuçlar doğurabilen bir ittifak ilişkisidir.” Karşılıklı hassasiyetlere saygıyla ve özenle yaklaşıldığı ölçüde Türkiye – ABD ittifakı bölgesel ve küresel barış ve istikrara katkı sağlamaya devam edecektir!. Ayrıca: “Başta CFR olmak üzere düşünce kuruluşlarının da bu ittifaka daha fazla katkı sağlamalarını bekliyoruz.‘’ da  demişti…

Hesapta düşünce kuruluşu olan Chatham House da, çok saygın konuklarını ağırlamaya devam ediyordu… Bu cümleden olarak Ahmet Davutoğlu, Ömer Çelik, Mehmet Şimşek, Numan Kurtulmuş, Fatma Şahin, Bülent Arınç, Kemal Kılıçdaroğlu gibiler, bütün açılardan düşünülmeye devam ediliyordu.

 Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Yiğit Bulut, 2017 yılında katıldığı Derin Analiz programında şunları söylemişti:

’Biz bilmiyor muyuz Davos’ta (Dünya Ekonomi Formu) gidip baş okşatanları. Biz bilmiyor muyuz Chatham House’da gidip BAŞ OKŞATANLARI… (sunucu Hasan Kurtulmuş Bilderberg’i de söylüyor) biz bilmiyor muyuz İNGİLİZ KRALİÇESİNİN KAPISINDA BEKLEYENLERİ…  Onlar çok iyi, çok değerli, çok akil insanlar yaa. Bu ÜLKEYİ SATMAK o kadar kolay ki, bu ülkeyi satanlar, başını okşatanlar yabancılar tarafından hep el üstünde tutuldular. SATMA POTANSİYELİ olanlar hep el üstünde tutuldular. İş birlikçiler hep yabancılar tarafından poh pohlandı, manşetlerde göklere çıkarıldı. Eğer bugün Recep Tayyip Erdoğan’a bu kadar saldırılıyorsa, bu ülkenin güzel insanları, bir düşünün Allâh aşkına… Bir de şöyle bir şey var, yanına bir tane PATRON veya PATRONİÇE alıyorsun, Chatham House’a gidiyorsun, hemen kapıyı çalıyorsun ve diyorsun: “TÜRKİYE’Yİ BEN DAHA İYİ YÖNETİRİM BANA VERİN!”  Oğlum Türkiye’nin yönetimi İngiltere’den verilmiyor, burada halk veriyor yönetimi halk… Geçti o dönem geçtiii!.. ARTIK mazbatayı Türk halkı veriyor, Chatham House’da vermiyorlar!. Bitti bu adamlar, tarihin çöplüğünde yerini aldı ve bunları bu HALK UNUTMAYACAK, gün gelecek bunların hepsi açıklanacak, gün gelecek AYRIK OTLARI açıklanacak.. TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNDE HERKES YERİNİ ALACAK…’’

Evet, meşhur başdanışman Yiğit böyle söylüyor, böyle fâşediyordu!.

İsmi gibi “yiğitçe” beyânâtlarıyla halkı düşünen Başdanışman, Erdoğan’ın geçmiş bağlantılarını ve düşünce kuruluşlarından katkı beklediklerini nedense  pek hatırlayamıyordu!

İşin acı tarafı ise, halkın vergileriyle küresel çetenin propagandasının yapılıyor olmasıdır. Para bizden düdük onlardan! Beyânâtlardan bir sene sonra ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve hükümet Chatham House’daydı. Kuruluş ayrıca yeni düşünecek kişileri de karşılamaya başlamıştı. Sıradaki misafirler Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu’ydu.

Ekrem İmamoğlu’nun Chatham House ziyaretine, Başdanışman Yiğit Bulut, sosyal medyadan şu paylaşımı yapacakdı:

‘’Chatham House’ın yeni GÜL’ü İmamoğlu olmuş!  Ne diyelim!  Ne David oğulları, Ne Güller, Ne Bebecanlar gördü o Chatham House!   Bir de bunu denesin!   Türk Milleti’nin gözünden kaçtı sananlara hayırlı işler!   BESLEMELER DEVRİ KAPANDI BU TOPRAKLARDA!’’

Evet, Bulut böyle  yazmıştı. Meğer  neler görmüş, neler denemiş, neler beslemiş İngilizin Chatham House’u!…

Anavatan Partisi (ANAP) Genel Başkanı İbrahim Çelebi de:

‘’Deniz Baykal İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu’nun ‘Bir Cumhuriyet projesi olduğunu söylüyorlar” diyor ve şunları da ilâve ediyordu: “Proje olduğuna ben de katılıyorum ama, bir Cumhuriyet projesi değil, bir ABDULLAH GÜL projesidir!” demişti. İmamoğlu’nun Londra’dan yapmış olduğu paylaşımdaki GÜL manzarası, kareye ayrı bir hava katmıştı.

İmamoğlu Londra ziyaretinde Belediye Başkanı Sadiq Khan görüştü. Bu hârika görüşme sonrasında, Ekrem Bey: ‘’İstanbul ve Londra, bundan sonra HİÇ OLMADIĞI KADAR yakın ve ortak akılla çalışacak’’ açıklamalarında bulundu… Her şey İngiliz’le beraber “çok güzel olacak!” demek istiyordu…

DEMOKRASİ MADALYASI

Her yıl dünyada sadece bir kişiye verilen Uluslararası Siyasi Danışmanlar Derneği’nin (IAPC) yunan tapınağı figürlü Demokrasi Madalyası, 2019’da İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verildi… İlki 1982 yılında düzenlenen ödül, 37 yıllık tarihinde ilk kez bir belediye başkanına gitti. Kendine, “dünyanın en demokrat belediye başkanı olma” hedefi koyan İmamoğlu, IAPC üyeleri tarafından demokrasiyi teşvik eden, demokratik düşüncenin yayılmasına katkı sağlayan, cesaretle demokratik değerlerin gelişimine katkıda bulunan kişi olarak nitelendirildi. Siyasi Danışmanların küresel birliği olan bu kuruluş, iki sene önce aynı madalyayı, beşer aklıyla sağlaması muhâl olan ve kendini boşuna yoran Kemal Kılıçdaroğlu’na, yaptığı ADÂLET Yürüyüşü sebebiyle vermişti…

Bir asırdır Batı medeniyeti içine alınan Türkiye, dostları tarafından devamlı mükâfatlandırılıyor; ve “Durmak yok, yola devam” takviyesiyle emin adımlar da atarak, “dostlarıyla aynı hedefe yürüyordu…”

YETER Kİ, AVRUPALI MÜTTEFİKLERİN GÖNLÜ HOŞ OLSUN!

Kimileri için ASRIN LİDERİ veya ÜMMETİN UMUDU olan zatın zamanında,

— Özelleştirilen kurumları küreselcilere bağlayıp, sonrasında mağdur olan işçiler ve çiftçiler…

—  Devlet Bahçeli’nin, 17-25 ERDOĞAN lakabını taktığı ve o tarihleri YOLSUZLUK VE RÜŞVET haftası olarak ilan ettiği, UZAYA DA çıksan peşindeyiz dediği operasyonlar…

—  15 Temmuz günü tankların yollara çıktığı, uçakların havalandığı zamanda bile demokrasiye sahip çıkmak için halkı meydanlara davet etmeler.. ve sonrasında, kurunun yanında yaşın da yandığı mağduriyetler…

—  Halktan, vergiden bile vergi alınırken bazı şirketlerin vergi borçlarının silinmesi ve usûlsüz ihâleler…

—  Kaşıkla verip kepçeyle alınan zamlar…

—  Süresiz nafaka ve genç evlilik mağdurları…

— Çin’in Uygur Türklerine uyguladığı zulümlere sessiz kalınması!..

—  Yanlışlarla dolu “Din Kültürü” kitaplarında, zihinleri ortak bir Din’e hazırlama çabaları…

—  İçki üretiminin desteklenmesi ve bununla övünülmesi…

—  AB mevzuatına uygun olarak d…z etinin, kasaplık et statüsüne alınması…

—  AB isteyince, “zina yasağının” kaldırılması…

—  Besmele ile kilise açılışları…

—  “Mescid-i Aksâ Müslümanlar’ın ve Hristiyanlar’ın ORTAK mâbedidir. Ayasofya’da da bizler bu adımı atacağız” deyip Ayasofya’yı hem müze, hem kilise ve hem câmi (!) hâlinde tutub “medeniyetler ittifakını=Dinler arası diyalog” hedefin varmayı sağlama çalışmaları(HATIRLATMA: Ayasofyanın tapusuna sâhib olan Fâtih Cennetmekân Hazretlerinin vakfiye şartları bugün hâlâ tatbikden pek uzak ve “vâkıfın şartı, ŞÂRİ’in NASSI gibidir” hakîkatı aslâ işlemiyorken; Ayasofya hareminde ikonaların mevcudiyeti ortada iken, UNESCO’nun orada söz sahibi oluşu bir vâkıa iken, kordonla çevrili kısmın kralın taç giyme mekanı olarak Müslümanın ibadetine ve ayak basmasına yasaklanmış bulunuyorken; irâde ve idârenin UNESCO ile beraber seküler bir politika ve sistemin elinde oluşu bir gerçek olarak karşımızda duruyorken.. v.s. gibi sebeplere dayanarak, AYASOFYA’nın  “CÂMİ-İ ŞERÎF” olarak açıldığına bizim inanmamız aslâ mümkin değildir!”)

— “Ben ve arkadaşlarım KESİNLİKLE dînî esaslara dayalı bir devlet şeklini düşünmüyoruz.” demeler…

— “İslâm’ın hükümlerinin GÜNCELLENMESİ vardır. Siz İslâm’ı 14-15 asır öncesi hükümleriyle kalkıp da BUGÜN UYGULAYAMAZSINIZ böyle bir şey yok.” diyerek güncellemeler…

— ‘’Eşcinsellere yasal güvence şart‘’ denilmesi…

 — Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi‘nin (AKPM) ilk Türk başkanı olarak tarihe geçen (Çin Güvenlikçisi) MEVLÜT ÇAVUŞOĞLU’nun döneminde (2010-2012), Avrupa Konseyi tarafından imzaya açılan İSTANBUL SÖZLEŞMESİ’NİN imzalanıp, yürürlüğe girmesi…

KOSTANTİNOPOLİS SÖZLEŞMESİ GİBİ…

Görünürde kadına yönelik ve aile içi şiddetin önlenmesini HEDEFLİYEN, fakat göründüğü gibi olmayan bu sözleşmeyi kısaca değerlendirecek olursak:

  • Sözleşmeye göre, insanın toplumsal bir varlık olduğu, bu yüzden hayata dair tüm bilgi ve kabullerimizin sonradan oluştuğu, böylece değiştirilebileceği savunulmaktadır. Cemiyetin insanlara yüklediği kimlikler, roller ve ahlaki kurallar değiştirilebileceği gibi, cinsiyetlere yüklediği rollerde değiştirilebilir… Yani bir kişi ister erkek, ister kadın veya cinsiyetsiz olarak kendini tarif edib savunabilmelidir…
  • “Toplumsal cinsiyet eşitliği” mefhumuna göre kadınlar ve erkekler arasındaki biyolojik farklılıklar yok sayılmaktadır. “Esasen toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda verdiğimiz mücadele, bir hak mücadelesinden öte, altını çizerek ifade ediyorum bir ölüm kalım mücadelesidir’’ diye cihana seslenen mücâhide Leydi ve Leylalarımız bile bulunabilmektedir…
  • Erkekle kadın birbirine aynı tavrı sergilendiğinde erkeğin yaptığı şiddet sayılacak, kadının ki sayılmayacak. Meselâ: Birbirlerine karşı seslerini yükseltmelerinde erkeğinki şiddet sayılacak, kadınınki sayılmayacak!
  • Her türlü “cinsel eğilim güvence altına” alınacak!. (Bu eğitim, yani talim ve tatbikatlar, nasıl, nerede ve kimlerin nezâretinde verilecek, bunlara henüz sarâhat getirilmese de, önümüzdeki bir-iki sene içinde bu da bir karara bağlanabilir…)
  • Bu sözleşmeye dayandırılarak çıkartılan 6284 numaralı kanuna göre kadının beyanı esas kabul edilecek ve mahkemede hiçbir delil sunmaksızın erkeğin ceza alması sağlanabilecek.
  • Hulâsa olarak, adı geçen sözleşme, ne Türkiye’de ve ne de dünyada, kadına müteveccih şiddeti engelleyemediği, tam tersine artmasına sebeb olmuşdur. Erkeği “günah keçisi” ilan ederek, namus mefhûmunun küçümsenmesini ve tarih boyunca kültürlerin, inançların, geleneklerin ortaya koyduğu tüm kâidelerin ve kabullerin ortadan kaldırılmasını hedeflenmektedir.
  • Bu tarz aile müessesesine karşı yapılan çalışmaların, küresel sermayenin önde gelenlerince tam desteklediğini görebilirsiniz.

BÜTÜN BUNLAR YAŞANIRKEN, neredesiniz kutlu dâvâ yolundakiler (!) mücâhid ve mücâhideler, damatlar,  holdingciler, ehl-i sünnet tâciri profesör ve profesyoneller, şeyh taslakları, müridik tiriter; neredesiniz ekranlara çıkıp sakız orucu bozar mı suâllerini büyük bir dindarlıkla (!) cevablama “kahramanlığındaki” boynu yularlı modern müctehidler; neredesiniz “seküler ve layık politikacılara” ülilemr diyerek itâât edilmesi farzdır (!) diyen sakallı-cübbeli-şalvarlı çok müttakî (!) ve rüyalarında havada uçan ve sular üzerinde yürüyen ve dünyalarında ekranlararası ve dişi sunucular huzurlarında “tayy-ı mekân” eyliyen hazret ve hazıritler; neredesiniz Fetih Sûresini okutturup, halka, binbir fırıldak mihrâkı sandığı tavaf kutsiyetiyle takdîs etdirenler; 600 tanrılı mekanlara nazar duaları okuyan, mozale önlerinde “ölümsüzlük karelerine” girerek başörtülerini bayraklaştıranlar; neredesiniz Ehl-i Sünnet geçinip idama mahkum müfessirlere ve hicrete mecbûr edilen şeyhülislam ve selâtîn-i Osmâniyyeye zehir-zıkkımlı  dillerini uzatan ve ehl-i tasavvuf geçinen kubur fareleri; neredesiniz minberlere çıkıp sâhibinin sesi olmanın dışında hakikatin zerresini anlatamayanlar; ve neredesiniz HAM YOBAZ VE KABA SOFTALAR?..

PATRON – PATRONİÇE

 

GÜLER SABANCI – DAVİD ROCKEFELLER

Hayatı ticaret ve sanayi alanında geçen bir kişi nasıl olur da DSÖ’nün “Sağlık ve Sürdürülebilir Gelişme Komisyonu’na” seçilir?

David Rockefeller tarafından kurulan Küresel Filantropi Ağı (The Global Philanthropists Circle-GPC)’na hulâsa, küresel hayırseverlik örümcek ağına, üye G. Sabancı üye değil mi? Ve Bill-Melinda Gates’in de aldığı, David Rockefeller Köprü Kurucu Liderlik Ödülü, Güler Sabancı’ya da verilmedi mi?.  O halde, DSÖ komisyonuna seçilmesini neden yadırgayalım???

Ne de olsa Güler Sabancı güvenilir bir isimdir. Kendisinin tıbbi bilgisi olması gerekmiyor.  Zaten DSÖ’de sadece sağlık müessesesi değil, bir diğer açılımı da “DSÖ=Dünya Sanayiciler Örgütü”dür!!!’’

DSÖ’nün Avrupa Bölgesi’nden Sorumlu Direktörü Dr. Hans Henri P. Kluge, şu korkutucu cümleyi kurmadı mı:

 “Amacımız Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları çerçevesince sağlığı siyasi önceliğin en önemli maddesi haline getirmek istiyoruz. Oluşturulan bu yeni Pan-Avrupa Komisyonu, farklı alanlarda uzmanlaşmış liderlerin, karar vericilerin, bilim insanlarının gelecekte sağlık sistemi ile ilgili sorunları tanımlayıp, formüle edip çözmek için çalışacaktır!”

 ABD’de ortaya çıkan, “Pizza Gate” skandalında pedofili, yani sübyancılık (çocuk istismarı/tecavüzü) suçunu işlediği iddiasıyla, ilgili küresel bir vak’ada adı geçen, ahlaktan yoksun Marina Abramovic’i, Güler Sabancı’nın İstanbul’da sergi açtırıp desteklemesine ne demeli!!!?… Günlerce sergi reklamının yapılmasına izin veren politik dini bütün çok muhteremlere ne demeli???…

Bir masa üstüne bıraktığı objelerle ‘bana istediğinizi yapabilirsiniz’ dediği ‘Rhythm-0‘ adlı performansının ardından üne kavuşan; ve daha nice anlatılamayacak rezillikleri olan, ahlakı apaçık ne derekede olduğu bilinenden ne beklenebilir?..

Sanat ve moda adı altında ahlakı bozmaya yönelik çalışmaların artık ipinin ucu kaçmış vaziyette. Bir örneği de, Ekrem İmamoğlu’nun görüştüğü, kendisine haç figürlü tişört hediye ettiği ve geleceğe dair planları hakkında konuştuğu, Dilara Fındıkoğlu’nda görülebilir!..

BİRLEŞİK KRALLIK MÜKEMMELİYET ÖNDERLİĞİ NİŞANI!

İngiliz, icad etdiği düzinelerce nişan ile, dünyanın açlarını yemleyib parmağında pek güzel döndürüyor!

Kraliçe II. Elizabeth, Birleşik Krallık ve Türkiye arasındaki İlişkilerin geliştirilmesinde gösterdiği aktif ve etkili katkılar nedeniyle Suzan Sabancı Dinçer’e Britanya İmparatorluğu Onursal Mükemmeliyet Önderliği nişanını takdim etti. Suzan Sabancı Dinçer:

 “Majesteleri Kraliçe II. Elizabeth’in ülkelerimiz arasındaki ilişkinin daha ileriye taşınması yolundaki gayretlerimi ödüle değer bulması benim için büyük bir onurdur.” dedi. Nişanı alanlar arasında Bill Gates ve Rahmi Koç’ta bulunmaktadır. Kraliçe katkı sağlayan herkesi eli boş göndermiyor… İhsanlar dağıtarak, herkesi 1919’lardaki “İngiliz Muhibleri Cemiyetinin” sanki birer a’zâsı yapıyor!

Sabancı Dinçer, Council on Foreign Relations (CFR) Küresel Danışmanlar Kurulu üyesidir. Ayrıca sekiz sene Chatham House Mütevelli Heyeti üyeliği yaparak, fikirlerini Lordlar ile paylaşmıştır…  Hatta Abdullah Gül’ün Chatham House ödülünün yolunu açan da kendisi olduğunu söylemektedir. Eşi Haluk Dinçer ile birlikte Bilderberg toplantılarında boy gösterdiği de herkesin ma’lûmudur…

İki Sabancı’yı ortada buluşturan nokta ise, Mütevelli Heyeti üyesi oldukları Üniversiteleri… Sabancı  Üniversitesi’nin Uluslararası Danışma Kurulu üyeliğini yapanlar arasında Kemal Derviş bulunmakta… Derviş, aynı zamanda Sabancı Üniversitesi bünyesinde faaliyet yürüten “İstanbul Politikalar Merkezi’nin’’ kıdemli danışmanı… İstanbul Politikalar Merkezi’nin direktörlüğünü yapan şahıs da Fuat Keyman’dır

Sabancı Üniversitesi ve İstanbul Politikalar Merkezi, 15 Temmuz darbe girişiminde rol alan eski CIA danışmanı Henri Barkey’in direktörlüğünü yaptığı “Wilson Center” ile iş birliği yaptığı müesseseler arasındadır. Henri Barkey Ortadoğu programının direktörlüğünü yürüttükten sonra CFR’ye geçiş yapmıştır. Güler Sabancı, George Soros’un Türkiye’de faaliyet yürütmesine en önemli desteği verenler arasındadır. Kemal Derviş’in, Sabancı Üniversitesi’nin stratejik ortağı olan George Soros’la arasındaki birliktelik Güler Sabancı’nın davetlisi olarak Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaretler dönemini kapsayan Milliyet Gazetesi’nde yer alan bir haber ile meydana çıkmıştı…

Habere göre Derviş, ABD Ankara Büyükelçisi Robert Pearson ile yemek yiyeceği için gittiği yerde otomobilinde randevu defterini açık bıraktığı fark edilmiş ve kameralar defterini görüntülemişti. Randevu defterine göre Derviş, ertesi gün Şimon Peres ile kahvaltı yapacak ardından da George Soros ile görüşecekti. Sonrasında Fethullah Gülen ile CIA arasında köprü vazifesi gören Kasım Gülek’in kızı DSP Milletvekili Tayyibe Gülek ile bir görüşme gerçekleştirecekti. Kasım Gülek’in cenaze namazını da Fethullah Gülen kıldırmıştı. Kimler kimlerle beraber yan yana geliyor, bunlar bilinmeden, kavanoz dipli dünyada yaşadığımızı zannedib gideceğiz!…

George Soros, 2002’de, Irak Savaşı‘nın başlamasından kısa süre önce Sabancı Üniversitesi‘ni ziyaret etmiş ve Türkiye’ye bakış açısını net bir biçimde ortaya koyarak şöyle demişdi: “Türkiye, stratejik konumu nedeniyle en iyi İHRACAT ÜRÜNÜ ORDUSUDUR.

 

 (Mâba’di var)

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir