<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>BAŞMUALLİM arşivleri - Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</title>
	<atom:link href="http://www.turkcesi.biz/category/basmuallim/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcesi.biz/category/basmuallim</link>
	<description>Hakkın ve Sabrın T&#252;rk&#231;esi imani, fikri, edebi, tarihi ve siyasi neşriyatdır...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 04 Jul 2024 10:05:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.4</generator>

<image>
	<url>http://www.turkcesi.biz/wp-content/uploads/2017/06/cropped-osmanli-armasi-site-ikonu-50x50.jpg</url>
	<title>BAŞMUALLİM arşivleri - Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</title>
	<link>http://www.turkcesi.biz/category/basmuallim</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Şeyh Said &#8211; Genç İsyanı</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bm-one-cikanlar/seyh-said-genc-isyani.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bm-one-cikanlar/seyh-said-genc-isyani.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[turkcesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Jun 2024 06:00:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Başmuallim-Öne Çıkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[din mazlumları]]></category>
		<category><![CDATA[emirü'l-mücahidin]]></category>
		<category><![CDATA[ingilizlerin adamı değildi]]></category>
		<category><![CDATA[Kürdistan]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Said]]></category>
		<category><![CDATA[Şeyh Said neden ısyana kalkışdı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=2331</guid>

					<description><![CDATA[<p>İslâm şehidi Şeyh Said Hazretlerinin şehâdetinin 94. yılı münâsebetiyle kendisine Allâh&#8217;dan rahmet niyâz ediyoruz&#8230; Şeyh Said &#8211; Genç İsyanı Merhûm Üstâd Necib Fazıl VAK’A VE İLK<span class="excerpt-hellip"> […]</span></p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bm-one-cikanlar/seyh-said-genc-isyani.html">Şeyh Said &#8211; Genç İsyanı</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h2 style="text-align: center;">İslâm şehidi Şeyh Said Hazretlerinin şehâdetinin 94. yılı münâsebetiyle kendisine Allâh&#8217;dan rahmet niyâz ediyoruz&#8230;</h2>
<h2 style="text-align: center;"></h2>
<h1 style="text-align: center;"><strong><u>Şeyh Said &#8211; Genç İsyanı </u></strong></h1>
<h3 style="text-align: right;"><span style="color: #cc0000;"><em><strong><u>Merhûm Üstâd Necib Fazıl </u></strong></em></span></h3>
<h4 style="text-align: center;">VAK’A VE İLK TEZ</h4>
<p style="text-align: justify;">Hareketine, devlete karşı silâhlı isyan süsü verilen ve böyle bir süs verilmesi için gerekli her şartı fazlasıyle misallendiren Şeyh Said ve etrafı, birer din mazlumu kabul edilebilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sualin cevabını, işin hikâyesi ve en mahrem noktalarına kadar belirtilmesinden sonra vermek üzere başımızı 52 yıl öncesine çevirelim ve o tarihten 13 yıl ötede Dersim hadisesiyle insan kanından kıpkızıl akacak olan Murat Suyu iklimlerine bir göz atalım…</p>
<p style="text-align: justify;">Sene 1925… Şubat ayının 13 üncü Cuma günü… Ergani çevresinin Piran köyü… «Piran» ismi nereden geliyor. «Pir» kelimesinin toplam adı olan bu söz, orada birtakım «pir» lerin, yâni mânevi şeyhlerin ve gönül olgunlarının vatan kurmuş olduklarına mı delâlettir, yoksa sadece ihtiyar adamlara mı işaret, yahut büsbütün ayrı bir kaynağa mı izafet?.. Bilmiyoruz. Herhalde manalı bir isim…</p>
<p style="text-align: justify;">Şişkin adaleleriyle masmavi bir gök altında kuvvet ve heybet timsali çepçevre dağlar… Ve bu dağ çemberinin sınırladığı vadi ortasında, tam da Doğu Anadolu’ya hâs şekil ve üslûbiyle Piran köyü… En yükseği iki katlı evler, toprak damlar ve yalçın taş bloklarından, sağır duvarlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet ilân edileli 16 ay geçmiş ve onun ikinci kış mevsiminde, Doğu Anadolu, her zaman olduğu gibi, küçücük bir çocuğu dev kadar gösterecek postlara bürünmeyi gerektiren bir soğuğa batmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">13 Şubat Cuma günü güneşin ilk ışıkları Piran köyünü halkalayan dağları yaldızlarken, uzaktan, kalabalık bir atlı kafilesinin köye doğru yol aldığı görüldü. Arap kanı karışık Uzun Yayla tipi atlar üzerinde, omuzlardan çaprazvâri atkılı ve kalın bel kemerli fişeklikleri, tüfekleri ve hançerleriyle tepeden tırnağa silâhlı ve yerli kılıklı 3-5 yüz süvari… Bir süvari alayına denk bir kuvvet… O da nesi?.. Bunlar hükümet kuvveti mi? Değil!.. Hükümete karşı harekete geçmiş bir kuvvet mi? O da değil!.. Ya?..</p>
<p style="text-align: justify;">Bunlar, Doğu illerinin oymak ve ağalarına mahsus maiyet topluluğudur, hükümet çapında kuvvetlerle dolaşıp gezmeleri an’aneleşmiş bir tabiîlik belirtmektedir ve damarlarına basılmadıkça son derece uysal ve körü körüne itaat seciyesindeki bu adamlar, işte, reislerinin peşinde, bir düğün vesilesiyle Piran yolunu tutmuşlardır. Reisleri, en önde, cins bir at üzerinde, Şeyh Said… Güzel yüzlü, derin gözlü, tatlı bakışlı, kuvvetli bir yapıya ve heybetli bir edaya sahip, yaşı 60, fakat görünüşü genç bir insan… Beyaz ve uzun bir sakalı, sünnete tam uygun kırkık bıyıkları var… Gözleri sürmeli ve sarığı sağ kenarından püskülvâri sarkık…</p>
<p style="text-align: justify;">Piran köyünde kardeşi Şeyh Abdürrahim’e bir düğün münasebetiyle yüzlerce davetlinin başında gelen Şeyh Said’i, çoluk, çocuk, genç, ihtiyar, bütün köy, kendisini atların ayağına atarcasına karşıladı. Zira bu insan, hususiyle Şark Anadolusunda tesiri pek büyük olan Nakşilik tarikatinin şeyhlerinden bilinmektedir ve aynı zamanda dini «otorite» ile karışık ağalık ve reislik makamının alemi olan «şeyh» sıfatı içinde, derinliğine bir mürşit olmaktan ziyade sığlığına bir güdücü rolündedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Hemen belirtelim ki, Şeyh Said’in şeyhliği eğer öbür türlü olsaydı, kendisini takip eden din yıkıcılıkları ve onbinlerce müslüman kanına mal olan ayaklanma meydana gelemezdi. Mukaddes sünnete dış çizgileriyle o kadar bağlı olan Şeyh Said, onun içine ait mânalardan birine, gerektiği şartlar bakımından erebilmiş değildi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Uyuyan fitneyi uyandırmayınız!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said, her hamle ve harekette iyi veya kötü ihtimal kutupları arasında tam ve çileli bir murakabe ve muhasebeyi emredici ve dâvaları kavramaktan âciz ve çok defa cahil, yarım yamalak davranışlardan sakınılmasını şart koşucu hadîsin sırrına uzaktı. Yoksa, mahut ayaklanmaya itilmiş olsa bile bu itilişe uymamayı pekâlâ becerebilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte, dikkate en ziyade lâyık ve bahsimizin sonunda tamamlayacağımız bir kıymet hükmü olarak bu ruh ve kalıbın sahibi Şeyh Said, Piran köylülerinin yüceltici tavırları arasından süzülerek kardeşi Şeyh Abdürrahim’in konağına iniyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Konağın büyük sofrasında ileri gelenlerden 100 kadar insan, dizüstü yere çökmüş, başköşede bağdaş kurmuş Şeyhi dinlemekte… Birçoklarının cuma namazından önce cami vaazı diye kaydettiği sözler, hakikatte, Piran ağası ve Şeyh Said’in kardeşi Abdürrahim’in evinde bir konuşmadan ibarettir ve o günkü rejim üzerinde Şeyhin bütün görüşünü çerçevelemektedir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Medreseler kapatıldı. Din ve Vakıflar Nazırlığı kaldırıldı. Din tedrisatı Maarife bağlandı. Gazetelerde birtakım dinsiz muharrirler Peygamber Efendimize dil uzatmaya cüret ediyorlar. Ben bugün, elimden gelse, bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Birçok kaynağın değişik kelime ve tâbirlerle belirttiği, fakat hepsinde mâna ve meali sabit sözler bunlardan ibarettir. Bu sözlerde ise, elinden bir şey gelmeyeceğini itiraf edici bir din bağlısının, henüz yeni başlayan ve asıl <strong>«ayaklanma»</strong> dedikleri hâdiseden sonra gemi azıya alacak olan rejim tavrına karşı şahıs küskünlüğünden başka bir şey, hele ayaklanmaya dair hiç bir işaret yoktur.. Belki de aksine, herkesi aynı küskünlüğe davet edici, fakat elden bir şey gelmeyeceğini hatırlatıcı ve şimdilik sabır ve katlanmaktan gayrı yol bulunmadığını gösterici bir mâna var… Herhalde plânlı bir ayaklanma hareketine karar vermiş ve onu hazırlamaya çıkmış bir adam, elden bir şey gelmeyeceğini söylemekle işe başlamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">İstiklâl Mahkemesi dosyalarına ayniyle bu şekilde geçmiş olan sözde Piran vaazının belirttiği bu inceliğe o taraftan veya bu taraftan şimdiye dek dikkat eden olmamıştır. Şeyh Said kardeşine ait konağın büyük sofasında toplanan ağalara, dine yapılan kötülükleri anlattıktan sonra:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;- Bu vaziyette artık ayaklanmanın ve karşı durmanın zamanı gelmiştir!&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gibilerden bir söz etmemiştir. Bu nokta riyazi bir hakikat belirtir ve Piran’dan başladığı kabul edilen hareketin önceden bir niyet ve maksada bağlı olmadığını ayân-beyan gösterir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Abdürrahim’in, iki kanatlı meşin bir perdeyle bölümlü sofasında bu konuşma süre dursun…</p>
<p style="text-align: justify;">Öğleye doğru, köye, jandarma kılıklı, küçük bir atlı grubu geliyor. 15 nefer ve iki zabit… Subaylardan üsteğmen olanı (öbürü teğmen) Şeyh Said’in karşısına çıkıyor ve kafilesinin içinde ağır suçlu birkaç mahkûm bulunduğunu, onları köylerinde arayıp bulamadıklarını, düğün münasebetiyle şeyhin davetlileri arasına katılıp buraya geldikleri haberi üzerine Piran yolunu tuttuklarını söylüyor ve mahkûmların adalete teslimi için, nüfuzu her tarafa yaygın, güçlü Şeyhten aracılık istiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hikâyeyi, aynen, Şeyh Said’in İstiklâl Mahkemesi huzurundaki ifadesinden dinleyelim:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Öğle vakti ismini bilmediğim bir mülâzım (teğmen) odaya geldi ve Mehmed oğlu Ahmed adında bir mahkûmun evine on kadar başka mahkûm sığındığını, bunların teslimi için tavassutta bulunmamı rica etti. Hemen mahkûmlara haber göndererek teslim olmalarını nasihat ettim. Fakat mahkûmlar «talâk-ı selâse: üçlü boşama» üzere ahdettikleri için teslim olmayacaklarını bildirdiler. Sonradan duyduğuma göre mahkûmlardan 8′i serbest bırakılmış, geriye kalan ikisi ise teslim olmamışlar. Bunun üzerine ikisi içeriden, sekizi de dışarıdan ateş açarak jandarmayı dağıtmışlar ve hepsi kaçmışlar.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Asıl büyük ayaklanışın hesabını verirken, bu küçük, fakat hakikatte vesile ve sebep mihrakı olarak pek büyük noktanın üzerinde fazla durmayan Şeyh Said’in ifadesini biz tamamlayalım; tamamlamadan evvel de, hadiseyi, Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı boyunca en kanlı istismarlara götürmüş olan «Milli Şef» lâkaplı İnönü’nün damadı Metin Toker’e ait «Şeyh Sait ve İsyanı» adlı kitapçıktan, başlangıç noktasının nasıl hikâye edildiğine dikkat edelim:</p>
<p style="text-align: justify;">“- Şeyh Sait, yanındaki eşkiyanın teslimi talebini ileten teğmene oldukça yumuşak davranırken durumu da el altından kolaçan ettirdi. Bahri’nin evi içindekiler, on değil, oniki kişiydiler. Aralarında Vartolu Nebi ve arkadaşları da vardı. Bunlar çok önceden suç işlemişler, hapse girmemek için dağa çıkmışlardı. Yahut, başka yerlere saklanmışlardı. Sonradan bazıları Şeyh Sait’in maiyetine katılmıştı. Dördü ağır hükümlüydü. Katilden aranıyorlardı. Jandarmanın asıl almak istediği bunlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">Jandarma komutanı Üsteğmen Hasan Hüsnü Efendiydi. Yanında Teğmen Mustafa Asım Efendi ve 15 kişilik bir müfreze bulunuyordu. Subaylar, aradıkları eşkıyanın köye gelip de Bahri’nin evine saklandığını öğrendiklerinde binayı sarmışlardı. Bu, Piran’ın çok evi gibi iki katlı bir basit yapıydı. O zamanki adıyla Çalan mahallesindeydi. Şimdi mahallenin adı Yeşilyurt olmuştur. Bahri’nin evi hâlâ durur. İki tarafına dükkân ve kahvehanelerin sıralandığı toprak caddeden sola dönüldüğünde dar bir sokağa girilir. Sokak, az ilerideki tepelere kadar uzanır. Bugün evin o sokağa bakan pencerelerinde patiska perdeler ve çiçek saksıları vardır.</p>
<p style="text-align: justify;">O unutulmaz 13 Şubat 1925 Cuma günü, ikindi vakti, jandarmalardan bir kısmı evin damına çıkmışlardı. Teğmenler kapının önünde dolaşıyorlardı. Arada bir içeridekilere «Teslim olun!» diye sesleniyorlardı. Fakat içerden küfürle mukabele ediliyordu. Halk civara birikmişti ve hadiseyi hem merakla hem de jandarmaya karşı düşmanca seyrediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Abdürrahim’in evinden Bahri’nin evine, gizlice haber uçuruldu. Teslim, bahis konusu değildi. Şeyh Sait, emrindeki bu iyi vurucu kimseler yakalandıktan sonra kendisinin tevkifine kalkışılmasından korkuyordu. Teğmenlere tekrar şu ricayı saldı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Biz onlarla beraber geldik, yoldaşız. Kendilerini şu ara bana bağışlayın ve ben buradayken bir şey yapmayın. Hele ben gideyim, sonra ne isterseniz yaparsınız.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ama jandarma da kuşlar bir kere kafese girmişken onları salıvermek niyetinde değildi. Şöyle bir anlaşmaya teğmenler rıza gösterdiler: Bahri’nin evindeki 12 kişiden sekizini bırakmaya hazırdılar. Fakat dört azılı katil mutlaka teslim olmalıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait bunu sağlayacakmış gibi bir tavır takındı. Eşkıyanın plânı şuydu: Sekiz kişi, evden serbest çıkacaklardı. Bunlar mahalleye bakan tepelere bir anda tırmanacaklardı. Zaten silâhlıydılar. Oradan jandarmaya ateş açacaklardı. Aynı zamanda, evde kalan dört kişi de bu ateşe katılacaktı. Şeyh Abdürrahim ve adamları da yetişecekler, onlar da ateş edeceklerdi. Zaten Şeyh, mavzeriyle sokaktaydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Plân aynen tatbik olundu. Jandarma üç yanından ateş yiyordu. Üsteğmen Hasan Hüsnü Efendi, müfrezesine geri emrini verdi. Bir ölü, iki yaralı bırakmıştı.”</p>
<p style="text-align: justify;">Hadiseye kayınbaba gözlüğünden bakan bu satırlar, her şeye rağmen, basit ve şahsi cinayet vak’alarının takibinden başka bir mâna ifade etmeyen bir işde Şeyh Said’e ait hiçbir sorumluluk ve onun devlete karşı isyan niyetinden hiçbir işaret bulunmadığını göstermeye yeter. Aksine, Şeyh Said tarafından işin tatlıya bağlanmasına çalışıldığını da gizleyemez.</p>
<p style="text-align: justify;">Halbuki asıl gerçek, ne Şeyh Said’in Mahkemede anlatmaya çalışıp da anlatamadığı, ne de birtakım devrimbaz kalemlerin anlatmaya çalıştıkları, fakat yine anlatmadıkları gibidir ve üstelik dikkatli bir göze en derin «acaba» şüphesini vermektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Başlangıç hadisesinin içyüzü, en titiz incelemelerimize göre şöyledir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- O taraflarda, Şeyh Said isimli, bâtınî irşad ve tasarruf ehliyeti son derece şüpheli, Nakşî Şeyhi olduğu iddiasında, daha ziyade muhitini sevk ve idare siyaseti ve satıh üstü güdüm dehâsı bakımından hünerli, koyun sürülerini yüzlerce çobanın otlattığı, çok zengin ve büyük nüfuzlu bir ağa vardır ve en büyük meziyeti olarak bu adam şeriat bağlılığında müstesna bir şiddet ve hiddet sahibidir. Fakat bu şiddet ve hiddetin kullanılacağı yeri ve dereceyi tâyin edebilme irfanından mahrum…</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İşte bu adam, Allah ve Resulüne bağlı her ferdin hak vermesini gerektirici bir ruh haleti içinde, sonrasını görmeksizin, daha 1925′in ilk basamaklarında olup bitenlerden üzgün ve rejime o zamandan küskündür. Fakat bu duygusunu asla içtimaî bir fiile çıkartmamakta, belki hiçbir gerçek kanun anlayışının suç biçemeyeceği tarzda ruhlara aşılamakla yetinmekte ve kötülüklere karşı elle, olamazsa dille, o da olamazsa kalble karşı durmayı emreden hadîsin ancak üçüncü basamağına yapışabilmekte, bazen de ikinci basamağa geçebilmektedir. Fakat bu ikinci basamakta da (Forum) dedikleri toplum meydanına sızabilmek imkânından mahrum bulunmakta ve sisli dağlar, buzlu ırmaklar arkasında, ancak tebeşir noktaları halinde basit insanlara hitap edebilmektedir. Bu düşünce tavrı ve tavır düşüncesi hiçbir demokrasi şekil ve nev’inde suç değildir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Geçelim hikâyeye:</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bu adam, çevresinde düğün davetlileri olarak 300-500 atlı, Pîran köyünde kardeşi Şeyh Abdürrahim’in köy şatosu denilecek konağına iniyor. Topluluk içinde kendisinin farkında olmadığı, Jandarma tarafından harıl harıl aranan birkaç adam öldürme mahkûmu vardır. Mahkûmlardan biri de o köydedir ve evinde öbürlerini beklemektedir. Jandarma vaziyeti öğrenip de Pîran’a bir baskın yapmaya gelince bunlar hep birden Pîran’lı mahkûmun evine çekilip siper alıyorlar. Jandarma kolunun başındaki subay gayet akıllı bir hareketle Şeyh Said’in karşısına çıkıyor ve mahkûmların kanuna teslimi için Şeyhin vasıta olmasını rica ediyor. Şeyhin karşılığı gayet ince, zarif ve anlayışlıdır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hoş geldiniz, safa geldiniz! İsteğinizde haklısınız! Şu var ki, biz şimdi bir dünya saadetini kutlama töreni içindeyiz. Bu vaziyette bize katılanları teslim olmaya zorlayamayız. Şu gördüğünüz silâhlı kalabalık da buna razı olmaz. Bir hadise çıkabilir. Buyurun, siz ve askerleriniz de bize misafir olun, hep beraber yiyip içelim, size izzet ve ikram gösterelim, siz de mahkûmları kollamakta devam edin; düğün bitip biz de buradan ayrılmaya ve kalabalık dağılmaya başlayınca onları alıp götürün! Hattâ o zaman mahkûmları elimle teslim etmenin çarelerini düşüneyim!&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Jandarma subayı bu haklı teklifi kabul etmiyor, mahkûmların sığındığı evi kuşatıyor ve neticesi malûm…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu güne değin hiç kimsenin duymadığı, bilmediği, merhum Van mebusu İbrahim Arvas’tan dinlediğim ve o muhitin birçok yaşlı adamına teyid ettirdiğim bu gerçek, işin bütün ruhunu ifşa edici ve başlı başına muhkem bir (tez) belirtici bir mahiyet arzeder ve bilmeyerek de olsa Şeyh Said’in isyana nasıl itildiğini açığa vurur.</p>
<h4 style="text-align: justify;">Şimdi en ince bir nokta:</h4>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said vak’a üzerine vilâyet merkezine bizzat gidip durumu izah edeceği ve hadisede hiçbir dürtüklemesi olmadığını göstereceği yerde artık işi bir olup bitti kabul ediyor, yüksek bir dağ tepesindeki köyüne çekiliyor ve üzerine hükümet kuvvetleri yüklenince, birden, beslediği ruh haleti yüzünden, kendisini karşı koyma ve isyana geçme hareketine mecbur ve memur sayıyor ve gümbürtü kopuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said isyanının tohum mânası bundan ibarettir ve ötesi hep bu mânayı geliştirici ve gerçekleştirici tecelliler…</p>
<p style="text-align: justify;">Pîran hadisesi üzerine, zaten derin bir şeriat kâbusu ve din korkusu yaşayan hükümette hiçbir dikkat ve anlayış tavrı peydahlanmadığı gibi, Şeyhde de bu dâvanın şartlarına ve doğuracağı neticelere dair herhangi bir basiret ve takdir gözü açılmamıştır. Elbette ki hükümette (hadise peşinden başa geçen inönü hükümeti) uhdesinden gelinmek şartiyle, din gayzını büsbütün alevlendirmek için bundan daha elverişli bir fırsat bulunmazdı; ve 1925 kışı ve ilkbaharını takip eden hadiseler 20 yıl boyunca, hep aynı hedefe, İslâmı kurtarmak hedefine yöneltilmek üzere bu isyan, aranıp da bulunmaz bir istismar dayanağı teşkil edecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Teşhisimizin doğruluğuna en keskin hüccet, bizzat Dâmad Beyin eserindeki itiraftır.</p>
<p style="text-align: justify;">«Milli Dâmad» tarafından yazılan kitabın, 5, 6 ve 7. nci sahifelerinden:</p>
<p style="text-align: justify;">“- Olay, Cumhuriyetin bir dönemeci almasının fırsatı yapılmıştır ve bu mahiyeti itibariyle, söylediğim «işaret noktaları»ndan birini teşkil eder.</p>
<p style="text-align: justify;">1925’ler, Atatürk Devrimleri olarak bilinen inkılâp hareketlerinin başladığı, fakat ilkel bir siyasî demokrasinin de tatbik olunduğu yıllardır. Küçük bir zaman parçası, 1925 Türkiye&#8217;sinde bunların ikisine birden devam olunamayacağını çok kimseye ispatlamıştır. Muhalefet ister istemez çok geniş bir muhafazakar kütleye dayanacaktı. İktidar ister istemez çok ufak bir «avantgarde» ile yetinecekti. Kudret sahibini oy tayin ettiği takdirde, muhafazakâr, en azından pek ılımlı devrimci Muhalefetin, iktidarı alacağı tabiiydi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ama 1925 Türkiye’sinde kudretin başka ölçüleri bulunuyordu. İktidarın başları, düşmanı denize dökmüş muzaffer ordunun muzaffer komutanlarıydı. Memlekete onlar hâkimdiler. Demokrasi ile Devrimler konusunda bir tercih yapmak durumuna geldiklerinde Devrimleri seçmişler ve Demokrasiyi, hiç olmazsa erteleme kararı vermişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait ve isyanı, onları bir tercihi yapmak durumuna getiren olaydır ve önemini buradan almaktadır.</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim, asıl üç büyük devrim, Medenî Kanun Devrimi, Kıyafet Devrimi ve Harf Devrimi Şeyh Sait İsyanından sonra yapılabilmiştir ve «Takrir-i Sükûn» Türkiye&#8217;si bunların ortamı olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan dolayıdır ki, Cumhuriyetin bu önemli (işaret taşı)nın, (Şeyh Sait ve İsyanı)nın bütün cepheleriyle bilinmesine, belki bugün, her zamankinden de fazla bir lüzum, hattâ zaruret olduğuna inanıyorum.»</p>
<p style="text-align: justify;">Metin Toker Ankara &#8211; 1968</p>
<p style="text-align: justify;">Biz, en sağlam metod olarak «Ulu Hakan Abdülhamid Han» isimli eserimizde de gösterdiğimiz gibi, savunduğumuz bir dâvanın övücülerinden ziyade yericilerinden kuvvet almak ve büyük usulcü (Sokrates)in (Sofist)lere yaptığı şekilde hasım düşünceleri kendi silâhiyle tepelemek yolundayız. Zira bilmekteyiz ki, yüce kudret, bunlara daima ters tarafından doğruyu söyletmekte ve gerçeği ağızlarından kaçırtmaktadır.</p>
<h4 style="text-align: justify;">ANKARADA HAVA</h4>
<p style="text-align: justify;">Vak’adan bir hafta sonra, ikinci Cumartesi sabahı, o zamanlar bir iki kulübecikten farksız, buna rağmen şehrin en haşmetli binası Ankara Garında bir kaynaşma… Tek-tük, birkaç kırmızı fes ve beyaz sarığın beneklediği, çoğu siyah, astragan kalpaklar denizi… Başta, yanlama giydiği, sağ ve sol uçları sivri, siyah astragan kalpaklı Devlet Reisi, keskinleme giyilen, ön ve arka uçları sivri, siyah astragan kalpağı altında İsmet Paşa bekleniyor. Sızlayıcı bir vicdan taşıdığını isyan hadisesinin ihtilâtları sırasında gösterecek olan Başvekil Ali Fethi Bey ve Kafadarları müstesna, bazı vekiller, yüksek memurlar ve birçok Meclis âzası orada… Fethi Bey yok; zira hadiseyi dikkatli ve ağır başlı bir plânda ele aldığı için aczine hükmedildiğini ve yerini almak üzere İstanbul&#8217;da tedavide bulunan İsmet Paşanın palas pandras Ankara&#8217;ya çağrıldığını biliyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Paşalar arası öpüşmeler, sarmaşmalar, dolaşmalar…</p>
<p style="text-align: justify;">Öğle ve akşam yemekleri Çankaya’da… Evvelâ, ikili, sonra Meclis Reisi Kâzım (Özalp) Paşa’nın katılmasiyle üçlü, derken Ali Fethi Beyin davetiyle dörtlü ve nihayet «Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi» Fevzi (Çakmak) Paşa da işin içinde, beşli toplanmalar ve karar:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Doğu Anadolu’nun yarısını aşan bir sahada Örfi idare ilânı, «Divan-ı Harb»ler kurulması ve ordu kuvvetiyle harekete geçilmesi… Hadise önceden hazırlıklı ve bütün Doğu Anadolu çapında şümullüdür, kısa zamanda topyekün memleketi sarmak istidadındadır ve karşısına en sert şiddetle dikilmeyi emretmektedir.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ali Fethi Bey ise bu görüşte değil:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hadise mahallîdir ve küçük bir saha içinde küçük bir imkân ele geçirilmiş olmasından öteye bir kıymet ve ehemmiyet belirtmemektedir. Onu büyütüp topyekün millete karşı bir hükümet yumruğu indirilmesine vesile diye kullanılmamalıdır. Dâva mahalli kuvvetler ve idarî siyaset incelikleriyle çözümlenebilir. İki taraftan da akacak kanın müslüman olduğu ve hak hangi tarafta olursa olsun böyle bir hareketin millete derin bir teessür aşılayacağı ve dış düşmanlara fırsat hazırlayacağı unutulmamalıdır.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Fakat hayır! Halk Fırkasının fikirsiz saldırganları, baştakiler, hattâ Fethi Bey hükümetinin bazı âzası, mutlaka tepeden inme ve silip süpürme, böylece en küçük İslâmî kıpırdanışın, vatanı Moskofa satmaktan beter bir hiyanet olduğunu milletin suratına çarpma taraflısı… Millet onlardır; ya onlar gibi düşünmeye, yahut ta kalbinden, kalbinin iman noktasından vurulup gebertilmeye ve arka üstü yatırılıp göğsünde bağdaş kurulmaya mahkûmdur. Heyhat ki, hiç kimsede Şeyh Said’in yanlışını, millet kalbindeki ebedi doğruyu söküp atmak yolunda bir istismar vesilesi yapma hakkı olmadığını hatırlayan ve hatırlatan yoktur. O fena yaptı diye dine fenalık etmek kudret ve selâhiyeti hiçbir fânide hayal edilemez, diye düşünen yok…</p>
<p style="text-align: justify;">Evet; Ankarada hava!.. Bu havayı elektrikleyici müessirlerin başında, zafer gününe dek tertemiz bir zemin üzerinde akan İstiklâl Savaşından sonra tutulmuş istikametler yüzünden rejime güvenlerini kaybetme mevkiindeki paşaların kurdukları «Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası»… Her biri Millî Şahlanma hareketinin gerçek kahramanı ve Türk vatanını 600 küsur yıllık bir geliş içinde tam paylaşılacağı zaman kurtarmanın halis idealistleri bu paşalar, kurdukları muhalefet partisiyle Türkün ruh köküne doğru yol ararken aynı kökü yaralama ve kurutma istikametindeki Halk Partisinin karşısına dikilmişler ve sırf bu sebeple Şeyh Said isyanını ve benzeri «gericilik» hareketlerini uzaktan beslemiş ve kışkırtmış olmak gibi bir suçlama altına alınmışlardır. Ne taraftan olursa olsun, içinde en küçük İslâm ve ahlâk kaygısı yaşatan mebuslar da öyle… Artık hak adına cesur naralar fışkırtıcı Birinci Büyük Millet Meclisinin havası silinip süpürülmüş olmakla beraber, hâlâ o havanın artıklarından bazı esintiler kaldığı görülüyor, meselâ muhaliflerden Erzurum mebusu Ziyaeddin Efendi, Şeyh Said davranışından önce ve hiçbir şeyden haberi olmadan, ahlâkî gidişi şiddetle kınıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kınayıcıyı kınarken içyüzünü ele verdiğinden gafil Metin Toker’den:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Şeyh Sait’in ayaklanmasından sadece iki hafta evvel, Ziyaeddin Efendi Meclis kürsüsüne çıkmış ve yeniliğin işret, dans, plaj sefasından başka şey ifade etmediğini söylemişti. Fuhuş artmıştı. Müslüman kadınlar edeplerini kaybetme yolundaydılar. Sarhoşluk himaye, hattâ teşvik olunuyordu. En önemlisi (hissiyatı diniye) rencide ediliyordu. Yeni rejim sadece ahlâksızlık getirmişti. Bunlar terakki kisvesi altında, Batılılaşma diye, medeniyetçilik adına yapılıyordu. Rezil bir idare memleketi çamurların içine sürüklemişti. Ziyaeddin Efendi bu nutkuyla Cumhuriyetin ahlâkî iflasını Türkiye’ye ilân etmişti.”</strong> (Şeyh Sait ve İsyanı &#8211; s.21)</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı İstanbul gazeteleri de, bir müddet sonra İstiklâl Mahkemesinde hesaba çekilmek üzere aynı tenkid istikamedinde sesler çıkarıyor, o muhteşem zaferden sonra yolun şaşırıldığını yazmaya kadar varıyor; ve ortada tek fikir çilesi ve tersinden de olsa bir ideolocya gayreti bulunmaksızın sadece kaba bir İslâm nefreti hissiyle, C.H.P. saldırganları, zehirli dişlerini Türkün ruh köküne geçirmek için başbaşa vermiş plânlar tertipliyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said ayaklanışı bütün vatana şâmil gösterilecek, hadiseye dış düşman tahrikleriyle alâkalı mânalar verilecek, kısmî seferberlik ilânına kadar gidilip bütün o havalide omuz üstünde baş ve taş üstünde taş bırakılmayacak; ortalık sindirilince de neler yapılacağı, ne devrimlere yol açılacağı görülecekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Öyle oldu; Mecliste:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Ben müslümanı müslümana kırdırmam!»</strong></p>
<p style="text-align: justify;">diyen Ali Fethi Beyi düşürdüler, ismetsiz İsmet Paşayı hükümetin başına geçirdiler ve -miskin teferruat esnaflığına ne lüzum var!- haydi büsbütün sıkılaştırılan, şimdiki adiyle sıkı yönetim, haydi kısmî seferberlik, haydi «Hiyanet-i Vataniye Kanunu»na ek, «dini alet ederek zihinleri karıştırma hareketine girişenlerin vatan haini sayılacaklarına» ait madde, haydi şu, haydi bu; ve peşinden meşhur «Takrir-i Sükûn Kanunu», huzur ve sükûnu sağlama ismi altında gık demeyi yasaklayıcı hükümler ve onun da arkasından İstiklâl Mahkemeleri ve vicdan törpüsü nice zulüm fermanları…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu havayı ve mânayı, güya benimseme edasiyle Milli Damad, farkında olmadan ne de güzel tespit ediyor:</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı kitap &#8211; S. 44:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Ankara’da, Meclisin, hem de Muhalefetin desteğiyle Fethi Bey Hükümetinin tedbirlerini kanunlaştırması havayı yatıştırmadı. CHP’nin radikalleri bu kadarla yetinecek insanlar değillerdi. İstedikleri, devrimleri rahatça tamamlayacak bir ortamdı. Bu ortamda ancak mezar sessizliği hâkim olacaktı. Hiç kimse yapılanları tartışmayacaktı. Yapılan sadece övülebilecekti. 1925 Türkiyesinde Gazi’nin, İsmet Paşanın ve onların etrafında yer almış «silâhendaz mebuslar»ın memlekete müsaade etmeye niyetli bulundukları hürriyet bundan ibaretti.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Şeyh Said, zakkum ağacını, niyeti onu kesmek de olsa bir kere sulamıştır ve artık 1945 yılına kadar bu ağaç meyva üstüne meyva verecektir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">BUYUK HARFLERLE KAYDETMENİN YERİ GELMİŞTİR Kİ, BASİT VE ZORLANMIŞ BİR İSYAN BAHANESİYLE KASDETTİĞİMİZ TÜRKÜN MÂNEVİ İSMETİNİ LEKELEMEYE KALKANLAR, «MİLLİ ŞEF» EMRİNDE HALK PARTİSİNİN ESKİ GÖZÜ DÖNMÜŞ SALDIRGANLARI VE FİKİRSİZ KUDUZLARIDIR; VE RUH PORTRELERİNİ RESMETTİĞİMİZ DE YALNIZ ONLARDIR.</p>
<h4 style="text-align: center;">HAREKET VE TEPKİLERİ</h4>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said’in hükümete, hükümetin de Şeyh Said’e karşı hareketini inceden inceye anlatmaya, kaydettiğimiz gibi, lüzum görmüyoruz. Biz sadece prensipler ve bu prensiplere teşhis zemini kuran hadiseler üzerindeyiz. İşin takip ettiği maddi seyre ve bu seyrin hikâye cephesine fazla kıymet veremeyiz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said, baş kaldırışının dördüncü haftası içinde Diyarbakır’ı kuşattı, o güne kadar taarruz imtiyazını ve teşebbüs üstünlüğünü elinde tuttu; ve daha önce Palu ve Elâzığ’ı zapt ve iki süvari alayını pusuya düşürerek esir etmiş bir fâtih edasiyle büründüğü <strong>«emîrü&#8217;l-mücâhidin: cihad edenlerin başbuğu»</strong> sıfatı içinde, kendisine merkez yapmak üzere gözlerini Diyarbakır’a dikti. Fakat hesapları yanlıştı; ve mutlak olan vecd ve imanının yanında bu imanı koruyucu fikir kıymeti ve tedbir dehâsından mahrumdu.</p>
<p style="text-align: justify;">Onun İngilizlerin adamı ve müstakil Kürtlük ideali peşinde olduğu şeni bir yalandır. Öyle olsaydı ilk başarılarının ardından cenup istikametinde sınıra doğru sarkar, Irak kürtleri ve İngilizlerle irtibat kurar; dâvasına, gerilerini ve yardım kaynaklarını sağlamış olarak bellibaşlı bir çevre içinde girişirdi. Bu vaziyette, Türk hükümetinin dine karşı tavrı da, kendi devletinin nizamını kurmak varken onu fazla alâkalandırmamak gerekirdi. O, dini zedelenmeye doğru giden bir Türk gibi hareket etti ve neticelerini hiç düşünmeden kendi öz hükümetini, Ankara’yı toslamaya davrandı. Bu davranışın sakameti yanında samimiyeti açıktır ve Şeyh Said’e Mahkemede vereceği cevaptan da anlaşılacağı gibi, Kürtlük gayreti ve İngilizlerle irtibat zilleti isnat etmek vicdansızlıktır. Birinci Dünya Harbi sonlarından başlayarak, Mütareke yılları ve İstiklâl Savaşı içinde, hem de kahraman edasiyle kimlerin İngilizlerle emel birliği halinde bulunduğunu Türk milletinin gerçek aydınlan bilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Vaziyeti, İtalya’da San Remo şehrinde dünyanın en çilekeş ve içine kapanık hayatını yaşayan Vahidüddin Hân ve etrafının uzaktan idare ettiği hakkında uydurdukları ve en hurda bir vesika ve karineye bile bağlayamadıkları roman da, yalanı yalandan istifa ettirecek kadar namussuzca… Hele, İstanbul’da, kendisini istikbalin müstakil Kürdistan emîri gördüğü ve bu hedef etrafında iş çevirdiği söylenen Seyyid Abdülkadir ile Şeyh Said arası münasebet iddiası büsbütün saçma…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktayı, Seyyid Abdülkadir’in İstiklâl Mahkemesi karşısında yeminler ederek ve Allah’ı şahit göstererek (kimi kimlere şahit gösterdiğinin farkında değil) verdiği, şaşkınlığı nispetinde masum ifade aydınlatmaya yeter.</p>
<p style="text-align: justify;">İsmet Paşa’nın başa geçirilmesi arefesinde Terakkiperver Cumhuriyet Partisi ifratçı bağlılarından Rüştü Paşa Meclis kürsüsüne çıkar ve şöyle haykırır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hadisede ecnebi parmağı olduğunu zannetmiyorum! Çünkü Genç ve Muş, memleketin ortasındadır. Ecnebilerle temas etmek maksadı olsaydı, âsiler hududa yakın yerlere, meselâ Zahoya çekilip orada, şimdiye kadar tek bir memurumuzun aralarına giremediği aşiretlerle birleşebilirlerdi.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İşte biraz evvelki görüşümüzün tam teyidi!..</p>
<p style="text-align: justify;">İsmet Paşa’nın hükümet başına geçmesiyle yerin dibine geçirilmesi ve diri diri gömülmesi mukadder görünen ilk muhalif paşaların fırkası, bundan fazla, hattâ Ali Fethi Bey ayarında bir ses çıkarmamış ve en yüksek tonunu Rüştü Paşa’da bulmuştur.İşte Dâmad Bey’den (S. 60) yeni bir nakil:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Rüştü Paşa’ya göre Şeyh Sait’in hiçbir önemi yoktu. Kuvveti, kendisine tâbi birkaç yüz atlı ile müritleriydi. Muhalefet sözcüsü âsi Şeyhi (Hınıs’ta ders okutan biri) olarak tanıtıyordu. Asıl, Cihan Harbinden doğan sefalet vardır ki, Hükümet onu yenmeye muvaffak olamamıştı. Hükümeti temsil eden valiler ve kaymakamlar gelişigüzel seçilerek gönderilmişlerdi ve ehliyetsizdiler. Bunlar aşiret reislerine hulûs çakmışlar, hep alttan almışlar, belki rüşvetlerini de yemişler ve onları şımartmışlardı. Eğer onlar adam olsalardı, birkaç çapulcunun giriştiği bu hareketi zamanında haber alırlar ve olaya meydan vermezlerdi.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ve bu satırlardan sonra olanca iddiasını çürütürcesine ve kitabının yırtılıp atılmasını telkin edercesine şöyle diyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Bu sözlerde gerçek payı çoktur.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, Himalâya boylu gerçeğin eteklerine yaklaşır gibi olduğu sezilen muhalefet partisi, kendi kendisini kapatmak emrini aldı. Fakat ne bu emri yerine getirdi, ne de direnişe geçebildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said Diyarbakır surları önünde çevrelenirken bir gece müzakeresinde alınan Meclis karariyle «Takrir-i Sükûn» ve «İstiklâl Mahkemeleri»ni yeniden kurma kanunları.. Artık Türkiye’de ne serbest seyahat, ne dernekleşme, ne kelâm ve dâvaları müdafaa hakkı, ne basın hürriyeti!.. Recep Peker İstanbul gazetelerini <strong>«her sabah milletin suratına fışkırtılan sar’alı ifrazat»</strong> diye vasıflandırmaktadır. Ve o anda Şeyh Said Diyarbakır’ın bütün kapılarını tutmuş ve gece yarısı saldırıya geçmek kararını vermiş durumda…</p>
<p style="text-align: justify;">Gece yarısı yerine, 7 Mart yatsı vakti başlayan taarruz muvaffak olamıyor: Diyarbakır’da Mürsel Paşa kumandasındaki askeri birlikler kaleyi şiddetle savunuyor, isyancılar üzerine top ateşi açıyor ve karanlıkta namlularından kıpkızıl alevler ve ejderha sesleri fışkırtan bu madde kuvveti, bir iki bin kişilik Şeyh Said kuvvetlerini fena halde yıldırıyor. Şeyh Said emrindekilere şafak vakti çekilme emrini veriyor; böyleyken sayıları her halde kendi kuvvetlerinden eksik olmayan ordu birlikleri tarafından takip edilemiyor; şuraya buraya çekilip, şuraya buraya saldırıp birtakım mevziî başarılarla teselli bulmaya bakıyor ve nihayet, hükümete bıraktığı zaman payının başına ne çorap öreceğinden gafil, seferberliği tamamlanmış 9. Kolordu’nun ağına düşüp yakalanıyor ve bu iş burada bitiyor.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bütün bu hadiselerin seyri de gösterir ki, Şeyh Said dış ve yabancı desteklerle alâkalı olmaksızın sırf kendi başına ve sadece inancı uğrunda hareket etmektedir. Fakat neticede müslümanlara ve müslümanlığa zarar verecek bir işi ve had üstü davranışlardaki musibeti takdirden âciz bulunmakta…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said ayaklanması tam 2. ay sonunda bastırılmış ve 14 &#8211; 15 Nisan 1925 gecesi, yolunu tayinden âciz ve İslâm davasının nasıl güdüleceğinden gafil Şeyh emrindeki, çoğu «şeyh» ve «ağa» lâkaplı elebaşılariyle teslim alınmıştır. Böylece hükümete, korkunç bir hınç içinde İslâmın ve İslamların tepesine çullanmak fırsatiyle birlikte en kolay bir zafer ve kuvvetine inanma tavrı hediye edilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık görülmemiş bir hırs ve nefsaniyet şahlanışı içinde bütün yurt sathına tırpan… Babıâli’nin bütün muharrir ve gazetecileri, Hüseyin Cahid’inden Zekeriya Sertel’ine kadar, sağ mı, sol mu, müslüman mı, İslâm düşmanı mı, aranmadan ve bakılmadan İstiklâl Mahkemesi (Engizisyon)cularının karşısında… Rejime köleliklerini ilân etmemiş ve bir şahsiyet muhafazasına çalışmış olmaları yeter. Ve öz eliyle canına kıyması kendisine kabul ettirilemeyen «Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası»nın, irtica yatağı olduğu isnadıyle, başları olan paşalar 1 yıl sonra «Suikast» hadisesi bahane edilerek hesaba çekilmek üzere kapatılışı… Şarktaki İkinci Mahkeme ise korkunç bir «biçer-döğer» makinesi, halinde buğday tarlasında hasada çıkmışçasına Şeyh Said ve adamlarına bir bardak su vermiş olanları bile sorgusuz sualsiz asmakta ve hadisenin arka planındaki zemin üzerinde kelle devşiriciliğine girişmiş bulunmakta… İtina ile muhafaza içinde saklanan ön plândakiler ise bu çerezlerden sonra midelere indirilmek üzere sofranın baş yemekleridir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’da rejim gazetesi «Hakimiyet-i Milliye» yaza dursun:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- İnkılâbımızı yaşatmak, istiklâlimizi muhafaza, haricinin tecavüzlerini karşılamak için kuvvetlenmek mecburiyetindeyiz. Gene unutmamalıyız ki siyasette merhamet yoktur. Kuvvet ve menfaat vardır. Ve nihayet, kuvvetin celbedeceği hürmet ve muhabbet vardır.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ve İsmet Paşa Meclis kürsüsünde kabara dursun:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Yeniden iktidara geldiğimiz zaman devletin kanun kuvvetinin vehn (bitiklik) ve zaafa uğradığı görülmüştü. Her şeyden evvel Cumhuriyetin kuvvetini göstermek lâzımdı, istiklâl Mahkemelerinin faaliyetleri bilhassa hayırlı ve feyizli olmuştur.»</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Artık mânevi kıtaller yolu açılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hesaba çekilme manzaraları, kendi gözlüğünden olsa da, istidatlı bir talebenin başarılı tahrir vazifesi halinde canlı tesbit edebilen Metin Toker’den okuyalım:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Mayıs&#8217;ın beşiydi. Akşam üstüydü. Saat dördü geçmişti. Bütün Diyarbakır sokağa dökülmüştü. Kadın, erkek, çoluk, çocuk… Şehrin büyükleri, Vali Mithat Bey, 3. Ordu Müfettişi Kâzım (İnanç) Paşa, Kolordu Komutanı Mürsel Paşa Hükümet konağının önündeydiler. Yanlarında İstiklâl Mahkemesi heyeti de vardı. Başkan Mazhar Müfit Bey ve arkadaşları… Kafileyi getiren kıta, kahraman 19. Alaya mensuptu. Askerlerin göğüslerinde, yolda halk tarafından takılmış çiçekler vardı. Tüfeklerinin ucuna da çiçekler geçirilmişti. (Ankara’nın taşına bak) marşını söylüyorlardı.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">En önden bir müfreze gidiyordu. Onun arkasında Şeyh Sait, Şeyh Şerif, Şeyh Sait’in damadı Şeyh Abdullah. Kasım Bey ve ötekiler bulunuyordu. Hepsi hayvanlara bindirilmişlerdi. Hepsi özel muhafaza altındaydılar. Sait bilhassa dikkati çekiyordu. Macerası sırasında daha bir incelmiş, güneş ve kardan yanmıştı. Fakat oldukça halsiz hali vardı. Yakalandıktan sonra midesinden rahatsızlanmış, yemek yiyememişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Asilerin arkasından bir piyade müfrezesi geliyordu. Kafileyi bir süvari müfrezesi tamamlıyordu. Halk askerleri heyecanla alkışlıyordu. Kıta Hükümet konağının önünde bir geçit resmi yaptı.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyhler ve arkadaşları İçkale kapısına götürülmüşlerdi. Orada atlarından indirildiler. Yaya olarak, kendilerini bekleyen erkânın huzuruna iletildiler. Bir heyecan dalgası etrafı kaplamıştı. Şeyhlere iyi muamele edildi. Mürsel Paşa Şeyh Sait’e sordu:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hoş geldiniz. Yolculuğunuz nasıl geçti? Yorulmadınız ya?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait şu cevabı verdi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Sefer zahmettir.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sonra Paşa ile Şeyh arasında şu konuşma cereyan etti:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hastalığınızı duydum. Şimdi nasılsınız?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hamdolsun, iyiceyim.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Yemek yemeğe başladınız mı?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hayır. Henüz ürküyorum.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- O halde tedavinize devam etsinler. Doktorlar bakıyorlar değil mi?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Evet. Allah hepsinden razı olsun…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Paşa yumuşak bir sesle kıta komutanına emir verdi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Götürün. İstirahat etsinler…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Başta Şeyh Sait, bütün âsiler, yargılanmalarının sonuna kadar kalacakları hapishaneye sevk edildiler.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait vakarını muhafaza etmişti.”</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said’in arkasından Şeyh Şemseddin ve adamları getiriliyor. Onda, Şeyh Said’in aksine, korku ve riyakarlık edası… Cumhuriyetçidir, Şeyh Said’in katline fetva vermiştir, o taraftaki bütün din âlimleri hükümete düşman oldukları halde, bir o, hükümetten yanadır. Eğer bu nakil ve aynı adam hakkındaki başka nakiller doğruysa Şeyh Said’in Şeyh Şemseddin’i hain kabul etmekte haksız olmayacağını her taraf teslim eder. Nitekim nakillerin sahibi de, ulvilik iddiasındaki bu sefil adamın iğrençliğini kabul etmektedir. Şeyh (!) Şemseddin, Ali Saip isimli İstiklâl Mahkemesi cellâdının, müritlerini dört ayak üzerinde gezdirmesinden kinaye:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hayvanlardan da müridin var mı?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sualine, sanki olabilirmiş gibi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hayır, yoktur!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Cevabını verecek ve:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Nakşîlik insan üstü insan olabilmenin terbiye ocağıdır ve hayvanların orada yeri yoktur!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Diyemiyecek kadar alçak ve bizzat tarikat nazarında mahkûmdur. Yazıklar olsun, böylelerine bakıp mahrem, masum ve münezzeh hakikatin ırzına geçenlere; din ve tarikatı, böylelerinin mânasına bağlayanlara!</p>
<p style="text-align: justify;">Kapatılmalarında bu türlü şeyhlerin âmil olduğu tekkeler mevzuunda en ince teşhisi, «Altun Silsile»nin 33 üncü kahramanı ve eserimizin son bahsi, Büyük Veli Es-seyyid Abdülhakîm Arvasi Hazretleri bildirmişlerdir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Tekkeleri hükümet kapatmadı, onlar kendilerini çoktan kapatmışlardı.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şu var ki, bu türlü tekkelerin kapatıcısı gerçek din tekkesi olmalıydı, küfür tekkesi değil… Duvarda başının üstünde <strong>«İstiklâl Mahkemesi yalnız Allah’tan korkar!»</strong> levhasını asan Mahkeme eğer Allah’tan korksaydı hakla bâtıl arasını ayırdedebilir ve bâtıllara hak diye bakıp aslında hakkı iptal etmekten gayri niyeti olmadığını belli etmezdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Müstakil Kürdistan kurmak emel ve gayreti iddiasiyle İstanbul’da yakalanıp Diyarbakır’a getirilen Seyyid Abdülkadir ve grubu önce sorguya çekilip asıldılar. Sabah rüzgâriyle, beyaz gömlekli cesetleri hafif hafif sallanan 8 kişi…</p>
<p style="text-align: justify;">Derken Şeyh Said’in muhakemesi…</p>
<p style="text-align: justify;">En sert bir dille savcı tarafından idamı istenen Şeyh Said müthiş bir tevekkül ve her şeye hazır bir vekâr görünüşü içinde ve suallere tek tek cevap vermekte…</p>
<p style="text-align: justify;">Hulâsa ve meal olarak:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;- Tahsiliniz?&#8221;</strong> sualine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Medrese okudum. Fıkıh, mantık, bedî, beyan vesaire…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Bu işi nasıl yaptınız?”</strong> sualine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Şeriat hükümleri tatbik edilmezse kıyam vacibtir.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Neticelerini düşünmediniz mi?”</strong> sualine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Şeriatımız uğrunda ölürsek dinsiz gitmeyiz.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Müslümanı müslümana kırdırmak caiz mi?”</strong> sualine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hazret-i Ali bağlılariyle Hazret-i Muaviye bağlıları da müslümandı.</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Ayaklanmanın başlangıç vesilesi nasıl oldu?”</strong> sualine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Pîran köyünde jandarma subayına “bu adamları tutmayınız, etraf silâhlı bir kalabalıkla çevrili, bir vuruşma çıkabilir, kalabalık dağılsın, o zaman teslim alın, ben de yardımcınız olurum.” dedim, fakat dinletemedim. Vuruşma kaçınılmaz oldu ve sonra benim üstüme yöneldi. Yoksa ben dâvamı sulh ve anlaşma yoliyle halledecektim. Kader böyle bir patlamayı oldu &#8211; bitti haline getirdi. Ben de sürüklendim.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Her şeyi kadere bağlıyorsunuz. Cüz’i iradeyi inkâr mı ediyorsunuz?”</strong> sualine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- İnkâr etmem! Her şeyi ihtiyarımla yaptığım besbelli… Eğer Pîran’daki patlama meydana gelmeseydi isteklerimi Ankara’ya yazılı olarak bildirecektim.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin eski idarelerde olduğu gibi bu isteklere baş eğebileceğini sanıyor muydunuz?”</strong> sualine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Kabul etmeyebilirdi. O zaman da ben hicret eder veya köyüme çekilip sessiz sedasız otururdum. Böyle bir hadiseyle mecbur hale gelmiş olmazdım.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Bunca müslüman kanının akmasına sebep oldunuz! Bu günahı düşünmediniz mi?”</strong> sualine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Evet, bunun günah olduğunu kabul ederim. Ne yapalım ki, bu yola girmeye cebredildik ve bu cebre mukavemet edemedik.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada Şeyh Said en mahrem din inceliklerinden birini nihayet anlamış ve bunu itiraf soyluluğunu göstermiş olmak makamındadır. Cevapları gayet keskin, tavrı gayet ağırbaşlı ve hali gayet pervasızdır. Hakkında da sözde Şeyh Şemseddin’e yöneltilen sahte şeyhlik ve nefsanî istismarcılık ithamlarından hiçbiri yoktur. İsyana önceden tertibatı olup olmadığı sualine sadece “hayır, yoktu!” diye karşılık veriyor, fazla düşünmeden İslâm vecdi ve iman kuvvetiyle ileriye atıldığını söylüyordu. Onu muhakkak ki, iman öfkesi çıldırtmıştı. Dâva üzerinde en emin ve işin iç kesimlerini belirten görüş budur.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Diyarbakır’ı düşürseydiniz ne yapacaktınız?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Orada tutunmaya bakacaktık. Ankara’ya yazacak, şeriat isteyecek ve anlaşma yolu arayacaktık. Biz Kürdistan değil, Allah için ayaklandık”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kendinize <strong>«emirü’l-mücahidin»</strong> ve peşinden <strong>«emirü’l-müminin»</strong> unvanını yakıştırmışsınız. Bu unvanların ikincisi sadece halifelere aittir. Buna nasıl yeltenebildiniz? Bunu bir yakınınızın yazdığı mektuptan öğreniyoruz.”</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Yazan küstahlık etmiş ve bana bu unvanları kendi kendisine yakıştırmış… Ben ikinci unvanı asla kullanmadım. Birincisinden de nefsim bakımından çabucak istikrah ettim ve «hâdim’ül-müminîn: müminlerin hizmet edicisi» sıfatını benimsedim.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sorguya mahkeme üyesi Ali Saip Bey devam etti. Şeyh Sait din hükümlerinin zedelendiğini ileri sürmüştü. Ali Saip Bey Bununla neyi kastettiğini sordu. Şeyh Sait dedi ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- İçki yasağı kaldırıldı. (İslâm’a kılıç çeken, İslâm değildir) hadîsinden haberiniz yok mu?</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ali Saip cevap verdi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hamdolsun, hepimiz müslümanız. Kuran okuyoruz. Zekât veriyoruz.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait önce direndi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Din ahkâmından hangisi var?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ali Saip Bey sertleşti:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- İslâm’da senden daha âlimi yok mudur?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Çoktur…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- O halde?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait yavaş bir sesle:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Aklımın kıtlığından”</strong> Dedi.</p>
<p style="text-align: justify;">Mahut kalemin çizdiği şu tablo Kur’an okuduğu ve zekât verdiğinden bahseden din cellâdı karşısında Şeyh Said’in ne metanetli, yerine göre istihzalı ve daima hâkim ve dâvasına sadık bir duruş ifade ettiğini göstermez mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan sonra sayıları 50′yi bulan öbür sanıklara geçiliyor. Bunlardan çoğu, kelleyi kurtarmak taktiğiyle Şeyh Said’i suçlama yoluna sapıyorlar ve Şeyhin maksat ve gayesi etrafında türlü lâflar ediyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Ne dersiniz?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hepsi yalan, iftira!. Canlarını kurtarmak için söylenen sözler…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Şeyh yalan söyler mi?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Eh, söyler ya… Allah bilir.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said, dinin kalmadığını hangi mebusun beyanından çıkardığı sualine Ziya Hoca’nın adını veriyor ve Ali Saip ona soruyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Bu beyandan memnun oldunuz mu?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Tabiî memnun oldum.«Aferin ona, keşke her mebus böyle olsa!» dedim.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Yani her mebus hoca mı olsun?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Müslüman olsun, kâfi!..”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Evet, iyi olurdu.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bizim dine aykırı yolda olduğumuzu nereden çıkarıyorsunuz? Şeyh Sait yavaş bir sesle ve tane tane cevap verdi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Her halinizden belli…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Netice:47 kişi hakkında idam, birkaç kişi için de beraat ve hapis kararı ile Mahkeme Reisinin son anda ölülere hitap edici (romantik), hınç dolu ve oh çekici nutku:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Müstakil Kürdistan gayesine yürüdünüz! Senelerce düşündüğünüz kıyamı yaptınız! Cumhuriyet ordusu sizi mahv ve perişan etti.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Bu halk sizlerin tasallutundan kurtarılmış olarak Cumhuriyetimizin feyizli yollarından ilerliyerek mesut ve müreffeh yaşayacaktır.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ve jandarmalara emir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Mahkûmları götürünüz!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Götürdüler ve 29 Haziran günü sabaha karşı meydan yerinde, neye memur olduklarını bilmeyen, üçer ayaklı, kafasız ve gövdesiz heyulalara benzer sehpaların yanına getirdiler. Bu defa Şeyh Said, idamlıklar dizisinin en önünde değil, orta yerindedir. İstiklâl Mahkemesi âzası, kumandanlar, memurlar ve kabarık bir halk yığını… Herkes panayıra koşarcasına, biraz sonra can verecek bedbahtları seyretmek için meydana üşüşmüş, memedeki çocuğunu kapıp sökün eden annelere kadar gelmeyen kalmamış ve ortalığı <strong>«eğlencelik!»</strong>, <strong>«buz gibi ayran!»</strong>, <strong>«karamela!»</strong> diye nâra atan satıcılar kaplamıştır. Bu ne hazin manzara!.. Aynı manzara kısa bir müddet sonra <strong>«Suikast»</strong> mahkûmları asılırken İzmir’de de meydana gelecek ve İttihatçıların Maliye Nazırı, tamamıyle suçsuz ve şöhretine kurban Cavid Bey, cellâdına şöyle diyecekti:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Kuzum, beni çabucak as da bu manzarayı görmeyeyim.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said’i en önde görmeyen büyük (engizitör) Ali Saip haykırıyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Said Efendi nerede?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gayet rahat, yumuşak ve ciğer delici bir ses yükseliyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Buradayım Saip Bey!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">O Ali Saip ki, geceleri hücresinde Şeyh Said’i ziyaret eder, onunla halleşir ve şöyle derdi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Mahkemede her şeyi doğru söylersen seni kurtarırım! Sürgün cezasıyla kurtulursun. Seninle Hınıs’ta kuzu yeriz!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said, üç ayaklı hayûlaların fonu önünde ve alaca karanlıkta yanlamasına iki köşesi sivri astragan kalpağıyle seçtiği Ali Saip cellâdına -cellâtlardan af dilerim!- diyor ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hani doğruyu söylersem beni kurtaracaktın!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ali Saip, bir ölüm mahkûmu karşısında o güne dek hiçbir kalpsizin takınamadığı şu alay tavrına bürünüyor:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Ne yapalım Sait Efendi, seninle Hınıs’ta kuzu yiyemeyeceğiz!.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sait mahzun, serzenişine devam etti:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Ben doğruyu söyledim. Cezamı hafifletmeliydin!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ali Saip Bey takıldı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Şeyh Efendi, bundan daha hafif ceza olur mu?” İdam yolunda bu, katı bir istihza idi. Sait acı bir gülüşle mukabele etti:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Bundan daha ağırını söyle bakalım, Saip Bey!</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Başını salladı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Artık kuzu filân kalmadı. </strong><strong>Ne olurdu, Edirne’de 101 sene verseydin.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Pazarlığın bir şartının bu olduğu belliydi.</p>
<p style="text-align: justify;">(Şeyh Sait ve İsyanı-s. 134)</p>
<p style="text-align: justify;">Metin Toker’in tespitlerine göre, o farkında olmasa da bir idam meydanında değil, hokkabazlar panayırındayız. Postunu yüzmek üzere bulunanların iğrenç yılışıklığına karşı, asalet, metanet ve haysiyet yalınız Şeyhte…</p>
<p style="text-align: justify;">Sait durdu ve Ali Saip Bey’e hitaben dedi ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Seni severim. Ama rûz-i mahşerde seninle muhakeme olacağız!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Saip Bey şu cevabı verdi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- O gün, babasız bıraktığın masum çocuklar, hânumanlarını söndürdüğün biçârelerle muhakeme edileceksin!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait mırıldandı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Boynuzsuz keçinin âhını boynuzludan alırlar…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mahkemenin diğer üyesi Müfit Bey sordu:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Sait Efendi, beni mi daha çok seversin, Saip’i mi?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait ikisini şöyle bir süzdü. Gülümsedi.</p>
<p style="text-align: justify;">(Aynı kitap, aynı sahife)</p>
<p style="text-align: justify;">Eski Roma cenaze alaylarındaki tediyeli sahte ağlayıcılar gibi, meydanı, adalete (!) yalancıktan alkış tutanlar doldurmuştu. Tıpkı Yassıada muhakemelerinde görüleceği üzere…</p>
<p style="text-align: justify;">Bakınız:</p>
<p style="text-align: justify;">“- Teker teker sehpaya çekiyorlardı. Fakat halk, şeyhleri bizzat asmak istiyor, kimi kim asacak diye kavgalar çıkıyordu. Bütün bölgeyi aylarca dehşet içinde bırakmış olan âsilere karşı hınç ve kin o kadar büyüktü. Her bir asılanı halk hararetle alkışlıyordu. Bilhassa subay eşleri ve kızları ateşli, heyecanlıydılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Eşlerinin, babalarının hayatlarıyle oynamış bulunanlar, işte, cezalarını çekiyorlardı. Şehitlerin aileleri de oradaydılar. Gözleri yaşlı, fakat Cumhuriyet kanunlarının intikamlarını aldığından dolayı memnundular.</p>
<p style="text-align: justify;">Yirmi sehpa doldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Diyarbakır Valisi Mithat Bey Şeyh Sait’e sordu:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Türklerin en büyük düşmanı kimdir?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait cevap verdi:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- İngilizler…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Eee?..”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait başını salladı.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8211; Ahmet Zihni Bey’in Fütuhat-ı İslâmiye’sinde yazılıdır. Mehdinin hurucunda (çıkışında) Türkler 300 bin asker vereceklerdir. Demek ki, Türkler kıyamete kadar İslâmiyeti koruyacaklardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Mürsel Paşa sordu:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Din kalktı diyorsun. Namazını kılmıyor muydun? Camilerde ezan okunmuyor muydu?”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Sait, ibadetine kimsenin karışmadığını itiraf etti. Evet, namazını her isteyen kılabiliyordu ve camilerde ezan okunuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Başını eğdi. Bir süre öyle kaldı. Sonra, kendi kendine mırıldandı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Fena yaptık. Bundan sonra iyi olur inşaallah!&#8230;”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İdam sırası Şeyh Said&#8217;e gelmişti. Gömleği giydirdiler. Sesini çıkarmadı. Mütevekkil bir hali vardı. Sehpaya doğru sâkin ilerledi. Bir dua okuyordu. Sandalyenin üstüne çıkarıldı. İlmik boğazına geçirildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir tekme.</p>
<p style="text-align: justify;">kadınlar haykırdılar:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;- Kahrol!&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Kahrolmuştu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kahrolmuştu ve hiçbir şey olmamıştı. Halbuki, Diyarbakır&#8217;ın yarısı o gece evinde değil, dışarıda yatıyordu. Bir efsane şehirde dolaştırılmıştı: Şeyh Sait asılırken zelzele olacaktı. İdam sahasındaki halkın içinden bir alkış daha koptu. Bir kadın bağırdı:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;- Hani alçağın kerameti! İpi bile kopmadı.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bu tüyler ürpertici, vicdân yakıcı dil, Dâma Beyindir ve kitabın 135&#8217;inci sahifesine kadar &#8220;altuncuklarım, altuncuklarım!&#8221; diye sayıklatan bu Bey, İstiklâl Mahkemesi âzasının Doğudan kaç torba altunla döneceğini hesaba katmıyor muydu?</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi, eski Van mebusu merhum İbrahim Arvas&#8217;ın &#8220;Tarihî Hakikatler&#8221; isimli hatıralarına (s. 37-38-39) bakalım:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;- Bu işin neticesi ve kötülüğü safha safha meydana çıkıyordu. Şark mebuslarından İsmet Paşa&#8217;ya itimat edenlerle etmeyenler ve korkudan kaçıp da reye iştirak etmeyenler ve kaçıp da rey vermeyenler dahil, hepsinin bütün akraba ve taallukatını kâmilen nefy ve teb&#8217;id ettiler. İftira, tezvir ve tasnî kampanyasının makinaları şiddetle çalıştırılıyor; dünyada görülmedik kötülükler ve fenalıklar isnad ediliyor ve hakikatmış gibi mevki-i muameleye konulup cezalandırılıyordu. Hele İstiklâl Mahkemesinde Elâziz&#8217;de kelle müzâyedesi yapılıyordu. Beş yüz altına bir kelle alınıp satılıyordu. Jurnali hazırlayan serkomiser ile Ali Saib&#8217;in çete arkadaşı Aşkitanlı Paşonun da fazla olarak elli altunu vardı. Bu suretle Şark İstiklâl Mahkemesi Reisliğinden Ankara&#8217;ya dönen Ali Saib Bey altmış bin altunla geldi. Ve netice olarak Şark vilâyetlerinde kulplu ve kulpsuz altunun kökü kesildi.</p>
<p style="text-align: justify;">Şark İstiklâl Mahkemesi müddeiumumisi Süreyya Örgeevren ise Büyükada&#8217;da merhum bir müşirin fevkalâde ziynetli ve muhteşem köşkünü satın aldığında Ata1türk kendisini çağırtmış, Riyaset-i Cumhur muhasebesinden de iki memur istemiş; Süreyya Örgeevren&#8217;in gerek mebusluktan ve gerekse İstiklâl Mahkemesi müddeiumumiliğinden almış olduğu tahsisatını hesab ettirmiş; bütün aldığı tahsisat; harcırah da dahil, köşkün alım fiatına tekabül etmemiştir. Ve Atatürk Süreyya&#8217;ya hitaben</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;- Siz benim şerefimle oynadınız, çaldınız, çırptınız; utanmaz herif!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">diyerek kovmuş ve bir tokat da aşketmiş&#8230; Müddeiumuminin birkaç cümle ile şarklılar aleyhindeki zulmü ile kin ve adavetini gösterir misaller arz edeyim: Ne kadar baba oğul mahkûm varsa evvelâ babanın gözü önünde oğlunu astırır, sonra babayı asardı. Bu hususta babanın feryad ve figanları zerre kadar katı kalbine tesir etmezdi. Şark İstiklâl Mahkemesi reis ve âzalarının hepsi belâlarını buldular. Ve her biri ayrı bir dert ve ıstıraba müptelâ oldu.&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Ve Doğudan Batıya doğru, sel halinde korkunç bir sürgün&#8230; Sanki arkalarından Moskof geliyormuş gibi bir itiş, kakış:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Merhum ağabeyim Abdullah Bey ve amcazadem Van müftüsü Şeyh Masum Efendi, Erzurum Kongresi zamanında Rumeli Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyetine girmiş ve Van vilâyeti heyet-i temsiliye âzasında bulunmuşlardı. Böyle olduğu halde Masum Efendi ile dört kardeşi ve iki oğlu ve ağabeyim Abdullah Bey Van&#8217;dan sürülen ilk kafilenin içinde idiler.&#8221;</p>
<p style="text-align: center;"><strong>KIYMET HÜKMÜ</strong></p>
<p style="text-align: justify;">İşte, eserimize başlarken sonunda vereceğimizi kaydettiğimiz kıymet hükmünün yeri!.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said bir din mazlumu mudur?</p>
<p style="text-align: justify;">İçimiz onun macerası ve bu macera münasebetiyle ortaya döktüğümüz kirlilik, küçüklük ve zulüm püskürtüleri yüzünden öylesine bunalmış, bulanmış ve burkulmuş bulunuyor ki, artık fazla fikir hamaratlıklarına hacet görmüyor ve uzun tahlilimizi şu kısa terkip noktasında perçinliyoruz:</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyh Said zorla itilmiş olmasına rağmen din hikmetleri bakımından pekâlâ mukavemet edebileceği ve mukavemet etmekle mükellef bulunduğu hâdiselerin tek sorumlusu olmakla beraber, bilmeyerek uyandırdığı ve artık hep uyanık kalmasına sebep olduğu ejderhanın yine bizzat mazlumudur. O, kendisine düşen zulüm payının kefaretini ödedi; ya ödemelerine imkân olmayanların hâli ne olsa gerek?&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><em>[Son Devrin Din Mazlumları / Sahîfe: 37-69/ Necip Fazıl Kısakürek]</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&amp;linkname=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbm-one-cikanlar%2Fseyh-said-genc-isyani.html&#038;title=%C5%9Eeyh%20Said%20%E2%80%93%20Gen%C3%A7%20%C4%B0syan%C4%B1" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bm-one-cikanlar/seyh-said-genc-isyani.html" data-a2a-title="Şeyh Said – Genç İsyanı"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bm-one-cikanlar/seyh-said-genc-isyani.html">Şeyh Said &#8211; Genç İsyanı</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bm-one-cikanlar/seyh-said-genc-isyani.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Ay İştahlara Paydos</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bir-ay-istahlara-paydos.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bir-ay-istahlara-paydos.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[turkcesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Mar 2024 07:00:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[09 - Ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[bir ay iştahlara paydos]]></category>
		<category><![CDATA[İman ve İslam Atlası]]></category>
		<category><![CDATA[orucun mekruhları]]></category>
		<category><![CDATA[orucun şekli]]></category>
		<category><![CDATA[orucun sünnetleri]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan ve Oruç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=629</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazanda, güneşin doğmaya hazırlanmasiyla başı arasında, en uzun günlerde ortalama 18, en kısa günlerde 10 saat, sırf Allah için vücuda</p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bir-ay-istahlara-paydos.html">Bir Ay İştahlara Paydos</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">BİR AY İŞTAHLARA PAYDOS</span></h1>
<p>&nbsp;</p>
<h4 style="text-align: justify;"><em>Necip Fazıl Kısakürek&#8217;in &#8216;İman ve İslam Atlası&#8217; isimli eserinden Ramazan ve Oruc&#8217;a dair öğrenilmesi ve mutlaka okunması gereken bilgileri sizlerle de paylaşıyoruz&#8230;</em></h4>
<p>&nbsp;</p>
<h3 style="text-align: right;"><span style="color: #cc0000;"><em><span style="text-decoration: underline;">Merhûm Üstâd Necib Fazıl</span></em></span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazanda, güneşin doğmaya hazırlanmasiyla başı arasında, en uzun günlerde ortalama 18, en kısa günlerde 10 saat, sırf Allah için vücuda ağızdan veya herhangi bir yerden hiçbir madde almak, cinsî temasta bulunmamak ve bütün maddî iştihalardan kaçınma rejimi…</p>
<div id="basbolum">
<div id="header" class="clearfix">
<div id="singlesayfahaber">
<div class="ortabolum">
<div id="post-thumbnail">
<div style="text-align: justify;">
<p>● İster gıda, ister deva, dışarıdan giriş kapıları kapanacak ve yalnız iki mevzuda içeriden çıkış yolu da engellenecektir. İşte muayyen bir ayın muayyen müddetli günlerinde riayet edilecek bu rejimin adı şeriat dilinde “Savm” veya “Siyam”, Türkçede de oruç…</p>
<p>● Şartları da her ibadet şeklinde olduğu üzere İslâm, büluğ ve akıl…</p>
<p>● Oruç bozmayan çeşitlerine kadar bütün iştihalara bir ay paydos…</p>
<p>● Bayram günü eğlence yerinde kaynaşan, hora tepen kalabalıkları yanındakine gösterip “gel seninle bir köşeye çekilip orucun hıncını çıkarmak istercesine eğlenen bu insanların haline ağlayalım; bak, içlerinde ibadetim kabûl edildi mi diye kaygılanan tek kişi var mı ?” diyen velinin anladığı mânada iştihalara paydos !..</p>
<p><strong>     ŞEKİL</strong></p>
<p>● Orucun asıl mümtazlığı şu noktadır ki, bütün ibadetler, yapıldığı zaman, yapılışıyle meydana çıkar da, oruç, bozuluşiyle belli olur. Oruçlular arasında onlar gibi hiçbir şey yemeyen ve içmeyen birinin, oruçlu olup olmadığını anlayamazsınız. Fakat alenen paketini açıp sigarasını tellendirince oruçsuz olduğunu görürsünüz. Bu bakımdan oruç, fiiliyle değil, ancak fiiline ihanetle ve Allah ile kul arasında kalır. Ne mânalı bir haya ve hicab imtihanı ! Ve cezası ne müthiş !..</p>
<p>● Şartları içinde niyet başta… Özürleri içinde de hayz ve nifas hali, hastalık ve yolculuk… Hastalıkta ve yolculukta tâkati olan ve dileyen tutabilir de, malûm vaziyetteki kadın tutamaz.</p>
<p>● Orucun farz, vacip ve sünnet üç şekli var… Haram ve kerahet belirtici şekilleri de… Haramlığı senede beş gün… Ramazan bayramında ilk ve kurbanda dört gün… ” Namaz ” faslında gösterdik… Şimdi farz, vacip, nafile ve mekruh üzerinde duracağız.</p>
<p>● Ramazan orucu, eda ve kazada farz…. Keffaret oruçları da farz… Nezir orucu vacip… Nezredilen itikâf orucu da… Gerisi sünnet ve nafile…</p>
<p><strong>   BİLGİ</strong></p>
<p>● Hicretin ikinci yılı farz kılındı. Kâinatın Efendisi Medine’ye bağlı 11 yıllık hayatlarında 9 ramazan idrak ettiler ve bunların dördünde 29, beşinde de 30 gün hesabiyle oruç tuttular…</p>
<p><strong>     CEZA</strong></p>
<p>● Tutlamayan orucun kazası güne gün, kasıt ile bozulanın da 1 güne aralıksız 60 gün… Yahut 60 fakiri sabah – akşam doyurmak… Keffaret mecburiyeti…</p>
<p><strong>  BOZMAZ</strong></p>
<p>● Unutularak oruç bozucu fiillerden birini işlemek, yemek, içmek, orucu bozmaz. Hatırlayınca kendine gelmek, ağızdakini tükürmek ve oruca devam etmek icab eder…</p>
<p>● İnzal olmaksızın öpmek…</p>
<p>● Uykuda ihtilâm olmak…</p>
<p>● Cünüplük… (Elde olmayan)</p>
<p>● Ağız içi balgamı yutmak, burun akıntısını boğaza çekmek…</p>
<p>● Kulağa su kaçırmak…</p>
<p>● İstenmeden boğaza toz veya duman girmesi…</p>
<p>● Boğaza sinek kaçması…</p>
<p>● Ağızda kalan lezzetlerin tükürükle yutulması…</p>
<p>● Dişlerde kalan yemek artıklarını nohut tanesine varmayacak kadarını yutmak…</p>
<p>● Dışarıdan susam tanesi kadar bir maddeyi, lezzeti olmak şartiyle çiğnemek…</p>
<p>● Dıştan ilaç sürünmek, vücuda akıtmak…</p>
<p>● Bıyık ve sakal yağlamak…</p>
<p>● İstemeden kayyetmek… Ağız dolusu olmadan… (kayyetmek = kusmak)</p>
<p>● Gelen gayyin kısmen ve cüz’î, geri gitmesi…</p>
<p>● Ağıza parmak sokup az miktarda kayy getirmek…</p>
<p>● Hacamat olmak…</p>
<p>● Bozmayı düşünmek…</p>
<p>● Günah işlemek…</p>
<p><strong>     BOZAR</strong></p>
<p>● Yenilen ve içilen her şey…</p>
<p>● İçe çekilen duman… Hususiyle sigara dumanı…</p>
<p>● Burna çekilen her şey… İlaç ve enfiye…</p>
<p>● Madenî veya nebatî, ne olursa olsun, bir şey yutmak…</p>
<p>● Kulağa yağ damlatmak…</p>
<p>● Dışarıdan boya vesaire gibi bir karışım olan tükürüğü yutmak…</p>
<p>● Yağmur, dolu ve kar yutmak…</p>
<p>● Ağız ve burun yıkarken suyu boğaza ve genze kaçırmak…</p>
<p>● Ağız dolusu gaseyan…</p>
<p>● Zaman hesabından yanılarak oruç bozucu bir fiilde bulunmak.</p>
<p>●  Kadın veya erkekte edep yerlerine bez cinsinden de olsa dışarıdan bir şey tıkamak…</p>
<p>● Niyetlinin mazur ve mecbur olarak orucunu bozacağı bu ve benzerleri fiillerde kaza, güne gün olduğu halde, bile bile bozanlara keffaret icab eder; unutma hallerindeyse oruç bozulmamışken bozuldu sanıp yemekte devam ederlerse o günün kazasından başka bir borç altına girmezler…</p>
<p>● Uykuda bir insanın ağzına bir şey koymak veya damlatmak ve yine uykuda veya baygın bir kadınla cinsi temas, oruç bozucu olmak mahiyetini değiştirmez ve fiilden sonra farkına varanın kazasını gerektirir. Fail ve farkında olan, günahtadır.</p>
<p><strong>MEKRUHLAR</strong></p>
<p>● Başından beri kaydettiğimiz üzere, bir vazifeyi kendi oldurucu şartları içinde belleyip, bozucu şartları, yani (antitez)leri üzerinde fazla kurcalayıcı olmamak ve onları hesaplamaktan müstağni kalmak yegâne yol… Körün nelere bakıp nelere bakamayacağı üzerinde öğüt almaya ihtiyacı yoktur. İslâmda vazife aşkı ise o vazifeyi zayıflatıcı her şeye karşı kör olmak gibidir. Hangi müslüman, kendisini oruçsuz da olsa, uyuyan veya baygın yatan zevcesiyle fiilen temas edebilir ki, böyle bir iş vukuunda hükmün ne olacağını merak etsin ?.. Böyleyken, ihtimaller ve imkânlar âlemi, şeriate her şeyi hesap etmek zorunu yüklüyor ve fıkıh ilmi, mikroplarla uğraşan bir (bakteriyolog) misali, kendi (tez)inin yanında bütün (antitez)leri toplamak ve göstermek borcu altında kalıyor. Bu kaydı başa aldıktan sonra orucun mekruhlarını sıralayabilriz. İlk tespit, hatırlanması ve yapılmaması gerekirken, yapılmasiyle orucu bozmayacak gaflet fiillerinin büyük kısmı… Mekruh…</p>
<p>● Boğaza kaçmadan yemek tadmak… Mekruh…</p>
<p>● Sakız ve benzerlerini çiğnemek…</p>
<p>● Kadına sarılmak, öpmek…</p>
<p>● Tükürüğünü ağzında biriktirip yutmak…</p>
<p>● Kan aldırmak… Hacamat…</p>
<p>● Meşakkat verici işler…</p>
<p>● Ağız ve burna zaruret fazlası su çekmek…</p>
<p><strong>     SÜNNETLER</strong></p>
<p>● Sahura kalkmak…</p>
<p>● Sahuru geç yemek…</p>
<p>● İftarı geciktirmemek…</p>
<p>● İftari hurma veya su ile başlamak…</p>
<p>● Bellibaşlı iftar duaları…</p>
<p><strong>     MÜBAH KILAN ŞEYLER</strong></p>
<p>● Müminde fiilen oruç tutmamayı mübah kılıcı 8 hal sayılmıştır.</p>
<p>● Hastalık, yolculuk, zor altında olmak, gebelik, emziklilik, korkulu açlık, kaygılı susuzluk, düşkün ihtiyarlık…</p>
<p>● Hastalık: Her nevi kudret kesici maraz… Hastaya bakan da aynı müsaade içinde…</p>
<p>● Yolcu: Devrimizin ulaştırma imkânlarına göre hiçbir zorluk çekmese de müsaadesine sahip…</p>
<p>● Zor altında olmak: Kötülük gelebilecek biri tarafından cebredilmek…</p>
<p>● Gebelik: Açlığın gebeye ve çocuğuna zarar vermesi hali…</p>
<p>● Emziklik: Anneyi zaif düşürmek ve çocuğunu besleyememek durumu…</p>
<p>● Korkulu açlık…</p>
<p>● Kaygılı susuzluk…</p>
<p>● Düşkün ihtiyarlık: Açlık ve susuzluğa dayanıklılığını kaybettirici bitkinlik…</p>
<p>● Böyleleri ya kaza, yahut hallerinin devamı takdirinde fidye verirler…</p>
<p>● Fidye Ramazan başında da sonunda da verilebilir.</p>
<p>● Fidye oruç tutulmayan her güne karşılık, Fıtır Sadakası miktarınca bir fakire doyumluk para ödemektir. İhtiyarlıktan gayri özür hallerinde mani geçince kaza etmek icab eder. Fidye, sonradan imkân kazananların borcuna karşılık olamaz. Borcun imkân avdet eder etmez bizzat ve bilfiil ödenmesi lâzımdır.</p>
<p>● Oruç kazalarında, keffaret cezasında olduğu gibi kesintisiz gitmek şart değildir. Dinlene dinlene, kaza günlerini atlata atlata gidilebilir.</p>
<p>● Kazalarını yapamayan ve fidyelerini veremeyen, namazda olduğu üzere, ölümünden sonra iskat yapılmasını vasiyet etmelidir. Vâcip… İlâhî rahmet bu noktaya kadar kapılarını açmıştır. Fakat rahmet kapıları açık diye sağlığında vazifeden kaçmak iman ve vicdana sığmaz.</p>
<p>● Nafile oruçlarda ziyafet, hem ziyafet sahibine hem de davetliye oruç bozma cevazını verir.</p>
<p><strong> FETVÂLAR</strong></p>
<p>●  Niyetliyken orucunu bile bile bozan biri, hangi şart altında keffaret dışı kalabilir ? Elcevap: Hilâli gördüğü halde şahitliği kabûl edilmeyen kişi…</p>
<p>● Geceden niyetlinin farz orucu tutmakta iken nafile oruca hangi şart altında dönebilir ? Elcevap: Eğer o kişi geceden mükellef olmadan niyet edip gündüz teklif çağına ve bülûğa ererse…</p>
<p>● Hangi oruçludur o kimse ki, orucunu kasıtla bozduğu halde kendisine kaza bile gerekmesin ? Elcevap: Üzerinde kaza var zannedip sonradan olmadığını anlayan kimse…</p>
<p>● Hangi zevc ve zevcedir onlar ki, mukim ve sıhhatte oldukları halde oruç zamanı ve cebir olmaksızın birleşirler de birine sadece kaza ve öbürüne keffaret icab eder ? Elcevap: Fecir vaktini birinin bilip, öbürünün bilmediği kimselerdir ki, bunlardan bilmeyene kaza, bilip de bildirmeyene de keffaret icab eder.</p>
<p>● Ramazanda özürsüz ve kasıtlı oruç bozanlardan keffaret dışı ayrıca bir örnek var mıdır ? Elcevap: Vardır ! Orucu içinde keffareti gerektirici şekilde bozulduğu halde aynı gün hastalanan ve mazereti sonradan gelen…</p>
<p>● Ramazan orucunu tamamen terketmiş olmasına rağmen kendisine kaza borcu bile düşmeyen kim olabilir ? Elcevap: O kimse olabilir ki, yabancı memleketlerde İslâm’a girdiği halde oruç farîzasını öğrenememiş ve sonradan bilmiş olsun…</p>
<p>● İşi sadece kaza borcu üzerine bırakmak ve keffaretten uzak kalmak için hangi yol vardır ? Elcevap: Niyet etmemek… (Bu noktada, keffareti mucip fiili işlememek diye cevap verilseydi; bilmem, daha yakışıklı olmaz mıydı ? Olmazdı; zira fıkıh bu inceliği mahfuz tutarak sualin zahirine cevap verir ve bu cevapla niyet etmemeyi teşvik mânası çıkmaz.)</p>
<p><strong>NFK / </strong><strong>İMAN ve İSLÂM ATLASI</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
</div>
<p style="text-align: justify;">Kaynak: <a href="http://www.anadoluhaberim.com/bir-ay-istahlara-paydos.html" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.anadoluhaberim.com/bir-ay-istahlara-paydos.html</a></p>
</div>
</div>
</div>
</div>
</div>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&amp;linkname=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fbir-ay-istahlara-paydos.html&#038;title=Bir%20Ay%20%C4%B0%C5%9Ftahlara%20Paydos" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bir-ay-istahlara-paydos.html" data-a2a-title="Bir Ay İştahlara Paydos"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bir-ay-istahlara-paydos.html">Bir Ay İştahlara Paydos</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/bir-ay-istahlara-paydos.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Son Devrin Din Mazlumları &#8211; İskilipli Atıf Hoca</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/son-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[turkcesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Feb 2024 05:35:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[04/02 Âtıf Hoca'nın Vefâtı]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[SON MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[Atıf Hoca]]></category>
		<category><![CDATA[Din Mazlumları İskilipli Atıf Hocam]]></category>
		<category><![CDATA[idam]]></category>
		<category><![CDATA[İskilipli Atıf Hocanın Eserleri]]></category>
		<category><![CDATA[mektub]]></category>
		<category><![CDATA[Son Devrin Din Mazlumları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=4513</guid>

					<description><![CDATA[<p>FERT çerçevesinde ilk din mazlumluğunu,İnkılâp tarihine göz atar atmaz, İskilipli Atıf Hocada görüyoruz. Bu muazzam sehit, hiçbir alâkası bulunmayan</p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/son-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html">Son Devrin Din Mazlumları &#8211; İskilipli Atıf Hoca</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 class="post-title entry-title" style="text-align: center;">Son Devrin Din Mazlumları</h1>
<h1 class="post-title entry-title" style="text-align: center;">İskilipli Atıf Hoca</h1>
<h3 class="post-title entry-title" style="text-align: right;"><span style="text-decoration: underline; color: #cc0000;"><em>Merhûm Üstâd Necib Fazıl </em></span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<div style="text-align: justify;">
<p>FERT çerçevesinde ilk din mazlumluğunu, İnkılâp tarihine göz atar atmaz, İskilipli Atıf Hocada görüyoruz. Bu muazzam şehit, hiçbir alâkası bulunmayan şapka tepkisinin ruhu farz edilmek veya bu mevzuda şeriat ölçüsünü temsil edici şahsiyet kabul edilmek gibi bir anlayışa kurban gitmiştir. Dâvamız kanun ve hükümete herhangi bir isyan tavrı almadıkları halde mazlumlaştırılan masumlar olduğu için, Atıf Hocayı, işte bu soydan bir zulmün baş kurbanlarından biri olarak, esasen zaman sırasına göre de icap ettiği gibi, başa alıyoruz.</p>
<p>Atıf Hocanın hayatı baştan başa macera ve çile doludur. Temsil ettiği parlak dinî şahsiyet her devrin din (alerji)si belirten hareketlerini Atıf Hocaya yönelttiği için ilk tutuklanışı Meşrutiyetin başında ve Mahmut Şevket Paşa suikastının şüpheliler kadrosu içindedir. İttihatçılara, hususiyle  «Donanma   Cemiyeti»   faaliyetleri bakımından büyük yardımları dokunan ve bu is için «Nazar-ı Şeriatte Kuvve-i Bahriye ve Derriye» isimli bir eser kaleme alan Atıf Hoca «Zâlime yardım edene Allah aynı zâlimi musallat eder» mealindeki hadîs gereğince aynı İtti hatçıların zulmüne uğramış ve Komite kendisini Mahmut Şevket Paşanın Öldürülmesi üzerine harman ettiği din adamları arasında «Eser-i Cedid» isimli bir vapura bindirerek Sinop Kalesine sürmüştür.</p>
<p>Oradan Çorum&#8217;a, arkasından Boğazlıyan&#8217;a ve peşinden Sungurlu&#8217;ya sürgün ve derken:</p>
<p>— Affedersiniz; bir yanlışlık oldu! Hitabiyle serbest bırakılış&#8230;</p>
<p>Bir de üstelik teselli mükâfatı: Atıf Hoca, İptidaî Dahil Medresesi Umum Müdürü&#8230;</p>
<p>Medreseyi kısa zamanda öyle ıslah ediyor ki, ismi her tarafa yayılıyor ve hem madde, hem de mâna cepheleriyle örnek medresenin ne demek olduğu görülüyor.</p>
<p>Ecnebiler bile bu örnek medresenin manzarasına hayran&#8230; Bir gün Amerikan elçiliğinden bir grup Atıf Hocayı ziyarete geliyor, ona İslâmiyet hakkında sualler yöneltiyor ve ayrılırken ihtiramların en taşkınını gösteriyor. Gruptan yaşlı bir Amerikalı Atıf Hocaya şöyle hitap ediyor:</p>
<p>—  Keşke genç olsaydım da talebeniz sıfatiyle yanınızda kalsaydım. Sizden feyz alsaydım&#8230;</p>
<p>Dünyaca meşhur bir İtalyan müsteşriki de Şeyhülislâmlık kapısına baş vurarak bazı suallerine cevap istiyor. Onu Atıf Hocaya gönderiyorlar. Atıf Hocayla saatlerce görüşüp ilmine hayran kalan müsteşrikin sözleri:</p>
<p>—  Ben Arap  ve Hind illerini gezdim ve bir çok din âlimiyle görüştüm. Hiçbiri beni sizin kadar doyuramadı. Yıllardır fikrimi harmanlayan en karışık ve girift meseleleri siz çözdünüz. Her tarafa yayılan şöhretinizin ne kadar haklı olduğunu şimdi anlıyorum.</p>
<p>Atıf Hoca, İslâm âleminin her tarafından mektuplar alıyor, birçok dergide çıkan yazıları ve bazı risaleleriyle Fas&#8217;tan Hindistan&#8217;a kadar adını ulaştırmış bulunuyordu. Hattâ Fransa&#8217;da müsteşriklerin yayınladığı bir dergi, kendisinden yüksek bir telif ücreti karşılığında İslâmiyete ait yazılar istemişti.</p>
<p>Bazı ecnebi idareler altında bulunan İslâm toplulukları, Türkiye’ye heyetler göndererek Atıf Hocayı ziyaret ettirirler ve başta medreseler bulunmak üzere girişilecek ıslah hareketlerini Atıf Hocadan öğrenmek isterlerdi.</p>
<p>Atıf Hocadan faydalanmak isteyen İslâm âleminin başında Kırım vardı.</p>
<p>Atıf Hocaya belki makamların en üstünü olan üç ayaklı sehpanın hazırlanmakta olduğu günlerde Kırım Müslümanlarının reisi İstanbul&#8217;a gelmiş, Atıf Hocayı Kırım&#8217;a davet etmiş ve kendisine Evkaf Nezaretiyle beraber Kırım&#8217;daki bütün dinî müesseselerin ıslahı işini sunmuştu. Fakat Atıf Hoca, bu teklife, benzerlerine verdiği cevapla mukabele etmişti:</p>
<p>—  Vatanımdan ayrılamam! İslâmî kalkınma dâvasının iş merkezi Türkiye&#8217;dir.  Başka  bir yer olamaz!</p>
<p>Atıf Hoca, yalnız ezberleme bir ilimle değil, o ilmin tefekkür hassası ve en ince hikmetleriyle de doluydu. Yani gerçek ve derin mümin&#8230;</p>
<p>Hoca, bir akşam Yıldız Sarayında Vahidüddin&#8217;in iftar sofrasında&#8230; Tam bir Avrupalı edasiyle yemek yiyor ve çatal &#8211; bıçağını bir diplomat itinasiyle kullanıyor. Beyaz sarık altında bu zarafet edası Sultanın gözünden kaçmadı:</p>
<p>—  Sizi tebrik ederim Hoca Efendi Hazretleri; çatal-bıçak kullanmaktaki zarif ve hâkim edanızı pek beğendim. Halbuki çatal &#8211; bıçakla yemek yemeyi günah sayanlar bile var&#8230;</p>
<p>Hoca,  güzel yüzünü parıldatan bir tebessümle cevap</p>
<p>verdi:</p>
<p>— Hayır, Şevketmaab; bu işde hiç bir günah yoktur! Peygamber Efendimiz, çatalın prensibini ortaya koyan ucu tırtıllı bir dal parcasiyle de yemek yedikleri gibi, kendilerinden sonra icat edilen temizlik vasıtaları ve faydalı âletlerin kullanılmasında da hiçbir dinî engel düşünülemez!</p>
<p>Bundan sonra Atıf Hoca, bazı yeniliklere karşı «bid&#8217;at» iddiasiyle karşı duranların halini ve «bid&#8217;at» sınırlarının ince noktalarını izah ediyor ve bütün iftar sofrasını kuşatanlarla beraber Padişahın hayranlığını kazanıyor. Kendisine, ayrılırken bir hediye vermek isteyen Hünkâra da, eşine az rastlanır bir faziletin şu sözleriyle karşılık veriyor:</p>
<p>— Kulunuzu ihsan almaya alıştırmamanızı niyaz ederim, Efendimiz!</p>
<p>Padişah büsbütün hayran&#8230;</p>
<p>Atıf Hocada, maddî menfaat tiksintisi ve hediye kabul etmemek prensibi o kadar kökleşmişti ki, bir gün evine, karısının iyi baklava yaptığı ifadesiyle bir tepsi getiren eski ve emektar bir odacısının masum ricasını da reddetmiş; ve ertesi günü, adamın kalbini almak arzusiyle şöyle demişti:</p>
<p>— Hediyeni kabul edemediğim için beni affet evlâdım! Öyle bir meslek ve dâva üzerindeyim ki, maddî menfaatin miskal kadarına bile tahammül edemez.</p>
<p>Atıf Hoca, aynı zamanda İslâmî ruhun büyük hamle ve hareket (aksiyon) mizacına da sahip&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>«Teali-i islâm : İslâmın Yükselişi» isimli bir cemiyet kurmuş   ve İzmir&#8217;in Yunanlılarca işgalinde ilk protesto sesi bu dernekten yükselmiştir.</p>
<p>Atıf Hoca, bu derneğin kurucusu ve reisi sıfatiyle, yanına o devrin din âlimlerinden bir heyet alarak, işgal altındaki İstanbul&#8217;da bulunan İtilâf kuvvetleri mümessillerine gidiyor. Yunanlıların İzmir&#8217;i işgal etmelerini şiddetle protesto ediyor ve istilâcıların çehrelerini hayret ve dehşet  çizgileriyle dolduran şu sözleri söylüyor:</p>
<p>Kötü politika yüzünden zebun düşmüş bir milletin zaafını bu dereceye kadar istismar etmek, hiçbir din ve insaf ölçüsüne sığdırılamaz! Gayeniz, Türk milletinin şahsında İslam’a darbe vurmaksa bunu açıkça bildiriniz ki, biz de ona göre başımızın çaresine bakalım.</p>
<p><strong>ESERLERİ:</strong></p>
<p>Japonya Büyük Elçisi Baron Uşida, İstanbul&#8217;a ayak basar basmaz, ilk iş olarak, resmî ziyaretlerinin peşinden, şöhreti Japonya&#8217;ya kadar erişen Atıf Hocayı ziyaret etmiş, onunla başbaşa saatler geçirmiş, ayrılırken de şöyle demişti:</p>
<p>— Sizin gibi birkaç hoca daha olsaydı İslâmiyet bütün Doğuyu, bu arada da Japonya’yı fethederdi.</p>
<p>İşte bu tesir ve mânanın sahibi Atıf Hoca, din yolundaki gayretlerinin fikir zemini olarak «Atıf Efendi Kütüphanesi» ismiyle bir yayın çerçevesi kurmuş ve şu eserleri kaleme alıp neşretmişti:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Mir&#8217;at-ül-lslâm (İslâmın Aynası)</p>
<p>İslâm Yolu</p>
<p>İslâm Çığın</p>
<p>Din-i Islâmda Müskirat</p>
<p>Nazar-ı Şeriatte Kuvay-ı Berrüye ve Bahriye              ;</p>
<p>Tesettür-ü Şer&#8217;î (Şer&#8217;î Örtünme)</p>
<p>Muayyene-tüt-Talebe  (Öğrenci Ölçüleri)</p>
<p>Medeniyet-i Şer&#8217;iye (Şeriat Terakkileri)</p>
<p>Ve bu 8 eserden sonra, kendisini darağacına göndermekte âmil olan veya kendisi gibi bir adamın yaşatılmaması fikrini ilham eden meşhur eseri:</p>
<p>« FRENK MUKALLİTLİĞİ»</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Cumhuriyetin birinci yılını tamamlamaya doğru gittiği bir zamanda (1340 -1924) ve henüz Islâmi ölçüler hor görülmeye başlamamışken, hususiyle Şapka Kanunundan mevsimlerce evvel çıkan bu eser, şahsiyet ve asliyet müdafaacısı ve İslâm ruhuna tam uygun bir fikir yapısı arzeder ve sahibini mimletmekten ve ilk fırsatta yok etmek fırsatını aşılamaktan başka bir suç belirtmez. Zira Atıf Hoca, herhangi ezberci bir şeriat adamı değil,, din öfke ve hamlesine sahip, som bir şahsiyettir ve böylelerinin yaşatılması, girişilecek bazı işler bakımından çok korkulu&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>TEVKİF EDİLİŞ</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sene 1926&#8230; Sonbahar&#8230; İskilipli Atıf Hocanın, Aksaray&#8217;da, Lâleli&#8217;de, Fethibey caddesinde  14 numaralı evi&#8230;</p>
<p>Hoca, ikinci kattaki odasında sedire oturmuş, Akşam namazının ezanını bekliyor. Birden yakındaki camiin minaresinden yanık bir ses&#8230; Hoca, ezanı, içinden kelimesi kelimesine tekrar ettikten sonra kıbleye dönüyor ve tekbir getirerek namaza giriyor.</p>
<p>Tam o anda bir zil sesi&#8230; Kapı çalınmakta&#8230; Atıf Hocanın haremi Zahide Hanım kapıda&#8230; Dışarıya sesleniyor:</p>
<p>— Kim o?</p>
<p>—  Atıf Hocayı görmek istiyoruz!</p>
<p>—  Hoca namazda&#8230;</p>
<p>—   Siz kapıyı açın da&#8230;  Bekleriz&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadın kapıyı açıyor. Kılık ve edaları şüphe verici üç adam&#8230; Sivil oldukları halde aynı meslekten olduklarını ihtar eden, üniformaya benzer bir üslûp birliği içindeler&#8230; Başlarında, yeni kabul edilmiş bulunan Şapka Kanunumuzun tatbikatına  ait (fötr)  biçimindeki örnekler&#8230;</p>
<p>Meçhul insanlar içeriye girip taşlıkta beklemeye başlıyorlar.</p>
<p>Zahide Hanım, kadınlara mahsus bir sezişle bu adamlardan tevakkuf halinde&#8230;</p>
<p>—  Ne istiyorsunuz Hocadan? Arzunuz nedir?</p>
<p>Biri, gayet kapalı ve sinsi bir tavır ve tonla cevap veriyor:</p>
<p>—  Görüşeceğiz&#8230; Kendisiyle görülecek bir işimiz var!.</p>
<p>Zahide Hanım yukarıya çıkıp selâm vaziyetinde bulduğu kocasına vaziyeti haber veriyor:</p>
<p>—  Aşağıda meymenetsiz suratlı birkaç adam sizi görmek istiyor. Hallerini beğenmedim.</p>
<p>Atıf Hoca, gayet vekarlı, aşağıya inerken en büyük telâşa, Melâhat isimli,biricik kızında şahit oluyor.</p>
<p>Gelenleri gören genç kız fevkalâde ürkmüş, babasına koşmaktadır:</p>
<p>—  Baba, kim bunlar? Ne istiyorlar?</p>
<p>—  Sakin olun!     Heyecana   kapılmanın mânası yok&#8230; Ben de  bilmiyorum gelenleri&#8230;   Şimdi   göreceğim&#8230;  Ama kaç gündür etrafımda dolanan hafiye kılıklı insanlara bakılırsa her halde polis&#8230;</p>
<p>Atıf Hoca, gayet metin aşağıya inip gelenlerle karşılaşıyor:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>—   Selâmün aleyküm&#8230;</p>
<p>—  Aleyküm-üs-selâm&#8230;</p>
<p>—  Ne istiyorsunuz?</p>
<p>—  Evi arıyacağız!</p>
<p>—  Siz polis misiniz?</p>
<p>&#8212;- Evet,  Birinci Şube  memurlarından.</p>
<p>—  Bu hususta resmî bir vesikaya, mahkeme kararına malik misiniz?</p>
<p>__Hayır; fakat aldığımız emir böyle!.</p>
<p>__ Emir kâfi değil&#8230; Kanunî selâhiyetinizi tesbit edici bir vesika lâzım&#8230; Ama buyurun», hakkımı aramıyorum, her tarafı arayabilirsiniz!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Memurlar üst kata çıkarak Atıf Hocanın kütüphanesine giriyorlar. Hoca, kendilerini, rahat iş görmeleri için yalnız bırakıyor ve yatak odasına çekiliyor. Memurlar, girdikleri kütüphane odasında tavana kadar yükselen kitap raflarına atılıyor ve tek tek kitapları elden geçirmeye başlıyorlar. Yazı masasının da üstün ve gözleri en küçük kâğıt parçasına kadar eleniyor ve zavallı din adamının yıllardır en titiz emekle nizamladığı oda, yangın yerine döndürülüyor.</p>
<p>Manzarayı kapı aralığından takip eden kızı Melâhat, birdenbire yere düşüp bayılıyor. Atıf Hoca bir taraftan kızını ayıltmaya çalışırken, öbür taraftan da haremine, misafirlere kahve pişirmesini tembihlemeyi ihmal etmiyor.</p>
<p>Zahide Hanım nefretle haykırıyor :</p>
<p>—  Aman efendi, evimizi basanlara bir de  kahve mi ikram edeceğiz?</p>
<p>Atıf Hocanın cevabı:</p>
<p>—  Ziyanı yok hanım, onlar da insan ve müslüman&#8230; Ne yapsınlar, emir kulu onlar&#8230;</p>
<p>Kahveler pişirilip getiriliyor, Atıf Hoca onları memurlara eliyle ikram ediyor.</p>
<p>Evin aranması gecenin geç  vaktine   kadar   sürdü. bittikten sonra polis ekibinin şefi Hocaya şöyle hitap etti:</p>
<p>—  İşimiz bitti Hoca Efendi, alacaklarımızı aldık. Şimdi iş sizi Müdüriyete götürmeye kaldı!</p>
<p>Haremi ve kızı birer çığlık sesi çıkarırken Hocada çarpıcı bir vekar ve tevekkül:</p>
<p>—  Buraya kadar mı emir aldınız?</p>
<p>—  Evet, Hocam!</p>
<p>—  Elinizde, tabiî bir tevkif müzekkeresi de yok!..</p>
<p>—  Dedik ya, emir böyle&#8230;  Hem biz sizi  tevkif etmiyoruz ki&#8230; Beş  dakika için Müdüriyete kadar gelip birkaç tesbitten sonra  evinize döneceksiniz!</p>
<p>—  Öyle olsun, diyor Hoca; kapınıza kadar da gidelim. Buyurun!..</p>
<p>Hoca, başına sarıklı fesini ve sırtına latasını geçirirken, kadınlar hıçkıra hıçkıra ağlamaktadır. Melâhat, babasına sarılmış, haykırmakta:</p>
<p>—  Baba beni kimlere bırakıp da gidiyorsun?</p>
<p>—  Seni Allaha emanet ediyorum..    Allahın kaderine baş eğmeyi biliriz!</p>
<p>Atıf Hocanın darağacında şehid oluşundan bir müddet sonra bütün bu tevkif tablosunu çizen Melâhat Hanım :</p>
<p>—  Babamı, diyor; işte bu son görüşümdü.</p>
<p>Atıf Hocayı Müdüriyette bir hücreye tıkıyorlar. Penceresi tepeden avlu tarafına açılan loş ve pis bir oda&#8230; İçinde (banko) dedikleri tahta bir sıradan başka eşya yok&#8230;</p>
<p>Memurlar :</p>
<p>—   Şimdi çağırılırsın! İşin biter, evine dönersin! Diyerek Atıf Hocayı diri diri  toprağa gömmüşlerdir.</p>
<p>Ne soran, ne arayan, ne de hesaba çeken&#8230; Fakat Atıf Hocayı en çok üzen şey, bütün bunlar değil de, namazlarını kaybetmemek kaygısı&#8230; O gece yatsıyı kaçırmamak için abdest almak üzere kapısını vurup izin almak istediği halde kendisine ses veren olmuyor. Sabah namazı için de aynı şey&#8230; Bu Çin işkencesine benzer vaziyet karşısında Hocanın çektiği acıyı hayal edebilmek lâzım&#8230; Ne evinde suç belirtici bir şey bulunabilmiş ne de suçunun ne olduğuna dair bir itham karşısında kalmıştır.</p>
<p>Sabahleyin  Zahide  Hanım  Müdüriyette:</p>
<p>—  Kocamı görmek istiyorum!</p>
<p>—  Hayır, diyorlar;  göremezsin..    Hiç kimseyle temas edemez! Yasak!..</p>
<p>Bu manzara karşısında içi burkulan bir polis memura dayanamıyor ve Zahide Hanıma:</p>
<p>—  Bir dakika, hanım, diyor; ben gidip Hocayla görüşeyim,  bir isteği veya diyeceği olup olmadığını   size haber vereyim!</p>
<p>Memur gidip geliyor:</p>
<p>—  Cevabı şu: İyiyim, merak etmesinden, Allaha bağlansınlar! Bana yalnız bir yatak göndersinler! Başka bir ihtiyacım yok!..</p>
<p>Kadıncağız koşa koşa evine gidiyor; iman renkli ve İslâm kokulu, bembeyaz ve misk gibi çarşaflarla kaim bir şilte çekip, Müdüriyete getiriyor ve polis âmirine yalvarıyor:</p>
<p>—  Yanınızda bir dakika, bir dakikacık, görmeme izin vermez misiniz bizim efendiyi?</p>
<p>— Hayır, diyorlar; göremezsiniz!</p>
<p>Zahide hanım, melûl melûl Lâlelideki evine dönüyor.</p>
<p>Kızıyla ağlaşırken, dertleşirken hiç beklenmedik bir anda çalınan kapı&#8230; Kapıda, aynı kaşıktan çıkmış un helvaları gibi   öbürlerini andıran, sivil polis   kılıklı  biri:</p>
<p>—  Ben Birinci Şubedenim! Hoca Efendiye büyük saygı ve sevgim var&#8230; Bütün eserlerini okudum ve bazı derslerinde   bulundum. Telâş ve ıstırabınızı     tahmin ettiğim için sizi  teselliye geldim. Hiç merak  etmeyiniz!  Müdüriyete getirilen  evrak ve   kitaplar    arasında   sorumluluğu gerektirir bir şey bulunamadı. Pek yakında serbest bırakılması lâzım&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Fakat Hoca, Müdüriyetteki loş hücresinde, yere serilmiş dantelâlı ve işlemeli yatağına oturmuş, doğup battığını göremediği güneşleri sayıklamakta ve günler geçtiği halde bir türlü hesaba çekilmemekte, müdafaasını yapabileceği bir itham ile karşılaşmamakta&#8230; Sadece eşkıya elinde bir rehine gibi, bekletilmekte&#8230;</p>
<p>Günün birinde Zahide Hanımın kulaklarına, erimiş kurşun gibi dolan bir haber:</p>
<p>—  Hocayı Trabzon&#8217;a gönderiyorlar!</p>
<p>Zahide Hanım başına örtüsünü çekip Müdüriyete koşuyor ve  Birinci Şube Müdürünün karşısına  dikiliyor:</p>
<p>—  Hocayı   Trabzon&#8217;a gönderiyorlarmış&#8230;  Öyle mi?</p>
<p>Müdür, kaşları çatık bağırıyor;</p>
<p>—  Kimden aldın bu haberi? Hemen söylemezsen evine dönemezsin!</p>
<p>Zahide Hanım, daha sert haykırıyor:</p>
<p>—  Kimden aldımsa aldım! Bana bu haberi filân memur verdi mi diyeyim? Böyle bir şey olmuş olsa bile isim verebilir miyim?..   Halbuki yok böyle   bir memur!.  Ben kocam  hakkında  bilgi  istiyorum sizden&#8230;   Hakkımı   istiyorum!   Bildirmeye mecbursunuz!      Siz   müslüman değil misiniz? Nedir,  şu Moskof gâvuruna yapılamıyacak şeyleri,  müslüman bir din adamına reva görmeniz?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kadın öylesine çıkışıyor ve tepiniyor ki, müdür şaşırıyor ve hiçbir mukabelede bulunamıyor, sadece öfkesi başına vuran bu kadını başından savmayı düşünüyor:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>—  Çekil, hanım, karşımdan ve evine git! Neticeyi tevekkülle bekle! Biz de emir kullarından başkası değiliz!</p>
<p>Aynı gün Zahide Hanımın kapısında, içi tam bir iman ve merhamet ateşiyle kaynayan memur:</p>
<p>—  Hanım, hemen başını ört ve fırla! Hocayı Galata’dan kalkacak olan vapura götürüyorlar.. Belki yolda yakalarsın!.</p>
<p>Deli gibi fırlayan Zahide Hanım, Köprü üstünde kocasını yakalıyor. İki polis arasında, ancak kaatillere mahsus bir emniyet tertibatı içinde Galata rıhtımına doğru götürülmektedir.</p>
<p>Zahide Hanım  kocasının üzerine  atılıyor:</p>
<p>—  Efendi, efendi!</p>
<p>Polisler Zahide Hanımı şiddetle iterek kocasiyle konuşmasına engel oluyorlar. Arkadan gelen üçüncü bir-memur, kadıncağızı yaka &#8211; paça sürüklemeye başlıyor. Kadın, kaplan gibi atılıp kocasına mendil içinde bir şey uzatıyor:</p>
<p>—  Para!</p>
<p>Ve ancak bunu söyleyebiliyor.</p>
<p>Kadını, manzaraya dehşetle gözünü diken bir halk yığını içinden sürükleyip uzaklaştırıyorlar.</p>
<p>Atıf Hocayı, Trabzon yerine Giresun&#8217;a götürdüler. Kendisini hesaba çekecek İstiklâl Mahkemesi oradaymış.. Bu Mahkeme karşısında Atıf Hoca, hâkim eliyle yontulmuş, nurânî bir masumiyet heykeli şeklinde boy gösterdi. Mahkeme, Atıf Hocayı suçlandırıcı hiçbir vesika, delil, işaret hattâ şahadet bulunmadığını tesbit ve Hocayı İstanbul’a iade etti.</p>
<p>Öyle ki, Mahkeme âzasından biri şu açık beyanda bulunmaktan kendisini alamadı:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>«— Alim ve fazıl bir din adamını türlü eziyetlere sokup boş yere buraya kadar göndermişler-!.. Ortada itham sebebi olabilecek hiçbir şey yok!..»</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Atıf Hoca, İstiklâl Mahkemesi heyetiyle aynı vapurda İstanbul’a gönderildi. Fakat evine gönderileceği yerde Polis Müdüriyetine teslim edilmek şartiyle&#8230;</p>
<p>-Atıf Hoca,  yine Müdüriyetteki mahut  hücresinde&#8230;</p>
<p>Bu defa, kontrolden geçirilerek, evine bir mektup yazmasını kabul ediyorlar. İşte, kelimesi kelimesine mektup :</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">«Bugün Karadeniz vapuru ile İstanbula getirildim. İstiklâl Mahkemesi heyeti de bizimle beraber İstanbul&#8217;a geldi. Giresunda vukua gelen bir hâdisede kitap dolayısıyla beni alâkadar zannettiler. Bilâhare alâkam olmadığı tebeyyün eyledi. Orada olan sû-i zandan halâs oldum. İnşaallah burada da halâs olurum da yakında kavuşuruz Bizim talebeden Hamdi Efendi vasıtasile size bir sepet elma gönderdi. Lehülhamd sıhhat ve afiyet yerindedir. İnşaallah cümleniz de iyisinizdir. Tabiî Polis Müdüriyetine sevkolunduk. Orada yoklarsınız. Kızım Melâhat merak etmesin, mektebe devam ve işine dikkat etsin! Semih oğlan ne yapıyor. Yaramazlık ediyor mu? Mektebine devam etsin, dersini güzel güzel okusun! İnşaallah yakında gelip o&#8217;nu dinleyeceğim. Baki sıhhat ve selâmetinizi temenni eylerim.»</p>
<p>Atıf Hocanın, mektubunda, «Giresunda vukua gelen bir hâdise» diye işaret ettiği, suçlandırılmasında esas tutulan bahane şudur :</p>
<p>Giresunda —belki de bir tertip eseri olarak— garip ve muvazenesiz bir adam, sokak ortasında avaz avaz haykırarak şapka giymeyeceğini ilân ediyor. Polisler adamı yakalıyorlar ve suale çekiyorlar :</p>
<p>__ Niçin giyemezmişin şapkayı?</p>
<p>Adam, herhalde tertip icabı, rolünü şu cevabı vererek oynuyor:</p>
<p>__ İstanbulda, yüksek  din âlimlerinden Aiıf Hocayla mektuplaştım. Kendisi, bana cevap olarak, şeriatın şapka giyilmesine müsaade etmediğini ve bu fiilin din gözüyle küfür olduğu cevabını verdi. Ben de bunun üzerine şapka giymemeye karar verdim!</p>
<p>Hâdisenin bir tertip eseri olduğu şuradan belli ki, kimse bu garip ve muvazenesiz adama:</p>
<p>— Şapka giymemeye karar verdinse bu kararını sokaklarda ve halk arasında bağırmak lüzumunu neden duydun ve nereden aldın? Bunu da sana Atıf Hoca mı telkin etti?</p>
<p>Diye sormuyor.</p>
<p>İstiklâl Mahkemesinin bilgisi dışında politikanın tertibi olan bu iş, İstanbuldan başlatıp İstanbul&#8217;a intikal ettiriliyor; ve işte din vecdi içinde, hain ve hasis dalavereleri görmesine imkânı olmayan masum Hoca, sırf FRENK MUKALLİTLİĞİ eserinin sahibi olduğu için, en âdi bir tertiple, vak&#8217;a mahalli Giresunda İstiklâl Mahkemesi karşısına çıkarılıyor. Fakat Mahkeme, tertiplerin bu kadar âdisine kıymet vermiyor, mahut garip ve muvazenesiz insan Atıf Hocanın kendisine yazdığını iddia ettiği mektubu çıkarıp gösteremiyor, mektubu kaybettiğini söylüyor, Atıf Hoca da hâkimlere :</p>
<p>— Ben bu adamın yüzünü rüyamda bile görmedim ve kimseden böyle bir mektup almadım!</p>
<p>Deyince, hakikat, anadan doğma bir çıplaklıkla meydana çıkıyor.</p>
<p>Ortada, kala kala   «FRENK MUKALLİTLİĞİ»   isimli kitap kalıyor ki, bu mücerret ilmî eser de, şapka   kanunundan çok önce neşredildiği ve hiç de böyle bir teşebbüsü tahmin yoliyle kaleme alınmadığı için herhangi bir suç teşkil etmekten uzak bulunuyor.</p>
<p>Öyleyse,  İstiklâl Mahkemesinin kendisini    takip    dışı bırakmasına rağmen nedir Atıf Hocanın üzerinde hiç gevşemeyen siyasî baskı&#8230; Şudur ki, Atıf Hoca, herhangi bir fiiliyle suçlu değil, zatiyle, imâniyle, din asabiyetiyle, İslâmî şahsiyetiyle  suçludur ve bunların suç olduğu iddia edilemeyeceğine  göre mutlaka   kanunca yasaklanmış   bir fiil bahane edilerek ortadan kaldırılmalıdır. Bu işi de, ilk verildiği Mahkeme yerine getiremediği,  o derecede kara bir vicdan taşımadığı için şimdi bir başkasına, birincinin yapamadığını  yerine   getirebilecek   ikinci bir organa  baş vurmak gerekiyor.</p>
<p>Öyle oldu, Atıf Hoca, Ankarada adalet tevziiyle meşgul olan en korkunç İstiklâl Mahkemesine, «Kel Ali» namiyle maruf Ali Çetinkaya’nın başkanlık ettiği Mahkemeye sevkedildi.</p>
<p>Kocasından aldığı  mektup  üzerine doğru Müdüriyete koşan Zahide Hanıma verilen cevap :</p>
<p>— Hoca, bir saat kadar evvel Müdüriyetten çıkarılarak, Ankara&#8217;ya gönderilmiştir.</p>
<p>Kadıncağız derhal Haydarpaşaya koşuyor, orada kocasını buluyor ve memurların merhametinden faydalanarak, tevkifinden beri ilk defa Atıf Hoca ile doya doya konuşuyor ve işte Giresun Mahkemesine ait bütün tafsilâtı kocasından orada alıyor.</p>
<p>Derken düdük sesleri ve dönen tekerlekler&#8230; Atıf Hoca, üçüncü mevki bir kompartımanın penceresinde, hüngür hüngür ağlayan eşine diktiği gözleri yaşlı, küçüle kü-çüle kaybolmaktadır. Ankara onun için, üç ayaklı sehpanın arsasından başka bir yer değil&#8230;</p>
<p>Ankara istiklâl Mahkemesi Atıf Hocayla birlikte birçok hocanın muhakemesine hazırlanmaktadır. Bunlar arasında Uşaklı Hoca Süleyman, Uşak İmam &#8211; Hatip Mektebi Müdürü Antepli Salih Efendi, Bozkırlı Ahmed ve Sul-taniyeli Durmuş Hocalarla Dağıstanlı Şeyh Şerefüddin ve arkadaşları vardır. Bunların hepsi şapka dâvasına muhalefetten ve Rize, Erzurum, Giresun, Sivas ve sair yerlerdeki  taşkınlıkları körüklemekten sanık&#8230;</p>
<p>Bilhassa Uşak İmam &#8211; Hatip Mektebi Müdürü Antepli Salih Hoca, en fazla sıkıştırılanlardan&#8230; Aralarında şapka hadiseleriyle hiçbir alâkası olmadığı hâlde ithamın merkezi yerinde tek şahsiyet yine Atıf Hoca&#8230;</p>
<p>Mahkeme Reisi Antepli Salih Hocaya soruyor :</p>
<p>—  İskilipli Atıf Hocayı tanıyor musunuz? Kendisiyle herhangi bir münasebetiniz oldu mu?</p>
<p>Salih Hoca cevap veriyor :</p>
<p>—  İskilipli Atıf Hocayı öteden beri tanırım. Kendisine bâzı ticarî eşya da göndermiştim. İstanbul&#8217;a her gidişimde kendisini ziyaret etmek mutadımdı.</p>
<p>Mahkeme Reisi, şu gayet manâlı nokta üzerinde duruyor :</p>
<p>—  Eserlerini okudunuz ve yayılmalarına çalıştınız mı? Salih Hoca, gayet safdil ve samimî, mukabele ediyor:</p>
<p>—  Evet, geçen yılın Şubat ayında, bana, «FRENK MUKALLİTLİĞİ» isimli eserinden 60     nüsha     göndermişti. Bunları  satamadım.    Ramazanda  İstanbul&#8217;a geldiğim zaman da, kendisini Hakkakler deki kitapçı dükkânında gördüm.</p>
<p>Başkan, bu ifade karşısında her suçu «FRENK MUKALLİTLİĞİ» eserinde görürcesine Salih Hocayı sıkıştırıyor ve bu kitaptan kendisine hangi tarihte gönderilmiş;olduğunu soruyor. Salih Hoca, günü gününe hatırlayama-yacağı cevabını verince de dayatıyor :</p>
<p>—  Ayını olsun, hatırlayınız!</p>
<p>Kitabın gönderildiği yıl ve ay malûm olunca, Başkan iç niyetini ağzından kaçırıyor :</p>
<p>—  Tamam! İşte o sırada   bahriyelilerin serpuşlarında, şapkaya doğru bir hareket olarak küçük bir «siper-i şems» (Güneşe siper olacak çıkıntı) kabul edilmişti.</p>
<p>İyi ama, şapka kanununa arada bir hayli zaman mesafesi olduğu düşünülmüyor; böylece, şapka aleyhindeki bir fikrin kanundan önceki intişarı bile suç sayılmış oluyor.</p>
<p>Hukukî vaziyet ve netice :</p>
<p>Atıf Hoca, kanundan sonra şapka aleyhinde hiçbir tavır almamış ve fikir sarfetmemiştir.</p>
<p>Atıf Hoca, şapka hâdiselerinden hiçbiriyle alâkalanmamış ve bu işe karışan fertlerin hiçbiri üzerinde telkinde bulunmamıştır.</p>
<p>Kanaatini yalınız vicdanında saklamış ve bu kanaatin şapka kanunundan çok önce eserini yazmış bulunduğu için idam edilmesi gerekmiştir.</p>
<p>Bu sebepledir kî, şapka hâdiselerine katılanlara, kendi öz fiillerinden evvel, Atıf Hoca&#8217;mn eserini okumuş olup olmadıkları sorulmaktadır. Sanki hâdiseyi topyekûn körükleyen yalınız bu eserdir ve o yazılmış olmasaydı hiçbir hâdise çıkmayacak olduğunda şüphe yoktur.</p>
<p>Aynı tarihte, İstanbul&#8217;da, Beşinci Asliye Ceza Mahkemesinde bir duruşma cereyan ediyordu :</p>
<p>İstanbul&#8217;da Evkaf Umum Müdürlüğü «Kuyud-u Vakfiye» Müdürü İzzeddin Bey isimli biri, şapkaya sövüp saydığı için savcılıkça hâkim huzuruna çıkarılmış ve kendisine bu şapka nefretini kimden aldığı sorulmamıştı. Halbuki İstiklâl Mahkemesi için böyle değildi: Onca, şapka aleyhtarı hareket, din duygusundan değil, Atıf Hoca&#8217;nın eserinden geliyordu.</p>
<p>İşte yalınız bu maksatladır ki, İstiklâl Mahkemesi, şapka isyanına karışanları Atıf Hoca etrafında halkala-mak istedi ve aynen şu kararı verdi ve isyancılara şöyle hitap  etti:</p>
<p>Harekâtınızın, Erzurum, Giresun, Rize, Sivas isyanlarında âmil olan İstanbul&#8217;daki Atıf Hoca ve hempalarının meselesiyle alâkadarlığına vâkıf olan heyet dâvanızın onlarla birlikte bir kül olarak rüyetine karar verdi.»</p>
<p>Atıf Hoca&#8217;nın «hempaları» dedikleri şahıslar arasında, sırf dinî hüviyetlerinden sanık olarak meşhur ilim adamı «Tahir&#8217;ül &#8211; Mevlevi» ve daha birkaç kişi bulunuyordu.   &#8211;</p>
<p>Bu muhakemeler arasında Maraş isyanı da ayrı bir yer tutuyordu. Maraşlı maznunlardan eski Maraş Mebusu Hasip Efendi, Reisin :</p>
<p>—  Niçin şapka giymedin ve giymiyorsun? Sualine şu cevabı vermişti:</p>
<p>—  Maraş malûm, baştanbaşa MÜSLÜMAN   diyarıdır. Lâzım  olduğu kadar  şapka getirilmemiş olduğundan ben de başıma giyecek şapka bulamamıştım. Bundan dolayı da buraya gelinceye  kadar başım  açık gezdim. Bunun    suç olduğunu  bilmiyordum. Hiçbir  kanunda da esasen «Başı açık gezmek yasaktır ve cürümdür» diye   bir    kayıt    ve madde yoktur!»</p>
<p>Maraş şapka isyanı muhakemesinin öbür sanıkları da aynı şeyi söylemişler, kanunun neşri zamanında Maras&#8217;ta ve hiçbir dükkânda şapka    bulunmadığını ve bu yüzden başaçık gezdiklerini bildirmişler ve bunun suç sayılmayacağını ileriye sürmüşlerdir.</p>
<p>Bu arada Süleyman oğlu Mehmet isimli birinin, Maraş isyan kafilesinin başına geçip, elinde bayrak:</p>
<p>—  Şapka giymiyeceğiz!</p>
<p>Diye bağırdığı tespit  ediliyor ve reis maznunlara soruyor :</p>
<p>—  Ya buna ne dersiniz? Bu kafilede bulunanlar aynı suça iştirak etmiş demek değil midir?</p>
<p>Cevap :</p>
<p>—  Olabilir efendim; takdirinize kalmış bir iş&#8230; Epey uzun süren Maraş isyanı     duruşması     sonunda</p>
<p>7 idam, 7 kişiye onbeşer, 9 kişiye onar,  1 kişiye de 3 yıl hapis karan&#8230;</p>
<p>Ocak (1926) ayının 21 inci Perşembe günü celsesinde Giresun şapka isyanı ve irtica hareketi duruşmasına başlandı. Bu harekette alâkaları oldukları görülen Fatih Türbedarı Hacı Hasan, Konyalı Hoca Tahir, Dağıstanlı Fettah, Eğinli Mustafa, Yağlıkçı zade Hüseyin Efendiler de işin içinde&#8230;</p>
<p>Reis bunlara, hususiyle Yağlıkçı zade Hüseyin Efendiye sual yöneltiyof*:</p>
<p>—  İskilipli Atıf Hocayı tanır mısınız? Ve siz, Yağlıkçı zade,  onun kitaplarından «Tesettür-i Nisvan : Kadınların Örtünmesi» adlı eserle «FRENK MUKALLİTLİĞİ» ni İsparta&#8217;ya gönderdiniz mi?</p>
<p>—  Hayır!</p>
<p>—  Hayır!</p>
<p>Maraş isyanı, bütün sebep ve müessirleriyle ortadadır ve bu bakımdan Atıf Hoca&#8217;nın telkin ve tahrikine bahane teşkil etmeyecek kadar açık manâlıdır. Fakat umumî bakışla şapka isyanının  ruhu bilinmekte devam eden Atıf Hoca, yer yer bütün duruşmalarda, bazılarının ken-disininkiyle birleştirilmesi şeklinde daima güdücü farze-dilmekte ve merkezî itham mevkiini muhafaza etmektedir.</p>
<p>Nihayet, Maraş, Giresun ve Trabzon muhakemeleri peşinden, sıra Atıf Hocanmkine geliyor.</p>
<p>Atıf Hoca heyet önüne çıkarılmadan, aynı tarzda, fakat hafif bir ithama hedef tutularak hesaba çekilen ve aralarında Ömer Rıza (Doğrul) ve Dağıstanlı Seyyid Ta-hir gibi muharrirler de bulunan bir grup vardır. Bunlardan «Yeni Kafkasya» mecmuası sahibi Seyyid Tahir Efendi şu ifadeyi veriyor :</p>
<p>—  Anadolu, Kafkasya ve Asya     Türklerini birbirine tanıtmak ve yaklaştırmak için neşriyat  yapıyorum.   Hepimiz din kardeşiyiz ve  bu kardeşlik merkezinde  birleşmeliyiz.   Benim dâva ve gayem bundan  ibarettir.   Şapka meselesinde herhangi menfi bir telkin ve rolüm olmamıştır.</p>
<p>Reis :</p>
<p>—  İyi  ama,  diyor;  siz vaktiyle İsviçre&#8217;de bulunduğunuz sıralarda şapka giymekte tereddüt etmemiş bir insan olduğunuz halde,    burada,    şapka  giymek   istemediğiniz, üstelik başınıza sarık geçirdiğiniz söyleniyor. Ne dersiniz?</p>
<p>—  Sarık, bellibaşlı şekliyle sünnettir; ve sünnete uymayı istemek her Müslümanın hakkıdır.</p>
<p>«Tevhid-i Efkâr» Gazetesi muharrirlerinden Ömer Rıza (Doğrul) un ifadesi:</p>
<p>—  1890 yılında Kahire&#8217;de doğdum. Mısırlıyım ve Mısır tâbiiyetindeyim. Dinî ve içtimaî makaleler yazarım.</p>
<p>Ömer Rıza&#8217;nm bu başlangıcı reis Ali Çetinkaya&#8217;yı fena halde sinirlendiriyor:</p>
<p>— Bu nasıl giriş? Mısırlı olduğunuzu söyliyerek kendinize bir imtiyaz mı arıyorsunuz? Bu memlekette ecnebi rolü oynayarak bir hak sahibi olabileceğinizi mi sanıyor-nuz? Size, bu tavrı üzerinizden atmanızı ihtar ederim!</p>
<p>Ömer Rıza ezilip büzülüyor ve ağzından «estağfırul-lah, affedersiniz!» kelimelerinden başka bir şey çıkmıyor.</p>
<p>Ömer Rıza&#8217;nın bu tavrı o zamanın Halk Partili kalemlerine o kadar giran geliyor ki, Falih Rıfkı Atay «Hâki-miyet-i Milliye» gazetesinde başlıyor haykırmaya:</p>
<p>«— Türk milletine şapka giydiriyoruz diye tekmil memleketi al kana boyamak isteyen mürtecilerle beraber İstiklâl Mahkemesi iskemlesinde tesadüf ettiğimiz bu halis Müslüman, İngiltere devlet-i fehimesiyle müftehir bir Mısırlı gururiyle bakıyor. İşte şeriat kahramanlarının içyüzü. İki sene evvel Ankara düşmanları tarafından bulan-dırılan su duruldukça, vaktiyle görmediğimiz ne facialar meydana çıkacak, cübbelerini pasaport bohçasına çevirmiş ne sarıklı ecnebilere tesadüf edeceğiz!»</p>
<p>1926 yılının 26 Ocak Salı günü, Atıf Hoca, ilk defa İstiklâl Mahkemesi huzurunda&#8230;</p>
<p>Başkanlık makamında Kel Ali&#8230; Ayrıca Kılıç Ali ve Necip Ali&#8217;le&#8230; «Ali» isminin, mânada ve kelimede delâletine ters tarafından mazhar üçüzlü çete&#8230;</p>
<p>Dinleyici yerleri tıklım tıklım&#8230; Zira şapka isyanının ruhu kabul edilen insan muhakeme edileceği gibi, onunla beraber Tahir-ül-Mevlevî de hesaba çekilecektir.</p>
<p>Umumî efkârda kanaat şu :</p>
<p>Bütün aramalara, taramalara rağmen Atıf Hoca üzerinde şapka isyaniyle alâkalı en küçük bir itham vesilesi bulunmadığına, en basit bir teşvik ve tahrik izine rastlanmadığına göre bereet  kararı emindir.</p>
<p>Bu umumî efkâr bilmiyordu ki, Atıf Hocanın mahkûm edilmesi için, delil, vesika, itham unsuru diye bir şeye ihtiyaç yoktur ve o mübarek adam, kendisiyle, hüviyetiyle ve şahsiyetiyle evvelden hükümlüdür.</p>
<p>Atıf Hoca, ışıklı çehresiyle, hâkim makamındaki tiplerin karşısında&#8230;</p>
<p>—  Oturunuz! Oturdu.</p>
<p>—  Şahit, kitapçı Abdülâziz!</p>
<p>Kitapçı Abdülâziz şahit  parmaklığında:</p>
<p>—  Ben siyasetle meşgul bir insan değilim. Kitap basmak  ve satmakla  geçinirim. Bastığım ve sattığım kitapların   güttüğü  gayelerle  de hiçbir  iştirakim  yoktur.  Atıf Hocayı Bâbıâlide ve irfan  muhitlerinde herkesin tanıdığı gibi  ben  de   tanırım.  Şimdiye   kadar neşrettiği  risale  ve kitapları, arzettiğim gibi,    sırf meslekî alâkam  dolayısiy-le   sattım.  Bahsedilen   «FRENK   MUKALLİTLİĞİ»   kitabından da sattım. Kimlere sattığımı bilemem. Bir seneden fazla zaman  geçmiş bulunuyor. Yalnız şu kadarını söyli-yebilirim ki, benden kitap satın alanlar münevver kişilerdir.</p>
<p>İkinci   şahit, yine Bâbıâlinin meşhur   kitapçılarından Mihran Efendidir:</p>
<p>—  Atıf  Hocayı şahsiyle   tanımam. Fakat kitap yazan bir ölim  olarak bilirim. Birçok eserini sattım. Bu  arada, bahis mevzuu eserden de 25 adet sattığımı  hatırlıyorum.</p>
<p>—  Kimlere  sattığınızı da hatırlıyor musunuz? Ermeni kitapçı gülümsedi:</p>
<p>—  Nasıl hatırlayabilirim? Vapur bileti satan gişe memuru kimlere bilet verdiğini hatırlayabilir mi?</p>
<p>—   Ukalâlık  etme! Dosdoğru cevap ver!</p>
<p>—  Başüstüne efendim! Kitap sattığım 25 kişi arasında bence maruf hiç kimse yoktur.</p>
<p>—  Kangi tarihte sattığınızı da bilmiyor musunuz?</p>
<p>—  Kitabın yeni çıktığı zaman&#8230; Demek ki, iki yıl kadar önce&#8230;     Bir kitap,  çıktığı ilk anlarda   satılır.   Sonra satış seyrekleşir.</p>
<p>—  Yani şapka kanunundan biraz evvel ve sonraki tarihlerde satmış değilsiniz?</p>
<p>—  Evet efendim!</p>
<p>—  Çekilebilirsiniz! Tahir&#8217;ül-Mevlevî Efendi, ayağa kalkınız!</p>
<p>Tahir-üI-Movlevî ?yakta&#8230;</p>
<p>—  Uğraştığınız iş nedir?</p>
<p>—   Darüşşefaka mektebinde    edebiyat     muallimiyim. İşim &#8211; gücüm okumak ve okutmaktır.</p>
<p>—  Bağlı olduğunuz  bir  cemiyet var mıdır?</p>
<p>—  Evvelce İttihat ve Terakki Cemiyetindeydim.    Bir aralık  «Teaali-i  İslâm  Cemiyeti»ne   de girmiştim.    Şimdi hiç   birinden   değilim. Arzettiğim gibi  yalnız  okumak ve okutmakla meşgulüm.</p>
<p>—  «Tear.li-i lsîâm*&#8217;Cemiyeti»nden niçin ayrıldınız?</p>
<p>—  Bu cemiyete sâf mânada dine hizmet  etmek, İslâ-miyete   inkişaf   vermek  için ilmî   bir gaye uğrunda  girmiştim.  Adının  da  delâlet   ettiği  gibi,  Cemiyetin  gayesi de  esasen  buydu.   Fakat  bir müddet sonra   bazı cemiyet mensupları hedefi bulandırdılar. Yalnız yola saparak ilmî gayeden uzaklaştılar. Cemiyeti siyasete âlet etmek temayülüne düştüler. Bunun üzerine,   Cemiyetin gidişini ilmî gayeme&#8217; uygun  görmediğim için   çekilmek   zorunda  kaldım.</p>
<p>Peşinden, mukadder sual:</p>
<p>—  Atıf Hocayı elbette tanırsınız! Nasıl tanırsınız? Tahir-ül-Mevlevî tereddütsüz cevap verdi:</p>
<p>—  Alim ve fazıl  bir hoca olarak tanırım.    Vatanına bağlı birçok münevver  yetiştirmiş, kanaatlerinde celâdet sahibi bir insan&#8230;  Atıf Hoca geçen Kurban Bayramı bana sokakta  tesadüf  etmiş ve Şeyhülislâm Mustafa Sabri Efendinin   «Kuva-yı Milliye»  aleyhinde bir    beyanname hazırlattığını   ve bunu   bütün  din  âlimlerine  imzalatmak üzere gezdirmekte olduğunu söylemişti.   O   zaman  doğru Şeyhülislâmlık dairesine  giderek  Mustafa  Sabri  Efendiyi görmüştük. Bu harekete şiddetle itiraz etmiş ve demiştik ki:   «Nasıl olur, vatan müdafaası yolundaki bir harekete din temsilciliği makamı nasıl böyle bir mukabelede bulunabilir? Hem, dinî kisvenin siyaset kılığına bürünnıe-si nasıl caiz olabilir? Bu işten vaz geçin ve siyasetten elinizi çekin!» 20 bin nüsha basılıp dağıtılan bu beyannameyi imzadan, ben ve  Atıf Hoca  kaçındık  ve ona şiddetle karşı koyduk.  Bunun  üzerine   beni  Zirar.t  Nezaretindeki vazifemden attılar. Şu arzettiğim keyfiyet beni  ve  Atıf Hocayı izah  eder kanaatindeyim.</p>
<p>Reis ihtar etti:</p>
<p>—  Bu hikâyeleri geçelim! Siz, Atıf Hocanın «FRENK MUKALLİTLİĞÎ» eserinden dağıttınız ve sattınız mı?</p>
<p>—  Evet, eserin intişarında 5 nüsha sattım.</p>
<p>—  Bu kadar yeter! Oturunuz!</p>
<p>Reis Atıf Hocayı ayağa kaldırdı.</p>
<p>—  Sıra sizde&#8230;</p>
<p>Atıf Hoca, sakin ve mütevekkil, İstiklâl Mahkemesi üyelerinin nazarları karşısında&#8230; Hep kendi mihveri etrafında gidip gelen bu dolambaçlı yollardan sonra sıra kendisindedir.</p>
<p>İlk sual:</p>
<p>—  Bu zamana  kadar   başka   bir mevkufiyetiniz  oldu mu?</p>
<p>—  Evet!  Otuzbir Mart hâdisesinde,  aynen böyle, sebepsiz olarak tevkif edildim ve bir hafta kadar tutuklu kalmıştım. Ondan sonra da Mahmut  Şevket  Paşa  vakasından ötürü Sinop&#8217;a sürüldüm. Sebebini hâlâ    bilemediğim bu sürgün de birbuçuk yıl devam etti.</p>
<p>—  Nasıl olur da sebebini bilmezsiniz?</p>
<p>—  Bildirmezlerse nasıl bileyim? Sorduğum halde doyurucu  bir cevap alamadım. Ancak, sonunda «affedersiniz, bir hatadır oldu!» dediler ve beni bıraktılar. Demek ki, sebep hatadan ibaretmiş!</p>
<p>Reis,   Atıf Hocaya,    onu kemirmek    isteyen gözlerle baktı:</p>
<p>—  Ne zamandan beri siyasetle uğraşıyorsunuz?</p>
<p>Atıf  Hocanın  dudaklarında mahzun bir tebessüm:</p>
<p>—  Hiç bir zaman siyasetle  uğraşmadım.    Kitaplarım arasında bile bu mevzuda tek eser yoktur. Bütün hayatımı dinî ilim ve irfana bağlamış bulunuyorum.</p>
<p>—  Ya teşkil ettiğiniz cemiyetler?</p>
<p>—  Onlar da ilmî cemiyetlerdir. Yalnız bir defa siyasete benzer bir harekette bulundum ama, o da vatan kaygı-siyledir ve günlük politikanın üstündedir.    Yunanlıların İzmir&#8217;i işgali üzerine bir beyanname hazırlayarak, îstan-bulda, İtilâf Devletleri mümessillerine vermiş ve bu şenî tecavüzü protesto  etmiştik.     Eğer bu  hareketimize siyasetle uğraşmak denebilirse, işte tek vakam bundan  ibarettir.</p>
<p>—  Kurduğunuz cemiyetlerden de bahsediniz!</p>
<p>«Cemiyet-i Müderrisin» i kurdum. İsminden  de anlaşılacağı gibi, müderrislerimizin haklarını korumak için&#8230;</p>
<p>Aynı zamanda muhtaç talebelere yardımcı ve faydalı olmak için&#8230; Böyle bir cemiyetin siyasetle en küçük bir alâkası olamaz. Arzettiğim gibi, ben, ilim adamıyım; siyasete, bir kuşun balığa yabancı olduğu kadar uzağım. Ne bu zamana kadar siyasete yanaştım, ne de bundan sonra yanaşabilirim.</p>
<p>Reis, karanlık gözleriyle Atıf Hocanın saffet dolu yüzüne tükürdü:</p>
<p>—  Boyuna  siyasetle   uğraşmadığınızı     söylüyorsunuz ama,  sizin  ondan başka  işiniz olmadığını    iddia    edenler var..</p>
<p>Atıf Hoca mırıldandı:</p>
<p>—  Olabilir! Bir şeyin söylenmesi başka, yapılıp yapılmadığı başka&#8230; Benim hayatım meydanda&#8230; İşimin gücümün siyaset olduğunu söyleyenler, nerede, ne zaman, nasıl ve ne şekilde  siyaset yaptığımı  göstersinler!..</p>
<p>—  Bu hususta en büyük delil  «FRENK MUKALLİTLİĞİ» isimli eserinizdir. Bu eseri ne zaman ve hangi gayeye hizmet etmek için yazdınız?</p>
<p>—  Senelerce evvel ve mücerret bir gaye uğrunda yazdım.. Şahsiyet sahibi olma gayesi&#8230; Yoksa şu veya bu hükümet teşebbüsüne   karşı  durma  fikriyle  değil&#8230;   Taklitçiliğin her  türlüsü kötüdür. İşte karşınızda  Japonya misali!.. Garbın bütün terakkilerini elde ettikten sonra şahsiyete ve millî an&#8217;aneye sadık kalmanın  örneği&#8230; Japonlar, Asyalı bir topluluk adına,    Avrupanm bütün ilmini, fennini,   usulünü,   sistemini  devşirdikten   ve  benimsedikten sonra kendi öz ruhuna sımsıkı bağlı kalmanın daima ibret dersini verecektir. Benim de o eserde güttüğüm gaye,  «hikmet   müminin   kaybolmuş  malıdır,  nerede  bulsa alır» mealindeki hadis gereğince, Avrupayı, iyi ve faydalı</p>
<p>taraflarından ve bünyemizde eriterek, hazmederek benimsemek&#8230; Fakat ruh cevherimizi asla fesada uğratmadan bütün bunları kendi şahsiyet vahidimiz üzerine ekleyerek yapmak ve âdi mukallit seviyesine düşmemek&#8230; İşte bu gayeyi güden, mücerret fikirlerden ibaret olan ve asla müşahhas ve siyasî bir meseleyi hedef tutmayan eserimi, daha evvel kaleme aldığım halde, ancak 1340 (1924) yılında bastırabildim.</p>
<p>—  Eseri bastırmadan evvel kimseye gösterdiniz mi?</p>
<p>—  Bu suale bilhassa «evet!»   demek isterim. Hem de şuna   buna değil, resmî  makamlara    gösterdim.   Eserden 8 nüsha kopya ettim ve bunlardan ikişer nüshasını İstanbul Maarif Müdürlüğüyle Matbuat  Umum Müdürlüğüne gönderdim. Okudular, tetkik ettiler ve sonunda beni tebrike kadar vardılar «Hoca efendi, çok nazik ve mühim bir mevzuata el atmışsın, emeklerin kutlu olsun, seni takdir ve tebrik ederiz!» dediler. Usul icabı olarak da eserin resmî neşir müsaadesini verdiler.</p>
<p>Reis şaşkın :</p>
<p>— Demek böyle oldu?</p>
<p>—  Aynen böyle oldu! Alâkalı makamlardan sorulabilir. Resmî ruhsat &#8220;tezkeresi dosyamda mevcuttur. Takdim etmiştim.</p>
<p>Reis durakladı, düşündü ve homurdandı:</p>
<p>—  Şapka Kanunundan sonra bu kitaptan sattınız mı?</p>
<p>—  Asla!.. Kararname ve kanun çıktıktan sonra kitaptan tek nüsha bile satılmamıştır. Ama  ondan evvel  alıp okumuş olan birçok insan bulunabilir.</p>
<p>—  Bu kitabın Şapka İnkılâbına karşı bir cereyan doğurduğu,  inkılâba  aykırı  duygu  ve   düşünceler  aşıladığı iskilipli Atıf hoca</p>
<p>ve kötü tesirler bıraktığı iddiasına ne dersiniz?</p>
<p>Atıf Hoca doğruldu:</p>
<p>—  Yanlıştır derim! Şapka İnkılâbı bu eseri hoş görmeyebilir, sevimsiz, hattâ tehlikeli bulabilir;  fakat kendisine karşı yazılmış bir eser olmadığı için onu suçlandıramaz!</p>
<p>Atıf Hoca bir an daldıktan sonra dudaklarını kıpırdattı:</p>
<p>—  Bu  eser intişar  ettiği zaman bir gazete aleyhinde bazı yazılar yazmış, bana hakaret etmişti. Ben de bu gazeteyi mahkemeye vermiştim. Aleyhimdeki yazıların hedefi,  eserimin zararlı ve zehirleyici olduğuydu.    Mahkeme heyeti kitabın zararlı olmadığını, hakaretin ise vâki olduğunu kabul ederek gazeteyi nakdî cezaya çarptırdı.     Bu karar da dosyamdadır. Lüzum görülürse mahkemeden sorulabilir.</p>
<p>Reis :</p>
<p>—  «Son Telgraf» gazetesi, değil mi?</p>
<p>Atıf Hoca :</p>
<p>— Evet efendim!</p>
<p>Şapka aleyhtarlığını yasaklayıcı kanundan evvel yazılmış ve yayınlanmış, neşrine hükümetçe tebrik edilerek izin verilmiş, üstelik zararsızlığı adalet cihazlarından birince resmen doğrulanmış bir eserin ne şekilde suçlan-dırılabileceği bütün bir mesele&#8230; Mahkeme heyeti şaşkın ve ne yapacağı üzerinde apışıp kalmış vaziyette&#8230; Mutlaka beraat ettirilmesi gereken adamı «mutlaka» kaydiyle nasıl ölüme mahkûm edebilecek?</p>
<p>Atıf Hocanın müdafaası o kadar keskin ve siyasîdir ki, artık onu mahkûm edebilmek için:</p>
<p>—  Halis dindar olmak kabahati yüzünden asılacaksın? Demekten başka çare yoktur.</p>
<p>26 Ocak Salı günü tek celsede bu hale gelen ve bir çıkmaza giren muhakeme, ondan sonraki safhalarda, hep Atıf Hocaya suç tedariki için zorlamalarla geçti. Aynı teşvik ve telkincilik ithamiyle mevkuf bulunanlar, geniş bir halka şeklinde Hocayla yüzleştirdiler ve artık tekrar-lana tekrariana bayatlayan mahut sual karşısında kaldılar:</p>
<p>—  «FRENK  MUKALLİTLİĞÎ»     kitabından kaç tane sattınız? Kanundan sonra da sattınız mı? Bu kitabı yaymakla hangi gayeye hizmet  şuurunu takip ettiniz?</p>
<p>Cevap, evvelce de verilenlerin aynı:</p>
<p>—  Üçer beşer sattık.    Kanundan sonra tek nüsha bile satmadık ve hiçbir tavsiyede  bulunmadık.   Gayemiz, yasaklanmamış olan bir mevzuda İslâm hüküm ve şahsiyet ölçüsünü göstermekti, suçumuz yoktur.</p>
<p>Atıf Hoca söz istedi:</p>
<p>—  Reis Beyefendi.  Müsaade  buyurursanız Mahkemenin işini kolaylaştıran ve bir itiraf halinde cürmümü tes-</p>
<p>&#8216; bit edeyim!</p>
<p>Reis Kel Ali, bir türlü tutamadığı avın öz ayaklariyle yanına geldiğini gören bir canavar neşesiyle atıldı:</p>
<p>—  Söyleyiniz! *&#8217;</p>
<p>—  Ben,  hamdolsun, müslümanım!     Biricik gayem de İslâm  hakikatlerini yaymaktır. Bu,  eğer bir suçsa, sabittir. Eserim bu gayeyi güder. Bu da sabittir. Fakat Şapka  Kanunundan evvel yazılmış ve ondan  sonra asla ortada görünmemiştir. Bu da sabit&#8230; Şapka isyanını körükleyenlerle en küçük  alâka ve münasebetim   olmadığı da sabit&#8230; Eğer bütün bu «sabit» ler arasında beni mahkûm edebilecek bir nokta varsa Mahkemeniz hüküm vermekte serbesttir. Fakat ille suç aramaya kalkışmak, tecelli eden  bedahetlere göre boşuna zahmettir.</p>
<p>Bu hitap, hak öfkesinde&#8217;n gelmesine ve en üstün perdeden hakkı temsil etmesine rağmen, Kel Ali&#8217;nin şişkin yanakları üstünde müthiş bir tokattı. Nitekim Kel Ali bu tokatı en ağır bir tesir halinde hissetti ve belki de ağırlığı yüzünden, hiddet yerine yılan gibi ıslık çalarcasına, şu sinsi mukabelede bulundu:</p>
<p>—  Bırakın da, hakkınızdaki hükmü biz takdir edelim! Muhakeme,  bu  tarzda  epey sürdü.</p>
<p>Son ara kararlardan biri:</p>
<p>—  Müddei-yi Umumînin esas hakkında iddiasını okuması için, muhakeme 2 Şubat 1926    Salı gününe bırakılmıştır,</p>
<p>Ve sonra sanıklara hitap :</p>
<p>—  Siz de o güne kadar müdafaalarınızı hazırlarsınız!</p>
<p>Sanıklar veya peşin mahkûmlar, (Malatya dâvası münasebetiyle benim de gördüğüm ve âh-ü-zâr süngerine dönmüş kara dâvaları arasında cinnet terleri döktüğüm) Ankara hapishanesinde nabızlarını sayarak 2 Şubat&#8217;ı bek-leye dursunlar; Mahkeme üyelerinden Kılıç Ali Bey İstanbul&#8217;da zevk ve sefadadır ve gazetecilere şu beyanatta bulunmaktadır:</p>
<p>«— Atıf Hoca ve arkadaşlarının muhakemeleri bitmiş gibidir. Pek yakında iddia ve müdafaalar dinlenecek ve karar bildirilecektir. Edilen muhakemeler sonunda vardığımız kanaat şudur ki, son irtica hareketleriyle İstanbul&#8217;un hiçbir alâkası olmamıştır. Esasen mahkemenin İstanbul&#8217;da bulunduğu zaman yapılan tahkikat da bu neticeyi vermiş ve ondan sonraki muhakemeler aynı şeyi teyid etmiştir.»</p>
<p>Bu beyanat bir mahkeme üyesine yakışmayacak soydan siyasî bir ağız ve bu arada «ihsas-ı rey», yani kararı evvelden hissettirme tavrı belirtse de Atıf Hoca&#8217;nm suçsuz olduğuna dair açık bir vicdan fotoğrafından başka bir şey değildi. Atıf Hoca İstanbul&#8217;da bulunduğuna ve İstanbul&#8217;u temsil ettiğine göre, masumiyetinin Kılıç Ali ağ-ziyle tasdiki ortadaydı.</p>
<p>Şubat&#8217;m 2 nci gün ündeyiz. Mahkeme salonu «iğne atılsa yere düşmez» tasvirinden bir numune&#8230; Bütün merak İstiklâl Mahkemesi Müddei-yi Umumîsinin ne diyeceğinde&#8230; Herkes bilir ki Müddei-yi Umumî davacı mevkiinde olduğuna göre en mübalâğalı cezalan isteyebilir. Mah-Tceme bu istekle kayıtlı olmadığı ve tarafsız bulunduğu için hemen her defa istenilenden azmi, hiç olmazsa iste-«nilenin aynım verir; fakat fazlasını verdiği, hele İhtilâl Mahkemeleri gibi fevkalâde mahkemelerde görülmüş şeylerden değildir. Bu bakımdan halk, Müddei-yi Umumînin isteyeceğine göre iskontosunu yapmak üzere taraf tutma makamının iddiasını merakla beklemektedir.</p>
<p>Müddei-yi Umumî Necip Ali, ayağa kalktı, elinde koca bir tomar, son iddianamesini ağır ağır okumaya başladı. Baştan başa zan, şüphe, indî tefsir ve hayal üzerine kurulu ve hiçbir noktasında hüccet ve delile istinat etmeyen bir sürü ve bir seri vehim&#8230;</p>
<p>Vardığı netice aynen şu:</p>
<p>«— Şapka ve bu yüzden meydana gelen hâdiselerin âmilleri olmakla maznun bulunan eşhastan (şahıslardan) Babaeski sabık müftüsü Ali Rıza Hocanın idamına, İskilipli Atıf, Süleyman, Fettah, Tahir, Mes&#8217;ut, saatçi Süleyman, Erzurumlulardan Osman, Mehmed, Telgraf Müdürü Halid, Yusuf Kenan Hoca ve efendilerin de üçer seneden az olmamak üzere hapis ve küreğe konulmalarına, Hasan «ğlu Samih, Araş Şirketi Müdürü Cafer İsmail, Sabuncuzade Mustafa ve Zühtü ile Tahir-ül-Mevlevî Hocaların nefyine, Tevhid-i Efkâr muharrirlerinden Ömer Rıza&#8217;nm hudut haricine tardına, Gostuvar&#8217;lı Hüseyin, berber Mustafa, Ispartalı Hüseyin ve kardeşi ile kitapçı Mihran ile İhsan Mahfi efendilerin de beraatlarına karar verilmesini talep ederim.»</p>
<p>Müddei-yi Umumî Necip Ali&#8217;nin bu ceza isteği, dinleyicileri büyük bir hayret ve inkisara uğrattı.</p>
<p>Babaeski Müftüsü Ali Rıza Efendi hakkında istenen idam cezası hiçbir esasa dayanmadığı gibi, Atıf Hoca ve arkadaşlarının üçer yıl hapse mahkûmiyetlerinin talebi de, açık masumiyetleri önünde zalimce bir istekti.</p>
<p>Fakat teselli şu noktada toplanıyordu:</p>
<p>—  îddia makamı Atıf Hocaya, en zalim tarafından nihayet 3 yıl hapsi lâyık gördüğüne ve fevkalâde mahkemelerde müddei-yi umumînin talebinden üstün ceza verilmesi görülmemiş şeylerden olduğuna göre her halde kurtuluş emindir.</p>
<p>Mahkeme Reisi maznunlara hitap etti :</p>
<p>—  Yarın müdafaalarınız ve son sözleriniz dinlenecektir. Hazırlanınız!</p>
<p>Maznunlar, başları önlerinde, çeneleri göğüslerine mıhlı, hapishaneyi boyladılar. Herbiri arkalarından kilitlenen demir kapılardan geçtiler ve hücrelerine dağıldılar.</p>
<p>Atıf Hocayla Tahir&#8217;ül &#8211; Mevlevi konuşuyorlar&#8230;</p>
<p>Tahir&#8217;ül &#8211; Mevlevi, bir mumdan daha az ışık veren,, paslı ve lekeli bir ampul altında Atıf Hocaya diyor ki:</p>
<p>—  Siz, Efendi   Hazretleri,   artık kurtuldunuz    demektir. Müddei-yi umumînin  talebine göre size nihayet basit bir hapis cezasından başka bir şey veremezler. Birkaç aydır mevkuf bulunduğunuz için o da mevkufiyetinize sayılır ve halâs olursunuz.</p>
<p>—  Allah bilir!</p>
<p>—¦ Evet; fakat Allah bildiğini göstermektedir. Bizim sürgün cezamıza gelince, zerre miktarı kıymeti yok&#8230; Zaten vatanın her yeri bize sürgün&#8230; Bu kadar hafifiyle kurtulduğumuza bin şükür&#8230;</p>
<p>— Fakat henüz karar çıkmadı.</p>
<p>—  Çıkmış sayabiliriz.</p>
<p>Yatsı namazından sonra Atıf Hoca yatağına oturdu ve müdafaasını yazmaya başladı. Arkadaşı da aynı işle meşgul&#8230; Bir aralık, günlerdir uykusuz, sabahlara kadar namaz ve niyazla vakit geçiren Atıf Hoca hafifçe daldı. Giyimli olduğu halde, başı taş duvarda, ellerinde yarım kalmış müdafaası, gözleri yumulu, kendinden geçti. Arkadaşı Tahir&#8217;ül-Mevlevî bu manzaraya bakarak mırıldandı:</p>
<p>— Zavallı, âlim ve fazıl, büyük bir adam! Bu muydu ilim ve faziletinin mükâfatı?</p>
<p>Bu tasvir ve sizlerin roman üslûp ve hayaliyle hiçbir alâkası yoktur. En yalçın (realite) vakıa&#8230; Bana bu manzarayı çizen ve sözleri anlatan, 1932 yılında, Sahaflarda, Raif Karadeniz&#8217;in kitapçı dükkânında, bizzat Tahir&#8217;ül -Mevlevi&#8217;dir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>KERAMET</p>
<p>Atıf Hocanın uykusu uzun sürüyor. Tahir Hoca müdafaasını yazmakta devam ederken Atıf Hoca birdenbire gözlerini açıyor. Yüzünde, harikulade derin ve ince bir tebessüm&#8230;</p>
<p>Tahir&#8217;ül &#8211; Mevlevi&#8217;nin gözleri hayretle ve alabildiğine açık&#8230; Sanki 24 saat içine sığacak büyük kerameti şimdiden sezmiştir :</p>
<p>—  Ne o, Hocam, çabucak uyanıverdin? Atıf Hoca gayet sakin :</p>
<p>—  Uykudan murad hasıl oldu!</p>
<p>—  Yâni, beklediğim rüyayı gördüm!</p>
<p>—  Yâni?</p>
<p>Tahir&#8217;ül &#8211; Mevlevi haşyet ve dehşetle ürperiyor :</p>
<p>—  Ne gördün?</p>
<p>Atıf Hoca yatağında doğrulmuş ve müdafaasını karaladığı kâğıtları elinde büzmüştür :</p>
<p>—  Kâinatın Fahrini gördüm.    Bana «Yanıma gelmek , dururken ne  diye müdafaa karalamakla uğraşıyorsun?» dedi.</p>
<p>Tahir&#8217;ül &#8211; Mevlevi kendinden geçmiş gibidir :</p>
<p>—  Ne diyorsun?</p>
<p>—  Beni idam edecekler! Allahın sevgilisine kavuşacağım!</p>
<p>—   Rüyanın sadık olduğuna hiç şüphem  yok&#8230;  Allah Resulünün göründüğü rüyaya fesad karışamaz. Şu var ki, müddei-yi umumînin 3 yıl hapis istediği bir dâvada idam kararı çıkmasına akıl erdirmek imkânsız&#8230; Kafam işlemi-yir!</p>
<p>—  Göreceksin ki, beni asacaklar! Başka bir şeye aklım ermez! Ferman en büyük kapıdan geliyor!</p>
<p>—  Söyleyecek söz bulamıyorum!</p>
<p>—  Doğru!   Zaten söze ne lüzum var! İşte müdafaamı yırtıyorum!</p>
<p>—  Yapmayın! Siz onu mahkemede    okuyun    da    ne olursa olsun!</p>
<p>Atıf Hoca, nurlu yüzünde aynı tebessüm müdafaasını yırtıyor ve sonra bir kâğıdır içinde toplayıp kese içine alıyor ve cebine koyuyor.</p>
<p>Ertesi günü mahkeme salonu her zamankinden kalabalık&#8230; Hüküm günü&#8230; Gazeteciler, fotoğrafçılar, halk içinde dört dönmekte&#8230; Dinleyiciler birbirinin üstünde, yalnız kafalariyle görünüyor.</p>
<p>Mahkeme Reisinde taş gibi bir hâl ve hislerini gizlemek isteyen bir tavır : — Müdafaalar başlasın!</p>
<p>Herkes, elinde bir kâğıt, uzun veya kısa müdafaasını, değişik tonlarla okuyadursun&#8230; Reis taş gibi&#8230;</p>
<p>Atıf Hoca, mütevekkil ve mahzun, sırasını beklemekte&#8230;</p>
<p>Bilmem ne kadar zaman geçti.</p>
<p>Reis elini Atıf Hocaya uzattı :</p>
<p>—  Sıra sizde&#8230; Atıf Hoca kalktı.</p>
<p>Aynen :</p>
<p>«— Hacet yok efendim; müdafaayı mucip bir suçum olmadığı esasen tebeyyün etmiştir. Vicdanınızın vereceği hükme intizar ediyorum!</p>
<p>Reisin mukabelesi:</p>
<p>—  Mahkemenin adaletinden    emin olabilirsiniz!  Oturunuz.</p>
<p>Reisin tavrında hafiflemiş gibi bir hâl&#8230; Sanki Atıf Hoca müdafaasını yapacak olsa Reiste vicdanına mağlûb olma ihtimali varmış gibi&#8230;</p>
<p>—  Muhakeme bitmiştir! Heyet kararlan tespit etmek üzere müzakereye çekiliyor!</p>
<p>Sabırsızlık son haddinde&#8230; Çıt yok&#8230;   Sanki kalblerin çarpışı ve sükûtun rakkası işitiliyor. Bir saat geçti. Heyet, karanlık dolu gözlerle gelip yerini aldı.</p>
<p>Reis elindeki kâğıdı zabıt kâtibine uzattı:</p>
<p>— Kararı okuyunuz!!</p>
<p>Bir sürü lâftan sonra birdenbire çınlayan cümle :</p>
<p>—  BABAESKİ MÜFTÜSÜ ALİ   KIZA  İLE  MÜDERRİSLERDEN İSKİLİPLİ ATIF&#8217;IN İDAMINA&#8230;</p>
<p>Bütün salon, jandarmalar, polisler, mübaşirler, hattâ masalar ve sıralar bile donmuştu.</p>
<p>Artık kararların gerisini dinleyen yok&#8230;</p>
<p>Öbür maznunlardan büyük bir kısım, beşer, onar yıla mahkûm: TAHÎR&#8217;ÜL &#8211; MEVLEVİ ile ÖMER RIZA hakkında ise BERAET&#8230;</p>
<p>Atıf Hocada hiçbir şaşkınlık alâmeti mevcut değil&#8230; Gayet sakin ve adetâ vecd içinde&#8230; Rüyada gördüğü Allah Resulünün mucizesi gerçekleşmiştir. Bu mucizenin kendisine ait keramet payı ise eşsiz bir nimet ve tükenmez bir hazine&#8230;</p>
<p>Atıf Hoca, ancak yanındaki Tahir&#8217;ül &#8211; Mevlevi&#8217;nin duyabileceği bir sesle fısıldıyor.</p>
<p>Aynen :</p>
<p>«— Zalim ve kaatillerle elbette Mahşer gününde hesaplaşacağız!»</p>
<p>İstiklâl Mahkemesi Reisi Kel Ali&#8217;nin yüksek perdeden sesi :</p>
<p>—  Kararların infazı için mahkûmları çıkarınız!</p>
<p>Sakırdayan kelepçeler ve herhangi bir söz söylememeleri için itile kakıla dışarıya çıkarılan mazlumlar&#8230;</p>
<p>Şubat (1926) ayının 3 üncü Çarşamba gününü 4 Şubat Perşembeye bağlayan gece&#8230;</p>
<p>Atıf Hoca, idamlıklara mahsus hücrede&#8230; Üstü taş, allı taş, dört yanı taş&#8230; Taşlar ağlıyor; simsiyah bir rutu-t&gt;et gözyaşiyle ağlıyor.</p>
<p>Demir kapının tepesinde parmaklıklı bir pencerecik-ien başka hiçbir menfez yok&#8230; Duvarda, gerekince prangaya vurulacaklara ait kocaman bir halka ve ona bağlı uzunca bir zincir.. Bir de teneşirvârî tahta bir kerevet&#8230;</p>
<p>Atıf Hoca, bu, kuzudan daha müdafaasız mazlum, prangaya vurulmamıştır. Bu kadarına ihtiyaç görülmemiş&#8230; Kerevetin yanı başında da bir testi su ve bir somun ekmek&#8230; Ekmeğin hiçbir lüzumu yok; fakat su, abdest almak için son derece lâzım&#8230; Nitekim Atıf Hoca hücreye kapatıldıktan beri testinin suyu yarılanmıştır. Ekmek ise olduğu gibi duruyor.</p>
<p>Gece yansı&#8230; Koridorda yanan küflü lâmbanın demir kapıdaki pencerecikten sızan ve ancak secde yerini gösterebilen ışığı&#8230; Hepsi o kadar&#8230;</p>
<p>Eğer o sırada bir gardiyan veya hapishane memuru pencerecikten baklaydı, göreceği manzara şuydu :</p>
<p>Kıbleye döndürülmüş kerevetin üstünde, sarıklı bir adam, ellerini yukarıya kaldırmış dua etmektedir:</p>
<p>—  «Allahım; senin ve Resulünün aşkından ve emirlerini müdafaa   etmekten gayrı muradı     olmayan    kuluna rahmet nasip eyle!»</p>
<p>Atıf Hoca bu vaziyette saatler geçirdi. Sakalında elmastan daha parlak gözyaşı  damlaları&#8230;</p>
<p>Bir aralık önünden geçen bir ayak sesine haykırdı :</p>
<p>—  Oğlum!</p>
<p>Pencerecikte bir kafa :</p>
<p>—  Ne istiyorsun, baba?</p>
<p>—  Saati soracaktım! —Sabahın dördü..</p>
<p>—  Demek  bir saat sonra sabah  namazını kılabilirim. Saatim yok! Bana haber verebilir misin?</p>
<p>—  Bakalım&#8230;</p>
<p>Bu tafsilâtı da, o zamanlar Ankara Adlî Tabibi olan Fahri Ecevit&#8217;ten 1930&#8217;da aldım.</p>
<p>Atıf Hocaya sabah namazım haber veren olmuyor. Fakat saat 5 sularında ayak sesleri, birden, bir sürü insanın sökün ettiğini bildiriyor. Müddei-yi Umumî, Adlî Tabip, bir hâkim, jandarma bölük kumandanı, hapishane müdürü vesaire&#8230;</p>
<p>—  Haydi, diyorlar, Atıf Hocaya;  hakkındaki    hüküm infaz edilecektir!</p>
<p>Atıf Hocanın ilk ve son sözü şu iki cümle:</p>
<p>—  Saat kaç?</p>
<p>—  Beşi çeyrek geçiyor!</p>
<p>—  Sabah namazını kılmama izin verir misiniz? Ankara   Hapishanesinin    önündeki   meydancıkta    iki</p>
<p>darağacı&#8230; Biri Atıf Hocaya, öbürü de Babaeski Müftüsüne ait&#8230;</p>
<p>Bir güvercin kadar korku hissi vermekten uzak Hocayı arkasından kelepçelememişler, lütuf ve merhamet (!) göstermişlerdir.</p>
<p>Atıf Hoca sephanın altındaki alçak masanın üstünde&#8230;</p>
<p>Soruyorlar :</p>
<p>—  Son sözün nedir?</p>
<p>Son söz olarak Hocanın söylediği, bir söz değil, imanın en mukaddes ölçüsü:</p>
<p>Şehadet Kelimesi&#8230;</p>
<p>Atıf Hoca, hemen hiç debelenmeden ruhunu teslim «diyor. Sabahın henüz ilk çakıntılariyle delinmeye başlayan koyu karanlıkta  mü&#8217;min gözler  için,     Atıf Hocanın alnım nurdan bir yazı ışıldatmaktadır: Şehadet Kelimesi:</p>
<p>Ertesi gün gazeteler hâdise hakkında âdeta ketumdurlar. İç sahifelerde, birkaç satırdan ibaret kupkuru bir haber :</p>
<p>«İRTİCA KİTAPLARI MÜELLİFİ OLUP İSTİKLÂL MAHKEMESİNCE İDAMA MAHKÛM OLAN İSKİLİPLİ ATIF HOCA ÎLE BABAESKİ MÜFTÜSÜ ALİ RIZA HOCA HAKLARINDAKİ İDAM KARARI BU SABAH İNFAZ EDİLMİŞTİR.»</p>
<p>Dünya tarihinde bir ihtilâl mahkemesinin, daima bire on isteyen savcısına aykırı olarak, isteğe nisbetle bu kadar ağır ceza verdiği ilk defa görülüyor.</p>
<p>Atıf Hocayı tanıyanlarca teessür çok büyük oldu. Hiç kimse kendi öz evinin kaatil eliyle can veren ölüsüne bu kadar ağlayamaz! Bu kadar da kaatillere lanet edemez!</p>
<p>Büyük  şehidin Lâlelideki evinde manzara :</p>
<p>İdam sabahı henüz eve gazete girmeden, Şakir Efendi isimli bir kitapçı kapıyı vuruyor ve Zahide Hanımla görüşmek istiyor. Zahide Hanım, yanında kızı Melâhat, kapıyı açıp da Şakir Efendiyi karşısında görünce baygınlık geçiriyor.                «¦</p>
<p>Melâhat haykırıyor :</p>
<p>—  Ne o, kara haber mi?</p>
<p>—  Henüz hiçbir şey yok..  Gazetelerde birşeyler okudum ama bir mâna çıkaramadım. Hemen hapishaneye cevaplı ve acele bir tel çekip tahkik edelim!</p>
<p>Biraz kendisine gelen Zahide Hanım o gece gördüğü rüyayı anlatıyor :</p>
<p>—  Bahçemizde bir çam ağacı var&#8230; Hoca onu kızı Me-lâhatle beraber dikti, değil mi kızım?</p>
<p>—  Evet. anne!</p>
<p>—  İşte o ağacın dibinde abdest alıyordu. Melâhat de ona su döküyordu. Abdestini tamamladıktan sonra doğruldu, bana döndü, «Ben artık gidiyorum, dedi. Sakın ardımdan  ağlamayın,  bana yedi Yâsîn okuyun!»    Ben size yemin ederim ki, Hocayı astılar.</p>
<p>Zahide Hanım tekrar baygınlık geçirdi. Melâhat ise ayık, fakat ondan beter hâlde&#8230;</p>
<p>Şakir Efendi beş dakika için izin isteyip telgraf çekmek üzere dışarıya çıktı:</p>
<p>—  Gelirken gazeteleri de getiririm!</p>
<p>Maksadı telgrafa cevap gelinceye kadar onları oyala rnak ve hazırlamak&#8230;</p>
<p>Telgrafı çekip hemen döndü. Melâhat atıldı :</p>
<p>—  Nerede gazeteler?</p>
<p>—  Postahâne yolunda bulamadım! Sizi de yalınız bırakamayacağım için hemen döndüm!</p>
<p>Bu defa bayılma sırası Melâhatte&#8230;</p>
<p>Şakir Efendi Zahide Hanıma gereken karşılığı verdi&#8221;.</p>
<p>—  Neredeyse cevap gelir. Her sözden nem   kapmaya ne lüzum var!</p>
<p>Şakir Efendi akşama kadar Lâlelideki evden çıkma-&#8220;dı. Her kapı çalışında o açıyor ve gelenlere, habersiz görünmeleri için gerekli işaretleri veriyordu.</p>
<p>Akşam üstü kapı çalındı. Posta müvezzii:</p>
<p>—  Telgraf!..</p>
<p>Şakir Efendi koşarak kapıyı açtı ve telgrafı yırtıp kelimelerini yutarcasma okudu.</p>
<p>Hapishane Müdürü, Atıf Hoca sanki tabiî eceliyle ölmüş gibi şöyle diyordu :</p>
<p>«— HOCA ATIF VEFAT ETMİŞTİR. CEVABEN BİLDİRİLİR.»</p>
<p><em>(16.09.2013)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kaynak:<em>https://www.facebook.com/notes/selim-simavi/iskilipli-at%C4%B1f-hoca-kimdir-son-devrin-din-mazlumlar%C4%B1-necip-faz%C4%B1l-k%C4%B1sak%C3%BCrek/287866334689152/</em></p>
</div>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&amp;linkname=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fson-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html&#038;title=Son%20Devrin%20Din%20Mazlumlar%C4%B1%20%E2%80%93%20%C4%B0skilipli%20At%C4%B1f%20Hoca" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/son-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html" data-a2a-title="Son Devrin Din Mazlumları – İskilipli Atıf Hoca"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/son-devrin-din-mazlumlari-iskilipli-atif-hoca.html">Son Devrin Din Mazlumları &#8211; İskilipli Atıf Hoca</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>“Âyinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz”</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyai]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 03 Dec 2023 19:18:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[İsrailoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[nfk yahudi şiiri]]></category>
		<category><![CDATA[Üstad]]></category>
		<category><![CDATA[yahudi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=14150</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Âyinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz” MİLLİYETÇİ – MUKADDESATÇI GAZETE OLMAK DA BİLE BU BÖYLEDİR. YANİ “ÂYİNE” GENE “İŞDİR” “LÂF” DEĞİL… İŞTE EN KALIN HATLARIYLA BİR “İŞİN”<span class="excerpt-hellip"> […]</span></p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html">“Âyinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz”</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><strong>“Âyinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz”</strong></h1>
<p style="text-align: center;"><strong>MİLLİYETÇİ – MUKADDESATÇI GAZETE OLMAK DA BİLE BU BÖYLEDİR. YANİ “ÂYİNE” GENE “İŞDİR” “LÂF” DEĞİL… İŞTE EN KALIN HATLARIYLA BİR “İŞİN” HİKÂYESİ:</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>NECİP FÂZIL</strong>’ın Ramazan’da ve ondan sonra <strong>(Tercüman)</strong> gazetesinde çıkan <strong>“Mukaddes Hayatdan 63 levha”</strong> adlı şâheseri malûm… Yahudinin röntgen camı  mâhiyetinde olan şu aşağıdaki şiir, o gazetenin, herhalde yahudi denilen varlığı darıltmak istemiyen politikası yüzünden neşredilememiş ve misilsiz bir gazetecilik hâdisesi olarak elimize geçip, Üstâda rağmen baş sahîfemize şeref vermişdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Aynı davâda olmakdan başka bir şey düşünmediğimiz büyük edînimizden, bizi afv buyurmasını da hassaten istirhâm ederiz…</p>
<p><strong>YAHUDİ</strong></p>
<p><strong>Nerde yahudi, nerde gerçek İsrâiloğlu?..</strong></p>
<p><strong>Yahudi, tıkayandır, Allah’a giden yolu.</strong></p>
<p>Aynı ırk mayasından, ayrı mahur, ayrı döl…</p>
<p>Sonra hep aynı parça, istersen milyona böl!</p>
<p><strong>Yahudi, dölleşmesi, resûle hiyânetin</strong></p>
<p><strong>Ve hedefi, Kur’ânda Hak’dan gelen lânetin.</strong></p>
<p>İlk defa hıyâneti kendi öz nebîsine,</p>
<p>İnsanlık yahudide şâhit, en habîsine.</p>
<p><strong>Evet, zehirlilerin, zehirde en korkuncu;</strong></p>
<p><strong>Îman kervanlarına pusu kurmuş soyguncu.</strong></p>
<p>Medine’de onunla kuruldu münâfıklık;</p>
<p>Peşinden, dümdüz giden yolda binbir sapıklık…</p>
<p><strong>İlk iş, alçak bir tuzak, bir Müslüman kadına;</strong></p>
<p><strong>Sürüldü Medîne’den bakamadan ardına.</strong></p>
<p>Derken Nadr oğulları… Resûle karşı hile;</p>
<p>Tepelendi, ahdini tepeleyen kabîle.</p>
<p><strong>Nihâyet, yüzündeki kâtil peçeyi yırttı.</strong></p>
<p><strong>Küfrü, İslâm’a karşı hizip hizip kışkırttı.</strong></p>
<p>Mekke’ye haber saldı: Çabucak birleşelim!</p>
<p>Kaynaşıp tunçlaşalım, pişip demirleşelim!</p>
<p><strong>Bizde kılıç, bizde ok, bizde at, bizde pusat;</strong></p>
<p><strong>Bu son imkân, İslâm’ı toslamaya son fırsat!</strong></p>
<p>Yapışmanın zamanı artık yakalarından;</p>
<p>Siz önlerinden vurun, biz de arkalarından!</p>
<p><strong>Yahudi kışkırtması bütün küfrü bürüdü;</strong></p>
<p><strong>Ve hizipler toplanıp Medîne’ye yürüdü…</strong></p>
<p><em>Sözün ve Özün Türkçesi &#8211; 1 Aralık 1972 / Sayı:3</em></p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&amp;linkname=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html&#038;title=%E2%80%9C%C3%82yinesi%20%C4%B0%C5%9Ftir%20Ki%C5%9Finin%20L%C3%A2fa%20Bak%C4%B1lmaz%E2%80%9D" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html" data-a2a-title="“Âyinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz”"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html">“Âyinesi İştir Kişinin Lâfa Bakılmaz”</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayinesi-istir-kisinin-lafa-bakilmaz.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya Hitâbesi</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayasofya-hitabesi.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayasofya-hitabesi.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[turkcesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 May 2023 08:00:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[05/29 Fetih-Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya Hitabesi]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Sultan Mehmed]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=2092</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gençler!.. Ayasofya üzerinde çok laf ettik! Ama lafta bile onu tasarruf edebilmiş, mülkiyetimiz altına alabilmiş değiliz! </p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayasofya-hitabesi.html">Ayasofya Hitâbesi</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;" align="center"><u>AYASOFYA HİTÂBESİ</u></h1>
<h3 align="right"><span style="color: #cc0000;"><em><u>Merhûm Üstâd Necib Fazıl</u> </em></span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Gençler!..</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya üzerinde çok laf ettik! Ama lafta bile onu tasarruf edebilmiş, mülkiyetimiz altına alabilmiş değiliz!</p>
<p style="text-align: justify;">Bana öyle geliyor ki, yalnız manayı anlasak, yalnız onu yerine getirebilsek, Ayasofya&#8217;nın kapıları sabır taşı gibi çatlar, kendi kendisine açılır. İsterse açılmasın; ondan sonra herşey, küçük bir tatbikat işinden ibaret kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">Biz kimden, neyi istiyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yemen&#8217;den Viyana&#8217;ya Fas&#8217;tan Kafkasya&#8217;ya kadar en aşağı 10 milyon kilometre kare bir zemin üzerinde&#8230; Evet, böyle bir zemin üzerinde&#8230; Atalarımızın&#8230; Ata derken halimize bakıp başımızı doğduğumuz nur insanların&#8230; Tohum atarcasına her tarafa serptiği kubbelerden birini&#8230; 700 bin kilometre kareye indikten ve bu halin ismine millî kurtuluş dedikten sonra&#8230; Evet, bütün bunlardan sonra&#8230; Toprağı kaybedilmiş kubbelerden birini mi istiyoruz?</p>
<p style="text-align: justify;">İnsana gülerler!.. Herhangi bir yıldızda bu türlü iddialara girişen milletleri sürecek bir tımarhane olsa, bizi oraya sürerler.</p>
<p style="text-align: justify;">Âlemde, cüceleşmiş devlerin, eski rollerini takınmasından daha çirkin bir tablo yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;- Cüceleşmeyeydin! Şimdi devin hakkından nasıl bahsediyorsun?&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Derler böyle insanlara ve milletlere!..</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, sevgili gençler; bir manzumemde söylediğim gibi, kellelerimizi tırnaklarımızla yerinden söküp iki dizkapağımıza yerleştirmenin ve sonra ikinci bir başla onu seyretmenin, kısaca ulvî nefs muhasebesine girişmenin artık günü geldiğini kabul edelim ve avaz avaz haykıralım ki, bizi, şiltesi üç kıt&#8217;ayı kaplayan devi, cüceleştirdiler. Sonra ona iki santim boy ilave edip, Batının bat pazarı veya bit pazarı elbiselerini giydirdiler. Peşinden de:</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;- İşte sana layık (özgürlük) ve (uygarlık) budur!&#8221;</p>
<p style="text-align: justify;">Dediler.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu bakımdan Ayasofya&#8230; Bakın nedir bu bakımdan Ayasofya?</p>
<p style="text-align: justify;">Bizi bu hale getiren, annemizin cennet kokulu başörtüsünü sarhoş kusmuğuna bez diye kullanan, ahlakımızı Paris&#8217;in dünya çapındaki (Şabane) kerhanesinden daha aşağıya düşüren, millî kültürümüzü çöplüğe ve millî iktisadımızı kumarhaneye çeviren, zekamızı maymunlaştıran ve kalbimizi kanserleştiren, tarihi 129 yıllık cereyanın, kendi öz evimizde, yüzümüze kapadığı oda, mukaddesat odamız&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya budur!</p>
<p style="text-align: justify;">129 yıl boyunca, dışarıdan Batı emperyalizmasının, içeriden de onların sadık ajanları sıfatiyle kozmopolitlerin, masonların ve nihayet hepsinin birden ana sermayesi ve gönüllü fedaisi halinde, adı Türk, küfür tip ve zümrelerinin idare ettiği bu cereyan, Ayasofya&#8217;yı müzeye çevirmekle, sağlık müzelerindeki balmumundan frengili suratlar şeklinde, Türkün öz ruhunu müzeye kaldırmış oldu.</p>
<p style="text-align: justify;">Frenk kelimesinden gelen &#8220;frengi&#8221; ismine dikkat ediniz! Türkün mukaddesatına frengili bir surat gibi bakan bu insanlardır ki, &#8220;frengi&#8221; mefhumunun ta kendisidirler ve ciğerlerine kadar frengilidirler&#8230; ! Şimdi buradan saffet devrimize geçelim. Şairin;</p>
<p style="text-align: justify;">Şayestedir denilse,<br />
Âlem senin mezarın&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hala gelir zeminden<br />
Tekbir-i zar-ü-zarin&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Diye belirtmeğe çalıştığı; dava ve gayesi bakımından Büyük İskender ve Sezar&#8217;ı oda hizmetçiliğine kabul etmeyecek kadar üstün hükümdar, başbuğ ve (aksiyon) adamı Fatih, İstanbul&#8217;u fethedip onun kalbi Ayasofya&#8217;da namazını eda ettiği zaman, Cenubî Fransa&#8217;da kırılıp Viyana&#8217;da tekrar Batıyı dişleyecek olan İslam taarruz kıskacının mihver çivisini ele geçirmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya işte bu incecik mildir, bu çividir; onu İslam kıskacına yerleştiren Fatih Sultan Mehmed&#8217;dir; ve eğer ondan sonra kıskaç kapatılamadıysa suç kapatamıyanlardadır. Fatih&#8217;e düşen şerefse, erişilir soydan değildir. Kendisinden sonra, Kanunî Sultan Süleyman gibi, iyi ve kötü arasındaki ayırıcı çizgiden başka bir şey olmayan meccanî ihtişam kahramanı, karaların ve denizlerin yüce hakanına kadar süren muazzam (aksiyon) akışında en büyük hız payı, yine Fatih&#8217;indir. Kanunî devrinde teşekkül eden büyük ahenk tablosunun unsurları, Ebussuud gibi şeyhülislam, Sokullu gibi sadrazam, Baki gibi şair, Sinan gibi mimar ve Barbaros gibi amiral, sadece ve sadece Fatih&#8217;in, hareket noktasına bu mili yerleştirdiği kıskaç yüzüsuyu hürmetine yetişmiş büyükler&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizde, Fatih&#8217;ten başka her hükümdarın (aksiyonu, isterse vatana eklediği toprak Fatih&#8217;inkinden bin misli fazla olsun, ulvî kemal ve noksansızlık manasına, tamam olmaktan uzaktır. Yalnız Fatih&#8217;dedir ki, kendi zaman ve mekanına göre, dava hedefini, muhteşem ve muazzam bir tamamlık içinde buluyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bütün bunları (sembolize) eden, remzlendiren de cihanın en güzel beldesi İstanbul ve onun kalbi Ayasofya&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Salibin ağırlığından kurtarılıp hilalin kanatlarıyla kendisine gök kubbe yolu açılan, böylece Yirminci Asır dünyasına gerçek medeniyet ve ebediyet mimarisinin ne olduğu onunla gösterilen, Batı aklı ve Doğu ruhunu birleştiren eski Bizans eseri ve artık yeni tekbir yuvası tarihi kubbe&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Demek ki, Ayasofya, ne taş, ne çizgi, ne renk, ne cisim, ne de madde senfonisi; sadece mana, yalnız mana&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul&#8217;daki Süleymaniye, Edirne&#8217;deki Selimiye, bunlara karşılık da Roma&#8217;daki (Sen Piyer) ve Paris&#8217;teki (Notrdam), bizde ve onlarda daha niceleri, madde ve hatta gayelerine bağlı mana kıymeti olarak, Ayasofya&#8217;nın eşik taşına bile denk olamaz. Zira bunlardan herbiri, kendi gayesinin tabiî şartları içinde, tek taraflı olarak yükseltilmiş bir eser&#8230; Ayasofya ise bunların yanında bir kümes bile olsa, öyle bir nasibin sahibi ki, ne madde, ne de tek taraflı mana ölçüsüyle ona varmak kabil&#8230; Ayasofya, bir mananın, zıd manaya taarruz ve onu zebun edişinin, bütün dünyada eşi olmayan abidesi&#8230;<br />
Fatih Sultan Mehmed, bu hikmeti sezdi; ve Ayasofya&#8217;yı, İstanbul gibi misilsiz bir mahfazanın içinde, güneş çapında bir pırlanta gibi zapt ve fethetti.</p>
<p style="text-align: justify;">Tarihimizde daha nice zapt ve fetih hareketinin kahramanı var; niçin hiçbirinin adı, has isim olarak Fatih değil?..</p>
<p style="text-align: justify;">İmdi:</p>
<p style="text-align: justify;">Biraz evvel işaret ettiğimiz gibi, (İmperyum Romanum)dan üstün bir imparatorluğun dev adamı olan Türk&#8217;ü binbir tarihî saik yüzünden çüceleştiriyorlar, 10 milyon kilometre karelik bir servet ve nimet zeminini 700 bin kilometre kare fakir bir anavatan kadrosuna kadar indiriyorlar, fakat bütün bu olanlara rağmen, Fatih&#8217;in o kadar maharetle yerine oturttuğu mili söküp atamıyorlar, çekip alamıyorlar. Zira İstanbul ve Ayasofya, muazzam nasibi icabı, anavatana bitişik ve onun içinde kalıyor; hiçbir şey yapılamayınca da, dünyada hiçbir milletin başına gelmemiş bir felakete yol açılıyor; Ayasofya Türk&#8217;ün öz evi ve anayurdu içinde güya Türk&#8217;lerin eliyle manasından koparılıyor, duvarlarından Allah ve Resulünün mukaddes isimleri indiriliyor, iç sıvaları kazınıp putlar meydana çıkarılıyor ve hilalden ziyade salibin faziletlerini ilana memur bir müze, yani içinde İslamiyetin gömülü olduğu bir lahid haline getiriliyor. Artık o, basit bir taş yığınıdır. Öyle bir taş yığını ki, sadece kendisinde kıyılan ulvî mananın katillerini ilan ve ihtarla kalmıyor, üstelik her an salibin ağzından salyasını akıtıcı bir iştah telkiniyle, Türk&#8217;ün, ruhiyle beraber maddesini, maddesiyle beraber de ruhunu hıristiyanlık alemine peşkeş çeken, &#8220;buyurun, ne duruyorsunuz; gelin ve bizi esir edin!&#8221; diyen bir hava yaşatıyor. Ayasofya&#8217;nın hilal hakimiyetinden uzaklaştırılmasıyla düşmana aşılanan gayret, bir ordunun harp planlarını satmaktan beter bir tehlike ve suç belirtir. Eğer o kökünden traş edilse ve yıkılsa bir şey değil de, bu haliyle, bütün bir milleti ve tarihi her an öldürüp yine dirilten ve tekrar öldüren bir felaket&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece, Batı dünyasının bize içimizden, içimizdeki ajanları vasıtasıyla yaptırdığını, ne Haçlılar yapabildi, ne Moskof, ne de Ayasofya&#8217;nın gözü dönmüş şehvetlisi Yunanlılar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Milyonluk bir orduda, bir emirle, herkes silahını kalbine dayayıp tetiği çekse ve intihar etse, bu emrin o orduya vereceği zararı hangi düşman sağlayabilir?..</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya&#8217;nın kapatılması işte böyle olmuştur. Ve Türk tarihine, mukaddesatına, ruhuna, ihanetlerin en büyüğü şeklinde meydana gelmiştir. Türk&#8217;ü yoktan var ettiğini iddia eden bir zümre ve (klik) zihniyeti, Ayasofya ile Türk vatanını, göklerdeki aslî ve hakikî vatanıyla beraber satmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Allah diyen bu millet mutlaka kalacak; ve kalacağına göre, öteki dünyadakinden evvel, bu dünyada hesap gününü açacaktır. Türk&#8217;ü yoktan var ettiğini iddia eden bir zümre ve (klik) zihniyeti, Ayasofya ile Türk vatanını, göklerdeki aslî ve hakikî vatanıyla beraber satmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hayır! Batılıdan, sığıntısı olmak yoluyla sağlanabilecek hiçbir himaye mevcut değildir. Biz bu kafayla gittikçe de başımıza daha neler geleceği görülecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu manalar Ayasofya&#8217;ya bağlı&#8230; Daha neler ve neler!.. Türk İstiklal Savaşı&#8217;nın temiz ruhuna leke düşürenler, o ruha ve onun müspet temsilcilerine rağmen, kazanılmış bir istiklali topyekûn tersine çevirme yoluna girmişlerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Belirttik ki, kendi öz mukaddesat ve tarihini kendi öz yurdunda maskara edenlere, o mukaddesat ve tarihin düşmanları hürmet etmez, tiksintiyle bakar. İşte, dünyada ve dış politikada yüzümüze kapanan kapılar bunun için kapanıyor. Doğrudan doğruya bunun için olmasa da dolayısıyla bunun için&#8230; Şahsiyetsizliğin ceremesi&#8230; Bunun içindir ki, Avrupa, köküne kadar şahsiyet heykeli İkinci Abdülhamid Han&#8217;a hürmet ediyordu. Almanya imparatoru (Vilhelm) siyaseti ondan öğrendiğini söylüyor ve Prens (Bismark) tam bir Abdülhamid düşmanı olduğu halde, onu, asrın en büyük siyaset dehası diye gösteriyordu. Eğer Abdülhamid&#8217;e, Ayasofya&#8217;yı müze yapması karşılığında bütün dünya hazinelerini vereceklerini söyleseler, nefretle reddeder, imparatorluğunu elinden almakla tehdit etseler son damla kanına kadar akıtmakta tereddüt etmezdi. İnkarcı (Volter)in Allah&#8217;ın Sevgilisine ait piyesini Fransız tiyatrolarından Fransa devleti marifetiyle kaldırtan, yoksa bunun harp sebebi olacağını Fransa hükümeti&#8217;nin suratına çarpan, Ulu Hakan Abdülhamid Han&#8217;dan başka kim olabilmiştir? O Abdülhümid Han ki, bunca ordusundan yalnız bir tanesiyle birkaç gün içinde Atina kapılarında görünüvermiş ve küçücük bir Yunan şımarıklığını, onlara Ayasofya&#8217;dan bahsettirmek yerine (Akropol) önünde ordugah kurmakla cezalandırmıştı. Şimdi o Yunanlı, baykuş gözlerini üzerimize dikmiş, birinde Ayasofya, öbüründe Rumelihisarı&#8217;nın hayali, İstiklal Savaşı&#8217;ndaki küstahlığından beter bir nefs emniyeti içinde dikilip duruyor da, bizde, onun iki gözünü birden çıkaracak (enerji)den eser görünmüyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Sebep?<br />
Çünkü Ayasofya&#8217;nın kapılarıyla beraber ruhumuzu kilitlediler. Her mana, her hikmet, her münasebet Ayasofya&#8217;ya bağlı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya açılmalıdır. Türk&#8217;ün bahtıyla beraber açılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya&#8217;yı kapalı tutmak, Yunanlıya &#8220;ben yapamıyorum; sen gel de kendi hesabına aç!&#8221; demekten farksızdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya&#8217;yı kapalı tutmak, Birleşmiş Milletler&#8217;den Afrikalı yamyam devletlerine kadar aleyhimize rey verdirip kendileri müstenkif geçinen Batılılara &#8220;artık benim hayat hakkım kalmadı!&#8221; demektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya&#8217;yı kapalı tutmak, bu toprağın üstündeki 30 milyon ve altındaki 30 milyar Türk&#8217;ün semaları tutuşturan lanetine hedef olmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya&#8217;yı kapalı tutmak, Allah&#8217;a sövmeye, Kur&#8217;ana tükürmeye, Türk tarihini kubura atmaya, Türk iffetini kirletmeye, Türk vatanını satmaya denk bir suçtur.</p>
<p style="text-align: justify;">Gençler! Bugün mü, yarın mı, bilemem!</p>
<p style="text-align: justify;">Fakat Ayasofya açılacak!.. Türk&#8217;ün bu vatanda kalıp kalmayacağından şüphesi olanlar, Ayasofya&#8217;nın da açılıp açılmayacağından şüphe edebilirler.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya açılacak&#8230; Hem de öylesine açılacak ki, kaybedilen bütün manalar, zincire vurulmuş masumlar gibi onun içinden fırlayacak!.. Öylesine açılacak ki, bu millete iyilik ve kötülük etmişlerin dosyaları da onun mahzenlerinde ele geçecek&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya açılacak!&#8230; Bütün değer ölçülerini, tarih hükümlerini, dünyalar arası mahsup sırlarını, her iş ve herşey hakkındaki gerçek miyarları çerçeveleyici bir kitap gibi açılacak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Allah tarafından mühürlenmiş kalplerin mühürlediği Ayasofya, onların aynı şekilde mühürlemeğe yeltenip de hiçbir şey yapamadığı, günden güne kabaran akınını durduramadığı ve çığlaştığı günü dehşetle kolladığı mukaddesatçı Türk gençliğinin kalbi gibi açılacak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Ayasofya&#8217;yı, artık önüne geçilmez bu sel açacak&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bekleyin gençler!.. Biraz daha rahmet yağsın&#8230; Sel yakındır.</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&amp;linkname=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fayasofya-hitabesi.html&#038;title=Ayasofya%20Hit%C3%A2besi" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayasofya-hitabesi.html" data-a2a-title="Ayasofya Hitâbesi"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayasofya-hitabesi.html">Ayasofya Hitâbesi</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/ayasofya-hitabesi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Parti</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/parti.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/parti.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ziyai]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 May 2023 14:25:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[NFK]]></category>
		<category><![CDATA[parti]]></category>
		<category><![CDATA[raporlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=12247</guid>

					<description><![CDATA[<p>Daha dün bizi «tek» yakıyordu; şimdi «çok» yıkmak istidâdındadır!. Daha dün «tek» in ceberrutu altında inliyorduk; şimdi «çok» un hercümerci içinde harap oluyoruz.</p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/parti.html">Parti</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><strong>PARTİ</strong></h1>
<p style="text-align: justify;">Daha dün bizi «tek» yakıyordu; şimdi «çok» yıkmak istidâdındadır!. Daha dün «tek» in ceberrutu altında inliyorduk; şimdi «çok» un hercümerci içinde harap oluyoruz. Daha dün, baştanbaşa memleket ve hakîkati ezen «tek», bugün topyekûn aynı memlekette hakîkati savurup yele veren bir «çok» la yer değiştirmiş bulunuyor. Daha dün, her şeyi yanlış toplamıştık; şimdi her şeyi daha yanlış olarak dağıtmaya savaşıyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu muydu gâye?</p>
<p style="text-align: justify;">Ve bütün bunları, maymun (Alfabe) lerinde yazılı olduğu gibi «Medeniyet Dünyâsı» denilen Garp madde ve mâna âlemine uymak için yapmaya mecbûr ediliyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Ben bu işe, çöküşümüzü bir buçuk asırdır gayet sinsi hesaplar ve son derece gizle iç tesirlerle gerçekleştirmeye çalışan Batının çok yeni ve yaman bir tertibi diyebilirdim, eğer bugün o dünyânın gözünde bir kaygı ve korku belirtecek tarafımız kaldığına inansaydım… Heyhat ki; artık Batının gözünde bir kıymet ve ehemmiyet mevzuu olmaktan çıkmış ve onun herhangi bir menfi çalışmasına ihtiyaç bırakmamış bulunuyoruz.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti, bizde ilk örneklerinden başlayarak dâima bir dış tesir ajanı olmaktan kurtulamamış ve hiçbir zaman millî cepheden bir dünyâ görüşüne çıkamamıştır. Bugün bunlardan hiç birinde, bir dünyâ görüşü değil, bir zıpzıp anlayışı bile yoktur. Tek çıkış noktaları CHP’ye zıt olmak… Yâni çıkış noktasının ne olduğu malûm bulunan, millî ruh körleticisi ocağa aykırılık… Bu aykırılık da tam olmadığı ve köke kadar uzanmadığı halde ona zıt olmak hüner midir ki. Âlemde ona zıt olmayacak şey en geniş mânasiyle şey, nesne tasavvur edilebilir mi?.. Ona zıt olmak, yangına karşı su, mikroba karşı ilâcın hakkı gibi bir bedâhettir. Suâl şuradadır ki, bütün bu zıtlar, nefslerini ona aykırı görenler, kendi içlerinde, kendilerine karşı nedirler?.. Allâh aşkı olmadan put nefreti hiçbir şey ifâde edemez…</p>
<p style="text-align: justify;">«10 derste İngilizce» tarzında (broşür) lük dünyâ görüşü reçeteleriyle kurtuluş hapı yutturmaya çalışmak devri geçmiştir. «6 ok» yerine 600 tok, veyâ çok, veyâ yok, veyâ kok, veyâ fok, veyâ. Hepsi bir…</p>
<p style="text-align: justify;">Bize derhal lâzım olan, her şeyi yanlış toplamış olmanın tepkisiyle bu defa her şeyi büsbütün yanlış olarak dağıtmak yerine, tek ve gerçek bir mihrak ve şekil etrâfında dosdoğru toplanmaktır. Bu da muhâlif parti kalabasiyle öbürlerini beslemiş, onlar da yalnız bu sadaka sâyesinde hayat aramışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Ve işte halk bu hikmeti derinden derine sezdiği içindir ki, mevcut partilerin hiç birinde kendi öz dâva ve ifâdesini bulamamakla berâber, sırf CHP nefretinin sadakasiyle öbürlerini beslemiş, onlar da yalnız bu sadaka sâyesinde hayat aramışlardır.</p>
<p style="text-align: justify;">Parti, bizde, bizzat «parti» fikrine düşman ve bir BÜTÜN’e sımsıkı bağlı olarak ancak HAK PARTİSİ olabilirdi. Ne yazık ki mücerret «parti» mefhûmu, tez vakitte bayat palamutlar gibi ucuzlamış ve bu ta’bîrle zuhûrun hemen hemen hiçbir şansı kalmamıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hele şu maddî ve mânevî (enflasyon) günleri biraz durulsun da görelim!..</p>
<p style="text-align: justify;"><em>[ Necip Fâzıl Kısakürek, Raporlar, sh: 41, 42, 43 ]</em></p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&amp;linkname=Parti" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fparti.html&#038;title=Parti" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/parti.html" data-a2a-title="Parti"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/parti.html">Parti</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/parti.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslâm Takvimi</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/islam-takvimi.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/islam-takvimi.html#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[turkcesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2021 05:12:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Ru'yet-i Hilâl]]></category>
		<category><![CDATA[hilali görmek]]></category>
		<category><![CDATA[İslam takvimi]]></category>
		<category><![CDATA[rüyet farzdır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=2080</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu sabah, güzelim Boğaz kıyısının bir köşesindeki bir otelin muhteşem salonlarında, garabeti bakımından son derece </p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/islam-takvimi.html">İslâm Takvimi</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">İSLÂM TAKVİMİ</span></h1>
<h3 style="text-align: right;"><span style="color: #cc0000;"><em><u>Merhûm Üstâd Necib Fâzıl</u></em></span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bu sabah, güzelim Boğaz kıyısının bir köşesindeki bir otelin muhteşem salonlarında, garabeti bakımından son derece (ilginç) bir toplantı yapılıyor. </strong>Şeriati rejimlerine benimsetemedikleri halde kendilerini İslâm ülkelerinin temsilcisi bilmeye razı ve ülkelerinin fetva makamında kaim bazı sarıklı kişiler, bizim 6 kulaç boyunda sarıklı ve alnı 6 ok mühürlü küçük beyimiz de başlarında olarak İslâm takvimi üzerinde anlaşmaya varmak davâsındalar… Kamerî ay tespitinin, hilâli ilk gününde mutlaka gökyüzünde görmeye dayanan şaşmaz usulü, bu işi hesapla yaptıklarını vehmedenlere karşı nasıl bir kıymet belirtir?.. Bu usullerden hangisi emindir, hangisi huccet ifade eder?.. Bunu görüşecekler…</p>
<p style="text-align: justify;">Evet, hangisi?.. Zira bilinmektedir ki, başta Türkiye, hesap metodiyle iş gören memleketlerin takvimi, “rü’yet-görgü” şahitliğine nazaran, daima 1, hattâ bazen 2 gün fark göstermektedir. Eğer hesap her defa (realite)ye, gözle görülen şeyin kılavuza ihtiyacı olmadığı gerçeğine mutabık olsaydı, belki mesele kalmaz; fakat yine de gözle görme fiili (realite)nin ta kendisi kabul edilmek gerekirdi. Ve ille hesapla zaman ta’yini hamaratlığına hoş bir işgüzarlık göziyle bakılması ve gülünmesi… Gereken buydu.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dînce hilâlin görüldüğü andan başlayarak farz olan bir ibadet, bu hüküm apaçık ortadayken hangi ilim ve hesap fermaniyle 1 gün sonraya ve önceye getirilebilir. Muhal farz, işin doğrusu hesapla bulunanı olsa bile din emri ru’yete bağlı olduğuna ve medenî vasıtaların dünyayı bir tabak gibi içine aldığı ve herkese gösterdiği bu devirde “sen gördün, ben görmedim!” tereddüdüne yer kalmayacağına göre “ru’yet” esası asrımızda mutlaka kanunlaştırılmalı değil midir?</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Kaldı ki, defalarla kaydettiğimiz üzere, gözle görülen bir limana pusula kullanarak girmeye kalkışmak gibi bir abes belirtici bir işde hâlâ ayak diremek, gaye ortadayken vasıtayı esas bilmek, yobazlığın ters tarafından öyle hazin bir örneğidir ki, ancak bu işin lâisizmaya zıt kaçacağı korkusiyle yapıldığı ve kaba bir inat eseri olduğu şeklinde yorumlanabilir.</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dünyanın dört bucağından gelen ve mukaddes şeriati rejimlerine benimsetemedikleri halde kendilerini fetvâ makamından gören sarıklılar!</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Tarabya Otelinin sofralarında rahatça ve afiyetle yiyip içiniz! Fakat asla bu mevzuda en küçük tereddüt belirtici bir halt yemeyiniz! Hattâ bu mevzuun görüşülmeye değmez olduğu tezini ortaya atınız!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">27 Kasım 1978</p>
<p style="text-align: justify;">[ Çerçeve 5, 1998, sh.291 ]</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&amp;linkname=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fislam-takvimi.html&#038;title=%C4%B0sl%C3%A2m%20Takvimi" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/islam-takvimi.html" data-a2a-title="İslâm Takvimi"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/islam-takvimi.html">İslâm Takvimi</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/islam-takvimi.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hilâli Görmek</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/hilali-gormek.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/hilali-gormek.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[besmele]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 09 Apr 2021 04:52:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Ru'yet-i Hilâl]]></category>
		<category><![CDATA[hilali görmek]]></category>
		<category><![CDATA[oruç]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=6635</guid>

					<description><![CDATA[<p>Ramazanda en nazik işlemlerden birisi Ramazan ile 1 Şevval gününün emin şekilde tesbitinde… Kamerin incecik bir kıl gibi </p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/hilali-gormek.html">Hilâli Görmek</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">HİLÂLİ GÖRMEK</span></h1>
<h3 style="text-align: right;"><span style="color: #cc0000;"><em><span style="text-decoration: underline;">Merhûm Üstâd Necib Fâzıl </span></em></span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazanda en nazik işlemlerden birisi Ramazan ile 1 Şevval gününün emin şekilde tesbitinde… Kamerin incecik bir kıl gibi görünüp uçuverdiği gece o ayın müjdecisidir ve bu görünüşün ismi hilâldir.</p>
<p style="text-align: justify;">İslâmın ve bayrağımızın remzi olan hilâli tesbitte dünya üzerindeki Müslümanların gözlerinden başka şahit kabul edilemez. İlim dedikleri hesapların sözde bilgi kibirinden başka mânası olamaz. İlim yanılabilir, fakat göz, görebildiğinde aldanmaz.  Limanı gören gemi kaptanının pusulaya ihtiyacı olamaz. İşi illa hesaba dökmek isteyenlerin inadı, hasta iyi olduktan sonra ilaç vermeye kalkışan (formalite) yobazı doktorun ısrarına benzer. Hesabta “ilmel-yakîn” varsa, görmekte “aynel-yakîn” var… Ve esasen oruç emri böyle başlayıp böyle gittiğine göre yine böyle devam etmesi gerektiğini anlamamak ve dini birtakım ilim kılıklı cehaletlerin emrine vermek ne idraksizlik!.. İşte kötü bid’at örneğinin ta kendisi ve çağ dışı olmak yerine çağ içi en (modern) şekli!…</p>
<p style="text-align: justify;">Ramazanda, ilim dedikleri, hakîkatte birbirinin yanlışını çıkarmaya memur bilgi tezgâhtarlarının hatası şuradan bellidir ki, bir kerecik olsun tayinleri doğru çıkmamış ve bildirdikleri gün daima önceye değil, 1 gün sonraya gelmiştir. Önceye gelseydi, diyebilirdik ki, Müslümanlar hilâli 1 gün sonra gördü; ya evvel görenlerin gözleri neye tesadüf etti? Hilâl yerine bir göktaşına mı? Bu meselede anlayışsızlık yürekler acısıdır; ve Bayram gününedek uzandığı için Müslümanları haram günde bile oruç tutmaya zorlayıcıdır. Eskiden, haberleşmenin zor olmasına ve her mıntıka kendi görgü şahitlerine dayanarak iş görmesine rağmen bozulmayan düzen, şimdi Filipinlerde bile Hilâl görünse bir anda dünyaya yayılabileceği mesut şartlar içinde bedbahttır. Niçin öbür İslâm ülkelerinde ilme itibar yok da bizde var? Zaman ve mekân dışı yaşıyoruz da onun için… Asıl ilim, ilmi anlamaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Hadis emri, “Oruca hilâli görmekle başlayınız ve eğer görmek mümkün olmazsa Şaban ayını 30 gün sayarak ertesi günü Ramazan kabul ediniz!” meâlinde iken, bu işde gayretkeşlik, budala bir nâdânlıktan başka bir şeye yorulamaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Havanın açık bulunduğu şartlarda hilâli görmemek mümkün olamaz; bütün dünyada da kapalı olması imkânı düşünülemez… O halde bunca basit bir işde bu gaflet ne demek ola?.. Dünyanın bir yerinde iki Müslüman ve adil şahit “gördük!” der demez gerçekleşecek ve o anda bütün İslâm alemine yayılabilecek bir vâkıa üzerinde bu çekişme abestir.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeriatte, mevkiin en yüksek yerine çıkıp göğü tarassut eden iki âdil Müslümanın şahitliği yeterlidir. Ramazan içinde de büyüyen ayın kaçıncı gününü kaydettiği belli olacağına göre Şevval’in ilk gününü tesbit kolaylaşmaktadır. Bütün zorluk bazı kamerî aylarının 29 çekmesinden doğmakta ve bunun çaresi de yine rûyete dayanmakta… O halde?..</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şartlar altında Müslüman –Türk’e vazife, intibaksızlık görüldü mü, son günü oruç tutmayıp Bayram çıkar çıkmaz ilk ve son olarak iki günü kaza etmek… Birinde “ya geç kaldımsa?”, öbüründe “ya haram güne tesadüf ediyorsam?” kaygısı…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu şekilde rûyet, “Kifâyet Farzı” olarak vâcib…</p>
<p style="text-align: justify;">Siz farz ve vâcible alıp vereceği olmayanlara değil, emriyle oruç tuttuğumuz Allah’ın gösterdiğine göre iş görünüz. Bu bahiste bilgiçlik ve müneccimlik iddialarına itibar olmadığı en eski devirlerden beri İslâmî bir ölçü…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">[ İMAN ve İSLÂM ATLASI, Sayfa: 170-171 ]</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&amp;linkname=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fhilali-gormek.html&#038;title=Hil%C3%A2li%20G%C3%B6rmek" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/hilali-gormek.html" data-a2a-title="Hilâli Görmek"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/hilali-gormek.html">Hilâli Görmek</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/hilali-gormek.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Abdülhamîd Din Kitaplarını Yaktırıyor!</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/abdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/abdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[besmele]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 09 Feb 2020 11:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[10/02 Abdülhamid Hân Vefâtı]]></category>
		<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[150 çuval kitab]]></category>
		<category><![CDATA[Abdülhamid Han'a atılan iftira]]></category>
		<category><![CDATA[NFK Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han]]></category>
		<category><![CDATA[Sahte Şeyhülislam Ziyaüddin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=5915</guid>

					<description><![CDATA[<p>Abdülhamîd hakkındaki İttihatçı, Mason, Yahudi, (Lö-vanten), kozmopolit ve Batı emparyalizması ajanlarının uydurduğu masallar o kadar gülünç, iğrenç</p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/abdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html">Abdülhamîd Din Kitaplarını Yaktırıyor!</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><strong><u>Abdülhamîd Din Kitaplarını Yaktırıyor!</u></strong></h1>
<h3 style="text-align: right;"><span style="text-decoration: underline;"><em><span style="color: #cc0000; text-decoration: underline;"><strong>Merhûm Üstâd Necib Fazıl</strong></span></em></span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">Abdülhamîd hakkındaki İttihatçı, Mason, Yahudi, (Lö-vanten), kozmopolit ve Batı emparyalizması ajanlarının uydurduğu masallar o kadar gülünç, iğrenç ve havsala yakıcıdır ki, bunlardan yalnız bir tanesini, o da basın yönünden ele alıp aydınlığa çıkarmak geri kalanı izah edebilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ziyaüddin, yani «dinin ışığı» ismindeki Meşrutiyet Şeyhülislâmı, daha doğrusu Şeyh-ül ifsad’ı, Padişahın halline fetvada gerektirici sebep olarak onun din ve şeriat kitaplarını yaktırdığını iddia eder.</p>
<p style="text-align: justify;">Abdülhamîd’in ne çapta bir mü’min ve din bağlısı olduğunu, bahsi gelince anlayacağız. Şimdi şu kadarını bildirmekle yetindim ki, Abdülhamîd, bütün Osmanlı hanedanı içinde en üstün dindardır ve onda bu ulvî duygu, imkân sınırlarını çatlacak derecede taşkındır. Nasıl olur da din ve şeriat kitaplarını yaktırabilir? Ona dünya imparatorluğunu verseler ve en küçük şeriat ölçüsünü bir ân için silmesini isteseler, kabul etmediği takdirde de bütün vatanı istilâ edeceklerine inandırsalar, acaba «peki» demesine ihtimal düşünülebilir mi? Bu sözleri demeyecek bir kâfir bulunamazken «Şeyhülislâm»ın, kâfirden beter bir münafığın, hem de «fetva» diye ortaya attığı küfürnameye ne buyurulur?</p>
<p style="text-align: justify;">Şeyhülislâmlık taslayan münafığın, küfür iddiasını dayadığı vakıayı öğrenin de, Abdülhamid’in ne çapta bir müslüman ve ne türlü bir iftiraya kurban olduğunu dehşetler içinde görün!..</p>
<p style="text-align: justify;">İçindeki küfür karanlığına din ışığı ismi verilen sahte Şeyhülislâm Ziyaüddin’in, yakıldığından bahsettiği kitaplar, gerçekten ateşe verilmiş, hem de Çemberlitaş hamamının külhanında ateşe verilmiştir. Bunlar Celâl Paşa’nın Maarif Nazırlığı zamanında, her biri yüksek din ve ilim adamlarından kurulu «Teftiş ve Muayene Encümeni»nin zararlı olduğuna kanaat getirdiği 150 çuval kitaptır ki, belki yarısından fazlası sözde dinîdir. Mevzuları dini olan bu eserler din incelik ve gerçeklerinden haberi olmayan kimselerce belki de maksatlı olarak kaleme alındığı için yayınlanmalarına müsaade edilmemiş ve zaptedilerek çuvallar içinde saklanmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani, dini bozan eserler din adına, din ölçüsüyle yasak ediliyor. Bir müddet sonra da evvela Kâğıthane Çayırı’nda, daha sonra Maarif Nezareti bahçesinde yakılmaları düşünülüyor. Fakat dumanları göğe çıkacak olan böyle bir yangının etrafa dehşet ve heyecan vereceği düşünülerek kitapların açıkta yakılmasından vaz geçiliyor, en temiz vasıta olarak bir hamam külhanı hatıra geliyor ve bunun için Çemberlitaş hamamı seçiliyor. Halktaki hayâl ve düşmanlardaki tezvir mizacı bu ya; 150 çuval kitabın alevler içinde kömürleştiğini gören ve duyanlar, acaba içlerinde ne var diye merak etmeden hükmü basıyorlar:</p>
<p style="text-align: justify;">-Abdülhamîd din kitaplarını yaktırıyor!</p>
<p style="text-align: justify;">Tersine; Abdülhamîd, din maskesi altında dini bozan kitapları yaktırıyor.!</p>
<p style="text-align: justify;">Aradan şu kadar yıl geçtikten sonra da bütün gayeleri imân vecd ve sistemini yıkıp, yerine başka bir heyecan ve şekil getirmek isteyenlerin sahte Şeyhülislamı, bu hareketin dine aykırılık olduğuna dair fetva vermekten, Hak ve halk ölçüsüyle ne korkuyor, ne de utanıyor. Herhalde bu fetvayı verirken, bir gün Hakkın huzuruna çıkacağından da emin bulunmuyor. Fakat başında sarık ve sırtında cübbe taşımakta ve kullar görsün diye kıbleye dönmekte devam ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">«Maarif Nezareti Teftiş ve Muayene Encümeni» tarafından zararlı bulunup yaktırılan bu 150 çuvallık kitaplar hakkında Abdülhamîd’e verilen raporlar, kelimesi kelimesine malûmdur ve mahut kitabın 587, 588, 589′uncu sahifelerinde göz önüne serilmiştir.</p>
<p>O halde, Ulu Hakan ve Müminlerin Emîri hakkında verilecek fetva, onun, şeriatı korumak için şeriat adına düzenlenen yalancı eserleri yaktırdığı, yani dine en büyük hizmeti ettiği şeklinde olmalı değil miydi?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><em>(Necip Fazıl Kısakürek – Ulu Hakan İkinci Abdülhamid Han – Büyük Doğu Yayınları – 14. basım – S. 200-201)</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>(İntişârı:04.10.2014)</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Kaynak: http://www.ikinciabdulhamid.com/abdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor-190.html#more-190</em></p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&amp;linkname=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fabdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html&#038;title=Abd%C3%BClham%C3%AEd%20Din%20Kitaplar%C4%B1n%C4%B1%20Yakt%C4%B1r%C4%B1yor%21" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/abdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html" data-a2a-title="Abdülhamîd Din Kitaplarını Yaktırıyor!"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/abdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html">Abdülhamîd Din Kitaplarını Yaktırıyor!</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/abdulhamid-din-kitaplarini-yaktiriyor.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DemokrasyaMerhûm Üstâd Necib FÂZIL</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/demokrasya.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/demokrasya.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[turkcesi]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Mar 2019 01:57:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[BAŞMUALLİM]]></category>
		<category><![CDATA[Seçim - Demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[adaletsizlik sistemi demokrasi]]></category>
		<category><![CDATA[demokrasi eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[diktatör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=7128</guid>

					<description><![CDATA[<p>Komüniste göre, kendisinin âlenen ve her vasıtayla propaganda yapamadığı, yapınca da kitleleri arkasından sürükleyemediği, zira, tagallüp ağalarının</p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/demokrasya.html">Demokrasya&lt;h6 style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #c00000;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Merhûm Üstâd Necib FÂZIL&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="post-body-8023131668005555179" class="post-body entry-content">
<h1 style="text-align: center;"><strong>DEMOKRASYA</strong></h1>
<h3 style="text-align: right;"><span style="color: #cc0000;"><em><span style="text-decoration: underline;">Merhûm Üstâd Necib Fâzıl</span></em></span></h3>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Komüniste göre, kendisinin âlenen ve her vasıtayla propaganda yapamadığı, yapınca da kitleleri arkasından sürükleyemediği, zira, tagallüp ağalarının güneşi zindanlarda hapsettiği ve meydanlara çıkarmadığı her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi, de diktatördür.</div>
<div style="text-align: justify;"></div>
<div style="text-align: justify;">Yahudiye göre, millî iktisat ölçülerinin beslendiği, millî bütünlüğün gizli istismarlardan korunmasına çalışıldığı, yani millî bünyenin korkunç bir yeniçeri gibi ekalliyet cellâdı olmakta devam ettiği ve insaf diye bir şey tanımadığı her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Dönmeye göre, milletle hükûmet arasında uygunluğa doğru gidildiği, resmî dairenin millî iradeyi temsile başladığı, bu yüzden en azîm bir felâkete yol açıldığı, hakikat ışığının ebedî bir kargaşalık ve çarpışmadan doğduğunun unutulduğu, felâketin biricik devası olarak milletle hükûmet arasındaki bağların törpülenemediği, liberalizmanın başını alıp yürüyemediği, kısaca millî bünyede birliğe gidildiği her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Masona göre, hurafelere inanmanın devam ettiği, ırk ve kavim safsataları içinde halkın tereddiye götürüldüğü, millî sâfiyenin mukavemet edebildiği, gizli Yahudi saltanatının ferdî ve zümrevî sermaye terakkümüne yol bulamadığı, neticede geniş ve cömert insaniyet dururken, insanların millet ve taassup bataklığından çırpınmasına göz yumulduğu, açıkçası beşerî aşk ve beynelmilel kemale pranga vurulduğu her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Garp hayranı züppeye göre, şahsiyet diye bir şeyin hâlâ ağır bastığı, maddî ve manevî yerlilik diye bir ölçüye bağlı olanların yaşadığı, şu bunak dedenin daima evin üst katında öksürmekte devam ettiği, Amerikalıya kendi kendisinden şüphe ettirecek kadar Amerikalılık gayretinin bir türlü takdir edilemediği, demek ki müzelerdeki balmumu tiplerin ellerindeki kırbaçla insanları güttüğü, insanların başına yular arandığı her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Halk Partiliye göre, eski hesaplara el atılmak ihtimalinin belirdiği, inkılâbın tenkidine müsaade edilmek gibi vahşî bir küfre meydan açıldığı, eski bir Başbakanın «inkılâp yobazları» diye ortaya bir tabir attığı; bütçe tanzimi, menfaat taksimi, adalet tevzii işinin kendilerinden başka ellere geçtiği, nihayet milleti yoktan var edenlere karşı en ağır nimet küfranın işlendiği ve en ağır eşkıyalığın hüküm sürdüğü her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· İslâmiyet düşmanına göre, 163 üncü maddeye rağmen camilerde Allah ve Resûlünün büyüklüğünden bahseden âyetlerin cehren okunmasına müsaade edildiği, «Allahtan kork!» sözünün göz göre göre takip edilmediği, böylece vatan hainliğinden büyük suçların örtbas edildiği ve böylece sınıfî tahakküm ve ruhî dolandırıcılığın çeteleştirildiği her yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Deyyusa göre, Türk kızlarının millî ve mücerret mânalariyle cihan avrat pazarlarına sürülmesine zıt sesler çıktığı, bu seslerin boğulamadığı, millî infial çapına yükseldiği, neticede güzellik, (estetik) ve serbestliğin bu kadar ağır bir zulüm altında inletildiği yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Verem mikrobuna göre, uzvîyetteki müdafaa unsurlarının kuvvetli olduğu, hemen zavallı mikroplar üzerine çullandığı, onları boğduğu, gıdasız bıraktığı, bir kese içinde adaletsizce zaptettiği her bünyede demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Hırsıza, yankesiciye, kaatile göre, polisin bulunduğu yerde demokrasi eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Şu halde demokrasya, her bâtılın tek tek hayat hakkı ve oluş hürriyeti aradığı bir zemin olduğuna göre, bu bâtıllardan her birinin gözünde, öbür bâtıla yer verildikçe eksiktir. Böyle hükûmetlerin şefi de diktatördür.</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">· Gelin siz, şimdi bu şartlara göre demokrasya nerededir, nedir ve nasıldır, hesap edin!</div>
<div></div>
<div style="text-align: justify;">Müslümana gelince, zaten demokrasyayı aramaz ve sormaz. Zira onun, hakikati «tek» de bulmak yerine «çok» da aramak ve ebediyen kaybetmek sistemi olduğunu bilir, aradığı şeyin de kendisinde değil, İslâm&#8217;da olduğuna inanır.</div>
<div><em><strong>(İdeolocya Örgüsü, Büyük Doğu Yayınları, 16. baskı / s.499-500-501-502)</strong></em></div>
<div></div>
<div></div>
</div>
<div class="post-footer">
<div class="post-footer-line post-footer-line-1"><span class="post-author vcard"><span class="fn">Yerli Propaganda </span></span><span class="post-timestamp">zaman: <abbr class="published" title="2013-06-08T05:51:00-07:00">0</abbr><abbr class="published" title="2013-06-08T05:51:00-07:00">5</abbr><abbr class="published" title="2013-06-08T05:51:00-07:00">:51</abbr></span></div>
</div>
<div class="post-header"></div>
<div id="post-body-8023131668005555179" class="post-body entry-content"><em><strong>(08.06.2013) </strong></em></div>
<div></div>
<div class="post-body entry-content"><em><strong>Kaynak:</strong> http://fikirperver.blogspot.com/2013/06/necip-fazil-kisakurekten-demokrasyaya.html?spref=fb&amp;m=1</em></div>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&amp;linkname=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fbasmuallim%2Fdemokrasya.html&#038;title=DemokrasyaMerh%C3%BBm%20%C3%9Cst%C3%A2d%20Necib%20F%C3%82ZIL" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/demokrasya.html" data-a2a-title="DemokrasyaMerhûm Üstâd Necib FÂZIL"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/basmuallim/demokrasya.html">Demokrasya&lt;h6 style=&quot;text-align: left;&quot;&gt;&lt;span style=&quot;color: #c00000;&quot;&gt;&lt;strong&gt;Merhûm Üstâd Necib FÂZIL&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/h6&gt;</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/basmuallim/demokrasya.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
