Davos’un Karanlık Yüzü…
1 Şubat 2007
(1) İslâm’ı Tahrîf Yahûdî Haçlı Projesidir!
1 Aralık 2007

Öyle bir câhiliyye ki, neresinden bakılsa tam bir akıl ve rûh hastalığı sirâyetinin hiçbir hudûd tanımadan vasatı yalayıp paçavra etdiği Sodom Gomore’lik bir

NEVRÛZ DİYE BAŞLADILAR, NEVROZ, SONRA NEVRASTENİ, ŞİMDİ DE ŞİZOFRENİ DEVR-İ CÜNÛNUNDA KARAR KILDILAR!.

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

 Öyle bir câhiliyye ki, neresinden bakılsa tam bir akıl ve rûh hastalığı sirâyetinin hiçbir hudûd tanımadan vasatı yalayıp paçavra etdiği Sodom Gomore’lik bir manzara…

 Vücûduna âid topyekûn mafsalların buz tutduğu, sinir ve adale nâmına da ne varsa lif lif koptuğu ve iç aksâma âid bütün uzuvların çürüyüp döküldüğü bir bünye… Ve bu hâlde, 15 seneye yakın bir zamandan beri de, gırtlak kanseri telaffuzlusu olarak “Nevroz!” cayırtısı… Lisânı değil de, dili kalan bir “ulus”, elbetdeki “nevrûz” bile diyememekde; ve “söyleyene değil, söyletene bak!” ta’bîrindeki hikmete tam mutâbık olarak “nevroz” deme marazları dünyânın gözleri önündedir!..

 15 sene evveline kadar hiçbir resmî hüviyeti olmayan bu müşrik bayramı, ABD bastırmasıyla birdenbire T.C.’de tes’îd edilen bir nesne olup ruznâmeye alınmış; ve millete de afyon çekdirircesine içirilmeye başlanmışdır… Müteveffâ Özal’ın, o zaman bu müşrik bayramını ABD pompalamasıyla “Türk, kürt, şii ve sünnîlerin” sanki ortak paydası imiş gibi ele alarak, güdümlü ve (papatya donlu!) politikalarına katık edişi, işte her sene tekrarlanan maddî ve ma’nevî nice rezâletleri netice vermişdir…

 15 asırlık İslâm milletinin târihinde, bir takım putperest, müşrik, mecûsî, zerdüşt, nasrânî, yehûdî, ateist ve ataist kavimlerin harsiyât ve târihlerine mahsus bayram, merâsim, tesîd ve tebrik gibi şeyleri görmek, aslâ mümkin değildir… Zirâ İslâm milletinin akâid (tevhid) kânunları böyle bir şirki sûret-i kat’iyyede reddeder; ve bu kabil din dışılıklara  tevessülü, Mukaddes ve Muazzez İslâmiyyet’den fırlatılıp atılmayı intâc eden temel i’tikâd esaslarından biri olarak vaz’eder…

 Cihâna ma’lûmdur ki, Âdem Aleyhisselâmdan Kıyâmet’e kadar binlerce Peygamber Hazerâtıyla devâm eden yegâne Hakk Dîn İslâmiyyet’in son ve ekmel Şerîat’ı,  “Zarûrât-ı Dîniyye” denilen; ve kendisinin olmazsa olmazı olan akâid kânûnları ile bu dîni ta’rîf eder ve kayıt altına alır… Bizzarûre ve sûret-i kat’iyyede sâbit olan bu hüküm ve haberlerin binlercesinden bir tekini değil inkâr etmek, o bir tekinde (şübhe ve tereddüd) dahî, İslâmiyyet’le hiçbir alâka bağı bırakamaz… Mukaddes ve Muazzez Şerîat Istılâhıyla bunun adı, dînden çıkış yani irtidâddır… “İlâhehû hevâhû” şeklindeki Kur’ân lafzının işâret buyurduğu gibi, hevâ, heves, nefsî ve şehevî arzularını ilâhlaştırmadıkça, hiçbir müslümân bu noktada en küçük bir gevşeklik, şübhe ve tereddüd içine de aslâ giremez; ve kâinâtı da verseler, böyle bir irtidâd bataklığının veyâ cehenneminin kenârından bile geçemez…

 Yegâne Hakk ve Ekmel Dîn İslâmiyyet’in, Osmanlı Ulemâsı kaleminden birkaç otoriteye âid  (diğer ulemâ-yı İslâmiyyeyi de temsîl ederler) mevzuumuzla alâkalı birkaç misâli, müttefikun aleyh beyânlar olarak şöylece tesbît edebiliriz. Şehristânî Rahmetullâhi Aleyh Hazretlerinden:

 “-Keferenin bayramlarında onlar ile bayram eden ve ol günde işledikleri nesnede onlara muvâfakat eyleyen kâfir olur. Ve ol güne ta’zîm içün satun almadığı nesneyi satun alan ve kefereye ol güne ta’zîm içün bir nesne ihdâ(=hediye) eden kâfir olur. Ve bu makûle fiil mü’minden sâdır olmaz, meğer ki aslında kâfir ola. Ve rusûm-ı kefereyi (=kefere usûl ve merâsimlerini) tahsîn eden(=iyi, güzel ve tebrîke şâyân bulan) kâfir olur.” (1)

 “Bilmem ne günü!” adı altında yahudi-haçlı îcâdı ve uydurması olan ve  bir yılda birkaç düzineyi bulan ve müslümân memleketlere ihrâc edilen topyekûn muayyen günlerin tamâmı da bu hükmün içerisindedir ki, bütün bunlar, müslümânların bir takım öz kıymetlerini aşındırmak ve sulandırmak hedefine ma’tûf, kasd-ı mahsûsla icrâ edilen şeytânî şenâatler cümlesindendir…

 Mürşid-i Kâmil Büyük Üstâd Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Kaddesallâhu sırrahul âlî Hazretleri de şöyle buyururlar:

 “-Bir kimse kiliseye veyâ buna benzer ibâdet yerlerine ruhban ve papazları ziyâret etmek içün veyâhud teberrüken girerse veyâ onlara hass bir işi yaparsa VEYÂHUD DA MECÛSÎLERİN NEVRÛZ GÜNÜNDE ONLARA ELMA (gibi küçük birşey bile) TAKDÎM EDERSE, veyâ BAYRAMLARINDA ONLARA MUVÂFAKAT EDERSE, veyâ BAYRAMLARINI İ’LÂN ETMEK İÇÜN ONLARLA BERÂBER ÇIKARSA KÂFİR OLUR.” (2)

 Yine Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî Hazretlerinden:

 “-Kâfire ta’zîm ederek, hürmet göstermek veyâ zımmîyi ta’zîm ile selâmlamak veyâ bir mecûsîye ta’zîm ile “Yâ Üstâd” demek küfürdür…. Ebû Hafdi’l-Kebîr şöyle rivâyet etmişdir: NEVRÛZ gününde müşriklere yumurta bile hediye eden bir adam, o güne ta’zîm etdiği içün kâfir olmuş; ve 50 yıl yapdığı ibâdeti mahvetmişdir.” (3)

 “-Mec’maü’n-Nevâzil isimli kitabda şöyle denilmişdir: Mecûsîlerin NEVRÛZ gününde toplandıklarını gören bir müslümân, “Ne güzel bir âdet koymuşlar!” derse kafir olur.” (4)

 Meşhûr İbn-i Âbidîn’de de şu beyânları okuyoruz:

 “-Nevruz farsça bir kelime olup “yeni gün” ma’nâsına gelir…. Mihricân da güneşin terâzi burcuna girdiği gündür. Eylül ortalarına tesâdüf eder. NEVRÛZ ve MİHRİCAN, acemlerin bayram etdikleri günlerdir. (5)

 YİNE İbn-i Âbidîn’den:

 “-Nevrûz ve Mihrican günlerinin adı ile hediye vermek câiz değildir. Eğer bunu, müşriklerin saygı gösterdiği gibi saygı göstererek yaparsa kâfir olur. Ebû Hafs El- Kebîr şöyle der: Bir adam 50 sene Allâh’a kulluk etse, sonra da NEVRÛZ gününde bu güne saygı göstermek içün bir müşriğe bir yumurta bile hediye etse, kâfir olur, amelleri yok olur….. Daha evvel almadığı bir şey’i bu günde satın alsa, eğer bu günlere ta’zîm içün satın almışsa, kâfir olur.” (6)

 Îmânı olan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat müslümânlarına şu muhalled üç eserden nakletdiğimiz satırlar bile kâfî ve vâfîdir; ve selefimizin mu’teber bütün eserleri bu kabil satırlarla sayılamayacak kadar doludur…

 Dünyânın, pimi çekilmiş bir bomba hâline getirilmek ve Anadolu topraklarının yahûdi-haçlı şebekeleri tarafından ablukaya alınarak paylaşılmak istendiği; “Hoşgörü ve Diyalog Vatikan Mezhebinin”, içdeki hâin ve kirâlık soytarılar vâsıtasıyla Mutlak Dîni içden çürütme (ılımlılaştırma!) planları dizib düzdüğü; hükm ü hükûmet peşindeki koltukperest ve dem-bokratik muhterislerin, şakşak ve sidik yarışından başka birşey görmediği; Mukaddes Irak topraklarımızın, dâhili ve hârici eşkıya, haydut ve teröristlerin lâ’netli ayakları altında kalıp nice kadın ve kızların hürmeti en vahşî tecâvüz ve taarruzlarla perişân edildiği; ırz u nâmuslarının paramparça edilip, intihârı, hattâ müslümânlar tarafından topyekûn itlâf edilmeleri bile özleyecek hâle getirildiği; Irak’ın başına geçirilen Mâlikî gibi satılmış, uşşak ve hâin heriflerin vâsıtasıyla esir düşen nice kahramân hemşîrelerimizin mukaddes ve muazzez direnişine îdâm cezâları biçildiği; kabuklu haçlı gavurlarının “Lahey adâlet divânı!” denilen şeytan makineleri ile aşşağılık sırpları tezkiye edip, bir de münâsib yerlerine neredeyse madalya ve bilmem ne takacağı bir dünyâda ve kefere sürülerinin hapishâneleri nice İslâm kahramanları ile dolu iken, o hangi gerçek müslümândır ki, (bayram)ın gölgesini bile tahayyül edebilir!… Ve hele hele, bir de müşriklerin bayram günlerinde “bayram” yapmak…

 Nevrûzları, nevrozlu; ve Kıyâmet Gününe kadar topyekûn tapınma ve “ritüelleri!” de kurtlu olsun!..

——————————————————————————–

 (1) Terceme-i Milel ve Nihâl, Şehristânî Rahimehullâh, 1279 tab’, s.73.

 (2) Câmi’u’l-Mütûn fî Hakki Envâis’s-Sıfâti’l-İlâhiyyeti Ve’l-Akâidi’l-Mâtürîdiyyeti ve Elfâzi’l-Küfri ve Tashihi’l-Acîbiyyeti. Ahmed Zıyâüddîn Gümüşhânevî, 1988 tab’ı, s. 145

 (3) A.g.e. s. 126.

 (4) A.g.e. s. 137

 (5) İbn-i Âbidîn, 1985 tab’ı, c.4, s.241.

 (6) A.g.e. c.17, s. 310.

(İntişârı: 08.03.2007)

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir