Teşekkür Mü Teeccüm (Kızmak) Mı Borçluyuz?
23 Haziran 2015
Sam Yeli Gibi Bir “Kutlu Doğum Haftası” Daha, Gene Geldi Geçdi!
24 Nisan 2016

Birinci makalemizde, particiliğe kayarak onların bütün îmânî  zırvalarını “hoşgörü” içine girerek meşrû’ imiş gibi gösterenlere

MODERN CÂHİLİYYEDE DÎN NASIL KULLANILIYOR?
(2)

Ömer  YİĞİTOĞLU

 

 

Birinci makalemizde, particiliğe kayarak onların bütün îmânî zırvalarını “hoşgörü” içine girerek meşrû’ imiş gibi gösterenlere bazı hatırlatmalarda bulunmuşduk. Bu hususlara şimdi de devam etmek istiyoruz.

Ayrıca hanımların ekserîsi AKP döneminde Tesettürlerinden taviz vere vere, artık taviz verilemeyecek kadar iğrençleşen “MODA TESETTÜRÜ VE MODA MÜSLÜMANLIĞI”na büründüler. “Teşekkür mü Teeccüm (Kızmak) mü Borçluyuz?” adlı makâlemizde bu mevzu’a  temas etmişdik.

1)  “O (AKP) de istemez miymiş şerîatı getirsin. Savaş çıkarsa görürmüşüz.”

Ne?

Ak Parti mi şerîatın gelmesini isteyecek? Bu kadar haif ve acı acı güldüren bir iddia olamaz! Şerîat’ın gelmesini isteyen kimse bir kere küfür düzeninin me’murluğunu yaparak ve küfür sisteminin devâm etmesine sebeb olarak bu isteğini icrâ edemez. Âdem Aleyhisselâm’dan beri hangi Peygamber, içinde bulunduğu küfür nizâmına tâbi’ olarak İslâm nizâmını getirmişdir?

Allâh ve Rasûlüne savaş açacak kadar günâh-ı kebâîrden olan fâiz için: “Helal, hoş olsun. Allâh bereketini artırsın” diyen parti başbakanın, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramlarının olduğu gün, Beştepe kürsilerinden bazı çok iri tâğûtlara rahmetler okuyan, İslâm nazarında zelîl ve rezîl olan Papa’ya “Kudsiyetpenahları” diye hitâb edecek kadar İslâm hassâsiyeti dışına çıkan birinin “şeriatı getirecek olması” ütopîdir.

2)  “AKP’ye oy vermezsek akp elden gider, diğer partiler kazanırmış. Biz Akp’nin mi iktidar olmasını istermişiz yoksa CHP’nin mi?  Tercih yapmamız gerekirse ne yaparmışız?  Hangisi daha efdalmiş? Birini seçmek zorundaymışız! Kimse başımızda olmasa bu ülkenin anasını ağlatırlarmış.”

Zâten 3 Mart 1924’de Hilâfeti kaldırıb bütün islâmî müesseseleri yerle bir etdikden sonra bu ülkenin ANASINI DA BABASINI DA YETERİNCE AĞLATDILAR.. Biz, birer MÜSLÜMAN olarak hepsine kökden deriz ve HİLÂFET’den başka hiçbir sistemi istiyemeyiz. Varsın Allâh’ın kânunlarına zıt hareket eden bir BAŞ olacağına hiç kimse olmasın, savaş çıkarsa da savaşda ölüb şehid olmak daha efdaldir..! Yeter ki Allâh’ın gadabını çekecek bir şey yapmayalım. Beşerî kanunlarla değil, vahye müstenid Allâh Celle Celâlüh’ün kânunları ile idâre edilmek biz MÜSLÜMANLARIN en büyük hakkıdır. Şimdi de, devlet başındakilerinin, devleti, Allâh’ın vahye müstenid olan Ahkâm-ı Şer’iyyesi ile idâresinin lüzûmuna ve ehemmiyetine dâir delillerimize bakalım:

Büyük Müfessir Merhûm Elmalılı M. Hamdi Efendi Hazretleri, Âl-i İmrân Sûresi’nin bâzı âyetlerini tefsir buyururlarken şu hakîkati de beyân ederler:

“(…………….) BÜTÜN SEMÂVÂT Ü ARZ DEVLET VE MEMLEKETİ MÜSTAKİLLEN ALLÂH’IN MÜLKÜDÜR. BUNUN İDÂRESİNDE ANCAK ONUN EMİRLERİ  VE ONUN KUDRETİ İCRÂ-YI HÜKMEDER. Bunlar içinde ahkâm-ı hakkın hılâfına hareket etmek istiyenler, elbetde mahkûm-ı ikâb olurlar. Onun kudretine hiçbir şey karşı gelemez. Allâh’ın kudreti pâyânsızdır. HERKES ONUN İÇÜN ÇALIŞMALI, VE HER VAZÎFEYİ BU MÜLKÜ İDÂRE EDEN AHKÂM VE EVÂMİRİNE VE SÜNNET-İ CÂRİYESİNE TEVFÎKAN VE ANCAK ONUN NÂMINA YAPMALIDIR.” (Hakk Dîni Kur’an Dili, 1936, c.2, s. 1254-55)”

Merhûm Mehmed Vehbi Efendi Sa’d Sûresi 26. Âyetin tefsirinde şöyle buyuruyor:

“……. Binâenaleyh şu hikmete binâen Cenâb-ı Hakk, KÜTÜB-İ SEMÂVİYENİN CÜMLESİNDE adâletle emretmişdir. İşte, şu içinde bulunduğumuz zemânda memâlik-i İslâmiyyede vâki’ olan herc ü merc, ve hükûmât-ı hıristiyâniyyenin ittifakı ile memâlik-i İslâmiyyeyi yer yer istilâları, ve her an tezâyüd eden kaht ü ğalâ (kıtlık ve pahalılık) ve dıyk-ı maîşet ve nâsda olan zül ve meskenet vesâir rahatsızlıkların cümlesinin esbâbı, RİCÂL-İ HÜKÛMETİN CEHÂLETİ VE HEVÂ VE HEVESLERİNE TEBÂİYYETLERİ VE ZULM VE TA’DİYENİN TA’MÎM ETMESİ (tecâvüzün yayılması) ve ERBÂB-I UMÛRUN, ŞERÎATIN AHKÂMIYLA AMEL ETMEMESİ VE ZEMÂNE SÜFEHÂSININ, TERAKKIYÂTI, KÜFRİYYATDA; VE MEDENİYYETİ, SÜFLİYYÂTDA ARAMALARINDAN MÜTEVELLİDDİR. Ve bu ahvâl te’sîriyle memleketler zîr ü zeber olub gidiyor da, hâlâ ayılmak ve mütenebbih olmak da yokdur.” (Hülâsatü’l-Beyân Fî Tefsûri’l-Kur’ân, Mehmed Vehbi, C.12, sh. 380-381)

Nisâ Sûresinin 60. Âyetinin Meâl-i Âlîsi:

“Sana indirilmiş olana  ve senden evvel inzâl edilmiş bulunana îmân etdiklerini zu’medenlere bakmadın mı ki, onlar tâğûtun huzûrunda muhâkeme olmayı isterler. Halbuki onu inkâr etmekle me’mûr bulunmuşlardı. O şeytan ise, onları –doğru yoldan- pek uzak bir sapıklıkla dalâlete düşürmek ister.”

Tefsîrinden:

“Tâğûta küfr etmekle emrolunduklarını beyân, tâğûta îmân ve Hazreti Peygambere küfr etmekde  olduklarını beyân etmekdir. Şu hâlde Allâh’ın Kitâbının ve Rasûlullâh’ın Şerîatının hâricinde bir şeyin hükmüne râzı olmanın, küfr olduğuna âyet delâlet eder. Binâenaleyh evâmir-i ilâhiyye (ilâhî emirler) ve peygamberiyyeden ve bir şeyi reddetmek, gerek şekk ederek red etsin, gerek temerrüd ve inad ederek red etsin İslâm’dan hâricdir (dinden çıkmışdır.)(Hülâsatü’l-Beyân Fî Tefsûrü’l-Kur’ân, Mehmed Vehbi, 13341, İkinci Tab’, c. 4, sh. 125) 

Mâide Sûresi 49. Âyetin Meâl-i Âlîleri:

“Onların arasında Allâh’ın indirdikleri ile hükmet.”

Mâide Sûresi 44. Âyetin Meâl-i Âlîleri:

“Allâh’ın indirdikleriyle hükmetmiyenler kâfirlerin ta kendileridir.”

3)  “Ülkemizde rahatsak, dînimizi yaşayabiliyorsak, ilmimizi alabiliyorsak gerisini kurcalamayacakmışız..!”

Zaten gerisini kurcalamadığı için bu hâle geldi Müslümanlar.. Yapılan zulümlere, İslâm’a yapılan darbelere, devlet başlarının küfrü mûcib sözlerine, alıp başını giden ahlaksızlığa, MODA ve BATI tarafından yaşanılması istenen çarpık dîn anlayışına susdukları ve “KURCALAMADIKLARI” için bu zelîl ve rezîl hâle düşdüler. Batı tarafından SÜRÜ haline getirildiler… Ahyed HÂLİDÎ’nin MÜNÂFIK adlı şiirindeki şu beyitler, bunu güzel şekilde ifâde eder:

 “Egemenlik!” gökden, yere inince,

 “Sürü oldu kullar”, çıfıt keyfince…

 “Sürü” varsa uysal, tam güder çoban!

 Çoban köppekleri, dönerken devrân…”

“Ülkemizde rahatlık, dînimizi yaşayabilirlik, ilmimizi alabilirlik” iddiâlarını yukarıda îzâh etmişdik. Tekrâr îzâh etmeye hâcet yokdur.

4)  “Mâdem böyle düşünüyormuşuz, o zaman bu ülkenin hiçbir şeyini yemeyecekmişiz. Arabistan’a gidecekmişiz. Kabul etmiyorsak bu sistemi, gemimizi bu limandan usulca çekicekmişiz.. Hayat buymuş. Bir şeyleri kabul etdiremiyorsak susacakmışız..”

Fesübhânallâh!

 Biz niye çekiliyormuşuz.? Bu topraklar MÜSLÜMAN ceddimizindir. 1000 sene bu topraklarda Allâh’ın kânunları hüküm sürdü.  Bu topraklar bizimdir. Batı tarafından bizlere kabûl etdirilen DEMOKRASİ belâsı, “Dağdan gelib, bağdakini kovma” deyimi muktezâsınca bu topraklarda Allâh’ın kânunlarına ve mutlak nizâmına ters olan BEŞER kafasının üretdiği hükümlerle BATI’yı taklid ederek bu toprakları sömürmeye başladılar. Şimdi de bizi, kendi topraklarımızdan mı kovuyorsunuz.!? Sonuna kadar DA’VÂ’mızın peşindeyiz ve biz de ceddimizin yolunu tâkib edeceğiz.

Demokrasi zehri yutan bu çarpık (tarîkat-barikat) anlayışındaki zavallılara içinde bulundukları bataklığı Merhûm Üstad N.Fazıl Beyin bir cümlesiyle anlatalım:

“Batı, demokrasi ismini verdiği nizamı ile doğruyu aramak içün PARTİ kurarken; onu bize, ezelî ve ebedî DOĞRUMUZU parçalatmak içün sokdular..”

Bu cümlenin ma’nâsını anlıyamıyanlara, ne denilse boşdur!

Küfür sistemine karşı çıkmıyorsunuz da ŞERİAT’ı isteyenlere mi karşı çıkıyorsunuz? Ve üstüne üstlük bizden rahatsız olub bizi kovuyor musunuz.!? Eğer rahatsız oluyorsanız gidin Amerika’ya, İngiltere’ye vs. Orda “Şeriat İstiyorum”  diyerek sizi rahatsız eden olmaz… Gidecek birileri varsa, o biz değil, “BİRİCİK HAKİKAT NİZÂMIMIZ” olan ŞERİATA muhâlif olarak DAĞDAN GELİB BAĞDAKİNİ KOVANLARDIR..!!!

 

(İntişârı: 05.11.2015)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir