<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>05/13 Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Vefâtı arşivleri - Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</title>
	<atom:link href="http://www.turkcesi.biz/category/tekraren-nesr/miladi/mayis/05-13-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-vefati/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.turkcesi.biz/category/tekraren-nesr/miladi/mayis/05-13-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-vefati</link>
	<description>Hakkın ve Sabrın T&#252;rk&#231;esi imani, fikri, edebi, tarihi ve siyasi neşriyatdır...</description>
	<lastBuildDate>Sun, 29 May 2022 17:18:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.7.4</generator>

<image>
	<url>http://www.turkcesi.biz/wp-content/uploads/2017/06/cropped-osmanli-armasi-site-ikonu-50x50.jpg</url>
	<title>05/13 Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Vefâtı arşivleri - Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</title>
	<link>http://www.turkcesi.biz/category/tekraren-nesr/miladi/mayis/05-13-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-vefati</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>(2) Büyük Mürşidimiz Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerini Yâdederken&#8230;</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[besmele]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 May 2019 09:32:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[05/13 Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Vefâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed SEYYİDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Zıyaüddin Gümüşhanevi Hazretleri]]></category>
		<category><![CDATA[Câmiul-Usûl]]></category>
		<category><![CDATA[Gümüşhânevî Dergâhı kapısı]]></category>
		<category><![CDATA[şeyhin çizgisinde şii yalakalığı]]></category>
		<category><![CDATA[tarikatı siyasete alet etmek]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=3171</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gavsü’l-Vâsılîn Hazret-i ŞEYH, bir evvelki makâlemizde arzetdiğimiz gibi Allâh nizâmı İslâmiyyet’i, tecezzî kabûl etmeyen mutlak bir bütünlük içinde tebliğ</p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html">(2) Büyük Mürşidimiz Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerini Yâdederken&#8230;</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">BÜYÜK MÜRŞİDİMİZ MERHÛM AHMED ZIYÂÜDDÎN GÜMÜŞHÂNEVÎ HAZRETLERİNİ YÂDEDERKEN&#8230;</span></h1>
<h2 style="text-align: center;"><u>BÜYÜK MÜRŞİD-İ KÂMİL ŞEYH AHMED ZIYÂÜDDÎN GÜMÜŞHÂNEVÎ (KADDESALLÂHU SIRRÂHU’L-ÂLÎ) HAZRETLERİNİ, ÂHIRET-İ DÂR-I NAÎM’E RIHLETLERİNİN 117. SENE-İ DEVRİYELERİNDE RAHMET, MİNNET, HASRET VE İHTİRÂMÂTIMIZLA YÂDEDERKEN…</u></h2>
<h1 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">(2)</span></h1>
<h3 style="text-align: right;"><span style="color: #cc0000;"><em><u>Ahmed SEYYİDOĞLU</u></em></span></h3>
<h3></h3>
<h3 style="text-align: justify;"><strong><u>İÇ VE DIŞ KÜFFÂR VE MASONLARA KARŞI DİRENİŞLERİ</u></strong></h3>
<p style="text-align: justify;">Gavsü’l-Vâsılîn Hazret-i ŞEYH, bir evvelki makâlemizde arzetdiğimiz gibi Allâh nizâmı İslâmiyyet’i, tecezzî kabûl etmeyen mutlak bir bütünlük içinde tebliğ etmişler; ve bütün hayâta nakşetmenin azîm ve tatbîkiyle de irşâd buyurmuşlardır. Zikri muharrer muhalled eserlerinde (s.144) dünya müşrik ve kâfirlerinin, topyekûn kapitalist, sosyalist, faşist ve liberalist <strong>ekonomilerini</strong> de, dünyâ çapındaki ŞU BİR TEK ibâreleriyle reddedib yerin dibine geçirivermişlerdir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-KÂFİRLERİN VERGİLERİNİ İYİ GÖREN KÂFİRDİR…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Dünyâ Allâh’sızlığının “ekonomi” diyerek beşer içün en baş ve en ehem gördüğü bir nizâmın, yegâne ve mutlak ADÂLET mertebesiyle ancak Allâh’ın Dîninde olabileceği, en köşeli, net ve berrak ifâde ile, sâdece böyle dile getirilebilir…</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i Şeyhin, Dünyâ şeytanlarına uşak olma yolundaki <strong>“Tanzîmatçı”</strong> satılmış köksüzlerle nasıl kıyasıya mücâhede ve mücâdele buyurduklarını da, burada kaydetmeden geçemeyiz…</p>
<p style="text-align: justify;">Tanzîmatçı mason şeytanların başında bulunan ve o günden zamânımıza kadar da, haçlı zangoçlardan kolonlama ile peydahlananlar dilinde <strong>“Büyük Mustafa Reşid Paşa”</strong> denilen <strong>“meşhûr aşşağılık mason”</strong>, İstinye’deki yalısında, yakın akıl hocası ve kendisi gibi iri bir mason olan İng. elçisi Lord Stratford Canning ile (16 Ağustos 1838)’de Osmanlı-İngiliz ticâret andlaşmasını imzâlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Haçlı Avrupa devletlerinin ötekileriyle de aynı cinsden andlaşmalar yapan <strong>Tanzîmatçı</strong> mason işbirlikçiler, böylece, İslâm milletini fiilen haçlı sürülerinin siyâsî ve iktisâdî <strong>vesâyet</strong> ve <strong>hâkimiyyeti</strong> altına sokma devrini başlatmışlardır. Bu menhûs ve meş’ûm andlaşmalarla, Haçlı sürüleri, Osmanlı <strong>(dâr’ü-l İslâm’ını),</strong> kendilerine açılan bir Pazar olarak hiçbir tahdîde uğramadan istedikleri gibi kullanabileceklerdi!..</p>
<p style="text-align: justify;">Tanzîmatçı mason ve haçlı uşşağı hâinleri kendi ajanları gibi kullanan Ehl-i Salîb, kataküllilerle:</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Hiçbir vergi ile karşılaşmadan, bütün mallarını Memâlik-i Osmâniyye’ye sokacaklar;</li>
<li>Ucuz ve kelepir mallar böylece haçlı depolarında çürümekden kurtularak memleketimize taşınacak;</li>
<li>Ecnebî sermâye hiçbir tahdîd görmeden topraklarımıza girecek; ve,</li>
<li>Ecnebî banka ve borsalar da, içimize yerleşerek vantuzlarını taa ciğerlerimize kadar rahatça geçirebileceklerdi…</li>
</ol>
<h3 style="text-align: justify;"><strong><u>İSLÂMİYYET’İ TARTIŞMAYA AÇMAK, ONU ADEME MAHKÛM ETMEK ÜZERE SULANDIRMAKDIR…</u></strong></h3>
<p style="text-align: justify;">1991’de Müteveffâ Özal:</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>“- Allâh’ın varlığı ve birliği hâric herşey tartışılabilir!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hezeyânını savurarak televizyonlardan bütün cihâna karşı yapdığı şeytânî konuşmayla, en mukaddes kıymet ve varlıklarımızı bile <strong>“tartışma”</strong>belâsına açdı…</p>
<p style="text-align: justify;">Böylelikle de memleketi çamur deryâsına çevirib, âile efrâdı olacaklardan Kösemrâ’sının, <strong>“Kâbe’ye de giderim, rakımı da çekerim!”</strong>meyhâne ağzıyla; ve kızı olacakların da davulcu-dümbelekçilerle dolaşmasına müsaade ederek millete <strong>yalamalık </strong>şırınga etdi… Bunlar gibi nice haltlarına rağmen de, kendisini Gümüşhânevî Dergehi’ne ve dolayısıyla Hazret-i Şeyhe nisbet edecek kadar mes’ûliyyetsiz ve  çarpılmakdan korkmayıb herşeyi istismâr eden toprağı bol olası <strong>Özal</strong> ve benzeri politika cambazları, <strong>“üç koyup beş alacağız!”</strong> diyerek saftirik ve garîbân cemaatlerin gözünü nasıl küllemişlerse; taaa o tanzîmât zamanlarında da, devrinin münevverânından geçinen <strong>Midhat ve N.Kemâl</strong> misillü masonlar,<strong>“bir koyup üç alacağız!”</strong> üçkağıtçılığıyla, bu yeni memleketimize giren haçlı borsalarında, iğrenç cambazlıklara ve oyunbazlıklara başlamışlardı…</p>
<p style="text-align: justify;">Ismarlama yazı ve kemalist isrâiliyyât ile ense ve para küplerine nâil kılınan <strong>cumhurlob</strong> târihçisi yanaşma ve bel’amlar, adı geçen eşkıyâların bu taraflarını hiç ruznâmeye getirmez ve onları dâimâ böyyükbaş devlet ve vatan adamları olarak yutdururlar…</p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong><u>HAKK VE HAKÎKATLAR, SİPÂRİŞ TÂRİHLERLE ORTADAN KALDIRILAMADI…</u></strong></h3>
<p style="text-align: justify;">2000 yılındaki borsacı siyâset bezirgânlarının, iblis tarîkatı ve mason locası silsile zincirleri, bu tanzîmatçı hâinlerle başlar… Bugünün <strong>“bağımsızlık, çağdaşlık, soslu-yal, dembokrasi, kamalo-laiko, orgenerakon-Fettokülli, harmanlop-cumhurlop v.s.”</strong> diye yırtınan nevzuhurları ise, bu borsacı bezirgânları “<strong>kurtarıcı</strong>” bilmek ve izlerini ta’kîb etmek gibi bir DÜŞÜKLÜĞÜ, alınlarının ortasında bir şeref madalyası gibi taşımaktadırlar!… Ve fakat bütün bunları, hâlâ daha îmân ve fikir nâmusları noktasından kendilerini ileri ve (iyi müslüman) gören ehâli-i etrâkın; ve bilhassa, cehâletleri (diploma ve rütbe-makam ve mansıblarla) müseccel % 90’lık zâdegân tabakasının, görmüş olmalarına ve dahî nevm-i gafletden de uyanmış bulunmalarına ihtimâl verilemez!…</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara Çankaya’sı sofralarına da’vet edilerek yedirilib içirilen ve kendilerine, zamanın en böyyük devletlisi tarafından:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Osmanlı’nın İslâm hukûku ile hükmeden bir devlet olmadığı ve laik bir devlet olduğu!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yolunda kitab ve neşriyâtda bulunmaları emri ve bu yolda sipârişler (ısmarlamalar) verilen Prasasör takımından Ömer Lütfi Barkan ve Fuad Köprülü gibi nicelerinin, târihçilik nâmusları(?), bugün bir başka profesör tarafından televizyonlarla bütün cihâna duyurulur hâle gelmişdir!… (Meselâ K5, 9.7.09 perş. öğle üzeri gibi..)</p>
<p style="text-align: justify;">Devr-i Dilârâ-yı Cumhurlobiyyenin, <strong>“târih ısmarlamaları devri!”</strong>olarak da cihân târihine geçeceği; ve adını da oralara<strong> “altın harflerle!”</strong>yazdıracağı muhakkak gibidir!. Ve hele, evlâd-ı cins-i lâtîfden ve beşik âlime-i meşhûresinden <strong>prof.</strong> <strong>Âfet</strong> <strong>İnan</strong> ablamız gibi nice târihçilerin ve ma’nevî evlâtların iç yüzleri, <strong>târihçi Süleyman Yeşilyurt’un “ATA’nın</strong> <strong>Hayâtındaki 19 Kadın” </strong>nâmındaki kitabına ve sâir kitablarına da bir nazar atfedilirse, bunun, azîm ve cesîm fâidelerinin der’akab görüleceği, izahdan vâreste bilinmelidir!…</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece,<strong> “karı-kız-dul-evli-bekâr-kadın-hayat kadını ve avrat hakları!”</strong> deyû oralarını yırtan ve hicâbları yırtılıb parçalanan <strong>“Türk kadınlarının, yüzü gün yüzü görsün!”</strong> deyû dahî tepinen, cumhurlopçu, kamalist, halkçı ve andıçsallamacı “<strong>aydınlanmanın</strong>!” hangi mikyaslarda seyretdiği de, bir ölçüde ve bir başka zâviyeden anlaşılabilecekdir sanırız… Ancak bu hakîkatların ve daha açılmayan nice hatırât ve zabıtların karşısında, aslâ yüzü kızarmayan gergedan derili<strong> “çağdaş-müşrik-laik-masonik-psişik”</strong> bir güruh-ı lâyüflihûnun, hâlâ millet boynunda keneler gibi yapışık yaşadığını da akl ü fikr etmek şartdır…</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bu kısa da olsa târihî seyre bakılacak olursa, mukaddes ve muazzez dînimiz İslâmiyyet’in, nice bâdirelere ma’rûz bırakıldığı dehşetle görülecekdir… Ancak âkıbet, Azîzün Züntikâm olan Allâh Azze ve Celle’nin “<strong>gâlibun</strong>” kelimesiyle ifâdesini bulan bir netîceden başkasını ortaya koymamış; ve  mutlak ma’nâda da muhalleden başka bir şey ortaya koymayacakdır… Hiçbir imparator, kral, şef, fir’avn, nemrut, çar ve çariçenin, başkan, kıçkan, papatya veya (först leydi) denen bir kısrağın emri değil, mutlak ma’nâda ve ebediyyen, Yaradan’ın <strong>“emri gâlib”</strong> olmuş ve olacakdır, o kadar…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>DERGÂH İSTİSMÂRCILARI…</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dergâh istismârcılarının encâmı da, hep müteveffâ Özal gibilerin encâmı gibi feci’ olmuş ve olmaya da devâm etmektedir…</p>
<p style="text-align: justify;">Kendilerini Hazret-i Şeyhin yolunda gösterenlerin bir kısmı da, <strong>(dembokratik-laik-müşrik, sosyal (soslu-yal) ve guguk-buruk)</strong> hurda sistemlerin haçlıdan müdevver necis politikalarına öylesine batmış ve bulanmışlardır ki, Hazret-i Şeyhin <strong>“günümüzün en büyük ibâdeti” </strong>buyurduğu Kur’ânî (<strong>cihâdı</strong>) dahî, <strong>“sandık cihâdı”</strong> hezeyânını uydurarak, düzmece düzenlerin dembokrasyası hesâbına silip süpürmüşlerdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, Mukaddes İslâm târîhine, en büyük haçlı hakâretlerini gölgede bırakacak şekilde:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Bu seçim İstanbul’un fethinden daha mühimdir!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Diye zırva üstüne zırvalarla yüklenib saçmaladılar; ve hadîse mâsadak atalarımızı dembokrasi kumarı uğrunda tahfîf ve tahkîr etmekden hayâ etmediler…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve 2008’deki tâğûtî son parlamento seçimi içün de:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Bu seçim, Çanakkale harbinden daha mühimdir!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yollu sayıklamalar ve acem palavraları içine bile girerek, aynı yüzbinlerce şühedâ ve gâzîmizi, yine aynı şekilde dembokrasi kumarı hasâbına mülevvesce tahfîf ve tahkîr etdiler…<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Daha daha geri zamanlardaki bazı<strong> “dembokrasi şöleni”</strong> denilen modern câhiliyye seçimleri ile de, teşkîl edecekleri kadîm yunan usûlü parlementolarına,<strong> “dembokrasinin kâbesi!”</strong> ismini takan nevzuhur yerli müşriklerle aynı istikâmetlere yönelib, oralarda aynı <strong>and</strong> <strong>içmelerle</strong> makâm ve mevki kapışma yarışlarına girdiler; ve bunun içün de, kelle avcılıklarını şöyle şeytanlaşmalarla sürdürdüler:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Bu seçim, müslümanın sayımı olacakdır!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Daha nice hezeyanlar ve küfr ü dalâlet höykürüşleri… Hatta dembokrasinin dîn ve dindâr istismârlı çamur piyasasına, kendilerine rey vermiyenlere <strong>“patates dîni!”</strong> mensûbu olmak gibi ancak tımarhâne duvarlarına yazılıb çizilebilecek terkibler bile sürülüp sıvanabilmişdir…<strong> </strong></p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong><u>HAZRET-İ ŞEYHİN ÇİZGİSİNDE ŞİÎ YALAKALIĞI, İĞRENÇ BİR CÜRÜMDÜR…</u></strong></h3>
<p style="text-align: justify;">En son ma’rifetleri de, yehûdî-haçlı kefereleriyle gûyâ boğuşmak adına, bir ayakları çukurda ve yürüyecek mecâlleri bile olmadığı halde, târîh boyunca ehl-i îmânın başbelâsı o acemistan şiî ahundlarıyla cilveleşmek… Onların ayaklarına düşüp medet istemek(!) ve İslâmiyyet’in iç kanseri o ahundlarla, haçlıların, sidik yarışını başlatmak… Ve böylece de, târîhî pek büyük <strong>“aero-dinamik fonksiyon!!!”</strong> icrâ edivermiş olmak!… Hattâ dîn ü îmân ve dünyâdan habersiz ve hipnotize edilmiş zavallı taraftarların gözünde de,<strong> “mücâhid”</strong> rolleriyle <strong>politika akrobasileri</strong> ve <strong>perendeleri</strong>atıverir olmak!!!.</p>
<p style="text-align: justify;">Toprağı bol olasıca Müteveffâ Humeyni ise, hayatdayken, bu adamları Müslüman bile kabûl etmeyerek İran ziyâretlerini geri çevirmişdi!.</p>
<p style="text-align: justify;">İ’tikâdî mezhebleri (<strong>imâmiyye</strong>) ve amelî mezhebleri <strong>(Ca’feriyye)</strong> olan Acemistan Şiilerinin meşhûr akâid kânunlarına göre, zâten hiçbir sünnî (ehl-i sünnet ve’l-cemaat) mezhebi mensûbu Müslüman, aslâ Müslüman bile kabûl edilmez; o ancak îmânsız bir <strong>“yezîdîdir…” 6 </strong>Îmân şartlarının en başda gelenlerinden biri olan <strong>“takiyye”</strong> icâbı, bu fırka-yı dâlle, daha yüzlerce akâid mes’elesinde Müslümanlarla tam bir mübâyenet ve teârüz hâlinde olub, bunları da meydana koymaz, saklarlar… Zîrâ İslâmiyyet’e âid hakk bir i’tikâda sâhib olmadıklarını, tam 15 asırdır saklamak mecbûriyyeti altında yaşamaktadırlar!. 15 asırdır bu suçluluğu üzerlerinden atamamışlar; ve tashîh-i îmân etmezlerse, kıyâmete kadar da atamıyacaklardır…</p>
<p style="text-align: justify;">İşte (<strong>takıyye</strong>) denilen, bu olduğundan başka görünmenin (çifte standartlı) kataküllisinin temelinde de, bu suçluluk psikozu, ana sâik olarak yatmaktadır…</p>
<p style="text-align: justify;">Hatta 10 Muharrem’lerde meydanlara dökülen İstanbul’daki bazı Ca’ferî ahuntları:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Dînimiz, kitâbımız, peygamberimiz, kıblemiz, ehl-i beyt sevgimiz ve daha yüzlerce mes’elemiz birken, neden ayrı gayrıyız!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Yollu mavallarla da, sûret-i hakkdan görünüb, mezheblerinin propagandasını yapıb gözboyamayı iyi becerirler. Hatta, bazı müfsid heriflerin televizyon ekranlarına kadar da çıkarılıb, orada burada cayırtı ve meşhûr <strong>“acem palavrası”</strong> koparır dururlar ki, <strong>hem suçlu hem güçlü</strong>rolleriyle biraz rûhî rahat ve ferâha kavuşalar!..</p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong><u>HELE BİR DE DERGÂH HAKÎKATI ILIMLILAŞTIRILIR VE MODERNİTEYE UYDURULURSA, KERÂMETDEN GEÇDİK, MU’CİZELER SEBİL VE KELEPİRDİR!</u></strong></h3>
<p style="text-align: justify;">Temmuzun ikinci haftasında da <strong>“Müslüman Âlimler Birliği”</strong> Başkanı olarak Dünyâ fitne adası Britanya krâliyyetinin beslediği ve i’tikâdî dalâletleriyle de meşhûr Mısır’lı Karadâvî denen adam ve avenesiyle, Beykoz’daki Hidiv Kasrında ziyâfetler tüttürüldü!. Kitâbullâh’ın <strong>“yiyin-için”</strong>emrine, pek candan hudû’ ve huşû içre ittibâ’ edüb yenildi ve içildi!. Ancak,<strong>“Allâh müsrifleri sevmez!”</strong> meâlindeki âyetin derin ma’nâlarına, Kitâbullâh’ın <strong>“namaza yaklaşmayın!”</strong> cümlesine sarılan bektâşî gibi sıra geldi mi bilemiyoruz!.  Bir yandan da hidivvârî kasırda damak tadının zevkine ve dahî “<strong>şükrüne!</strong>” varılırken; belki de Uygur <strong>tenkîli</strong>=soykırımı içün de, o bir nice yufka ve fukara yürekler, ıstırab ve sancı ile burkulub, lokmalar boğazlarında kalıvermişdir!…</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak intâk-ı hakk kabilinden de olsa, çok güzel bir i’tiraf da patlatıldı ki, ziyâfet-i hâcegânın, not etmeğe değer cinsten bir kelâm-ı kibârı veya kerâmet-i hükûmât-ı ellidördü sayılsa sezâdır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Biz konuşup duruyoruz, İsrâil de kahvesini içip gülüp geçiyor.”</strong>(9.7.09 M.Gaz.)</p>
<p style="text-align: justify;">Doğrusu bu kerâmet çapındaki hassâsiyetler ve ihlâs karşısında, Saddam füzeleriyle ödleri bilmem nelerine karışan yehûdîlere karşı gözleri tüllenen Pensilvanyalı kardinâlos hoşfendilos gibi  insanın gözleri tülleniveriyor!…<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bundan bir gün evvel de, katolik kilisesinden müdevver belediye evlilik kaydı muâmelesi içün bir merâsime iştirâk edilmişdir… Ve fakat oradaki vecîze, tam da akâid kitablarının<strong> “peygamberlere îmân, mu’cize ve kerâmet”</strong> bablarına yeni bir ictihâd olarak geçecek ve üzerinde doktora çalışması yapılacak cinsden:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Âile bir mu’cizedir…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Sıkıysa, elleri bağlayıb hafif bel kırarak:<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Kerâmet buyurdunuz pek muhterem Hocam, yani şey, en doğrusu mu’cize doğurdunuz efendim!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Denmesin de, bir hık mık edilsin!.. Veya:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Akâid i’tibâriyle mu’cize, peygamberân-ı izâm Hazerâtına mücerred Allâh Azze ve Celle tarafından verilen fevkal’âde ve fevkal’beşer hâl ve fiillerdir; şimdi moda olan ve câhil cühelâ herkesin diline düşen sulandırılmış şekliyle senin mu’cize ıstılâh-ı şer’iyyesini televizyon sürtükleri ve sokak zibidileri gibi mevkiinin çok dışında ve medya modasına ittibâen isti’mâl buyurmana da aslâ iştirâk edilmez; ve buna, ta’bîr-i âmiyânesiyle acem palavrası cinsinden sıkmak veya ispenç cinsi  gıdaklamak denir!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Deniversin!…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu tür ızhâr-ı hakk edeni, mürîdânın nazarları ve böyyüklerin teveccühleri, bir lâhzada yere geçirir veya tabahhur etdirir; ve belki de, nice merâtibi ve  seyr-i sülûk-ı rûhânîyi, kasrın temellerine doğru üçer beşer basamak birden katetdiriverir!.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlar, ve daha yüzlercesi, ılımlılaştırılan ve moderniteye adapte edilen protestanlaştırılmış (dergâh) estantaneleri…</p>
<p style="text-align: justify;">Bunları ve yüzlerce benzerini, echel-i cühelâdan ve ehl-i sünnet ve’l-cemaat dışında olmadan kim yer?.</p>
<p style="text-align: justify;">Lâkin müridân-ı tirîdân, aganigi naganigi niyetiyle kırk senedir <strong>“şapır şupur Yarabbi şükür!”</strong> deyip kemâl-i âfiyetle hapır hupur mideye indiriyor… Yol alınan mesâfe ise bir arpa boyu olub; köşe taşlarını da, bol pırtılı modernite belâsı, reformist puştları koltuklama, dergâh ahlâkını <strong>“değişim ve dönüşüme”</strong> uğratma gibi kilometre taşları teşkîl ediyor… Böylece, zavallı gençler ve ehâli de, bu kabil <strong>kılavuzların</strong> peşinde <strong>burunlarının</strong> hassâsiyyetini iyice kâib ediyor; ve  <strong>yalakalaşmayı</strong> ta’lîm ederek  <strong>yalamalaşma</strong> istikâmetinde çok büyük mesâfeler kat’edivermiş oluyor……</p>
<p style="text-align: justify;">İleride inşâAllâh daha geniş sırası gelecekse de, şu kadarını hemân arzederiz ki, Merhûm Hazret-i Mürşidin tırnak ucu kadar çizgisinde olan kim olursa olsun, O’nun <strong>Câmiu’l-Usûl</strong> nâm muhalled eserinde zikredilen, Nakşibendiyye’nin 12 esasını ve 10 şartını herhalde öğrenmelidir… Gerek esasların ve gerekse şartların birinci maddesi orada:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Pürüzsüz ve sahîh bir ehl-i sünnet i’tikâdına sâhib olmak!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Olarak beyân buyurulmaktadır…</p>
<p style="text-align: justify;">Bugün hangi siyâsî, iktisâdî, ictimâî ve hukûkî hâdise, böyle bir terâzide tartılıb hükme bağlanıyor?. Buna <strong>“binde bir!”</strong> diyen çıkabilir mi?</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet ve dünyâda, işkembe şişirmelerle kız-oğlanın balayı pişirmelerinde ve piyasa itişmelerinde <strong>modernitenin dîni dembokrasi </strong>yaşatılmıyor mu?… Ammâ velâkin ayran köpürtme zamanlarında ise, Kur’an ziyâfetli yurt turları, sosyetik umre turizmi, Cuma namazlı zühd ü takvâ esanslı <strong>“Hocam-Sultânım çok yaşa!”</strong> seansları, Mısırlı hâfız bilmem kim Abdüllâtif’in lâtif ve sünbülî sesiyle 12 makâmdan Kur’ân ziyâfetleri, vâlidânımın vefat sene-i devriyelerinde âlâ-yı vâlâ ile hatimler ve tadarru’ ve niyazlar, zâdegân konaklarında Ramazan ziyâfetleri, âşûrâ helvaları, kandil simit ve çörekleri, bayram el ve etek öptürmeleri v.s…</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanın hürriyet meselesiymiş, yok müslümanın dîni yasakmış, yok nice evlâd-ı vatan zındanlardaymış, yok dâr-ı müslimîn işgâldeymiş… Ruznâmeye bunların binde birini alan kim?.</p>
<p style="text-align: justify;">Duyduğumuz sâdece şu höykürüşler:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Yüksek politikanın anlamaz yobazları!. Patates dinliler… Ayağımızın bukağıları… Bunlar bizden değil, yazdırmayın! Yazdıklarını okumayın! Aforoz edin! Bunlar  ehl-i ısyân ve tuğyân! Yahudi askerleri…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Öyle ya, <strong>“Cennet vatanda”</strong> mürîdân-ı tirîdânın hayır duâlarına müstağrak olarak cennet-i a’lâya pupa-yelken yol almak dururken, biz bunları kimin külâh-ı felâhına anlatacağız?..</p>
<p style="text-align: justify;">Bir yanda Hazret-i Şeyh ve O’nun Şeriat ve tarîkatı, mukaddes ve muazzez îmân öfkesi, 93 harbine ta pâyitahtdan kalkıb Batum’a kadar süvâri kıtası kumandanı olarak ve şehâdetle burun buruna gelecekleyin nice yaralar almaya kadar cihâd aşkı… Öte yanda,<strong> “değişim ve dönüşümlerle”</strong> moderniteye teslim dembokratik-laik-müşrik hayat tarzını, dergâh havası ve müstakbel İslâmiyet olarak kakalamalar…</p>
<p style="text-align: justify;">Her gün biraz daha erime yolundaki <strong>(Mürîdân-ı Tirîdân)</strong> dışında, tam 40 yıldır yiyen varsa…</p>
<p style="text-align: justify;">Binâenaleyh, i’tikâdî mevzulardaki mübâlatsız ve savruk, lâübâlî ve gevşek heriflerin, kendilerini bazı büyük zevâta nisbet etmeleri bir ma’nâ ifâde edemez; ve bu, olsa olsa dünyâ makam, mevki’, menfaat ve mansıbları içün, bazı mukaddes yolları, istismâr etme veya hevâ ve hevese göre şekillendirme levsiyâtıdır…</p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong><u>“MEZHEBLERİN TAKRÎBİ VE TELFİK-KERTİK..” DERKEN, REZÂLET, DİYALOGÇULUK DENEN DİNLERİN TAKRÎBİNİ, VELED-İ ZİNÂ OLARAK PEYDAHLADI…</u></strong><u> </u></h3>
<p style="text-align: justify;">15 asırdır fırâk-ı dalle dediğimiz mezhebler, (husûsan şîa denilen fırka) aslâ ıslâh olmamışdır. Bundan sonra olması ihtimâli de yokdur. 15 asırdır her bakımdan ehil, mu’temed ve muktedir İslâm ulemâsı ile, bugünki her bakımdan hormonlu <strong>ilâhyapyâtçı, diyalogçu</strong> ve <strong>denâetçi</strong> televizyon ve sahne soytarılarının aslâ muvâzene kabûl etmez mukâyesesi nazar-ı i’tibâre alınırsa, bu, hiç ama hiç mümkin olamaz… Bu soytarıların içindeki bazı hayalperest veya menfaatperest veya şöhretperest nevzuhur şarlatanların, bazı mercîlere yalakalık icâbı arasıra ortaya çıkarak <strong>“takrib”</strong> mevzuunu piyasaya sürmeleri ve <strong>(mezheblerin tevhîdi!) </strong>gözküllemesi ve goygoyculuğu yapmaları, son derece ciddiyetden uzak bir takım politik kataküllilerden ibâret bilinmelidir… Bu i’tibarladır ki, Cumhurlop müctehidlerinden(!) kerâmeti kendinden menkûl Prasasör Haltettin Karamânî gibi “<strong>telfikçi</strong>” mudillerin, Reşid Rızâ, Abduh ve Cim. Efgânî makûlesi masonların kuyruğuna takılarak, yıllardır bu haltlar içün ıkınıp durmaları, hiçbir îmânî, ilmî, ciddî ve samîmi herhangi bir esâsa istinâd edemez…</p>
<p style="text-align: justify;">Vehhâbîlerle<strong> “Kültür anlaşması”</strong> da yapan 1974 yılının Ecevit-Erbakan koalisyonu zamanında, DİB denen yerden mes’ûl devlet vekîli MSP’li Süleyman Ârif Emre’dir. MSP’li ekâbirin ma’rifetiyle basılıb, T.C.’nin de dört bir köşesine gizlice ve el çabukluğuyla dağıtılan <strong>“Mezheblerin Telfîki”</strong> nâm paçavrayı, Mısır masonlarından Abduh’un tilmizi Reşid Rızâ denen herif kaleme almış; ve bunun tercemesini sâdeleştirme haltını da, her türlü  fıkhî ve i’tikâdî <strong>halt</strong> yemeleriyle ma’rûf <strong>Haltettin</strong> denen mudill yapmışdı. Aynı mudill şimdi de, çıplak ayak derileri üzerine mesheden Acemistan şiî mollalarından el ve  ilhâm almış olmalı ki, televizyonlarda (10.7.09 Hilâl tv.) çorap üzerine meshetmenin <strong>câiz</strong> (ruhsatla amel) olacağını üfürüklemektedir… Karşısındaki herifin<strong> “bu hangi mezhebe göredir?”</strong>demesi üzerine de, müctehid taslağı şarlatan:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Hanefî veya Şâfî’ye göre demiyorum. Ehl-i sünnete göre böyle diyorum!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Diyor… Soytarının domuz gribine yakalanmış mugâlatasını beğendiniz mi?.</p>
<p style="text-align: justify;">Herifin işi gücü yakaladığı bu<strong> (piç mantıkla)</strong>, müslümanlarla alay etmek… Daha evvel de kendisine sorulan bir suale:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- İslâm’a göre mi, hanefîliğe göre mi cevâb vereyim!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Herzeleriyle hokkabazlığını sürdürmüşdü… Dikkat ederseniz burada kullandığı piç mantıkla <strong>“İslâm ile Hanefîlik ayrı!”</strong> veya <strong>“Hanefîlik, İslâm’ın dışında bir nesne!”</strong>  demeye getiriyordu… Şimdi de gene aynı piç mantığı (çoraba mesh) mevzuunda kullanıyor… Şimdi de:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Dört mezheb, ehl-i sünnetin dışında bir nesne!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Demeye getiren aynı (piç mantığı) devreye sokuyor… Bu (piç mantık) önünde kim bilir kimler apışıp kaldı ki, herif bunu iyi bir Zât-ı Sungur numarası gibi orada burada kullanıb karşısındaki safoşlara:</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>“- Amma da güzel ve şâhâne ve süper ve çağdaş ve modern bir mantık!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Dedirtiyor… Bu tip Haltettin makûlesi mahlûkât, zâten hadîs-i şerîf ile apaçık ortadadır:<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Ümmetim hakkında ziyâde korkduğum, cerbeze-i lisâniyyesi olan bilgiç münâfıkdır…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bugün bu tiplerle meydân lebâleb dopdolu!</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi de çoraba meshetmeyi çıban başı yapıb (piç mantıkla) bunu kaşıma faslına geçildi… Karşısındaki iki riyâkâr, ödlek ve televizyon fitnevizyonuna esir goygoycu ve yalakanın biri de,  hokkabaz şarlatana şöyle gürleyib, hakk-ı sarîhi ketmetmek rezâletinden uzak kalamıyor:</p>
<p style="text-align: justify;"> <strong>“-Ulan, ehl-i sünnet düşmanı her mezhebsiz gibi, ehl-i sünnet görünerek ehl-i sünneti içden yıkma ajanı hâin telfikçi! Sen, kitâbında, mason Abduh’u mutlak müctehid gösterecek kadar azgın ehl-i sünnet düşmanı ences! Dünyâ’da “ehl-i sünnet” demeyi ağzına alabilecek en son mahlûk olan yüzsüz! Bugüne kadar yediğin haltlar bini aşmışken, meydanı boş buldun ve müctehid olduğun gibi bir megalomani hastalığı ile “benim ictihadım!” diyerek işkembeni durmadan püskürtüp duruyorsun! Ehl-i Sünnet’in bugün ancak dört mezhebi varken ve bunların dördü de çoraba mesh etmeye “câiz” demezken, sen nasıl ehl-i sünnete göre “câiz” dersin; ve böylece de dört mezhebe iftirâ atarsın?. Anlaşılıyor ki, “ehl-i sünnet” olmak, senin hezeyân ve teşehhîlerine înanmakla olunacak! Çoraba meshetmeye “cevâz” veren bir tek müctehid de zikredemezken; sen nasıl, milleti, dünyânın gözüne baka baka bilmem hangi mıntıkandan çıkardığın cılk yumurtalarla başdan çıkarmak ve ifsâd etmek içün orostopolluk peşine düşer; ve etini satışa çıkaran Manukyan sermâyesinden bin beter de, ehl-i sünnetin şahsında Allâh Azze ve Celle’nin dînini satışa çıkarırsın!?.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gerçi kâriîn-i kirâmımız, şöyle buyururlarsa yerden göğe haklıdırlar:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Homongolosluğu müseccel, peder-i muhtereminden merdûd, “vahyin penceresi”ni telbîs ve telvîs etmekden başka bir halta aklı ermeyen ve sahne şarlatanı Pislamoğlu denen herifin televizyon kanalizasyonunda da, Haltettin tipli heriflerin gayrında aklı başında ilmiyyeti ve ciddîyyeti olan bir adam beklemek abes bile değil, muhaldir…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Eyvallah, bârekâllah!<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;">Hocası rahmetli Ahmed Dâvûdoğlu’nun çok âhını ve bedduasını da alan bu Halttettin denen hem dall hem mudill, Merhûm Muhammed Zâhid Efendi zamanında, ara sıra İskenderpaşa Câmii Şerîfi’ne de uğrayıb el öpme yalakalıklarıyla arz-ı endâm eder; kurnaz ve hilekâr bir tilki burnu ile de oralarda (dergâh) havasını koklayarak, gereken mercîlerle dirsek temâsını sinsice devâm etdirirdi!.<strong> </strong>Ateist Mümtaz Soysal nasıl:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Diyânet İş.Başk.lığı (DİB) dînin, cumhûriyet ilkelerine uygun olmasını sağlayan bir kurumdur!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Demişse ve çok da doğru demişse, bu kabil tâğût yalakaları da:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“- Dînin, cum ilkelerine ve nefs ü hevâya uygun olmasını sağlayan bel’amlardır!..”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Hoşgörü-diyalog”</strong> perdesi altındaki sahtekârlıklar da, bu “<strong>takrib</strong>” ve <strong>“mezâhibin tevhîdi”</strong> rezâletinin, daha da azmanlaşmış bir üst perdeden versiyonu olarak yürütülmek üzere, yehudi-haçlı şebekeler ve onların beslemesi <strong>fettokülli</strong> tâifeleri tarafından tezgâhlanmaktadır. <strong>“Türkçe Olimpiyatları”</strong> gibi tuluat sahneleri de, temelinde, Telaviv, Vatikan, Vaşington, Brüksel ve Londra hesabları ve misyonerliğinin yatdığı beynelmilel plânlardır. Bunlar, saftiriklere, çok büyük ve dünyâ çapında<strong>“etkinlikler”</strong> olarak her sene ve son derece şa’şaalı  reklâm edilmekte; ve  dünyânın dört bir köşesinden devşirilen <strong>müştehâd</strong> ve zavallı kızları <strong>sahnesürtüğü</strong> yapacak cinsden ve haçlı havalarında, ustalıkla ve hayâsızca pazarlanmaktadır…<strong> </strong></p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong><u>ALLÂH’IN DÎNİNE, “LÂ İLÂHE..” DEMEDEN ASLÂ GİRİLEMEZ…</u></strong></h3>
<p style="text-align: justify;">Rabbânî Mutlak Nizâm ve Sistem olan İslâmiyyet’in, evvelâ (<strong>LÂ İLÂHE</strong>), sonra (<strong>İLLÂLLÂH</strong>), sonra da (<strong>M……. Rasûlullâh</strong>)dan ibâret bu üç temelini <strong>tasdîk</strong> ve <strong>tahsîn</strong> edemeyen bir kalbin müslümanlığından da, aslâ bahsedilemez… Büyük Müfessir Muhammed Hamdi Efendi Merhûm, bunu şu formül ifâde ile tefsîrinde beyân buyurmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Allâh’a îmândan evvel küfre tevbe etmek şartdır. Bu tevbenin şartı da, tâğûtları aslâ tanımamaya azmeylemekdir…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Bunun hemen ardından da, (<strong>M…… Rasûlullâh</strong>) temelinin geleceği, tefsîrin sâir satırlarında bedâhaten ve son derece ehemmü’l-ehem derecede beyân buyurulmaktadır. Kâfirler, müşrikler, diyalogcular, münâfıklar ve fettokülli takımları istemeseler de…</p>
<p style="text-align: justify;">15 asırdır icâzetli ehl-i sünnet ulemâsı, bu üç ana esâsı, Kitâb, Sünnet ve icmâ’ın mutlak olarak iktizâ etdirmesi i’tibâriyle, İslâmiyyet’in en zarûrî lâzım-ı gayr-ı mufârıkı olarak evleviyyetle kalbe, dile ve kaleme almışlardır. Allâh Azze ve Celle’ye âid hâkimiyyetin, dünyâdan sökülüp atılmasından başka hedefi olmayan yehûdî-haçlı şebekeleriyle bunların kuyrukları, bugün, (<strong>dembokrasi</strong>) denilen beşerî bir dînin misyonerliği peşindedir. Parti-pırtılardan ibâret mezhebleriyle bu dînin, geberesiye reklâm edilib, İslâm memleketleri başda olmak üzere bütün dünyâda, sulta ve hâkimiyyeti ele geçirmesine çalışılıyor. Nice memleketleri kan gölüne çevirmek pahasına da olsa, bu sapık din, global bir ısrar, binbir gözkülleme ve Puşvârî bir vahşetle dayatılmaktadır…</p>
<p style="text-align: justify;">İşte, bu dayatışın dışında kalamayıb ona teslîm olan direniş müflisi muhterisler de, ehl-i sünnetin hangi mezheb veya tarikat veya dergâhlarının müntesibîninden görünürlerse görünsünler, çift şahsiyetli olmaya; ve <strong>dembokrasi</strong> dînini de kabul edib ona îmân getirmeye başlamakdan hâlî kalamamışlardır…</p>
<p style="text-align: justify;">Anti-emperiyal ve anti-siyon samîmiyyetsiz ezber ve tekerlemelerle ayakda tutulan; ve kendilerine mümbit bir <strong>(oy ırgatı)</strong> gözüyle bakılan milyonlarca garîbanın, mutlak dinle, beşerî ve uydurma dembokratik dinin ana temellerindeki nâmütenâhî teârüz ve tenâkuzları akl ü fikr edecek hiçbir meleke, meziyet ve îmânî, ilmî ve fikrî kudreti de, ne yazık ki bulunmamaktadır… Bütün bunlardan bilistifâde, sâdece namaz, oruç ve hac-umre gibi birkaç vitrin desinatörlüğüyle, bu kitleler teshîr, te’sîr ve tahrîk altında tutulabiliyorlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve hele, (%2,5 veya %12,5 v.s.) (oyluk porsiyon politikalar) içinde dünyâya gözlerini açan veya bunlarla kafaları tütsülenen kitlelerin, dembokrasi dînine îmânları, adı geçen muhteris propagandalarıyla o kadar aşırı  derecelere çıkabilmektedir ki, artık o beşerî dîn, “<strong>alternatifi</strong>” olmayan<strong>ekmel bir dîn ve usûl keyfiyetiyle</strong> ele ve dile alınır hâle getirilmiş olabilmektedir… Artık her şey, o dînin kâidelerine uygun olub olmamak şartıyla bir kıymet hükmüne bağlanmaktadır… Bu ise, bu milletin varlık sebebi olan 1000 yıllık mutlak dînin unutturulması ve kalblerden silinmesi demekdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca, aklı, derecesi ve  irfânı ancak bir takım tekerlemeleri, sloganları ve ezberleri aşamayan garîbân kitleleri, seçimden seçime gaza getirib coşturacak model, ta’lim, aşı, şablon ve dembokratik katakülliler, bol miktarda ve kizb ambalajları içinde depolarda her dâim stoklara sâhibdir!..</p>
<h3 style="text-align: justify;"><strong><u>“BUGÜNÜN EN BÜYÜK İBÂDETİ OLAN CİHÂDI”, SULANDIRIB TABAHHUR ETDİRDİLER…</u></strong></h3>
<p style="text-align: justify;">Mücerred bu <strong>“sandık mücâhidleri,”</strong> Selefe ve Sâdât-ı Kirâm Hazerâtına ters düşdükleri içün, dembokratik, laik-müşrik-lastik, sosyal (soslu-yal) ve hukuk (guguk-buruk) sistemle yehudi-haçlı modernite, reformite ve kemalitesinden icâzetnâmeli; ve hükûmât-ı cumhurlobiyyenin 54düncüsünden tezkerenâmeli; reankarnasyonlu kocasının ipleriyle kıvırtan Tansu’nun o kadın parmaklarından çillerzedenâmeli; Çankayalı ve <strong>“bilgi locası mütekâidîninden!” </strong>ve lâbis-i küllâh-i katrânîsiyle meşhûr arnavutzâde ve yeğenzede, yiyenzede ve içenzede Çoban Sülü eliyle ve marifetiyle hasdurnâmeli; ve balans ayarlı takım-taklavat ve haltçı ve müzmin fırka-yı müfside ve müşrikeden hastirnâmeli olub; böylelikle de iyi bir îkâz, ihtâr, tard ve darb cezâlarından geçerek bu günlere gelmişlerdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sâkıt-ı ikbâl ü iktidâr ve inkisâr olan, modernite kurbânı Hazret-i pîr-i fânî efendiler, târîhin taşıdığı o mümtaz Gümüşhânevî çizgisinden, işte böyle 180 derecelik <strong>“dönüşüm ve değişim” </strong>çarkları ve haltları ile sapıb ayrılınca, ma’nevî ve rûhânî silleleri yiye yiye, çöle ve çamura batarak, ifnâ-yı hayât ve hatm-i enfâs eyleme yollarına dökülmüşlerdir… Hâl-i pürmelâl içre bir zillete dûçâr oduklarını bugün tam idrâk edemiyorlarsa da, Kur’ân-ı Kadîm’in haber verdiği gibi <strong>“yakında bileceklerdir…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gerçi esâmi-i şerifleri, maddî olarak katlar, yatlar, yazlıklar, kışlıklar, şıklıklar, şıllıklar, ortaklıklar, otlaklıklar, arpalıklar, balayları, yağayları, kadın kolları, kadın bilmem neleri, tasarruf bonoları ve trilyonlarla müterâdif zikredilir derecede irtifâ kaydetse de, manzara-yı umûmiyye ve keyfiyyet-i bâtıniyye, arzedildiği vechile çeşm-i beşeriyyete ve târîh-i insâniyyete mâlolmuş bir hâlde ve vaz’ıyyetdedir…</p>
<p style="text-align: justify;">Beyân etmek istediğimiz odur ki, pirân-ı azîzânın yoluna nisbet iddiası taşıyan kim olursa olsun, aklını başına devşirmez de; işi, o mübârek, mukaddes, mübeccel ve muazzez tarîk ve hâtırâların istismârına dökmeye kalkışırsa, ruznâmeye hemân ve âcilen, <strong>“düzmece şeytânî müşrik düzenlerin”</strong> cambazlıkları ve kataküllileri girer; ve bu da, lâhûtî iklimden esen Hakk sille ve kasırgalarının, <strong>sadâ</strong> ve <strong>devâsını</strong> dahî gündeme getirir!. Netîceten bütün bunlar, nice hân ü mânı, makâm ve mansıbı başa geçirib, behemahal çarpılmaları, şeref ve haysiyet iflâslarını ve eziklikleri intâc eder… Tasrîhi zâitdir ki, bunlar da sâdece dünyevîdir; ve uhrevîsinin yanında, hiç mesâbesindeki cezâ ve ezâlardan ibâretdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Sadede gelindikde:</p>
<p style="text-align: justify;">Mason <strong>Midhat</strong> ve <strong>Nâmık</strong> misillü tam 170 yıl evvelin asrî bezirgânları, ne kadar borsa oyunları ile kese doldurub hamâset ve siyâset eşkıyâlıkları yaparak göz külledilerse de, bir türlü istedikleri çapda borsa zengini olamadılar; ve bu sefer de başka yollardan milleti soymanın çârelerini aradılar… Aynen bugünün mücâhid(!) bezirgânları gibi!.</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak bugünkiler, haçlı sosyetesi, modernitesi ve dembokrasyası içinde, çok daha sıcak ve yakın takdîs gördükleri içün, borsadan çok güzel anlamakda; ve hısım-akraba-eş-dost ve muhibbân u yârânın iş ve elbirliğiyle, banka, sigorta, borsa-parsa, bir zamanların tasarruf seneti tüccarlığı, üç koyub beş sıyırma, sandık ve dembokrasi kumarı, ve diğer onlarca iktisâd cambazlıklarında ziyâde (uyanık) bulunmaktadırlar… Ve böylece, <strong>“global gidişâtdan”</strong> da aslâ geri kalmadan ve dünyâ ni’met ve lezzetlerinin tamâmından da nasiblenilmektedir!… Bu işlerin çoluk-çocuk, dâmat-gelin, dünür-münür-düşünür, eş-dost-post, islâmcı-ifsadçı öylesine mütehassısı da olunmuşdur ki, asrın ağır sanayi, teknolojisi, sinyalizasyonu, politizasyonu ve telekominikasyonunda, kelle döndürücü bir sür’atle yol almaktadırlar!.</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün bunlar da, olsa olsa, <strong>“dergâhları değiştirme ve dönüştürme” </strong>ağır sanâyi hamleleri ve fâtihlikleridir!.</p>
<p style="text-align: justify;">Tanzîmât yıllarında, bu cambazlıkları, Hazret-i Şeyhin dînine ta’n eden haçlı muhibbânı masonik-müşrik-laik-lirik ve egzantirik mütegallibeler irtikâb ediyorken; günümüzde ise, bu kabil cambazlar, kendini Hazret-i Şeyhe nisbet edenler arasından da <strong>(entel-dantel)</strong> etiketleri ve<strong> (mürit-tirit) </strong>ayakları ile oldukça mebzûlen ortaya çıkabilmektedir…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>ECNEBÎ BANKALARA KARŞI KARZ-I HASEN TEŞKÎLÂTLANMASI, VE KIYASIYA DİRENİŞ…</u></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Ecnebî bankalara ve dolayısıyla haçlı kapitalist-emperial sürülerine karşı birbuçuk asır evvel ilk ve esaslı direniş, Hazret-i Şeyh tarafından başlatılmışdır. Bunun içün müşârünileyh Hazretleri, Osmanlı pazarlarının ecnebî sermâyesinin istilâ ve hâkimiyyetine geçmekde olduğunu; ve bunun netîcesinin ise, pek vahîm olacağını keşfetmekde en önde gidenlerden olmuşlardır. Bu i’tibarla da, ciddî-müessir bir tedbir almanın zarûretini, nazariyyâtda bırakmamışlar; fiilen de, derhal ortaya koymuşlardır. Bu cümleden olarak yerli sermâyenin sıhhatle ayakda kalması ve terâkümü içün, (yardım sandıkları) da diyebileceğimiz şer’î <strong>(KARZ-I HASEN) </strong>müessisesini,  derhal kuvveden fiile çıkarıb dirilterek devreye sokmuşlardır… Böylelikle, ecnebî bankalarının bu yolla önünün kesilmesini ve millet-i İslâmiyye’nin onlara muhtaç olmasının ortadan kaldırılmasını hesablamışlar; ve bunda da ciddî ve büyük muvaffakıyyetler elde etmişlerdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Hedef, <strong>Tanzîmatçı</strong> <strong>hâinlerin</strong> memleket iktisâdiyyâtını haçlı sermâyesine peşkeş çekişi karşısında, Osmanlı sermâyesinin kuvvet ve kudretinin muhâfazasıdır… Bu uğurda, kâbiliyyetli bütün tüccâr ve esnâf kitleleri içine bu faaliyyetler yayılarak, onların şirketleşmeleri ve banka belâsından ve dolayısıyla ecnebî sermâyelere esir olmakdan kurtulmak içün, Şeyh Hazretlerinin riyâsetinde büyük bir mücâhede ve mücâdelenin içine girilmişdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Tanzîmatçı, mason ve haçlı işbirlikçisi yarasalar, hükûmât-ı Osmâniyyenin imkân ve pazarlarını yahudi-haçlı gâvurlarına açmak <strong>hâinliğine</strong> düşünce, Hazret-i Şeyhin başbuğluğunda Nakşî bir Dergâh, bunlara karşı büyük bir direniş başlatır ki, bu kabil faaliyyetler bile bu memleketi gerçek ma’nâda kurtaracak olan âmilin ne olduğunu apaçık göstermeye kâfî ve vâfîdir… Tabii bunları bâhir hakikatlar olarak  târih kitâblarına yazmak ve insanlara duyurmak, tanzîmatçı, ittihad-terakkîci (İT) ve onların devamı veya kuyruğu olan cumhurlopçu tâifelerin, aslâ işine gelmemişdir. Çünki bu takdirde, kurtuluşun ancak:</p>
<p style="text-align: justify;"> <em><strong>“- El-müstenidu bitevfîkâti’r-rabbâniyyeti melikü’d-devleti’l- Osmâniyye!”</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">İbâresini, devlet armasında,<strong> </strong>lâ teşbîh ve lâ temsîl, <strong>“anayasaların değiştirilmesi teklif dahî edilemez!”</strong> maddesi gibi taşıyan Osmanlı Müslümanlığında olduğu ortaya çıkardı… Bu ise, Osmanlı’nın nihâî gâyesine hizmet etmek; ve masonik avrupâî şeytânîyyete de ters bir manzara çizmek demek olurdu!..</p>
<p style="text-align: justify;">Bedâhaten görülüyor ki, Türkiye Cumhûriyyeti Devleti’ninki ile Osmanlı armasındaki bu mübâyin en ana maddeler, “<strong>değiştirilemezlik</strong>” noktasından da mukâyese edildiğinde, birinin ötekinin devâmı olmasına imkân ve ihtimâl yokdur… Ve bunu, bazı<strong> “islâmcı ve târihçi ve yazar-çizer!?”</strong> geçinen echel-i cühelânın, “<strong>devâmıdır</strong>” lâfzıyla kitâb ve günlük yazılarına geçirmeleri, hamâkat, eblehlik ve körlüğün evc-i bâlâsıdır… Vahyi tamâmen reddeden laik-müşrik ve dîni cendere içine sokan herhangi bir sistemin, Allâh Azze ve Celle’nin vahyine  istinâd eden bir devletin devâmı olduğunu iddia etmek, tam bir hezeyân ve hakîkatın da resmen ve alenen <strong>ketmedilib</strong> yok edilmesidir…<strong> “Hakk-ı sarîhi ketmetmenin küfrü”</strong> de, dinimizdeki mutlak hakîkatıyla ruznâmeye gelirse, bu kabil heriflerin, <strong>akâide</strong> müteallık mes’eleleri bile nasıl <strong>ketmetdikleri</strong> ve işlerine geldiği gibi yamultdukları çok iyi hesâb edilmelidir…</p>
<p style="text-align: justify;">Müslümanlığı, namaz, oruç ve zikre münhasır kılmak ve böylelikle de dîn-i celîl-i İslâm’ın içini boşaltmak için uğraşan; ve Osmanlı hükûmetlerinin üst kademelerine kene gibi kan emmek üzere üşüşen Tanzîmât masonlarına ve eşkıyâlarına karşı, dergâhın bu kabil mücâdele ve mücâhedeleri, resmî-siyâsî târîh içinde, masonlar, ittihadçılar (İT) ve bunların jakoben kuyrukları tarafından ehemmiyetine binâen tekrâr arzederiz ki, dâimâ gizli tutulmuşdur… Cumhûriyet ideolojisini cumhurlobiyyetin bir maşa ve maskesi ve zaman zaman da kıtâl tezgâhları olarak kullananların, müretteb Menemen hâdisesi gibi nice tezgâhlarla müslümanlara, husûsan (nakşî müslümanlara) zulmetmesinin arkasında da, adı geçen dergâhın ve benzerlerinin, dâhilî ve hâricî gâvur emperializmasına karşı başda i’tikâdî olan muhâlefet ve direnişi yatmaktadır…</p>
<p style="text-align: justify;"><em>(İntişârı: 17.07.2009)</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&#038;title=%282%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html" data-a2a-title="(2) Büyük Mürşidimiz Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerini Yâdederken…"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html">(2) Büyük Mürşidimiz Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerini Yâdederken&#8230;</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/2-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>(1) Büyük Mürşidimiz Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerini Yâdederken&#8230;</title>
		<link>http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html</link>
					<comments>http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[besmele]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 May 2019 07:39:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[05/13 Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Vefâtı]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed SEYYİDOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[SON MAKALELER]]></category>
		<category><![CDATA[Ahmed Ziyâüddîn Hazretlerinin hayatı]]></category>
		<category><![CDATA[Camiu'l-Mütun]]></category>
		<category><![CDATA[cihad]]></category>
		<category><![CDATA[Gümüşhânevî Degâhı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.turkcesi.biz/?p=3173</guid>

					<description><![CDATA[<p>Mürşid-i Merhûm Ahmed Zıyâüddîn (Kuddise sırruh) Hazretleri Hicrî 1228, efrencî takvimle (1813) târihinde Gümüşhâne’de tevellüd buyurmuşlar; hicri </p>
<p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html">(1) Büyük Mürşidimiz Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerini Yâdederken&#8230;</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: center;"><span style="text-decoration: underline;">BÜYÜK MÜRŞİDİMİZ AHMED ZİYÂÜDDÎN GÜMÜŞHÂNEVÎ HAZRETLERİNİ YÂDEDERKEN&#8230;</span></h1>
<h2 style="text-align: center;"><u>BÜYÜK MÜRŞİD-İ KÂMİL ŞEYH AHMED ZIYÂÜDDÎN GÜMÜŞHÂNEVÎ (KADDESALLÂHU SIRRÂHU’L-ÂLÎ) HAZRETLERİNİ, ÂHIRET-İ DÂR-I NAÎM’E RIHLETLERİNİN 117. SENE-İ DEVRİYELERİNDE RAHMET, MİNNET, HASRET VE İHTİRÂMÂTIMIZLA YÂDEDERKEN…</u></h2>
<h1 style="text-align: center;"><u>(1) </u></h1>
<h3 style="text-align: right;"><span style="color: #cc0000;"><strong><em><u>Ahmed SEYYİDOĞLU</u></em></strong></span></h3>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;">1813</p>
<p style="text-align: justify;">Mürşid-i Merhûm Ahmed Zıyâüddîn (Kuddise sırruh) Hazretleri Hicrî 1228, efrencî takvimle (1813) târihinde Gümüşhâne’de tevellüd buyurmuşlar; hicri (7. Zilka’de.1311), efrencî takvimle <strong>(13. Mayıs. 1893)</strong>de de irtihâl-i dâr-ı bekâ eylemişlerdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Ancak Merhûm Hazret-i Şeyhin vefat târihleri, 1988 târihinde tab’ edilen<strong> “Câmi’u’l-Mütûn”</strong> nâm eserlerinin tercemesine (mukaddime) yazan Ubeydullâh Küçük tarafından, (25. Mayıs. 1893) olarak gösterilmektedir…</p>
<p style="text-align: justify;">Üstâd-ı Mükerrem Necib Fazıl Bey Merhûmun Hakk’a urûc edişleri de efrencî takvime göre <strong>(25. Mayıs. 1983)</strong> târihinde vâki’ olmuşdur ki, yukarıdaki ikinci kayıd esas alınırsa, gününe kadar arada tam 90 sene vardır… Yıl farkını ortaya koyan da, sâdece 8 ve 9’ların yer değiştirmesinden ibâret!.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>(Gerek Büyük Âlim ve Velî Fahrü’l-Meşâyih Gümüşhânevî Hazretlerini ve gerekse Büyük Üstâd ve Mücâhid Necib Fâzıl Beyi en kalbî ihtirâmatımızla yâdederken; Kâriîn-i Kirâmımızın da, bir ömür boyu nice çileler çekerek bizlere Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat yolunu teslîm buyuran selefimiz hazerâtının ervâh-ı şerîfelerine Kur’ân-ı Mübîn, Yâsîn ve Fâtiha-yı şerifeler ihdâ eylemeleri hassaten niyâzımız olur…)</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Gümüşhânevî Hazretleri 5 yaşlarında Kelâm-ı Kadîm’i okumaya başlarlar ve 8 yaşlarında ise Kelâm-ı Kâdîm, Delâil-i Hayrât, Kasîde-i Bürde ve Hizbü’l-A’zâm kırâeti içün icâzet alırlar…</p>
<p style="text-align: justify;">10 yaşlarında ise, ticâretle iştigâl eden pederlerinin Trabzon’a nakl-i mekân edişleri ile, oradaki ulemâdan Şerîat ilimlerinin tahsîli</p>
<p style="text-align: justify;">1831</p>
<p style="text-align: justify;">18 yaşlarında pederlerinin ticârî işleri içün İstanbul’a geliş; ve fakat Şerîat ilimlerinin ve seyr-i sülûklarının itmâm ve ikmâli içün Trabzon’a dönmeyiş…</p>
<p style="text-align: justify;">İstanbul’da garîb, bîkes; ve şerîat, ilim, îmân ve tasavvuf aşığı bir kul olarak da, rızâ, tevekkül, teslîmiyyet ve gayretin evc-i bâlâsında bir keyfiyetle Rabbine ubûdiyyet…</p>
<p style="text-align: justify;">İlk menzil, melce’ ve sığınak, Bâyezîd Medresesi’nde küçük bir hücre… Burada Allâh dostu sâlih bir kulun muâvenet ve ma’nevî terbiyesinde hedefine yürüyüş… Bu sâlih kulun rahmet-i Rahmân’a kavuşmasından sonra da, Mahmudpaşa Medresesi’nde yine küçük bir hücreye nakl-i mekân…</p>
<p style="text-align: justify;">Burada da, tekke menşe’li hem âlim ve hem de sûfî zâtlardan tam istifâde buyururlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Gümüşhânevî Hazretleri bir gece âlem-i menâmda büyük bir ma’bed içerisinde ve cemaat arasında oturdukları bir gün, muhîtı saran ve bütün canlıları kasıp kavuran bir yangının çıktığını; ve alevlerin ma’bedi sardığını, kurtuluş imkânının kalmadığını anlayan cemaatin de, canhıraş feryadlarla sağa sola kaçıştıklarını görürler. Bu sırada kendilerinin ise, belki bir çıkış yolu bulurum ümidi ile gözlerini gökyüzüne ve kubbeye doğru kaldırışları… O an, kubbenin tam ortasından aşağıya sarkıtılmış bir zincir gözlerine ilişir… Hemen o zincire yapışarak semâya doğru yükselir ve bâdireden böylece kurtulurlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Uyandıkları zaman korku ve haşyet içindedirler&#8230; Rüyâda gördükleri ulu ma’bedi kısa bir zaman sonra bizzat göreceklerdir. Ders için gitdiklerinde, rüyâdaki ma’bedin burası olduğunu büyük bir hayret ile müşâhede ederler ki, o da, Süleymâniye Câmi-i Şerifinden başka bir yer değildir… Mahmudpaşa medresesindeki tahsillerinden sonra da, diğer medreselere fâikiyyeti müsellem ve ihtisâs derecesinde tedrisde bulunan Süleymâniye medresesi’ndeki derslerden de tam nasîb alış…</p>
<p style="text-align: justify;">Süleymâniye Câmii, Hazreti sâdece hayâtında değil, vefâtlarından sonra da berzah âlemiyle kıyâmete kadar müsâfir edecekdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Zâhirî ilimlerde icâzet verecek derecede ilerleyen ve zamanın önde gelen ulemâ, müderris ve müellifleri arasında yer alan Hazret-i Gümüşhânevî, tasavvuf ilminde de kat’-ı merâtib eylemek (en yüksek makamlara ermek) içün, bu vâdîde de hasret ve iştiyakla yanmaktadırlar…</p>
<p style="text-align: justify;">1844</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yılda 31 yaşlarında oldukları halde müderrislik icâzeti alan Hazret, Bâyezîd Medresesi’nde tedrîse başlarlar… Nice müşkillerle talebeliğe başladıkları Bâyezîd Medresesi’nden sonra, Mahmudpaşa Medresesi’nde de tedrîs devâm edecekdir… Akâid, Fıkıh, Hadîs, Tasavvuf ve Ahlâk sâhasında temel İslâm kaynaklarını medresede okutmaya başlarlar; ve bunlardan icâzet verme ehliyet, liyâkat ve dirâyeti ile de hemen temâyüz ederler&#8230; Buna, Süleymâniye Kütüphânesi’ndeki icâzetnâme en sağlam delîl bulunuyor&#8230; Ayrıca kendilerini te’lif faaliyyetine verirler…</p>
<p style="text-align: justify;">ABDÜLFETTÂH HAZRETLERİ</p>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i Şeyh, artık şer’î ilimlerde zirvededirler…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Müceddid-i asr Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî</strong> (Kaddesallâhu sırrahul âlî) Hazretleri gibi zamanın dürr-i yektâsı ve dünyâ çapında bir allâmenin en meşhur ve önde gelen halîfelerinden olan; ve Şam’dan mürşidi tarafından vazîfelendirilerek İstanbul’a gönderilen; ve Üsküdar Alaca Minâretekkesinde Hâlidiyye’yi neşreden <strong>(Abdülfettâh el-Ukarî) </strong>Hazretleri ile, bir sohbet meclisinde tanışan Gümüşhânevî hazretleri arasında, sıkı bir samîmiyet doğar… Mürşidinin <strong>“riyâzât olarak”</strong> emretdiği kara seyyahatlerini, <strong>(yaya olarak)</strong> yapmakla da tanınan Abdülfettah Hazretleri, Şam’dan İstanbul’a, âdetleri üzre birkaç kere yayan gelmişlerdir… Ve büyük mürşid ve asrının müceddidi MEVLÂNA HÂLİD-İ BAĞDÂDÎ (Kaddesallâhu sırrahu’l-âlî) Efendimiz Hazretlerinin Halîfelerinden olan bu ABDÜLFETTÂH (Kuddise sırruh) Hazretlerine, Gümüşhânevî merhûmda dayanılmaz bir intisâb arzusu…</p>
<p style="text-align: justify;">Alınan cevâb, velâyet sırlarıyla örülü ve alabildiğine hikmetlidir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Bu hususdaki nasîb ve kısmetiniz, bizim vâsıtamızla değil; vakt-i merhûnu hulûl edince intisâb edeceğiniz zâtın eliyledir, intizâr üzre bulununuz!”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Böylece, hasret ve çilenin ördüğü bir intizâr devri başlar…</p>
<p style="text-align: justify;">EL-ERVÂDÎ HAZRETLERİ</p>
<p style="text-align: justify;">Bu sırada Mürşid-i Asr MEVLÂNA HÂLİD-İ BAĞDÂDÎ (kuddise sırruh) HAZRETLERİ, (Ahmed Zıyâüddin Gümüşhânevî) Hazretlerinin irşâdına, halîfelerinden <strong>(Ahmed Zıyâüddîn b. Süleymân El-Ervâdî)</strong> Hazretlerini şu emir ve ta’lîmatla me’mûr kılarlar:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;-Ey dost! Parıltısı ile Kuzey Afrika, Buhârâ, Mısır, Mekke, Medîne, Hindistan ve diyâr-i Çin’i tenvîr edecek zât içün, İstanbul’a git ve onu ara bul! O’nu irşâd eyle! Zirâ O, bizden sonra sâhib-i zaman ve rehber-i tarîkatdır… O gül, henüz açılmamış bir goncadır; ve her ne kadar o beldeye başka halîfeler gönderilmiş ise de, O’nun nasîbi ezelde sana tevdî’ edilmişdir… Hasret âteşiyle kavrularak mürşid arayan o misk ü anber kokulu velâyet goncasının açılmasına hizmet eyle… Bu hususda sâdât-ı Kirâm Efendilerimizin rûhâniyetleri sana yardımcı olacaklardır…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1845</p>
<p style="text-align: justify;">Gümüşhanevî Hazretleri 1845’de bir gün, Alaca Minâre Tekkesi’nde, hiç görmediği, fakat içinden çok yakın bir alâka ve sıcak bir mahabbet hissettiği yabancı bir şahısla karşılaşırlar&#8230; O zâtın kendilerine:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>&#8220;-Yâ, Ahmed Zıyâüddîn! Sizin inâbe ve irşâdınız ezelde bana tevdî’ edilmiş olup, sizin için Şam’dan Anadolu’ya gitmek için emir aldım ve geldim!.&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Demesi üzerine, bu hitabtan hayretler içinde kalmışlar; ve o zât ile birlikte Abdülfettâh Efendi Hazretlerinin huzûruna girmişlerdir… Ve Trablus-Şam Müftüsü olarak da tanınan El-Ervâdi Hazretlerine orada intisâb ederek, tarîkât, zikir ve seyr-i sülûk yollarının ta’lîmi başlamışdır…</p>
<p style="text-align: justify;"><u>Hâlidiyye</u> tarîkatının, Çin, Hind, Memâlik-i Osmâniyye ve Anadolu’nun her köşesinde halîfeleri vâsıtası ile temsîl edilen bir tarîkat hâline gelmesine vesîle olan zât, Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretleri olmuşlardır…</p>
<p style="text-align: justify;">İşte bunun içündür ki, Büyük Müceddid Mevlâna Hâlid-i Bağdâdî Hazretleri, emir buyurarak, halîfesi Trablus-Şam müftüsü El-Ervâdî merhûmu, sırf Gümüşhanevî Hazretlerini irşâd etmek üzere Makarr-ı Hılâfet olan İstanbul’a göndermişlerdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Vazîfelerinin hıtâmında, El-Ervâdî Hazretleri İstanbul’da görünmez olmuşlardır…</p>
<p style="text-align: justify;">1846</p>
<p style="text-align: justify;">Bu târihde ikinci vazîfesiyle tekrar ortaya çıkıb görünen Hazret-i Ervâdi, seyr ü sülûkunu tamamlayan 35 yaşındaki Gümüşhanevî Hazretlerine, 1848’de, Nakşîbendiyye, Kâdiriyye, Sühreverdiyye, Kübreviyye, Çeştiyye, Hâlidiyye, Halvetiyye, Bedeviyye, Rufâiyye, Şâzeliyye ve Müceddidiyye tarikatlarından <strong>&#8220;hilâfet-i tâmme</strong>&#8221; icâzeti verirler; ve bu vasfı ile de Hazret-i Gümüşânevî, <strong>&#8220;câmi’ü’t-turûk&#8221;</strong> bir şeyh olmuşlardır…</p>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i Ervâdi, iki sene kadar İstanbul’da kalarak Ayasofya Câmi-i Şerîfinde Hadîs-i Şerîf okuturlar. Ayrıca El-Ervâdî Hazretleri, kendi te’lifleri olan 240 eserin de ta’lim ve tedrîsini Gümüşhânevî Hazretlerine havâle ve emânet ederler…</p>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i Ervâdî, hadîs ilminde büyük bir âlim olmak i’tibâriyle Gümüşhânevî Hazretlerine hadîs icâzetnâmesi de vermişlerdir. Zülcenâheyn bir zât-ı âli kadîr olan Ervâdî Hazretleri, aynı zamanda şuerâdan bulunuyorlardı. Hazret-i Gümüşânevî’ye Şeyh Abdülfettah Hazretlerine <strong>“sohbet şeyhi”</strong> olarak bağlanmasını da tavsiye buyuran Ervâdî Hazretleri, tekrar Şam’a avdet buyururlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Hazret, (1858’de) Trabluşşam’da 77 yaşlarında oldukları halde Âlem-i Bekâ’ya rıhlet ederler… Türbe-i şerifleri ise, Trabluşşam’daki <strong>“Diba” </strong>mescidinde olub, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin huzûr ve ruhâniyyet bulub tefeyyüz etdiği mühim ziyâretgâhlarından biridir…</p>
<p style="text-align: justify;">Gümüşhânevî Hazretleri de, Hâlidî âdâb u erkânı mu’cebince üstâd mevkiindeki Abdülfettah Hazretleri’ne son derece riâyetle, aslâ kendiliklerinden ve müstakil hareket etmemişler; ve Hazretin (1281 hicrî, 1864 efrencî)deki vefâtlarına kadar da, her hafta Cağaloğlu’ndan Üsküdar’a giderek ziyâretlerinde bulunmuşlardır…</p>
<p style="text-align: justify;">1848-1875</p>
<p style="text-align: justify;">Bu târihler arasında tam 28 yıl Medreselerde müderrisliğe devam ederlerken, bir yandan da gittikçe ders halkasını genişleten Gümüşhanevî Hazretleri, bir diğer yandan da geceli gündüzlü otuz yıla yakın sürecek olan ilmî eserler tertîb, tasnîf ve te’lîfi ile neşriyât hizmetlerine de başlamış olurlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün eserlerini 1848 ilâ 1875 seneleri arasında verdiklerini, eserlerinin tab’ ve te’lîf târihlerinden öğreniyoruz. Müddet-i ömürlerinde 52 civârında eser te’lîf buyurmuşlardır. En meşhur eserleri: <strong>“Râmûzü’l-Ehâdîs&#8221;</strong> başda olmak üzere akâide dâir olan <strong>“Câmiul Mütûn Fi Hakkı envâi’s- Sıfâti’l-İlâhiyyeti ve Akâidi’l-Matüridiyyeti ve Elfâzi’l-Küfri ve Tashîhi’l-A’mâli’l-Acîbiyyeti”</strong>, <strong>“Câmiu’l-Usûl”</strong>, <strong>“Fezâilü’l-Cihâd”</strong>,<strong>“Rûhu’l-Ârifîn”</strong>, <strong>“Levâmiu’l-Ukûl”, “Şerhu Râmûzü’l- Ehâdîs”</strong>, <strong>“Hadîs-i Erbaîn”</strong>, <strong>“Necâtü’l-Gâfilîn”</strong>, <strong>“Mecmuatu’l-Ahzâb Ve’l-Evrâd, ilâ âhirihî….”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Böylece 52 adedine bâliğ olan muhalled eserleri, bugün Süleymâniye kütübhânesini de şereflendirmektedirler…</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Mürşid Hazret-i Gümüşhânevî’nin câlib-i dikkat bir husûsiyyeti olarak şunu da zikretmeliyizdir ki, <strong>“Câmi’u’-l Usûl”</strong> nâm muhalled eserlerinde, tarîkata <strong>(intisâbın)</strong> 4 şekilde olacağını beyân buyurmuşlardır. Bu cümleden olarak anlaşılmaktadır ki:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1) Musâfaha yolu ile intisâb:</strong> Bu, mürşidden bizzât musâfaha etmek sûreti ile onun huzûrunda ve münâsib görecekleri zikir, ders ve emirleri, samîmiyyetle ve azimle de tatbîk etmek üzre ahz eylemek tarîkidir…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2) Rivâyet yolu ile intisâb:</strong> Mürşide vâsıl olunamadığı veya irtihalleri hâlinde, O’nun te’lif buyurduğu kitablarının okunması, bu eserler üzerinde rızâya muvâfık çalışılması, yazılanların hayâta geçirilmesi, onlara bağlanıb îmân, fikir, amel ve ahlâkın bunlarla tezyîn ve takviyesi ve hayâtı istikâmetlendirmesi; ve hatta, teberrüken bile olsa bu eserlerin okunub benimsenmesi sûretiyle (nisbet) zuhûruna gayret üzre bulunarak intisâb…<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3) Dirâyet yolu ile intisâb:</strong> Bu da, mürşide âid kitâb, eser ve her türlü matbuanın, matlûba muvâfık bir şekilde şerhi de dâhil anlaşılması için icâbeden taharrî ve tedkîkâtın ciddiyyet ve hassâsiyyetle yapılması ve sonra da neşredilmesi yolları ile nisbet ve intisâb şekli…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>4) Mürşide Hizmet yolu ile intisâb:</strong> Mürşidin yakîninde edeb ve erkâna riâyetle hizmet ve taallüm ederek; ve nefsin derecelerini (mutmainneye) doğru yükseltmek üzere, duâ, himmet ve rûhâniyyet ni’metleri ile nisbeti yakalamak ve intisâb mazhariyyeti…</p>
<p style="text-align: justify;">Adı geçen eserlerinden yine anlıyoruz ki, tarîkatların çoğunda husûsan Nakşiyye ve Şâzeliyyede (intisâb), bu şekillerin biri veya birkaçı ile yürümektedir. Az da olsa, (mahabbetle) bir hizbi, duâ veya virdi ciddiyyet ve hâlis bir niyetle devâm etdirmek, sahih bir <strong>(intisâb)</strong> ortaya koymaya kâfîdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Yine aynı eserden anlıyoruz ki, mürşidi bizzât görmemek ve huzûrunda bulunmamak, ona mahabbet, nisbet ve (intisâb)a mâni’ değildir; ve müntesibe asıl lâzım olan, Allâh ve Rasûlü’ne tam bağlanma usûlünde en mükemmel vâsıta olarak, mürşidin hayâtından taşan îmân, İslâm, ahlâk, mücâhede ve tüm fezâili nümûne-i imtisâl edinmek… Ve bu tâbi’ olma usûlüne, tam sadâkat ve kararlılık hâlinde kalmak ve bunda tam bir sebât…</p>
<p style="text-align: justify;">Hayatda olmayan bir zâta tâbi’ olmak, onun aslâ maddî cismine değil, Kitâb, Sünnet, icmâ ve kıyâs-ı fukahâ gibi şer’î delillerle aksetdirdiği îmân ve ruh bütünlüğündeki hayat tarzını, maddî ve ma’nevî her noktada tahsîn edib benimsemek; ve tâkat ve nasîb nisbetinde bunlara rapt-ı kalb edib, onun tarîkat ve ahlâkından bize intikâl edib vâsıl olana ittibâ’ ederek, bir bütün hâlinde bu keyfiyeti, mihrâk noktası edinmek… Rasûlullâh Aleyhisselâm’ı ve ashâbı (Rıdvânullâhi Teâlâ aleyhim ecmaîn) Hazerâtını, nasıl cisim ve sûret olarak karşımızda görmediğimiz halde, onlara mahabbet-i tâmme ile bağlı isek, bu da o usûl çerçevesi içinde bir keyfiyet…</p>
<p style="text-align: justify;">Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin 15 asırdır üzerinde ittifâk etdiği esas ve temel, (mürşidi), aslâ Allâh’ı ve Rasûlü Aleyhisselâm’ı <strong>sever gibi</strong> değil; mücerred Allâh ve Rasûlü’ne âid  aşk ve mahabbet yoluna girmek isteyen müntesibe, o mürşidin mükemmel bir delîl, bir hidâyet rehberi, onlara gerçek bir irşâd ehli olması hasebiyle, Rabbin lutfetdiği en mükemmel bir vâsıta bilinmesidir… Mürşid, Allâh ve Rasûlü gibi değil ama, Allâh ve Rasûlü <strong>içün</strong> ne kadar sevilecek ve tâbi’ olunacaksa, o kadar sevilir; ve kendisine aslâ kopmayan bir bağla da o kadar tâbi’ olunur ve yolu da, aslâ hafife alınmayan bir iz olarak son derece ciddiyyetle ta’kîb edilir…</p>
<p style="text-align: justify;">Mürşidi ta’kîbin sonu, vâsıl-ı ilâllâh olmakdır… Eğer bu olamıyorsa, ya mürşid, mürşid görünen bir şeyh-i nâkısdır ve onunla sohbet semm-i katildir; veya mürid, teslîm olamamış, riyâdan sıyrılamamış bir kâbiliyyetsiz ve nasibsiz, yaban ehli bir nesneden başkası değildir …</p>
<p style="text-align: justify;">1859</p>
<p style="text-align: justify;">Hazretin, içinde 18 bin eser bulunan 4 kütüphanesi vardı. Mahmudpaşa Medresesi’ndeki mekân, sür’atle ziyâdeleşen mürîdânın ihtiyâcâtına cevâb veremez hâle gelince, Hazret-i Şeyh, 1859’dan i’tibâren (46 yaşlarındadırlar) Cağaloğlu’ndaki metrûk vaz’ıyyetde bulunan<strong>“Fâtı’ma Sultân Câmi-i Şerîfi”</strong>ni tamir, ihyâ ve imâr etmeye ve irşâd faaliyyetlerini de buradan devâm etdirmeye başlarlar… İleride<strong>“Gümüşhânevi Dergâhı”</strong> olarak ün kazanacak olan bu mekâna, Hazretin hânesini nakli ise 1875 senesidir…</p>
<p style="text-align: justify;">1863</p>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i Şeyhi bu târihde, geniş bir maiyyet çevresi ve Sultân Abdülazîz Cennetmekân tarafından emrine tahsîs edilen husûsî bir gemi ile, birinci hacc yolculuğunda ve ilk liman olarak da İskenderiye’ye uğrar görüyoruz…</p>
<p style="text-align: justify;">Mısır Hidivi yapılan adamın, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye’den ayrılma hengâmlarına da müsâdif olan bu seyyahatlerinde, İskenderiye ve Kâhire’de birbuçuk ay kadar kalıb Tarîk-i Hâlidiyye’nin neşri ile meşgûl oldukları gibi, muhtelif zevât-ı kirâmla da tanışmışlardır… Hidiv İsmâil Paşa gibi ingiliz oyunlarına gelen düşük adamların ziyâret tekliflerini ise, Şeyh Hazretleri her def’asında kabûl buyurmamış ve reddetmişlerdir… Devlet-i Aliyyeye sadâkatları bilinen Mekke Şerîfi Abdullah Paşanın ise, Şeyh Hazretleri ile görüşüb, duâ ve himmete mazhar oldukları bilinmektedir…</p>
<p style="text-align: justify;">1864</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmed Zıyâüddîn Hazretlerinin müstakil tarîkât neşrine başlamaları ise (1281 hicrî, 1864 efrencî) târihinde yani İstanbul’daki Hâlidî Halîfesi Abdülfettah El-Ukarî Hazretlerinin vefâtından sonra başlar. Bu sırada 51 yaşlarındadırlar…</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhânevî Hazretleri’nin Trabzon’un Of ilçesinin Çıraklık karyesinde 1865’te 800 kitaptan müteşekkil bir kütübhâne te’sîsi de, kendilerinin ilme ne kadar ehemmiyet verdiklerinin bir hüccet-i kâtıasıdır…</p>
<p style="text-align: justify;">1870</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><u>Erzurum Yâkutiye mıntıkasında<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/erzurum-yakutiye-dairesi/"> </a></u></strong>1870’te kurdukları 1876 kitablık Zıyâiyye Kütüphânesi, Of, Gümüşhâne ve Trabzon’da açtıkları binlerce ciltlik dört kütüphâneleri de, Hazret-i Şeyhin ilim ve irfan neşrine verdiği fevkal’âde ehemmiyeti gösterir. Bu kütübhâneleri kendi keselerinden verdikleri altunlarla kurmuşlardır. Ne kadar esef edilse yeridir ki, <strong>(93 Harbi) </strong>ve ondan sonraki harblerde bu mıntıkalar, zâlim ve vahşî Rus ayılarının işgâline uğramış; ve insanlıkdan nasîbi olmayan Moskof sürüleri, bu nâdîde ve kıymetli eserleri, adı geçen kütübhânelerden yağma edib memleketlerine ve bilhassa Leningrad kütübhânesine taşımışlardır…</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu’da hükûmet olduğunu zanneden acûzelerin hiçbiri de, 130 seneden beri bu eserlerin ve benzeri şekilde Haçlı gâvurların memâlik-i Osmâniyye’den yağmaladıkları kütübhânelerin peşine düşüb, bunları aslî sâhibi olan millet-i İslâmiyye’ye tevdi’ etmek ve sâhiblerine döndürmek necâbet ve asâletini bir türlü gösterememişlerdir… Bunlardan geçdik, bu cihân, nice târihî arşiv, vesîka, resmî zabıt ve kütübhâne âsârının, Bulgar gâvuru gibi mahlûkların kâğıt fabrikalarına vagonlarla taşınıb, onlara kilo fiatıyla satıldıklarına bile şâhid olmuşdur…</p>
<p style="text-align: justify;">Tabii bütün bu kabil hâinlikler ve Millet-i İslâmiyye ve Hılâfet-i Osmaniyye’ye karşı irtikâb edilen bu tür tenkil (soykırım) cinâyetleri, târihe <strong>(lâ’netliler gürûhu)</strong> olarak geçeceklerin cemâzilevvelleri ve neseb keyfiyetleri olsa gerekdir…</p>
<p style="text-align: justify;">1875</p>
<p style="text-align: justify;">Evvelâ tekke içün husûsî bir mahalle pek fazla rağbet etmeyen Gümüşhanevî Hazretleri, sayıları zamanla artan müridlerinin ihtiyâcına cevab verebilmek içün, o sırada ibâdete kapalı ve metruk (terkedilmiş) bulunan; ve bugünki İstanbul Vilâyet binâsının karşı tarafında yer alan <strong>(Fâtıma Sultân Cami-i Şerîfini),</strong> tekke olarak onarıb ihyâ etmişlerdir&#8230; Câmi, 1875 yılında yeni müştemilât, binâ ve hücrelerin ilâvesi ile birlikte, tam bir tekke-dergeh hüviyeti kazanmışdır. Hazret-i Şeyh, Mahmudpaşa Medresesi’ndeki mekânlarını da bu târihden sonra, Cağaloğlu’ndaki bu dergehe nakletmişlerdir. Hazret-i Gümüşhanevî, metruk halde bulunan Fâtıma Sultan Câmi-i Şerîfinin ta’mîrâtı ile bilâhare ilâve edilen dergeh müştemilâtının bütün masraflarını, ihvân ile bizzât kendileri karşılamış, tekkeyi de vakfetmişlerdir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hazret-i Şeyh, dergâh bünyesinde te’sîs buyurdukları bir matbaa ile de eserlerinin çoğaltılıb, bunların da bilâücret tevziinden son derece meserret duyan sâhib-i mürüvvet nâdîde bir şahsiyyetdir…</p>
<p style="text-align: justify;">Gümüşhânevî dergehinin giriş kapısı üstünde de, şu beytin nakşedildiği ma’lûmdur:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Nakşîbendi dergehidir bu makâm-ı dilküşâ,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>İşte meydân-ı mahabbet, gel azîzim merhabâ…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">Mürşid-i Mübeccel Gümüşhânevî Hazretleri’nin, pek nâdîde, asîl ve vakûr (meşreb-i güzîdelerini) ise, kaynaklar şu kıt’a içinde hulâsa etmeye çalışırlar:<strong> </strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Ashâbıma da’vâ-yı mükâfât itmem,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Düşmenime kasd-ı mücâzât itmem,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Her kârımı ma’bûduma tefvîz etdim;</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Besdir bana Hakk, gayra münâcaat itmem…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1876</p>
<p style="text-align: justify;">Hicrî 1294 de ise, yine bu takvime göre 66 yaşlarında oldukları halde, Şeyhu’l-Harem-i Nebevî (Medîne Muhafızı) Emin Paşa Hazretlerinin Kerîmeleri, Tâcü’l-Muhadderât Hâce Havvâ Seher Hanım Hazretleri ile ilk ve son olarak tezevvüc buyururlar… Merhûme, irtihâl-i dâr-ı naîm oldukdan sonra Süleymâniye Câm-i Şerîfi’ndeki medfen-i mahsûsuna defnolunmuşlardır ki, Hazret-i Şeyh ile yanyana bulunmaktadırlar. Kabr-i Şerîflerindeki kitâbede  ise aynen şöyle yazmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Hüve’l-Bâkî!</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hakk-perestim, arz-ı ihlâs etdiğim dergâh bir,</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Bir nefes ayrılmadım tevhîdden, ALLÂH bir…”</strong></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Muhaddisîn-i Kirâmdan, Kutb-ı Rabbânî, Ârif-i Sübhânî, Gavsü’l-Vâsılîn Gümüşhânevî el-Hacc Ahmed Zıyâüddîn Efendi Hazretlerinin zevce-i tâhiresi ve Şeyhü’l-Harem-i Nebevî Hacı Emin Paşa kerîmesi, tâcü’l-muhadderât, Hâce Havvâ Seher Hanım’ın rûhuna El-Fâtihâ. Hicrî 1 Zilka’de 1329, efrencî 12 Eylül 1911 cumartesi.”</strong></p>
<p style="text-align: justify;">1877-1878</p>
<p style="text-align: justify;">İlimde ve tasavvufta en yüksek mertebelere çıkan Gümüşhanevî Hazretleri, <strong>zarûrât-ı dîniyyenin</strong> de en mühimlerinden olan Dîn-i İslâm yolundaki <strong>cihâd</strong> farîzasını, bizzat cebheye giderek ve orada muhârebelere bizzât iştirâk ederek de ifa etmişlerdir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Hicrî takvime göre 67 yaşlarına vâsıl oldukları ve izdivaclarının ertesi yılı olan 1877’de, <strong>“doksanüç harbi”</strong> diye meşhûr Osmanlı-Moskof harbi patlar… Bu harbe iştirâk içün İstanbul’dan hareketle, Batum cebhesinde müritleri ile birlikte bilfiil harbe katılmışlar; ve bir süvârî kıt’ası teşkîl eden 80 atlısı ile Trabzon üzerinden Kars cebhesine ulaşmışlardır… O senenin 9 Eylül’ünde başlayan harbe, Ramazan ayına kadar da devâm eden Kumandan Hazret-i Gümüşhanevî, harbin duraksadığı bir sırada Of’a gelmişlerdir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Bayram sonu tekrar Batum cephesine giderek harbe muhârib ve müsellâh olarak bırakdığı yerden bizzat iştirâk ile cihâda devâm etmişlerdir&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Gavsü’l-Vâsılîn Gümüşhanevî Hazretleri, müridleriyle birlikte 1877’deki Osmanlı-Rus harbinde bizzât harbetmek suretiyle de, Hâlidiyye’nin (<strong>cihâd</strong>) gibi büyük bir farîzanın edâsında ne kadar dikkatli, ciddî, samîmi ve mutlaka edâsı icâbeden bir emr-i Dîn olduğu imanını, fiilen de isbât etmişler ve yolundakilere bizzât nümûne-i emsâl teşkîl etmişlerdir. Bu <strong>cihâd</strong> farzı ve askerî rûh, Birinci Cihan Harbinde ve hıtâmındaki Osmanlı-Yunan<a href="http://www.tumgazeteler.com/haberleri/turk-istiklal-harbi/"> </a>Harbi sırasında da, Anadolu’daki bütün cebhelerde çarpışan nice Halîdî-Nakşibendî müntesibîni şeyh ve mürîdân tarafından devâm etdirilmişdir. Yunanlıların Anadolu topraklarından atılmalarında bu <strong>(Sarıklı Kahramanlar)</strong>ın cansiperâne direnişleri olmasaydı, bu harbin kazanılması aslâ mümkin de olamazdı… Uydurma ve düzme târihleri değil de, yaşanan canlı târihleri mikyâs alan târihçiler, bunları vesîkalarıyla kısmen de olsa artık neşre muvaffak olabilmektedirler… <strong>(Sarıklı mücâhidlerin)</strong> yalınız yunan keferesinin değil, bütün haçlı sürülerinin Anadolu’dan temizlenmesindeki gayretleri ve samîmiyyetleri, bir takım hâin mihraklar tarafından bugün küllense de, ileride mutlaka ve bütün çarpıcılığıyla ortaya çıkacakdır… Münferid bir misâl olarak zikretmek îcâbederse, Fransız keferelerinin Zonguldak işgâlini bile kahreden yumruğun sâhibi, biiznihî Teâlâ, Hâlidiyye’nin Bartın Müftüsü merhûm ve mağfûr Muhammed Rif’at Efendi Hazretleri’nin olduğu, devrin meşhûr kumandanlarından gelen şükran telgraflarıyla bile sâbit târihî hakîkatlar cümlesindendir…</p>
<p style="text-align: justify;">Memleketin gerçek kurtarıcıları olan bu zevât-ı kirâm, ne acı bir nankörlükdür ki, harbin kazanılmasından daha 2-3 sene geçer geçmez<strong>“Tekâyâ ve zevâyânın seddine dâir”</strong> kânunlar çıkarılarak, Bartın Müftüsü gibi<strong> (sarıklı mücâhidler)</strong> vaaz kürsülerinde iken, sanki vatanın düşman işgâline uğramasına(!) ramak kalmışlığı haber veriliyormuşcasına; ve hem de bunlar, çok âciliyyeti varmış gibi telgraflarla önlerine konularak, o <strong>(sarıklı mücâhidlerin)</strong> 1925’den 1932’e kadar felç illetine dûçâr olmalarına, binnetîce tenkîline (soykırımına) sebeb olunmuşdur…</p>
<p style="text-align: justify;">1908’lerde ittihadçı (İT) tâifelerinin <strong>(idâmlıklar listelerine) </strong>de<strong>“hılâfetçi”</strong> suçlamaları ile alınan Bartın Müftüsü gibi bu kabil sarıklı Hâlidîler, bin müşkille ve o da binde bir nisbetinde o kıtâl ve itlâf (soykırım) sehpâlarından kurtulsalar bile, sonunda gene aynı eşirrânın (<strong>felç ederek, zehirleyerek, ipe çekerek, sürerek, malları müsâdere edilib aç-sefil bırakılarak tenkîl etme=soykırıma uğratma)</strong>cinâyetlerinden kurtulamamış, milletin gerçek halaskârları oldukları halde de, binlercesi, bu kabil işkencelerle şehîd edilmişlerdir…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Büyük (Mücâhid Kumandan) Hazret-i Gümüşhânevî, 93 Harbi</strong>sırasındaki bu gidiş gelişleri esnasında da, bütün gayreti ile ilim, îmân, şerîat ve tasavvuf yolundaki çalışmalarını aslâ duraksatmamış, bir tarafdan Karadeniz şeridi üzerinde muhtelif şehirlerde medreseler açmış, binlerce talebe okutmuş ve yüzlercesine de icâzet vermişlerdir. Halidîyye’nin İstanbul’da kökleşmesi ve İslâm coğrafyası ve Anadolu’ya yayılmasında Gavsü’l-Vâsılîn Gümüşhânevî Hazretleri’nin gayret ve hizmetlerinin başta geldiği, bütün kaynaklarda ittifakla beyân olunmuşdur…</p>
<p style="text-align: justify;">1878-1879</p>
<p style="text-align: justify;">Hicrî 1294/efrencî1877-78 senesinde de, ikinci hacc seferine çıkan Hazret-i Gümüşhânevî, hacc dönüşü Mısır’da üç sene kadar kalıb Nâsıriyye ve Camiu’l-Ezher’de kendi tasnifleri olan Râmûzu’l-Ehâdîs’i 7 kere okuturlar ve binlerce talebeye 7 kısım hâlinde çeşitli şer’î ilim dallarında icâzet verirler&#8230; Sâdece (hadîs) ilminde 200 talebeye icâzet verdiklerini görüyoruz… Mısır’da 5 büyük zâta da tarîk-i Hâlidiyye’nin neşri ile <strong>(irşâd)</strong> içün <strong>(hılâfet)</strong> verdikleri bir vâkıadır…</p>
<p style="text-align: justify;">Hindli (Delhi’li) meşhur âlim ve <strong>“IZHÂRÜ’L-HAKK”</strong> nâm meşhûr ve muhalled eserin müellifi <strong>Rahmetullâh Efendi Hazretleri</strong> de, bu 5 kişiden biri olarak Hazret-i Şeyh’den irşâd içün (hılâfet) alırlar; ve Hind kıt’asındaki İngiliz müstemlekeciliğinin yem olarak kullandığı <strong>hristiyanlığı</strong>, Hazret-i Gümüşhânevî’nin emir ve himmetleri ile büyük bir bozguna uğratırlar… Hindistan’ı istilâ peşindeki haçlı misyonerlerine, ellerindeki kitabların asliyeti kalmamış muharref nesneler olduğunu i’tirâf etdiren; ve memleketindeki müslümanlara <strong>istiklâl</strong> rûhunu aşılayan büyük mücâhid Rahmetullah Efendi Hazretleri de, bir Hâlidî halîfesi olarak bugün sağ olsalardı, <strong>“Hoşgörü-diyalog”</strong> diye yehudi-haçlı reklamcılığı için <strong>“bu kitâbîlerin(!) de dîni hakdır!” </strong>deme derekelerine düşerek hezeyanlar gaseyân eden ve yırtınıb duran <strong>(hoşfendi diyasporası ve samanaltı gürûhunu)</strong> ve FBI, MOSSAD, Vatikan ve Brüxelle gibi dünyâ fitne mihraklarının parmaklarıyla oynatılan aşşağılıkları da, nice i’tirâflara gark ederek herhalde yerin dibine geçirirlerdi…</p>
<p style="text-align: justify;">Netîceten:</p>
<p style="text-align: justify;">Bütün hayâtlarını, gerçek İslâmiyyet’in ilim, îmân, amel ve tasavvufî hakîkatları ile bilinib yaşanmasına ve irşâdına hasreden büyük kumandan ve mücâhid Gavsü’l-Vâsılîn Hazret-i Gümüşhanevî, kendisini,<strong>&#8220;Tarîkaten Nakşîbendi, meşreben Şâzelî&#8221;</strong> olarak ifâde buyurmuşlardır. Müridlerine de, Nakşîbendiyye ve Hâlidiyye usûlü üzere zikir ta’lîm ve<strong>&#8220;hatm-i hâce&#8221;</strong> icrâ ettirmişlerdir ki, yetiştirdiği 116 halife ve milyonu geçkin mürîdleri ile de, iç ve dış insî şeytanlara göz açtırmamak husûsunda ve <strong>(Hılâfet-i Osmâniyye’nin)</strong> yanında çok büyük hızmetler ifâ buyurmuşlardır…</p>
<p style="text-align: justify;">VERESETÜ’L-ENBİYÂ</p>
<p style="text-align: justify;">Büyük Mürşid Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretleri’nin Veresetü’l-Enbiyâ oldukları, bütün târihçe-i hayatları ile bedâhaten ortada bir hakîkatdır. Peygamberler Peygamberi Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretleri’nin yolunu, bütün Nakşî silsilesinin altun halkaları gibi kendileri de, îmânî, ibâdî, amelî, ahlâkî, siyâsî, iktisâdî, ictimâî ve hukûkî bir bütünlük ve aslâ tecezzî kabûl etmeyen bir yekpârelikle tebliğ buyurub yaşamışlar; ve yaşanmasına da büyük ve sarsılmaz bir îmân, azîm ve gayretle başbuğluk etmişlerdir…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“93 harbi”</strong> nâmıyla bilinen Moskof harbine, emrindeki süvârî kıt’alarıyla bizzat kumandan olarak iştirâklerini; ve pekçok yara alarak bu harbden hakîkî bir <strong>gâzî</strong> olarak çıkıb mücâhedelerine devâm buyurmalarını, ictimâî, siyâsî, hukûkî ve iktisâdî hayatlarında da aynı îmân, azîm ve kararlılıkla devâm etdirmişlerdir. Te’lif buyurdukları akâide dâir meşhûr<strong> (Câmiu’l-Mütûn)</strong> nâm muhalled eserlerinde, (1409-1988 tab’, s.151) şöyle buyurdukları bütün cihânın gözü önündedir:</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“-Cihâda gelince bu, İBÂDETLERİN EN BÜYÜĞÜDÜR. Bunda hâlis niyet şartdır.”</strong></p>
<p style="text-align: right;"><span style="text-decoration: underline;"><strong>(Mâba’di var)</strong></span></p>
<p><em>(İntişârı: 15.06.2009)</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="a2a_button_facebook" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Facebook" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_twitter" href="https://www.addtoany.com/add_to/twitter?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Twitter" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_whatsapp" href="https://www.addtoany.com/add_to/whatsapp?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="WhatsApp" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_skype" href="https://www.addtoany.com/add_to/skype?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Skype" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_facebook_messenger" href="https://www.addtoany.com/add_to/facebook_messenger?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Messenger" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_email" href="https://www.addtoany.com/add_to/email?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Email" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_outlook_com" href="https://www.addtoany.com/add_to/outlook_com?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Outlook.com" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_google_gmail" href="https://www.addtoany.com/add_to/google_gmail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Gmail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_yahoo_mail" href="https://www.addtoany.com/add_to/yahoo_mail?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Yahoo Mail" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_pinterest" href="https://www.addtoany.com/add_to/pinterest?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Pinterest" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_tumblr" href="https://www.addtoany.com/add_to/tumblr?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Tumblr" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_linkedin" href="https://www.addtoany.com/add_to/linkedin?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="LinkedIn" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_evernote" href="https://www.addtoany.com/add_to/evernote?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Evernote" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_printfriendly" href="https://www.addtoany.com/add_to/printfriendly?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="PrintFriendly" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_button_copy_link" href="https://www.addtoany.com/add_to/copy_link?linkurl=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&amp;linkname=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" title="Copy Link" rel="nofollow noopener" target="_blank"></a><a class="a2a_dd addtoany_share_save addtoany_share" href="https://www.addtoany.com/share#url=http%3A%2F%2Fwww.turkcesi.biz%2Fmuharrirler%2Fahmed-seyyidoglu%2F1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html&#038;title=%281%29%20B%C3%BCy%C3%BCk%20M%C3%BCr%C5%9Fidimiz%20Merh%C3%BBm%20Ahmed%20Z%C4%B1y%C3%A2%C3%BCdd%C3%AEn%20G%C3%BCm%C3%BC%C5%9Fh%C3%A2nev%C3%AE%20Hazretlerini%20Y%C3%A2dederken%E2%80%A6" data-a2a-url="http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html" data-a2a-title="(1) Büyük Mürşidimiz Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerini Yâdederken…"></a></p><p>The post <a href="http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html">(1) Büyük Mürşidimiz Merhûm Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerini Yâdederken&#8230;</a> appeared first on <a href="http://www.turkcesi.biz">Hakkın ve Sabrın T&uuml;rk&ccedil;esi</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>http://www.turkcesi.biz/muharrirler/ahmed-seyyidoglu/1-buyuk-mursidimiz-merhum-ahmed-ziyauddin-gumushanevi-hazretlerini-yadederken.html/feed</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
