-1- İslamoğlu’nun Tasavvuf Üzerinden İslâm’ı Tahrîfi
23 Eylül 2017
Bekir Bozdağ Mezhepsiz Olduğunu Açıkladı
25 Eylül 2017

 DİYALOG TALTİFNÂMESİ, ASIL DİYALOG PÎRİ OLANA VERİLMELİYDİ!

Tâhir MÂHİR

 

Beştepe’nin “Diyalog İşleri Başkanlığına = DİB”na getirib çakdığı (Erbaş Ali) nâm umum müdür, sosyal medyada hoşça vakit geçirmek içün zirvelerden esib gelen bir lütuf oldu!.

Zirveden zırvaya tatlı bir ikrâm!..

Erbaş’ın 11 kitabından 5’i, “Hıristiyanlığın geçmişi, geleceği, ibadeti, ruhâniyyeti, himmeti” soyundan falan filân şeyler!. Fettoş medya ve matbuâtı da 40 yıl, “Dünya semâvî dinlerin birleştirici soluğuna muhtaç” demeyi,  küfr ü şirkinin mihrâk noktası yapmış ve İslâmiyyet’i bu maskeler altında dünyadan kazımak istemişdi!. Diyalog fitnesinin en ana gâyesi, Mutlak Hakîkat ve Son Şerîatıyla İslâmiyyet’i, yehûdiyyet ve nasrâniyyet ile müsâvî kılmak; O’nu, diğerleri seviyesine indirmek, sonra da, Müslümanlık’ı ve Peygamberini sonsuz kere -hâşâ- “Sahte” iftirâsıyla tanıdıkları içün de, daha aşağılara itib i’tibardan düşürmek ve yok etmek…

Bu, global çetenin Vatikan eliyle yürütdüğü, dünyâ çapında bir proje… Bunun içün de Anadolu’da yahudi-haçlı “Dostluğuna” şiddetle ihtiyâc vardır!

İşte böylesine bitmez tükenmez “Yehûdi ve nasrânî aşkı”  ki, tam 93 yıldır gitdikçe karasevdâya döner, koyulaşır ve kıvâmı gitdikçe artar!.

Halbuki Elmalılı Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri, müslümanla münâfığı tefrîk içün şu muhalled HAKK kânûnu gözlere sokar ve şöyle buyurur:

“Yehûd ve Nasârâyı evliyâ (Dost) ittihâz etmek, böyle nifâk gibi bir maraz-ı kalbîden neş’et eder ve İRTİDÂDA DÂÎ OLUR.” (Tab’-ı Evvel, cild 3, s.1714)

Kâzım Karabekir’in hatırâtına bakılırsa, orada, cumhûriyetin bidâyetinde, Kamal Paşa’nın Anadolu ehâlisinin dînini “Hıristiyanlık yapmak istediği” de yazıyor… Hani bazı ipini satmış ve südü ile kanını karıştırmış kamalist Kristin sürüleri, “Falankes olmasaydı adın Agop olacakdı!” diyorlar ya, demek ki bir bildikleri var, bunu da tersden ifâde ediyorlar!.. Sanki “Keşke adımız Agop olsaydı” diyecekler de, bunu, altını üstüne getirerek söylüyorlar!

Lozan’da verilen söz ne idi; ne demişdi mason birâderlerden Şef-i sâlis Cim Bayar, şunu:

“Biz Lozan’da Batılılara SÖZ verdik. Türkiya’dan belli zaman içinde Müslümanlık’ı kaldıracağız. Bunun baş takibçisi ben olacağım. Benden sonrakiler de beni ta’kîb edecekler!”

Müthiş…

Dediği üzere işler ve âsâyiş berkemâl!..

Yehûd ve Nasârâ dostluğu hiç durub dinlenmeden devam ediyor!. 1924’de “DİB = Diyalog İşleri Başkanlığını” kurdular. Şâkulî olarak “Hıristiyanlığa geçmenin belâlı olacağı” anlaşılınca, bunu tedrîcî olarak yani zamana yayarak yapmanın daha hoplatıb zıplatmadan (Muvâzî=Paralel) olarak tahakkuk etdirileceği kanaatine vardılar; ve bu şıkkı tercîh edib, bu minvâl üzere harekete karar verdiler…

“Diyalog İşleri Başkanlığını=DİB”’i de millete “Diyânet-i İslâmiyye İşleri Riyâseti” olarak çok güzel yedirdiler!. Ehâlimiz de gözünü kırpmadan ve 93 yıldır yemekde berdevâm…

Zehirlenerek bertarâf edilen Akseki ve 5-6 ayda istifâ mecbûriyetinde bırakılan Nasûhî Efendi merhumlar istisnâ edilirse, “Diyalog İşleri (DİB) Başkanlarının” tamâmı da Ankara politikasının sarıklı papağanları olarak iş görmüşdür ki, başka bir şıkkı düşünmek de bu rejimde mümkin olamaz…

Türkiya’nın “Hıristiyanlaştırılması”, Global Çete’nin bir projesidir; ve bu, dünyâ çapında irtibât ve sevkiyâtı olan çok mühim bir İngiliz hedefidir… İslâmiyyet’in başı olan Hılâfetin koparılması kâfî görülemezdi. Bunu, Türkiya’nın (Hıristiyanlaştırılması=Nasrânîleştirilmesi) ta’kib etmeliydi…

Aksi halde, yani İslâmiyyet var olduğu müddetçe Haçlı Bâtıl Batı emperializmasının dünyâyı sömürüb etini, kemiği ve iliğini gövdeye indirmesi aslâ mümkin olamazdı… Çünki “En büyük zulüm ŞİRKDİR! Vahye dayanmadan yeryüzünde adâletin tahakkuku da MUHÂLDİR!” İşte bu iki temel kânûn kabûl edilmeden, müslüman olmak da aslâ mümkin olamaz… Politikacılar kendi işkembelerinden ne kadar İslâm tarif ve îzâhı getirirlerse getirsinler, bunların tamâmı da beş para etmiyen, indî, i’tibârî ve izâfî soytarılıklardır ve dolayısıyla keenlemyekündür; Vahiy karşısında YOK HÜKMÜNDEDİR!.

Herşeyden evvel, “Ben Laik dembokratik bir cumbokrasiyim” diyen bir rejimin herhangi bir mahallinin “İslâmiyyet” hakkında bir tek kelâm etme hakk ve salâhiyyeti kat’iyyen yokdur ve olamaz… Yehûdiyyet ve nasrâniyyet hakkında zerre kadar ağzını açamıyan bir rejimin, İslâmiyyet’i her hükûmete göre şekillendirmeye kıyâmı, o dîne en ağır darbe ve tecâvüzdür. Binlerce nefrin ki, bu tecâvüz ve cinâyet, cihânın gözleri önünde 93 senedir işlenmekde olub, halkı da bununla iyice narkozladılar!

İşte “Hoşgörü ve Diyalog” furya ve dalgası, bu menfur ve iğrenç işin kuvveden fiile çıkarılması, 1960 haçlı seferini yapan Batı’cı eşkıyâlar yani (Tetikçiler) eliyle hızlandırılmış; adı geçen İngiliz projesinin tatbikine,  bu haçlı işbirliçileri yeniden daha hızlı (azmetdirilmişler)dir…

1963 mühim bir târihdir… Hayrettin’in bizzat kendi kitabından yapacağımız iktibasla, adamın bu târihde, İst. İslâm enstitüsünden mezuniyyetini görüyoruz. Daha talebeliği sırasında birileriyle yakın teması olduğu, kendi satırlarından anlaşılmaktadır. Dikkat:1963, aynı zamanda Fetto denen yahudinin de Graham Fuller denen ABD ajanı ile tanışıb keşfedildiği târih…

1963, işte böylesine iyi seçilmiş bir târihdir ki, “Diyalog” projesi hem resmî olarak Karaman ile, hem de gayr-i resmî olarak Fetto üzerinden (Çift dikiş sağlamlığı) ile yürütülmüşdür. 1963’de bugünki “DİB=Diyalog İşleri Başkanı Erbaş Ali” ise, daha 2 yaşında bir bebekdir!. Karaman 29, Feto ise 22 yaşında…

Hayrettin, devlet me’mûru ve akademisyen olarak en kıdemlileri ve bu “Diyalog işinin de pîri” sayılmaya hepsinden daha çok hakk sahibi sayılabilir. Bu işi ilk başlatanın kendisi olduğu, aşağıdaki satırlarında apaçık görülecekdir.

Bakınız bütün bunların isbâtı, “Dinlerarası Diyalog Nedir?” nâm kitabında Hayrettin tarafından nasıl yapılıyor:

“…çoğu okumuş yazmış aydın insanların diyaloglarına çok katıldım. Abantı kastediyorum. Ve benzeri, oralara da katıldım. Kezâ bunun dışında Türkiye’de farklı gruplar arasındaki diyaloglara da katıldım. HATTA BU DİYALOGLARIN YAPICISI OLDUM. YANİ BÖYLE BİR DİYALOG MEVCUT DEĞİLDİ. BEN ONUN YAPICISI OLDUM. Farklı gruplar vardı. Müslümanlar 4-5 grupdu. Ad saymaya lüzum yok. O ZAMAN VÂİZDİM. İLK BU İŞE TEŞEBBÜS ETDİĞİMDE KADIKÖY MERKEZ VÂİZİ İDİM. 1960’LI YILLARDA. Türkiye’de mevcut olan, İstanbul’da da temsilcileri bulunan 4-5 grup vardı. Onların en ileri gelen vâiz ve hatiblerini yani kanaat önderlerini BİR ARAYA GETİRMEYE KARAR VERDİM. YAKIN ARKADAŞLARIMLA KONUŞTUM, İYİ OLUR DEDİLER. BU DİYALOG TOPLANTISI 2-3 SENE SÜRDÜ, ÇOK YARARLI OLDU. HALA ONUN YARARI DEVAM EDİYOR.” (1. Baskı, Haziran 2005, s. 63, Nesil Matbaacılık.)

Evet, en kıdemli diyalog şeyhi apaçık “Şehy benim” diyor:

“Böyle bir diyalog mevcud değildi. Ben onun yapıcısı oldum…. Çok yararlı oldu. Hâlâ onun yararı devam ediyor!”

Karaman, İstanbul İslâm Enstitüsünden 1963’de mezun olanlardan. En göz dolduran 3 talebeden birisi!. Diğer ikisi ise DİB içün yani idâre içün yetiştirilen Tayyar Altıkulaç, diğeri de Akâid bahislerini hâlletmek içün vazîfeli Bekir Topaloğlu… Hayrettin ise Fıkıh babından işe el atacak ve hâlledecek…

Bir başka vâkıa da şu ki, aynı sene, yani 1963’de, masonların, İstanbul’da ismi mahfuz üç kişiye mezûniyet mükâfâtı olarak (altın saat) hediye etdikleri duyulub yayılmada!..

İsmi mahfuz o üç kişinin ikisi pırasasörlük; ötekisi de milletvekilliği ve bilmem ne başkanlıklarına kadar rütbelere garkedilmişlerdir…

Karaman’ın “Mason Sarıklılara” olan sevgi, mahabbet ve merbûtiyyeti ise, Cemalettin Efgânî, M. Abduh ve Reşid Rızâ üzerinden 83 yaşında olduğu bugünlere kadar bütün terâvet ve nefâsetiyle devâm edib gelmişdir… Öyle umulur ve temmennî de edilir ki, Ukbâ’da da, çok sevdiği o kabil zevât-ı kesân ile haşrolacakdır!

Hatta Reşid Rızâ’nın “Mezâhibin Telfîki” nâm ifsadkâr ve ısyankâr kitabını sâdeleştirerek, 1974’de, Dönme Raşel’in eşi Ecevit’in muâvini Erbakan’ın âlî himmetleri ile alelacele ve el altından basılıb bütün DİB müesseseleri ve imam mektebleri gibi yerlere postalanmışdır… Hatta bir ara mevcûdu kalmayınca, Hayrettin, kendi hesâbıyla bu “Ehl-i Sünnet Muhâlif ve  Muârızı”  kitâbı bastırmış ve tevzi’ etdirmişdir… Şimdi (Yeni Şafak) gibi iktidâr (!) organı AKP gazetesinde köşe yazarlığı yapmakda; ve kendisini, “Referandumda EVET demek farzdır” kabilinden parti fetvâcılığı ve Beştepe’lere akıl hocalığı yapmak gibi şeylerle oyalayıb meşgûl etmektedir!.

Demek istiyoruz ki, “Diyalog” gibi İngiliz ve Vatikan projesi olarak 1924’lerden beri pek çeşitli eller ve taktiklerle yürütülen projenin Türkiya ayağındaki (Şövalyelik) rütbesinin en ziyade hakedeni, birinci derecede ne Feto ve ne de yeni DİB=Diyalog İşleri Başkanı Erbaş Ali’dir…

Bu rütbeyi, bileğinin hakkı ile 57 senelik muazzam gayretleri netîcesinde almaya HAKK kazanan bir tek (Racül-i ılmâniyye ve cümhûriyye) varsa, o da, yukarıdaki kendi satırları ile de kat’iyyen sâbitdir ki, 1960’ların sâbık vâizidir…

Tiwitter’de yeni “DİB=Diyalog İşleri Başkanı Erbaş Ali” içün yerinde bir taltifnâme hazırlıyarak neşreden Zeyneb hanımın bu takdirnâmesini biz, aynen, hatta daha da genişletilib ıslâh edilerek adı geçen sâbık vâize de lâyık görmesini taleb ve ricâ edeceğiz!..

Adı geçen taltifnâme aynen şöyledir:

“-Papa J. Mario Bergogli’ye,

 -Dünyâ Kiliseler Birliği’ne,

 -Fener Rûm Patrikhânesi’ne,

 -Ermenî Kilisesi’ne,

 -Süryânî Kilisesi’ne,

 -Anglikan Kilisesi’ne,

 Ömrünü “Dinlerarası Diyalog”a, “Hıristiyânlık Teolojisi” hakkında kitâblar yazmaya, hümanizmaya ve hizmete sarf eden Diyânet İşleri Reîsi Bay A. ERBAŞ’ın Katoliklik, Ortodoksluk, Protestanlık vs. hiçbir ayırım yapmadan “Üstün Hizmet Ödülü”ne ve “Vatikan Devleti Nişânı”na lâyık görülmesinin; “İtalya, Alamanya, Rusya “Devlet Üstün Hizmet Madalyası” ile taltîf olunmasının; âyinlerde isminin okunmasının; en yakın “yortu”da “Azîz” ilân edilmesinin; “Kardinallik” seçimlerinde aday gösterilmesinin gâyet lüzûmlu olduğu kanâatindeyiz!”

Dünyâdaki bilcümle mazlûm, mevkûf ve mahkûm garîbân milletlerin; ne yiyeceğini ve nasıl ilik sömüreceğini bilemiyen emperiallerin; ve bir yerlere boynundan bağlanmayı “Bağımsızlık” diye halklarına yediren bütün “Çağdaş, uygar, uysal, utsal, putsal, laik, yerli, millî ve ciddî” devletlerin ve âlî derecâtdaki tüm sultânî tepelerin bilgilerine…

 

İntişârı: 24.09.2107 / 23:23:58

2 Comments

  1. burak dedi ki:

    Bu diyalogcular, “Sen onların milletine tâbi oluncaya kadar senden ne Yahudiler ne de Nasranîler asla hoşnut olmazlar.” mealindeki Ayet-i Celîleyi gayet iyi biliyor olmalı ki, bütün gayretleriyle, her türlü söz ve fiileriyle, kafirlere hitaben “Biz sizlerdeniz, bizden hoşnut olun.” diye bas bas bağırıyorlar. Gayeleri İslâm milletinden olmak değil. Gayeleri Yahudiyi ve Nasranîyi hoşnut etmek. Yoksa Yahudiden ve Nasranîden olduklarını ispat için bunca gayret, bunca uğraş, bunca didinme, bunca yırtınma niye?
    Muhterem Hocam, Allah Azze ve Celle sizden razı olsun, istifade etmek nasip oldu.

    • amir dedi ki:

      Allah cümlemizden razı olsun karındaşım!
      Bahsetdiğin ayet-i kerime mu’cebince “Biz sizin dininize girdik, yani Dembokrasi Dinine iman etdik, bizi kendinizden bilin ve razı olun!” demenin peşindelir. Bu ayeti sana hatırlatan Rabbimize hamd olsun!Selam ve dua. Rabbimize emanetimiz ol…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir