“Şeytan Dizilerde Gizlidir!”
21 Şubat 2014
(2) Çanakkale Top Tüfenkle Değil Ama, Haçlı-Batıcı Parmaklarındaki (Paralel Dinli) Hâinlerle Geçildi…
21 Mart 2014

Her sene “18 mart” gelince “laik ateist cumhûrî bir ritüel” başlatılır; ve bu, Kur’an-ı Mübîn’den bir takım kıraatlere karıştırılıb “bâtıllarla hakk

ÇANAKKALE TOP TÜFENKLE DEĞİL AMA, HAÇLI-BATICI PARMAKLARINDAKİ (PARALEL DİNLİ) HÂİNLERLE GEÇİLDİ… 

(1)

Ahmed SEYYİDOĞLU

 

Her sene “18 mart” gelince “laik ateist cumhûrî bir ritüel” başlatılır; ve bu, Kur’an-ı Mübîn’den bir takım kıraatlere karıştırılıb “bâtıllarla hakk telbîs edilir.” Ve böylece, Çanakkale şehidlerinin “tes’îd” edildiği sahtekârlığı ortalığa yayılır!. Bu yollarla, siyâsî bir takım denge hesabları yerlerine oturtularak, kitlelerin nabzına göre şerbet verilir; ve bu sus payı da milyonların tatmînine kâfî gelir!

Hem, haçlı Avrupa hayat tarzını dembokrasi, laiklik cumbûriyet adı altında İslâm coğrafyasının merkezine (çakma kazık) gibi oturtacaksın; ve hem de, “Çanakkale ŞEHİDLERİ” diye göz yaşı dökecek, onların torunları olduğunu höykürecek, onların kahramanlıklarını anlatacak, dedenin veya onun dedesinin orada şehid düşdüğünü diline veya kalemine dolayarak o şehidlerin şehidliğine ortak olduğunu sızdıracak ve tilki kurnazlığıyla da kendine pay ayırmaya bakacaksın!. Hulâsa böylesine bir (samîmiyyet kökünden) kopmuşluğu yaşayarak, “müslümanlığını” hatta “İleri, çok ileri îman dolu göğsünün bulunduğunu; ve Bedrin aslanları kadar da şanlı olduğunu” dillendirmeye çalışacaksın!

Yemeyiz!

Ya Müslüman ol, ya Müslüman görünme!

O, avını karnı acıkınca yemek üzere toprak altına gömüp, lâzım olunca da oradan çıkaran ve yiyen hayvan gibi hayvanlıklarla gözboyamaya kalkışmak, bir başka “paralel yapı” puştluğudur…

Çanakkale istismârı yapanın, bin türlü “paralel yapı” cinsinden bir paralellik içinde şerefsizleşdiğini söylemek boynumuzun borcu…

O, 250.000 Anadolu genci ve âlem-i İslâm askeri Çanakkale’de “Allâh Azze’nin DÎNİ yani dünyâ nizâmı ve mutlak Âhıret hakikatları içün kan döküb CAN verecek;” sonra kimse o, bu serdengeçdi aslanların Îmân ve İslâm içün verdikleri CAN karşısında, bütün bunları “insanlık ahmaklığı” olarak telâkkî edecek ve üzerlerine bevledercesine de, o “Bedrin aslanlarını misâl alan şühedânın mukaddeslerini” bir bir ortadan kaldıracak… Ve, haçlı gâvurla bütünleşme adına ve “Çanakkaleyi geçilmez” yapan o kan ve can fedâîlerine İNÂD, “o Çanakkale’yi işte böyle, milleti ve onun aziz DÎNİNİ paçavraya çevire çevire GEÇİLİR hâle getiririm!” diyecek!.

Buna, “Kâinât çapındaki en netâmeli hânlik” demek bile çok hafif kalır!

İşte, Çanakkale vâkıasını her 18 martda değil, her 18 dakikada, hatta her 18 sâniyede bir hatırlamak istiyen adam, eğer “âmentü îmânında samimi ise,” onu, o beyân etdiğimiz noktasına çakılarak yâdetmek zorundadır…

50-60 senedir ve hele son 10-15 senedir, Çanakkale hatırâlarını ön plana çıkaranlara çekeceğimiz en birinci ihtarnâme, “Çanakkale’yi, orada can verenlerin elindeki TERÂZİ ile tartarak ve o terazînin ibresinden bir mikron bile sapmadan; ve bâtıl haçlı tes’id ritüelleri içine maymun taklidçiliği ile batmadan, bulaşmadan ve onlara boyun eğerek uşaklaşmadan ele ve dile alınız!” demekdir…

Allâh nûrunu besin suyu olarak emen bir Kök; ve o kökle mutlak ma’nâda teârüz eden deve dikeni bir gövde; ve onun üzerinde baldıran otundan dal ve kollar; ve o kollar üzerinde de, ebûcehil karpuzundan bin beter meyveler!..

Her şeyde, her mes’ele ve mevzuda olduğu gibi, burada da, moda ta’bîriyle “paralel yapı” denen bir ihânet kanseri…

Bu sene, yevmîliği, “paralel yapı” ihâneti öylesine sardı ki, cumbûrî, laik ve dembokrat “mücâhidîn,” Çanakkale mevzuunu birçokları ile unutdu… Pensilvanya heyûlâsı, “gündemlerine” Hasan Sabbah’dan bin beter çöreklendi… İyi ki unutdular, yoksa, yukarıdaki bataklık manzarasını sâdece biraz daha bulamaç hâline getirirler; ve ufûnetleri, daha da dayanılmaz olurdu!

Yeter ki bu nevzuhur nesil, ağız yerine başka yerleriyle ses vermesin!

SÖZ, mücerred Allâh Azze’nin…

Ve gerisi İblis pisliği…

Büyük Dâhî ve Müfessir; ve tefsîrini, cübbeli cübbesiz bir takım sokak sürtüklerinin iddia etdiği gibi onun bunun cebinden verdiği paralarla yazmakdan münezzeh; ve Osmanlının son devir ulemâsından Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretlerinin satırlarıyla, hakîkatı “paralel ulusa” gösterelim:

“…hicret-i seniyyeden sonra İslâm târihinin açdığı ŞEVKET Ü SALTANATIN vüs’at ve ehemmiyeti mülâhaza olunursa, bu sûrenin ve bu âyetlerin, bu yüksek ihbâr ve te’mînâtın ne kadar büyük mu’cizeleri ihtivâ etdiği tebeyyün eder. Ve filhakîka bu Kur’ân’ın, hakîm ve alîm Allâh Teâlâ’nın ledünnünden telâkkî olunduğu bütün vuzûhiyle anlaşılır.Târîhi mütâlâa edenler, “BEDR”den başlayıb Hazret-i Ömer devrinden, Fâtih, Yavuz ve Kânûnî Süleyman devirlerine kadar Allâh Teâlâ’nın, “Allâh’a hamd olsun! Size O, âyetlerini gösterecek, siz de görüb onları tanıyacaksınız” buyurduğu üzere, âyetlerini nasıl gösterdiğini hiç şübhesiz görür hamd ederler.

Selîm ve Süleyman saltanatlarının, Davud ve Süleyman saltanatları gibi “Allâh’a hamd olsun ki, mü’min kullarından, bizi üstün kıldı.” (Neml 15) şükrânesiyle tecellî etmesi de, bu sûredeki tebşîrât netâicinden olduğunda şübhe yokdur.” 

Bundan sonraki satırlar, son derece câlib-i dikkat olarak ve bu muazzam tefsirin onun bunun cebindeki haram paralarla yadırılmakdan münezzeh olduğunu da isbât etdiği hâlde ve cübbeli-cübbesiz bir takım ekran sürtüklerinin iftirâlarının köküne kibrit suyu dökercesine şöyle devam eder:

“Şunu da unutmayalım ki, ÇANAKKALE, Sakarya, İnönü muzafferiyyetleri, İzmir’in istihlâsı (kurtarılması), Avrupalıların İstanbul’dan çıkarılmaları hamdolsun Allah Teâlâ’nın zamanımızda gösterib tanıtdığı âyât-ı İslâmiyyedendir. Bu mücâhedelerde Türkiye müslümanları öyle bir ıstırar (sıkıntı) ve ihlâs ile Allâh Teâlâ’ya iltica ederek (sığınarak) çalışmışlardı ki, “Onlar mı hayırlı, yoksa kendine yalvarıldığı zaman bunalmışa karşılık veren ve başındaki sıkıntıyı gideren mi?” (Neml 62) mazmûnu aynen tecellî etmişdi. FAKAT BÜTÜN BUNLARIN TAHAKKUKUNDAN SONRA, “Sen, ölüleri işitdiremezsin, arkasını dönüb kaçmakda olan sağırlara da da’veti duyuramazsın!” (Neml 80) buyurulduğu üzere DUYMAK İSTEMİYEN KALBSİZLER, SAĞIRLAR VE KÖRLER, İSLÂM’IN ARTIK BÜTÜN VAADLERİ OLMUŞ BİTMİŞ, İSTİKBÂL İÇÜN VAZİFESİ KALMAMIŞ OLDUĞUNU İDDİA EDEREK, MÜSLÜMANLIĞI KÖRLETMEK, ALLÂH’I UNUTUB ŞİRK YOLLARINA GİTMEK İSTİYORLAR. BÖYLE NANKÖRLÜKLER YAPILACAĞINI BİLDİĞİ İÇÜN ALLÂH TEÂLÂ DA, “Rabbin neler yapacağınızdan gâfil değil, buyuruyor……. Yani mü’minlere nâmütenâhî istikbâl olan Âhıret va’d ü tebşîr buyurulurken, Âhıret’e îmânı olmıyanların KENDİLERİNİ BEĞENEN KÖRLÜKLERİNİ VE SONUNDAKİ HÜSRANLARINI ANLATMIŞDI.” (c:5, s:3712-13, 1936 tab’ı)

Bu kadar açık, sarîh ve vazıh satırlar karşısında, (Âmentü’ye îmânı) olan müslümanların, ÇANAKKALE vâkıasına artık nasıl bakmaları şartdır, bedâhaten ortada…

Tekrarında fâide görürüz ki, bu mevzuda yazılacak formül ibâre ancak şu olabilir:

“DUYMAK İSTEMİYEN KALBSİZLER, SAĞIRLAR, KÖRLER, İSLÂM’IN ARTIK BÜTÜN VAADLERİ OLMUŞ BİTMİŞ, İSTİKBÂL İÇÜN VAZİFESİ KALMAMIŞ OLDUĞUNU İDDİA EDEREK MÜSLÜMANLIĞI KÖRLETMEK, ALLÂH’I UNUTUB ŞİRK YOLLARINA GİTMEK İSTİYORLAR. BÖYLE NANKÖRLÜKLER YAPILACAĞINI BİLDİĞİ İÇÜN ALLÂH TEÂLÂ DA, “Rabbin neler yapacağınızdan gâfil değil,” buyuruyor.” 

Hakîkat bütün çıplaklığı ile bundan ibâretken, dünki “kalbsiz, sağır ve körlere” munzam, bir de bu günün “kalbsiz, sağır ve körleri” var ki, mes’elenin özü de böylece, ne kadar kat kat küllenmiş ve sadece KABUK ve kışır ortada bırakılmış demekdir…

Yarın nasibse, bir Alman kâfiri generalin, “müslüman” bilinen nicelerini, canlı canlı mezara sokarcasına sarfetdiği SÖZ; ve Çanakkale’yi, orada hava sıkan körlerden bin kere daha yakından görüşü; ve hakikatı, onların suratına tükürürcesine ortaya koyuşu…

 

(Mâba’di var)

(İntişârı: 19.03.2014)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir