Ru’yet-i Hilâl
26 Ağustos 2017
Darwin Soytarılığı İle “T.C. Eğitim” Rezâleti…
28 Ağustos 2017

BUNLARIN MANTIĞI MANTI MI NEDİR,

HİLÂL DEYİNCE DURUYOR!

Ahmed SELÂMÎ

 

Adamlarla madamların hangi akıl ve mantığı taşıdıkları değil, mantık yerinde ne taşıdıkları artık ruznâmeye gelmeli; ve bunların, ne kadar kâle alınabilecekleri de değil, ne kadar insan ve müslüman yerine konulmayacakları bahse mavzû’ edilmelidir!

1)  Bir insan, eğer ALLÂH’a inanıyorsa, O’nun emretdiği bir işi, yine O’nun emretdiği (Usûl) dâiresinde yapmaya kendisini mecbûr ve mükellef bilir. Yapamasa da, “yapmanın usûlü ancak budur, başkası olamaz!” deyiş; ve bu ana usûlü tasdîk ve tahsîn şart… Aksi halde, o, bir sahtekâr ve münâfıkdan başka bir nesne bilinemez…

2)  Hacc, Kurban, Oruç, teşrik tekbirleri ve bayram namazları v.s. içün zamanı tesbit eden, Kitâb, Sünnet, İcmâ’ ve fukahâ ittifâkıyla kat’iyyen sâbitdir ki, bu ancak “Rü’yet-i Hilâldir!..” Zarûrât-ı Dîniyyeden yani (İslâmiyyet’in olmazsa olmazı, redd veya onda şübhe ve tereddüd dahî küfre müeddî hüküm ve haberlerden) olan bu farzı, hangi belde ehâlîsi içinde bu işden anlıyanlar yerine getirmiyorlarsa, o belde halkının tamâmı da Allâh’a ısyân etmiş fâsıklar ve günâhkârlar zümresine dâhildir…

3)  “Rasat, masat, hesab ve takvim!” gibi ıvır zıvırlar bu işde aslâ müslümanın baş vuracağı bir ölçü olamaz; olur diyen ve “ben “rü’yet-i hilâl diye bir şey tanımam, astronomi çok ilerledi, takvime, onu taşıyan duvara, davar gibi bakarım!” gibi hezeyân savuran adamlar, Allâh ve Rasûlü’nü tekzîb etmiş nasibsizlerdir. Benim inandığım din ile alâkaları yokdur!.

4)  Müslümanlığı, laiklik, dembokrasi, modernizma, pozitivizma ve kamalizma ile halt edib karıştıranların dîni onlara; benim dinim ise bana!. Ben, Osmanlının son devrindeki icâzetli ulemânın “İslâmiyet!” dediği ve ucu Allâh Rasûlüne bağlanan dîne îmân etdim. Meşrûtiyetçi ve cumhûriyetçi uydurma ve halitalarına, “Hakk’ı bâtıl ile telbisden ibâret” ve adı İslâmiyyet olan günümüz uydurmalarına aslâ… Benin tarafım apaçık işte bu…

5)  Bir de, “müslümanım!” diyenler var… “Müslümanım, ehl-i tarikım, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır, öyle ise benim de melek gibi bir şeyhim var, öyle ki, şeyhim haram lokmaları bile temizleyib helâl yapar; onun içün ben, her sucuk ve salama kadar nice necâseti bile satar ve çoluk çocuğumla tıka basa ve âfiyetle yerim, şeyhimin eteğine de yapışmışım, hiç yere basmaz uçarım ve garanti belgem de koynumda olduğu halde zamanı geldikde cenneti boylarım!” diyenlerin tarafı acaba neresi?. Allâh ve Rasûlünün “HİLÂL’in rü’yeti şart!” diyen taraf mı, yoksa, “herkes, bulunduğu memleketin bayramına uyarak bayram etsin!” hezeyânı uydurarak, bunu, bir takım şeyhlere, müridlere, rûhânîlere, erenlere, bilenlere, sofîlere, istihârecilere, rü’yacılara, keşif ve kerâmet, vecd ü istiğrak ehlinin hallerine isnâd eden soytarıların, şarlatanların ve “şaklabanların!” tarafı mı?

6)  Tasavvufun baş komutanlarından İmâm-ı Rabbânî Müceddidd-i Elfi Sânî Ahmed-i Fârûk-i Serhendi Rahmetullâhi Aleyh Hazretleri,  Mektûbât’ında: “Şeriat’a aykırı her tarîkat zındıklıkdır, Âhıret’de tasavvufdan değil Şerîat’dan soracaklar!” buyururken; bazı tarikat simsarı ve kelle avcıları ve Üstâd Merhûmun kalemindeki “ham softa kaba yobaz!” mezhebinin çığırtkanları, bu noktada tam bir butlan ve mezbelelik içindedir!.

7)  15 asırdır müslüman ve icâzetli âlimler “rü’yet-i hilâl esasdır!” derken; bugün, müslüman görünen, aslâ âlim sayılamıyan ve “diplomalı akademisyenlerden ibâret gürûhun takvim!” diye tutturma hezeyanları, hiçbir müslümanı bağlamaz; lâkin, müslüman görünenleri kazığa bile çakıp bağlayabilir!

8)  Mantık yerinde mantı taşıyanlara, değmese de deriz: “Îmân etdiğin takvimin hesâbı, Kandilli’nin rasatı ise, dürüstce ve nâmusluca hareket et; ve bunu, her zaman ve mekânda erkekçe müdâfaa ve muhâfazaya çalış…”

9)  De ki: “Ben, sarık-cübbeli bilmem ne başı olarak, Hilâlin, Kandilli Rasatına göre, kaç sene evvelden  şu gün şurada görüleceğine îmân etdim (!) 15 asırlık  adamlar gibi dağ tepe dolaşarak ve elimi alnıma götürerek hilal (aranamıyacağına) îmânım tamdır… Dünyanın her yeri de, takvim ve rasatı esas almalıdır. Esas olan budur, takvimdir…”

10) Namuslu ve insanlık haysiyeti ile islâmlık şerefine (!) sâhib olan bir adam, bunu der; ve her zaman ve mekânda da oranın takvim ve rasatını esas alır; bunu müdâfaa ve muhâfaza eder!

11) Vehhâbî “Melik-i Muazzamlığı” veya Suud Krallığına girmişse, orada bile aslâ çekinmez ve sorar: “Yâ lelli, Yâ şeyh ve yâ bay, mister! El Hilâl ev el takvim, errasad, el hesâb, işler sizde hangisi, böyledir bizde?!”

12)  O Kralın zombisi de, ya, “Hilâl!” der; yahud, “rasat, masat, takvim, duvar, davar bilmem ne!”

O zaman, o zerre kadar nâmus ve şerefi olan adam sorar: “Hilâl ne demek lan,  hangi devirdeyiz, ulan deve çobanı, ulan zıpır, ben memleketde esdim gürledim; herifleri, o hilâl diyenleri, dağ tepe dolaşıp ellerini alınlarına götürerek hilâl ARAYAN, keçilerini kaybedip o keçilerini (aramak) üzere damlara çıkan gerzekler yapdım; hem de, 15 asırlak gelmiş geçmişleriyle ve taaa Allâh ve Rasûlüne kadar topunu da benzetdim!.”

13)  “- Ulan yalelli!. Hem hilâli rü’yet etdiyseniz, hani bunu televizyonlarla ve bazı memleketlerin adamları ile CANLI yayın yaparak, dünyâya ilân edecekdiniz? Ne oldu 78 senesindeki “hilal konferansı” atraksiyon ve sıkıp durmalarınız?. Neden bunu dünyaya ilân etmediniz?. ABD, İsrail ve Papalık bozulur diye mi?. ABD takvimini kutsamakdan (!) vazgeçdiğinize verilir; ve şeyinizle oynarlar diye mi?. El möhderem ya lelli! Belki sen bilirsin, T.C.’de ise diyânet, neden Kandilli rasathanesi hesablarına; deniz kuvvetleri gibi pek çok yer ise, neden ABD takvimine bağlanmış; ve aralarında, 24 saat fark bulundurulmaktadır? Bu bektâşi sırrına sizin aklınız ermezse başka kimsenin ermez!?.”

14) Bunları demeyen, diyemiyen adam, “rasat, masat, hesab ve takvim!” demeye devam ediyorsa, tam bir tenâkuz sahtekârıdır!.

15) Veya, “Melik-i Muazzam” o Kralın zombisi “hilâl!” demiyecek; “rasat, masat, hesâb ve takvim!” diyecekdir! O zaman da, zerre kadar sözünün arkasında durma şeref ve haysiyeti taşıyan bir adam şunu der: “Mister, Ya lelli, Yâ herif! “Bu, sizin rasat ve sizin takvim mi; yoksa, Cidde’de yalınız ABD’lilere mahsus plajların da sâhibi Okyanus ötesi âlemin takvimi mi?.”

16) Tabii ABD takvimi… O zaman mantık yerine mantı taşıyanlara sorulur: “Ulan hani sizin takvim ve rasatlarınız bile, size âid ve mahallî değil de; böyle oranın buranın kucağına oturanların hâli gibi neden “GÜDÜMLÜ?!”

17) İşte asıl mes’elenin kaynağı burası!. Bugün, “takvim!” deyen de, “hilâl!” deyen de güdümlü ise, onun ALLÂH belâsını versin!. Çünki Allâh’ın dînini, birilerinin keyfine göre kalıba ve operasyona sokub, diyaloglama, kolonlama veya genleriyle oynayarak kısırlaştırma peşindedirler… Topuna da lâ’net!

18) “Takvim birliği!” peşinde koşan mantık sahiblerinin, mantı kadar mantığı olamaz!. İşte ABD takvimi, işte cumburlobiyyetin bidâyetinde uydurulan Fatin Hoca takvimi!. Hadi tevhid edin!. Hangisi hangisine tabi’ olup bey’at edecek?

19) Hangisi: “Ben yanlışmışım, sen doğru imişsin, ben 88 senedir millete yanlış takvimle ramazanın sonunda bayram etdirdim veya bayram günü oruç tutdurdum veya 10 Zilhicce girmeden kurban kestirib kebab yedirdim, teşrik tekbirlerini karmakarışık etdim, haccı da hacc-ı kırpan eyledim, v.s.!” diyecek?!

20) Veya, Suud “Melik-i Muazzam” veya Vehhâbî Kralı ile onun sâdık bende ve köleleri ve zombileri: “Biz, ABD takviminin yanlışlığını anladık, milleti, hüccâc-ı müslimîn denen garîbânları bir gün evvel veya bir gün sonra Arafatlara çıkarıb Kâbe etrafında fırıl fırıl döndürüb durduk!” diyecek mi?.

21) Takvimlerinin de kendilerinin de, Allâh belâlarını nasıl verdi ve veriyor ve verecek… Allâh Azze, sanki bu münkir sürülerden “Takvim Birliği” istiyor?. Allâh, “Hilâlin rü’yetinde birlik!” istiyor, takvimde aslâ!. Sen “hilâl” de, O’nu rü’yet et, ister isâbet et, ister etme! “ŞERİATIN sâhibi böyle istiyor!” de… İsâbet mükellefiyyeti yok ki!. Vazîfeyi îfâ mükellefiyyeti var!. Müctehîdler bile mutlak isâbet ile mükellef değil. Bütün gayret ve himmetlerini doğruyu bulmaya hasretmekle mükellefler… Netîce, mutlak hakka isâbet etmese de, buna rağmen me’cûr olacakları ma’lûm! Bütün müslümanları aynı günde bayram yapma mükellefiyeti içine sokan kim?. Hakk Teâlâ, mücerred, “rü’yet” ile ümmeti mükellef tutuyor; bu kuru kafalı modern yobazlar ise, “hayır, takvimde birlik sağlayıb aynı gün bayram yapacağız!” gibi bir şeytanlığın peşine düşüyor!. Mühürlülere ne yapılsa, fâidesi olmayacağı izahdan vârestedir…

22) Cenâı Hakk Azze ve Celle, “Hepiniz aynı gün bayram yapacaksınız!” buyurmamışken, bu zibidiler kim; ve bunlara ne oluyor?

23) “Hicrî ayların hilâlini esas alacaksın!” diyen bizzat Cenab-ı Hakk ve Allâh Rasûlü olacak, bu düalist ve inkârcılar ise:

 “- Yok öyle şey, bizim usûlümüz budur, takvim devrimi yapmış, Grogoriyen papazına ve onun icadı takvime rabt-ı kalb eylemişiz, Avrupa kabuklularına tam ve tam benzemişiz! Bu yoldan aslâ dönemeyiz, pozitivizma usûlleri bizim tanrımızdan gelen en hakîkî mürşid ve vahiylerimizdir; biz, Araboğlunun yâvelerini ve gökden indiği sanılan doğmaları, süt yoğurt kardeşliğini, falanı filanı ırgalamayız!” diyerek Allâh ve Rasûlü’ne kafa tutacak…

24) İşte, bu adam ve madamların, mantı kadar mantık taşımadığını ALLÂH Azze böyle gözlere sokar; ve daha dünyada, böylesine rezil ve rüsvay eder!

25) 15 asırlık rabbânî USÛLÜ beğenmiyen, Allâh’ın Dînini hevâ ve heveslerine göre kalıba döküb şekillendirmek istiyen münkirler, kendi usûlleri içinde işte böyle boğulur ve hâk ile yeksân olub giderler…

Piç usûllerinin muhâfaza ve müdâfaasında Ebû Cehil inâdıyla ayak direyen; ve “küfr-i inâdî!” denen gayyâya düşen modern yobazların bilgilerine…

(İlk intişârı: 28.10.2012)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir