(4) İskilipli Merhûm Âtıf Hoca’nın “Tesettür-i Şer’î” Risâlesi ve İslâm’da Örtünme Emri
17 Eylül 2014
(5) İskilipli Merhûm Âtıf Hoca’nın“Tesettür-i Şer’î” Risâlesi ve İslâm’da Örtünme Emri
24 Eylül 2014

AKÂİDDE BÜYÜK İMÂM VE MÜCÂHİD ŞEYHÜLİSLÂM MERHÛM MUSTAFA SABRİ EFENDİ HAZRETLERİ’NİN 62 SENE EVVEL (12. MART. 1954) TÂRÎHİNDE İRTİHÂL-İ DÂR-I BEKÂ EYLEYİŞLERİ MÜNÂSEBETİYLE…

MÜBÂREK RAMAZAN’DA, DÂHÎ ŞEYHÜLİSLÂM MERHÛM MUSTAFA SABRİ EFENDİ HAZRETLERİNE TÜRKİYE GAZETESİ’NDEKİ İFTİRÂ, HAKÂRET VE AŞAĞILAMALAR İÇÜN TEVBE EDİLMEZSE, LÂ’NETLENMEKDEN KORKULMALIDIR!

(5) 

Ahmed SELÂMÎ

 

Kendisini Son asır ulemâ ve velîlerinden Merhûm Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri’ne nisbet eden bir grubun gazetesi “Türkiye” nâm cerîdede, Büyük ve Dâhî Şeyhülislâm, akâidde (İMAM), Merhûm Mustafa Sabri Tokâdî Hazretleri en iğrenç hakaret ve iftiralarla hücûma uğramışdır. Merhûm’a, nasıl “saldırayca” saldırıldığını, bundan evvelki makâlelerimizde bir kısmıyla beyân etmişdik. Mevzuumuza bırakdığımız yerden devam edeceğiz inşâAllâh…

Şeyhülislâm Hazretleri, 1908’de Hılâfet’e karşı yapılan mason-ittihadçı-yahudi ve haçlı darbesinden sonra, bütün Osmanlı İslâm Coğrafyasında iş başına gelen ve bugüne kadar devam eden “İslâm Düşmanı” rejimlerin iç yüzünü anlamak; ve bunların münâfık güdücülerini tanımak ve dışdaki yahudi-haçlı şebekelerinin gizli açık bütün mel’anetliklerini görmek noktasında, gerek makâle ve gerekse kitabları ile bütün kalem erbâbının en başında gelmektedir… Bu i’tibarladır ki, kendisi aleyhinde yazılan yalan, iftirâ, hakâret ve utanmazca tecâvüzlerin son derece mülevves, iğrenç ve şiddetli oluşu, bu sebebledir!

32) Büyük Şeyhülislâm, hiçbir zaman “monşer” patenti taşımadı;ve nice ittihadçı eşkıyâlar gibi Selânik kerhânelerinde vücûd bularak ve (23 temmuz Hılâfet yıkma) kahpeliklerini “bayram” olarak tes’îd edecek kadar aslâ hâinleşmedi. Anadolu’nun südü ve kanı belli bir Oğuz evlâdı olarak da, uçkurtapar-alkolik iç küffâr ile son nefesine kadar yılmadan mücâdele etdi… O, Anadolu’nun şer’î bir KAHRAMANI; Rasûl-i Rusül Aleyhisselâm Efendimiz Hazretleri’nin serdengeçdi bir sevdâlısı ve fedâîsidir!.

33) Ve O, muârızları gibi İngiliz gâvuruna bel bükerek dünyevî makamlar elde etme satılmışlıkları ile sahtekârlıklarından ve velîni’meti olan sultân ve âmirlerine (ihânetden) münezzeh yaşadı… Yâd ellerde hastalanan âile efrâdına ilâç almak içün para bulamadı; evine bir tencere almıya bile bütçesi nâmüsâid olduğundan, çay demliğinde kuru fasulye pişirdi, sonra onu yıkadı ve aynı demlikde çay demledi!. (Fakir fukara milletin) paralarını, çilingir sofralarında alkol çekib çakırkeyf olarak, Allâh’a, Rasûlü’ne ve Dînine küfrederek çarçur etmekden münezzeh, Peygamber Aleyhisselâm yolunda her çileye göğüs gererek gerçek bir mü’min ve müncî olarak yaşadı!.

34) Takiyye küfrü, nâmussuzluğu ve şerefsizliğinden bu kadar uzak yaşamayı kendisine şiâr edinen bir îmân, fikir ve cihâd erine; ilim, irfân ve nâmus âbidesi böyle bir allâmeye, nâdir yetişen böyle bir ilim adamına dil uzatmak, onu tahkîr ve tezyîf etmek, hangi îmân, vicdân, haysiyet, şeref ve insanlık taşıyan bir mahlûkun, hangi saldırayın ve hangi gazetenin ve hangi câmianın işi ve haddi olabilir?!.

35) Geçdiğimiz laik ve dembokratik reis-i cumhur intihâbında, (10 ağustos 2014) Çankaya’ya çıkması içün ifrâd ve tefrîd peşine düşerek göklere çıkarılan ve putperestçe tapılan namzetlerin, rakîb ve muârızlarını mağlûb etmek içün değil de sanki yerin 7 kat dibine geçirmek üzre ve “öküz altında buzağı aratan” dessaslıklara mübâşeret ve tenezzül ile ta’kib edilen sakîm ve insan haysiyyet ve şerefine kıç atdıracak derekede hatarlı yollara tevessül etmeleri, aklen, şer’an ve tab’an da, fevkal’âde çirkin, iğrenç ve merdûddur… Allâh Azzenin “ve Rabbeke fe kebbir” emrine “sâdece Allâh’ı yücelt” fermânına, nice “müslüman geçinenlerin” bir putperest ve dembokratperest kadar meydan okumaları, Allâh’ın DÎNİNİ münâfıkça sulandırmakdır!. Zerre kadar îmân ve hayâsı olan, o (seçim) denen dembokrasi kumarı sırasında sıvadığı hezeyân ve küfürler içün binlerce kere pişmân olur; ve nedâmet gözyaşları ile de Rabbinden afv u mağfiret niyâz eder! Ve “tevbe-i nasûh” ile de, böylece tevbede bulunur… Laik dembokratik politika piyasasında, hani böyle bir tek adam veya madam?. Yokdur; çünki (kalblerden îmân-ı şer’î) silinmiş, yerine, tâğûtların sidik yarışları ve seçim kumarı çakılmışdır!

36) Merhûm Şeyhülislâm Hazretlerine fırlatılan bu kabil dengesiz; ve îmân, akıl, zekâ, ferâset, nezâfet, nezâhet ve nezâketden nâmütenâhî uzak, mutlak ma’nâda hılâf-ı hakîkat ifâde ve ibâreler, Anadolu’muzun altını üstüne getirmek istiyen “neoconik Locafendi paralelli ve taralellilerinin” ekmeğine yağ sürmekdir. Aynı zamanda bu, memleketdeki tâğûtî gerginliği ziyâdeleştirmek ma’nâsına da gelecekdir… Mübârek Ramâzân-ı Şerîf’de bu kabil ateşle oynamak kabilinden yalan ve iftira makûlesi kabîhaya, sûret-i kat’iyyede teşebbüs edilmemesi, tarafımızdan şiddetle ve ehemmü’l-ehem derecede ihtâr ve tavsiye edilmişdir…

37) Saldıray veznindeki nevzâd veya nevzuhûr zâd, yazı-çizisine, Türkiye Gazetesi’nde kendisine ikrâm edilen köşesinden, müthiş bir tehâcüm ve tehâlükle ve hiçbir teennî ve taharrî endîşe, mes’ûliyyet ve iffeti taşımadan; ve O Büyük Şeyhülislam’ın “îmân, fikir, şeref ve haysiyyetine şöylece bir atf-ı nazar edeyim” bile demeden, şu minvâl üzre siyah ve silâh çekiyor: 

“Başbakan, (RTE) Cumhurbaşkanlığı kampanyasında Mustafa Kemal’in milli mücadele rotasını izliyor. Ama şanslı. Karşısına, yollardayken hakkında ölüm fetvasını yayınlayacak bir Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi çıkmayacak…”

Tek kelime ile iğrenç bir yalan ve iftirâ!. 60 yıl evvel Rahmet-i Rahmân’a kavuşan çilekeş bir allâme, bakınız hangi pis politikaya âlet edilerek iftirâya ma’rûz bırakılıyor; tahkir, istismâr ve istiskâl ediliyor! 

38) Fevkâlâde çirkin ve yavan o tahtakale mantık ve rezâletiyle hareket edilerek, Tavil Tayyib Paşa’nın muârızı ve rakîbi olan zâd yani (Piskevitçi’nin Emsâlettin’i), nasıl acımasızca, gaddarca ve zâlimce yerin 7 kat dibine çekilib üzerine de Anıt kubûr mermerleri kadar nasıl bir ağırlık konduruluyor!? Böylece de, nasıl kirpiğini bile kıpırdatamaz hâle getirilib, o “müthiş (!) suçluluğu” nasıl yüzüne tükürtülüyor! Şu şeytânı bile iğrendiren hesâba ve katakülliye bakınız!  Bu şeytânî hesab uğruna, o derme çatma ÇATInın (kere.tesi) adamı yere batırmak içün, onun merhâba dediği, elini öptüğü, nasihatını dinlediği Merhûm Şeyhülislâm Hazretleri gibi zevâtı kirâmın bile hâşâ “hâinliği”, münkirce,  gaddarca ve zâlimce nasıl uydurulub dile getiriliyor! Şeyhülislâm Hazretlerinin, iğrenç diktatorya devrindeki adam ve madamlara karşı sürdürdüğü mücerred islâmî muhâlefeti, mücâdele ve mücâhedesi, sanki “cumhûriyet tanrılarını tanımamak” olarak utanmazca yaygara edilmektedir!. Hatta, kamalist CHP ve MHP partizanlarını gûyâ o (kereste) aleyhine yükleyebilmek içün, o KOCA ŞEYHÜLİSLÂM, tanrıların (heykellerin) boyunlarına, ibrâhimî baltalar asma gayretinde azılı bir “cellât ve mücrim” gibi gösterilmektedir!. Sonra da, îmân ve hedefi noktasında  Şeyhülislâm Hazretlerine yüzde yüz ters olan o CHP namzedi, CHP’lilere, Şeyhülislâm üzerinden “hâinlik” hissesi taşıyan bir mahlûk olarak sunulmalı ve alacağı oy’ların düşmesi sağlanmalıdır!.

Dembokratik (!) ahlâk ve şerefin bu kadar iflâs eden şeytâncasına, medya dünyâsında nâdiren rastlanır!. Gazetesi de, böyle bir cevheri (!) ile ne kadar iftihâr etse az!

39) YAZIKLAR OLSUN!.

Türkiye Gazetesi bu fâhiş ve son derece çirkin manzara karşısında, bütün muharrirleri, hocaları, ehl-i sünnet ve’l-cemaat diye yıllardır gayret eden M. Ali Demirbaş ve Ramazan Ayvallı gibi isimleri başda olarak “bu iğrenç haksızlık karşısında aylardan beri SUSARSA”, keyfiyetin ne olacağı, ma’nevî mes’ûliyyetin hangi ölçülere vararak vuracağı kendilerine ma’lûmdur! 

40) 1954’de vefât ederek, yâd ellerde “Allâh Azze’nin DÎNİ” içün çekmedik çile kalmıyan ve Osmanlı Şeyhülislâmları içinde müstesnâ bir yeri olan böyle bir allâme ve mücâhid zâta karşı; ve vefatından tam 60 sene sonra, kendisini bizzat müdâfaa imkânı da olmadığı hâlde  öteki âleme göçmüş bu İSLÂM BÜYÜĞÜNE, ta’n ü teşni’de, gayz u kin ve gıybetde ve yalan, iftirâ ve bühtanda bulunmak, îmânî ve insanî değerleri yerinde bir adamın zerre kadar irtikâb edeceği bir iş olamaz… Bu adam ve madamların yarın bir başka İslâm Büyüğü zâtı da “hâin” veya bir başka yolla tahkîr etmiyeceğinden kim emîn olabilir?. “Ehl-i Sünnet Ve’l-Cemaat Ulemâ-yı İslâmiyye’sinin, tahkîr ve tezyîfinin, küfre müeddî” cihetlerini, bu gürûh “Elfâz-ı Küfür” bahisleri içinde hiç görmemiş olacak kadar echel-i cühelâdan olabilirler mi? 

41) Merhûm Şeyhülislâm Hazretleri, Kamal Paşa içün “ölüm fetvâsı yayınladı” öyle mi? Hani vesîkan?. Mübârek Ramazan’da hadi sen bilmiyorsun, dünki nevzuhûr nevzâd olarak eline baltayı aldın ve Osmanlı’nın “ULU BİR ÇINARINA” gezi zekâlı insan kusurları gibi baltayı salladın; O Türkiye Gazetesi’nin içinde, dışında, üstünde, altında, sağında, solunda, önünde, arkasında, neşriyat ve yazı müdürlüklerinde; müstahtemîni ve kâriîni içinde; kurucuları, müessisleri, muharrirleri, müessislerinin hocaları, onların mürşidlerini ağızlarına alanları arasında; Âhıret-i Dâr-ı Bekâya irtihâl eden büyüklerinin ruhâniyyetine sığınma nasibi taşıyanlar içinde, böyle rezâletler karşısında verem olub yataklara düşecek hiç mi adam gibi bir adam veya müslüman gibi bir müslüman kimse kalmadı???. “Îmân ve rûh kökünüz” mü kurudu, kamalizmaya teşebbühünüz KEMÂL noktasına varıb, îmân salâbetiniz de sabun gibi eriyib, ademiyyet mi kesbetdiniz, ey Âdemiyyetin (yüz.araları?)

41)Osmanlı’nın “Ehl-i Sünnet Vel-Cemaat” çizgisini devam etdiren ve Cennetmekân Abdülhamîd Hân Aleyhirrahmeti Ve’l-Ğufrân Hazretlerini velî nimet tanıyıb (bey’at) etmiş “mâte mîteten câhiliyye” tehdîdinden uzak kalmış, hılâfet ekmeği yemiş, birkaç düzine gerçek hocadan biri olan Büyük Allâme Şeyhülislâm Merhûm Mustafa Sabri Efendi Hazretlerine, ey “haksızlık karşısındaki suskunlar zümresi”, hakaretler ve iftirâlar savrulmasına nasıl ve hangi insâfınız ve îmânınızla müsaade edersiniz? Bu yalan, iftirâ ve hakâretlere, “saldıraylı yıldıraylar ve yıldırımlar fırlatmalara” hangi îmân, haysiyet ve şerefle göz yumarsınız? Küfre rızâ küfür, ma’siyete rızâ ma’siyet değil mi TÜRKİYE (buka.emunları?.) Sizlerin hanginiz, Şeyhülislâm Hazretleri’nin şu sâhib olduğu yukarıdaki mazhariyyetlerinin milyarda birine sâhibsiniz?. Böyle iken, bunca tuğyan ve cür’etle, ona, hakâretin en çirkefi lâyık görülecek öyle mi?. Zerre kadar îmân ve şerefi olan içün bu muhaldir!

42) O Osmanlı ulemâsı olmasaydı, ittihadçı hâin, mason ve eşkıyâların, onların da kuyrukları olan ahbes, ences, ekfer, esfel, nice adüvvullâhın, ortada “İslâm” diye bir din bırakmıyacaklarını; ve 18 sene ezan-ı Mu…..dî’nin yasaklanıb (Türkçe okutuldu değil), yok edildiğini, içinizde yaşıyan bir tek adam veya madam hiç kalmadı mı?. Ne çabuk unutub birilerinin çizgisine bey’at eder oldunuz, onların ilkelerinde eriyib gitdiniz?

43) O “yayınlandığından” bahsedilen “ölüm fetvâsı” denen ve kamalist eşirrânın 91 senedir çarpıtarak ve istikâmetini değiştirerek piyasaya sürdüğü o mübârek fetvânın, Büyük Mücâhid ve Dâhî, Şeyhülislâm Merhûm ve Mağfûr Mustafa Sabri Efendi Hazretleri ile zerre kadar alâkası olduğunu isbât edemiyen, dünyanın en şerefsiz ve nâmert, adî ve alçak mahlûkudur!.

44) O mübârek fetvânın altında “KETEBEHÛ EL FAKÎR DÜRRİZÂDE  ESSEYYİD ABDULLAH AF ANHÜM” yazmadığını isbât edemiyenler de, yukarıdaki mahlûkâtın MUTLAK OLARAK AYNISIDIR…

Fetvâlar, gerek Halife ve gerek Kamalcılar tarafından biribirini nakzeder şekilde iki tarafca da kaleme alınmışdır.

(Mâba’di var)

(İlk intişârı: 23.09.2014)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir