Nakşilerle Hahamlar, Masonlarla Milli Görüşçüler nerede buluştu
9 Haziran 2017
Eshâb-ı Kirâmın Fazileti Ve Hazreti Muâviye
11 Haziran 2017

DİNİ İÇDEN YIKICI RAMAZAN MÜŞRİKLERİNİN 2 HEDEFİ…

Ahmed SELÂMÎ

 

Münâfık, Müşrik ve Kâfir, tek millet olarak, Âdem Aleyhisselâm zamanından beri İslâmiyyet’i, (nefs, hevâ ve arzuları) önünde en büyük mânia gördüğünden, O’nu ortadan kaldırmayı kendisine her devirde en büyük vazîfe bilmişdir. İnsanlık târihi, dinler târihi ile beraber ele alındığında bunu görmemek imkânsızdır. Ayrıca ve en mühimi de, Mutlak Hakîkat’ın Kitâbı Kelâm-ı Kadîm, bunu apaçık beyân buyurmaktadır…

Bu i’tibarladır ki, günümüzde de bu vâkıa aynen devâm etmekde; resmî ve gayr-i resmî, dünyâ çapında bir İslâm düşmanlığı, binbir isim, resim, manzara, bahâne, vesîle ve uydurmalarla mâzîde olduğu gibi aynen yaşatılmakdadır. Bundan sonra da bu şeytanlıklar, Îsâ Aleyhisselâm’ın nüzûlü ve Mehdi Aleyhisselâm’ın zuhûru ve onların devr-i seâdetleri hâric, Kıyâmet’e kadar aynen devâm etdirilecekdir…

Lihikmetin bu böyledir; ve binâenaleyh i’tirâz abes ve bîhudedir… Müslümanların yapacağı ise, her hâl ve şartda, direniş ve mücâhede… Beş ana ibâdetden en başda geleni “CİHÂD’da tekâsül ise, belâyı umûmîleştiren, kurunun yanında yaşları da yakan” en sunturlu 5 belâdan sâdece biri… Büyük Müfessir Merhûm Muhammed Hamdi Efendi Hazretleri tefsîrinde böyle buyurmuş…

Bu cümleden olarak Sünnî şühedâ, ümmet ve sultanların vatanı Anadolum’uzda da, 2-3 asırdır ivmesi gitdikçe artan bir “İslâm düşmanlığı” ile, nice mutlak hakîkat  yok edilerek, Anadolu başda olmak üzere bütün dünyâdan kaldırılmak istenmektedir…

Bu, cihân târîhinin en mühim ve temel vâkıası bilinmelidir. Yevmî pespâyeliklerin kucağındaki Katar krizinden, Fettoş Locafendi’nin kıçıkırık ve donu düşük haçlı seferine; şeytanlar adasındaki İngiliz seçiminden, kâtiller melce’ ve limanı Alaman sefiline; Arakan’daki gaddar ve ucûbe budist iblislerinden, Filistin kuduz ve lâ’netli yahûdîsine; İran takiyyecilerinden ve birkaç saatliğine nikâh akdiyle (!) kadın satış başbâyii ve mut’a soytarılarından, dünün deve çobanı Suud vehhâbîsinin, Trump eliyle dolandırıcılığına kadar, dünyânın binbir mes’elesi olsun da, bütün bunlar nihâî noktada, İslâm’ın Mutlak Hakîkat oluşu vâkıasının dışında kalsın, bunları düşünmek muhaldir!..

Mâdem ki insan denen ve Rabbine karşı “kenûd=nankör” mahlûku YOKDAN yaratan Allâh Azze ve Celle’dir; öyle ise, O’nun irâdesi, O’nun dîni, O’nun rejimi ve sistemi, kâfirin de mü’minin de en baş mevzuu ve mes’elesi olmakdan bir an bile uzak kalamaz… Münâfık, kâfir ve müşrik topyekûn dünyâ devlet ve hükûmetleri, global piramit gözcüleri ve dul kadının tapınak dölleri, anıt put ve bit kategorileri gibi bütün yeryüzü küferâ ve cühelâsı istemeseler de…

1) Beynelmilel şeytanlar bu iş içün, en mükemmel vasıta olarak, müslüman görünen iç ve yerli münâfık, kâfir ve müşrikleri  kullanmaktadırlar. Bunun en son vesîkasını, “yahudi protokolları, istihbârat raporları, Vatikan siyaset belgeleri, Diyalog ve Medeniyetler ittifâkı gibi” dünyâ çapındaki faaliyetlerde görüyoruz. Hıristiyan misyonerleri, siyon güdümlüleri ve mason dâilerinin İslâmiyyet’i yıkma plânlarının târihi ise çok daha eskidir…

Osmanlı’dan sonra görülen en çarpıcı kırılma noktası ise, o ma’hûd, mel’ûn ve korkunç Lozan Andlaşması ile başlar… Başta İngiliz parmaklarıyla olmak üzere ortaya koydukları, gizli maddeleri de hâlâ fildişi kasalarda (!) saklanan ve İslâm’ın kökünü kazımayı âmir, o şeytânî proje… Bu mevzu’da, 3. Ateist şef Bayar’ın ifâdesi, son derece korkunç bir i’tiraf olduğu gibi, söylediklerimizi te’yîd de eden, en müthiş bir vesîkadır… Buna göre adı geçen, Lozan’da Batılılara SÖZ verdiklerini; İslâmiyyet’in Türkiye’den belli bir zaman içinde kaldırılacağını; ve bunun baş ta’kibçisinin kendisi olacağını; ve kendisinden sonra gelenlerin de, kendisini ta’kîb edeceklerini, müteaddid kereler, değişik zaman ve mekânlarda söylemiş veya ağzından kaçırmışdır…

Zaten 94 yıllık yaşananlara bakıldığı zaman, bunu apaçık görmemek imkânsızdır…

Yapılan “cumhûriyet devrimleri” ile, Haçlı Bâtıl Batı’dan taşınan devlet, hükûmet ve idâre yapı ve standartlarının en ince teferruatına kadar “Haçlı Batı” hayat tarzı (Batılılaşma) olarak Anadolu’ya zorla, cebren ve “kelleler alınarak” bir vahşet çarkı ile yerleştirme plân ve tatbikleri, cihânın gözleri önündedir… Bunlar, İslâm âleminin kalbi ve beyni mesâbesinde bulunan Anadolu’dan, İslâmiyyet’i kaldırma, yok etme ve buharlaştırma hedefine ma’tuf olarak irtikâb edilmiş ve  tatbîk görmüşdür…

Haçlı’dan, emirle devr alınmış dembokrasinin, “vazgeçilmez lâzımı ve unsuru” bulunan ve (bütünü) bölüb parçalayıcı bütün partiler, bu noktada usûl farkları taşısalar da, aynı hedefe yürüyen ana istikâmetin muhtelif dal ve kollarından başka bir şey kabûl edilemezler…

“Rejim ve sistem” dedikleri vâsıtanın hedefi, İslâm coğrafyasının bu kalb ve beyin mevkiindeki mekânda, diğer mekânların da örnek alacağı şekilde peygamberlerle (Aleyhimüsselâm) gönderilen Mutlak Dînin ortadan kaldırılmasıdır… Zirâ dembokrasinin, ancak ve mutlaka dembokrasi içün yaşayacağı ve yaşatılacağı; ve “vahyi”, kendisi içün en büyük bir tehlike ve tehdîd bileceği vâkıası da nazara alınacak olursa, bu, böyledir; ve bunun başka ma’nâ ve şıkkı olamıyacağı da bedâhaten ortadadır… İngiliz güdümlü Kayserili Hacıağa ve Fettoş sürülerinin ve benzeri familyaların:

 “Demokrasi ile İslâm çatışmaz, çelişmez; aheng içinde beraber yürüyebilir!”

Gibi masonik hezeyânları, dünyânın gözüne baka baka söylenmiş kuyruklu ve beynelmilel locâvî yalanlardan başka, zerre kadar bir hakîkat de ortaya koyamaz…

Bu menhûs, menfûr, mel’un faaliyetler içün de, putperest dünyâ ve bilhassa yehûdi-haçlı cebhesi, müslümanların içinden ele geçirdiği ajan ruhlu, içinde yaşadığı millet ve vatanına (ihânetin en iğrencini) gözünü kırpmadan yapabilecek ve kahpelik ve kancıklıkda sâbit kadem mahlûkları seçmiş; ve onlar üzerinden hedeflerine varmak istemişdir. Bunun en azılı ve son misâlini, Anadolu, o yahudi ve mason Fettoş Locafendi ve haşhâşîleri eliyle yaşamışdır…

Bu makûle ve bu cinsin sâir şu’be veya muâdil ve mümâsillerini de, medyaya, maarife, diyânete, ilâhiyatlara, matbuâta, üniversitelere, resmî bütün müesseselere v.s’ye sızarak, durmadan zehir ve erâcif saçan, bilhassa  Ramazan ekranlarında din satışı yapan aşşağılık din düşmanlarında görüyoruz!..

İstisnasız bütün fitnevizyon ve  kanalizasyon kanallarına çıkan reformatör, revizyonist, menfaatperest, yobaz müsveddeleri, kül hâlinde bu dîni yok etme “cebhesi” olarak varlık belirtmektedirler…

Bunların İslâm’ı ortadan kaldırmak hedeflerinden, devlet ve hükûmetlerin habersiz olması; hatta onlarla işbirliği yapmaması, onların plânlayıcısı ve istikâmetlendiricisi bulunmaması da mümkin değildir… Bu İslâm düşmanı ekran iblislerinin, bütün bu yıkıcılıkları, mübârek Ramazan’ların iftâr ve sahûr saatlerine “odaklanarak” yapılmakda; ve büyük bir şeytanlık ihtirası ve şehveti ile irtikâb edilmektedir…

Aksini düşünmek ise, saflık ötesi bir salaklık da olur!

2) Bu müslüman perdesi altındaki su katılmadık (İslâm Düşmanı) dinsizlere, sâdece “mezhebsiz veya tasavvuf düşmanı” demek, bunların gerçek hüviyetlerini tam olarak ortaya koyamaz… Onları bu kadarla tavsîf etmek, “Bunlar, sanki “mezhebsiz ve tasavvuf münkiri de olsalar gene de din ile bir yakınlık ve dostlukları (!) olan müslümanlarmış” intibâını vermesi noktasından, son derece yanlış, hatta tehlikelidir…

Bunlar, doğrudan doğruya su katılmadık Allâh’sızlardır…

Zaten bu hakikatlarını “Kur’ana bağlı imiş” gibi gözükerek ve gizleyerek yürütmekde; ve bu sahtekârlık ve münâfıklıkları üzerinden daha çok müessir ve yıkıcı olmak istediklerinden, tam bir iblis dölü olarak bu şekil ve boyalara girib çıkmaktadırlar…

Allâh Celle, Mâide Sûre-i Celîlesinin 3. Âyet-i Kerîmesinde:

“Bugün sizin dîninizi kemâline yetirdim. Size bütün îmân ve akâid ü ahlâk kâidelerini tansîs (hükmü delillendirerek) ve EN MÜKEMMEL USUL-İ TEŞRİ’ (kânun vazetme usûlünü) VE KAVÂNÎN-İ İCTİHÂDI (ictihad etme kânunlarını) TA’LÎM ETDİM. BUNDAN SONRA BU AHKÂMIN VE BU HILL Ü HURMETİN (helâl ve haramların) NESH OLUNMASI (hükümsüz kılınması) İHTİMÂLİ KALMADI. (…..) VE SİZE Nİ’METİMİ İTMÂM EYLEDİM (tamamladım.)”

Buyurmaktadır…

(Büyük Müfessir, Elmalılı Muhammed Hamdi Rahmetullâhi Aleyh, tab’-ı evvel, c. 3, s. 1568)

9 cild hacmindeki “Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu” nâm muhalled eserin sâhibi; (o eser ki, cumbokrasi devrinden Haçlı Avrupalı Gâvurların en ilmî ve ciddî bir eser olarak Avrupa dillerine ilk terceme etdikleri bir eserdir) ve tefsir sahibi de olmasına rağmen kendisini “mukallid-i hanefiyyeden” bir zât olarak takdîm eden; 960 haçlı darbecisi müşriklerin DİB üzerinden önüne koydukları şirknâmelere tasdîk vermediğinden 6 ay sonra da istifâ edib haçlı müşriklere rest çeken Merhûm Ömer Nasûhî Efendi, zikri geçen eserinin 1. cildinde, İslâmiyyet’in, adı geçen âyet-i kerîme ile, Kitâb, Sünnet, İcmâ’ ve Kıyâs-ı Müctehidîn ana delilleri ile TAMAMLANDIĞINI ; ve bunların usûl ve kavâidinin vaz’edildiğini apaçık beyan etmektedir…

Peygamber-i Zîşân Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimiz Hazretleri’nden i’tibâren 15 asırdır İslâmiyyet’in ana temel ve delilleri böyle nice âyât ü beyyinât ile de apaçık ortaya konulduğu halde, günümüz Ramazan’larında bunun münkirleri olan ve:

 “Biz yalınız Kur’anı tanır ve biliriz, orada var olan vardır yok olan yokdur! Kur’anda sünnîlik diye de bir şey yokdur! V.s., v.s!..”

Diyerek, hezeyanlar savurarak müşriklik peşine düşenlere yani “Kur’ân’ı inkâr ederek Kur’ân!” diyen sahtekâr münâfıklara ve müşriklere “müslüman” demek, aslâ câiz olamaz… Aksi hâlde, onların müşriklik ve münâfıklıklarına rızâen, îmânsızlık ve kâfirlik ruznâmeye gelir!.

Merhûm Ömer Nasûhî Efendinin satırları da aynen iktibâs etdiğimiz şekliyle şöyledir:

“….DÎN-İ İSLÂM, ekmeliyyet derecesini hâizdir. (Elyevme ekmeltü leküm dîneküm….= Bugünki gün size, dîninizi ikmâl etdim) âyet-i kerîmesi, bunu nâtıkdır. O halde vakit vakit yüz gösteren bir takım hukûkî, ictimâî hâdiselerin hükümleri de—icmâ-ı ümmet ile, kıyâs-ı fukahâ ile hâl ve ta’yîn edilmek lâzım gelir. Bunlar da şer’î deliller cümlesinden olub, âmme-i ümmet tarafından kabûl edilmiş birer esasdır. VE İLLÂ DÎN-İ İSLÂM’IN EKMELİYYETİNİ (eksiklikden münezzeh ve en mükemmel olduğunu) İDDİA, İ’TİRAZDAN SÂLİM OLAMAZ.”

“……Binâenaleyh icmâ’ ile kıyâs da, yine ŞÂRİ-İ MÜBÎN (Yegâne ve mutlak kânun koyucu Allâh) tarafından KABÛL ve ümmete tavsiye buyurulmuş birer ŞER’Î DELİLDEN başka bir şey değildir.”

“…. Demek oluyor ki: (Elyevme ekmeltü…) nazm-ı kerîmi, Kitâbullâh ile Sünnet-i Nebeviyye’yi ve icmâ’ ile kıyâsı ihtivâ eden, bunlar ile bütün ahkâmı sâbit bulunan bir Dîn-i Celîl’in EKMELİYYETİNİ bizlere TEBŞÎR buyuruyor. Eğer böyle olmasaydı, Dîn-i İslâm’ın her asırda binlerce, yüzbinlerce eâzımı (en büyük ulemâsı) tarafından icmâ’ ve kıyâsın birer hüccet olması kabûl edilir miydi?”

(Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmûsu, 1967 tab’ı, c.1, s.167-168)

İşte, iç ve dış münâfık-müşrik kefereler de, “eâzım-ı ümmeti”, başda en büyük ve büyükler büyüğü Rasûl-i Rusül Aleyhissalâtü Vesselâm Efendimizi aradan çıkarıb ademe (yokluğa) mahkûm ederek, her esas ve temelin kökünü kurutmak şeytanlığını en büyük hedef hâline getirmişlerdir… Çünki târihdeki yehûdiyyet ahbârı ile, nasrâniyyet ruhbânı nasıl aynı şeyleri yapmışlarsa, bugünün “religion görevlisi” ruhbân sınıfları yani müslüman görünüşlü İslâm’ın Ramazan azgını İbni Selül’leri de, aynı çizgiyi devam etdirmenin kâfirliğini, aynen onlar gibi devâm etdirmektedirler…

Yukarıda beyan etdiğimiz âyetle Cenâb-ı Hakkın İslâm’ı nasıl ta’rif etdiği ve muhtevâsının ne olduğu apaçık ortada iken, bu kur’ânî ta’rif ve muhtevâyı:

 “TANIMAM, BEN BUNU BEĞENMİYORUM; KUR’ANIN DEDİĞİ DEĞİL, BENİM KUR’AN’A SÖYLETMEK İSTEDİĞİM KUR’ANDIR!”

Deyiş peşine düşen şeytânîlere, Kur’an-ı Azîmüşşân’ın sûret-i kat’iyyede “müslüman” demeyib; bunlara “müşrik, münâfık ve kâfir” dediği îzahdan vârestedir; ve bu, (BEDÂHAT) derecesinde de apaçık ortada bir hakîkatdır…

Bir müslümanın, “mü’minle kâfir” arasındaki tefrik noktasını, her zaman ve mekânda, zerre kadar şübhe etmeden görebilmesi, onun, îmânını muhâfazada en zarûrî bir kânûn bilinmelidir…

3) Adı geçen Allâh’sız ve Kur’an’sız, çene ishâline yakalanmış, echel ve ekfer İslâm düşmanlarının, üzerinde birleşdikleri en ana mes’ele, en temel esas, en azılı Ebû Cehillik ve en mühim hedef de, ALLÂH RASÛLÜ, Rasûl-i Rusül, Sebeb-i Hılkât, Aleyhi Ekmelittehâyâ Sallallalâhu Aleyhi ve Sellem Efendimiz Hazretleri’nin, (Aradan çekilib alınması ve yok kabûl edilib, yok kabul etdirilmesi, ademe mahkûm edilmek istenişi) kâfirliği; yani,  Allâh’sızlık, Kitab’sızlık ve Peygamber’sizlikdir… Bu şeytan sürüleri, Yahudiyyet-Nasrâniyyet-(Haçlı)-masonizma ve global tapınakçılar cebhesinin, bu noktadaki meccânî haşhâşîleridir…

Bütün bu ecnebî ve yerli mülhid ve kefere şebekeleri, 15 asırdır bu noktaya, nice uydurmalar, yalanlar, iftirâlar ve  hurâfelerle; ve oryantalist ve misyoner masal ve hurâfeleri perdesi altından ateş eder; veya kubur fâreleri gibi İslâmiyyet’i ve O’nun Peygamberi Aleyhisselâm Hazretlerini, gûyâ kanserli beyinleri emriyle kemirir ve mikrop saçarlar!..

Allâh’ın Habîbi aradan çekildiği zaman, bu “ankebut kafalı” Ramazan ve ekran şeytanlarına göre, İslâm’ın bütün esas ve disiplinleri, ashâb, tâbiîn, tebe-i tabiîn, müctehidîn ve etbâı da, bütün ara ve TAŞIYICI nesiller olarak aradan kaldırılmış bulunacak; ve İslâm, 15 asır evvele ve oranın demir parmaklıklı zındanlarına hapsedilmiş olacakdır!!!..

Bunlar, bu Ramazan ekran şeytanları, o kadar azılı İslâm düşmanı zındık ve müşrik sürüleridir ki, bu 15 asır ortadan kaldırıldığı zaman, ellerinde, o, “Sâdece Kur’an!” deyiş ile “inandık” dedikleri Kur’ân-ı Kerîm de (!) kalmıyacak; ve bu, kendi iddialarını bizzat kendi lâ’netli elleri ile ipe çekmek olacakdır!.

Onlar, bu kadar bedâhat karşısında, nasıl bir ALLÂH, Kur’ân  ve Rasûl Aleyhisselâm düşmanı, hem de (azılı) düşmanı olduklarının isbâtını, cihân akıl ve mantığına karşı böylece yapacak; ve bundan, bir Manukyan sermâyesinin binde biri kadar bile iffet sancısı çekmiyecek; ve ebedî çukurlarına yuvarlanıb, kahrolmaya gideceklerdir…

Bu iç ve yerli İbni Sebe ve İbni Selül bozuntularının bütün hedefi, makâm-ı Risâleti ortadan kaldırmakdır… 15 asırdır bütün Yehudiyyet, Nasrâniyyet ve ateist Allah’sız cebhelerinin yapdığı da mücerred budur…

Peygamber Aleyhisselâm ortadan kaldırıldığı zaman, Allâh Azze’nin istediği “ALLÂH îmânı ve O’nun mutlak varlık ve hakîkatı” da ortadan kaldırılmış; ve beşer kafasının yontduğu binbir çeşit PUTLARA, hâşâ “ALLÂH” deme ve dedirtme üzerinden, iblis soyları kendilerini, böylece (tanrı) mevkiine yüceltme (!) imkânları bulmuş olacaklardır… “Ahbâr ve Ruhbânlarını RABB ittihaz eden”  yehud ve nasâra dinindeki hiyerarşi, bu sefer İslâmiyyet’in de içine taşınmış olacak; ve “Sarıklı cübbeli bir ahbâr ve ruhbân sınıfı”, Allâh’sız rahibler, papazlar ve hahamlar yani “religion görevlileri, şirketleri, vakıfları v.s.ler” ortalığı kaplamış ve doldurmuş olacakdır… Artık böyle olunca da, Şeriat-ı Garrâ-yı Ahmediyye’nin dünyâ global şeytanlarının (hevâ, heves, nefis ve arzuları) önünde, o mutlak hakikat (mâniası) kalmamış, tamâmen kaldırılmış; ve meydan, bu şeytan kullarına kalmış olacakdır…

Tanrı, din, baba, oğul, kutsal rûh, ölüm ötesi, hümanizm, fizikötesi, felsefî ve cinsî ipden boşanmışlık, ucûbelerle yatıb kalkma, sevicilerle dallanma, lûtîlik, Sodom’culuk, insanlığın kanını emme ve hortumculuk ve her türlü hayvanlık altı gâvurluk, v.s., bütün dinler arasında birer ortak payda hâline getirilmiş bulunacak; ve böylece, global krallık, saltanatını tek dünyâ devleti olarak ele geçirecek; ve siyon protokollarına kadar bütün şeytânî (ittifaklar), dünyâya hâkim kılınmış olacakdır…

4) Ramazan’da ekranlara hücûm eden bu İbni Sebe ve Selül döllerinin, “İslâmiyyet’i yıkma işi dışında” başka bir tek işle uğraşdıklarını; ve meselâ yollara dökülüb “Lût kavminin çocuklarıyız” diye pankart taşıyan ve hayvan bile olamamış bu mübtezel ve iğrenç çukurlara, bir tek taş bile atabildiklerine şâhid olabiliyor musunuz?

Olabiliyor musunuz söyleyin?

Bu bile, bunların, sâdece ve yalınız bir tek vazîfe yüklenerek nasıl azılı İslâm düşmanı İbni Sebe ve Selül piçleri olduklarının bir başka isbât vesîkasıdır!

Artık böylelikle ve onlara göre bütün dünyâ, global iri şeytanların irâde ve hâkimiyyeti altına geçecek ve mübârek Ramazan’larda Büyük şehir caddelerinde “Lut kavminin çocuklarıyız” diye pankart taşıyan ucûbeleri, resmî ve gayr-i resmî merci’ler, bir nevi “teşvikkâr suskunluklarla” karşılayabileceklerdir!..

“Eşcinsel vatandaşlarımızın haklarını güvence altına almak şartdır.” deme noktasına kadar, yıllarca evvel çakılabilenler, ekdikleri rüzgârları bugün böyle fırtına olarak hasad etmiş de oluyorlar!. Ayrıca bu muhteşem (!) ve dembokratik (!) manzarayı, sarâ-yı cumhûriyyelerinde iftâr açarken veya imsâk vakitleri, duâlı ve evet’lerle “kutsanmış” mübârek ve yüce ağızlarıyla mırıldanarak, kim bilir hangi “mutluluklar içinde” derhâtır eylemektedirler!…

Nato toplantılarında, Lüxemburg gâvurunun “eşi (!) veya eşşeği olan; ve insanlık ve hatta hayvanlık kusuru bulunan; ve varlığın o iğrenç yüzkarası (oğlan ucûbesi lâ’netli karı) da”, Emnânımın arkasına geçib, artık o 10 kişilik “âile fotoğrafı karesinin içine bile alınabilir” olduğuna göre…

ARTIK islâmî “değerlerden” ve “şühêdâ kanlarından” ve “ocağı tütmez garib gurebâ dul ve yetim kulübelerindeki âhu zârlardan” geriye ne kalmışsa…..

Hulâsa, Allâh Azze ve Celle’nin Dînini içden yıkmak istiyen “müslüman” görünüşlü ekran şeytanı münâfık ve müşriklerin, dış müşriklerle elele verib, mübârek Ramazan’ları bile bir şirk panayırı hâline getirerek varmak istedikleri 2 hedef:

1) MÜSLÜMAN GÖRÜNMEK,

2) Böyle görünmenin aldatıcılığı ile PEYGAMBER Aleyhissalâtü Vesselâm EFENDİMİZ HAZRETLERİNİ, binbir şeytanlık uydurarak ve hadis ayıklamalarına varıncaya kadar  YOK SAYMAK VE YOK SAYDIRMAK İBLİSLİĞİDİR…

Allâh Azze ve Celle, Rasûl-i Rusül, İbrahim, Mûsâ, Îsâ, Âdem, Nûh Aleyhimüsselâm; Sıddık-ı Ekber, Fârûk-ı Ekber, Osmân-ı Zinnûreyn ve Aliyyü’l-Murtazâ Rıdvânullâhi Teâla Aleyhim Ecmaîn Hazerâtı hürmetine; ve enbiyâ, ulemâ, evliyâ, sulehâ, asfiyâ ve şühedâ hürmetine, adı geçen İbni Sebe ve Selül dölü ekran şeytanları ile Ramazan müşriklerinin, Kahhâr ü Müntakîm ism-i şerîfiyle müstahıklarını vere, âmîn…

Cihânın da bilgilerine…

İlk intişârı: 10/06/2017  19:51:57

2 Comments

  1. besmele dedi ki:

    İslâm”ı içden yıkıcı ekran şeytanları müşriklerin İslâm’a verdiği tahribâtın perde arkası ve varacağı nokta, çok güzel ve teferruatlı bir şekilde îzâh edilmiş. Düşmanlarımız İslam’ı yok etmek için son sür’at çalışırken Müslümanlara düşen vazife ise onların bu tahrifat ve tağyirâtına müsaade etmemek ve İslâm’ı müdâfaa etmekdir. Zîra bu, Müslümanın en baş vazîfesidir.

  2. ibrahim dedi ki:

    Nasıl tarumar oldu; ecdadtan kalan nizam, ortada ne din kaldı ne iman, üreyen bir mikrop var kesilmiyor gerisi, nerden çıktı meydana bu ibn-i sebe sürüsü.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir